2)Fark Edilmek

1553 Words
Lal ; Bazı şeyler zamanla geçmez. Sadece şekil değiştirir. Aradan üç yıl geçti… Ama ben hâlâ aynı yerdeyim. Aynı duygunun içinde, sadece biraz daha büyümüş halde. Odamdayım. Kapı kapalı. Işık loş. Ve ben… her zamanki gibi günlüğümün başındayım. Sayfayı açıyorum. Kalemi elime alıyorum. Yazmadan önce birkaç saniye duruyorum. Çünkü ne zaman başlasam… duramıyorum. “Bugün yine seni gördüm.” Yazıyorum. “Hiçbir şey olmamış gibi… sanki ben seni her gün izlemiyormuşum gibi.” Duruyorum. Kalemin ucu sayfada bekliyor. “Sana bakmamayı öğrenmem lazım.” Hafifçe gülüyorum. Yalan. En büyük yalanım bu belki de. Tam devam edecekken aşağıdan gelen sesler dikkatimi dağıtıyor. Babamın sesi. Yanında biri daha var… Kalbim bir an duruyor. Sonra hızlanıyor. Çünkü o sesi tanımamak imkânsız. Aras... Kalemi elimden bırakıyorum. Defter açık kalıyor. Cümle yarım. Her zaman olduğu gibi. Yavaşça kapıya yaklaşıyorum. Açmıyorum. Sadece dinliyorum. Babamın sesi ciddi. Her zamanki gibi kontrollü. Ama Aras’ın sesi… Daha derin. Daha sert. Ve… daha yorgun. Babamla konuşuyor. Ajanlıkla ilgili bir şeyler. Zaten son üç yıldır hep böyle. Babası öldüğünden beri… Aras, babama geliyor. Danışıyor. Dinliyor. Öğreniyor. Çünkü artık o da bir ajan. Atlas abiyle birlikte. İkisi de. Deniz teyze hiç istemedi. Hâlâ istemiyor. Hatırlıyorum… Çağrı amcaya nasıl yalvardığını. “Bırak artık,” diyordu. “Herkes bıraktı, sen de bırak…” Ama o bırakamadı. Baş ajandı. Sahaya inmezdi normalde. Uzaktan yönetirdi. Ama son görevinde… gitmişti. Ve dönmemişti. O günden sonra her şey değişti. Atlas zaten istiyordu. Aras ise… istemiyordu. Ama sonra… Aras da değişti. Belki öfkeyle. Belki yarım kalmışlıkla. Belki de… babasına benzemekten kaçamayarak. Şimdi… İkisi de o karanlık dünyanın içinde. Ama kimse her şeyi bilmiyor. Kimse onların ikiz olduğunu bilmiyor. Bu, Çağrı amcanın planıydı. Eğer ajan olurlarsa… sahada tek kişi gibi hareket edebilsinler diye. Aynı yüz… iki farklı gölge. Okullarını bile ayrı seçmişti. Hayatlarını bile ayırmıştı. Birbirlerine olan bu benzerlik onların avantajıydı ajanlıkta. Ama ben… Ben hiçbir zaman karıştırmadım. Çünkü ben Aras’ı… her halinden tanırım. Bakışından. Sessizliğinden. Ve boynundaki o küçük benden… Kimsenin fark etmediği o detaydan. Ama en çok… Hissettiğimden. Aşağıdan gelen sesler kesiliyor. Kalbim sıkışıyor. Gidecek. Biliyorum. Hep öyle oluyor. Sessizce geliyor… sessizce gidiyor. Ben ise… Sadece yukarıdan izliyorum. Yavaşça kapıyı açıyorum. Merdivenlerin başına geliyorum. Onu görüyorum. Babamla konuşmayı bitirmiş. Kapıya yöneliyor. Tam çıkacakken… Bir an duruyor. Sanki bir şey hissetmiş gibi. Başını kaldırıyor. Göz göze geliyoruz. Yine. Ve o an… Üç yıl önceki o kız… hâlâ içimde. Hiç büyümemiş gibi. Kalbim yine aynı. Aynı hızla. Aynı hatayla. Bana bakıyor. Bu sefer biraz daha uzun. Sanki bir şey söyleyecek gibi… Ama söylemiyor. Sadece başını hafifçe eğiyor. Ve çıkıyor. Kapı kapanıyor. Ses… kesiliyor. Ben hâlâ oradayım. Kıpırdamadan. Çünkü bazı vedalar… Aslında hiç söylenmez. Ve bazı hikâyeler… Hâlâ başlamamış gibi hissedilir. Ama ben biliyorum. Benim hikâyem çoktan başladı. Ve en tehlikeli kısmı… Henüz kimse bilmiyor. Kapı kapandıktan sonra ev yine eski haline dönüyor. Sessiz. Düzenli. Kontrollü. Babamın sevdiği gibi. Ama benim içim… hiçbir zaman onun istediği gibi olmuyor. Merdivenlerden yavaşça iniyorum. Sanki biraz daha hızlı insem, arkasından yetişebilirmişim gibi. Saçma. Zaten hiçbir zaman yetişemedim. Kapının önüne geliyorum. Elimi kapı koluna koyuyorum. Açmıyorum. Sadece tutuyorum. Sanki o sıcaklık hâlâ oradaymış gibi… Sanki biraz önce onun eli değmiş gibi. Gözlerimi kapatıyorum. “Saçmalama Lal…” diye fısıldıyorum kendime. Ama içimdeki ses… beni hiç dinlemiyor. Kapıyı açıyorum. Gece serinliği yüzüme çarpıyor. Site her zamanki gibi… ama artık bana eskisi gibi gelmiyor. Her köşesinde bir anı var. Ve çoğunda o. Adımlarım beni düşünmeden arka bahçeye götürüyor. O günün olduğu yere. Her şeyin değiştiği yere. Oraya her geldiğimde aynı şeyi hissediyorum. Sanki zaman burada takılı kalmış gibi. Aynı bank. Aynı ağaç. Aynı sessizlik. Ve ben… Aynı hisle. Bankın kenarına oturuyorum. Ellerimi dizlerime koyuyorum. Derin bir nefes alıyorum. “Geçmedi…” diyorum kendi kendime. “Hiç geçmedi.” Ayak sesleri. Kalbim yine… o tanıdık şekilde hızlanıyor. Başımı kaldırmadan biliyorum. O. Yanıma kadar geliyor. Duruyor. Bir şey demiyor. Ben de demiyorum. Ama sessizlik… bu sefer ağır değil. Garip bir şekilde dolu. “Beni mi takip ediyorsun?” Sesi. Hafif alaycı… ama yumuşak. Başımı kaldırıyorum. Gözlerim direkt onun gözlerine denk geliyor. Dağınık saçları, ela gözleri... “Hayır,” diyorum hemen. Çok hızlı. Çok savunmacı. Kaşını hafif kaldırıyor. İnanmıyor. Haklı. “Buraya hep gelirim,” diyorum bu sefer daha sakin. Yalan değil. Ama eksik. Bir adım daha yaklaşıyor. Kalbim… gerçekten beni ele verecek artık. “Üç yıldır mı?” diyor. Sesindeki o ince detay... her şeyi bildiğini düşündürüyor bir an. Donup kalıyorum. Cevap veremiyorum. Çünkü bu sefer… Yalan söylemek zor. Gözlerim kaçıyor. Ama o kaçmıyor. Hissediyorum. Bana bakıyor. Uzun uzun. “Lal…” Adımı söyleyiş şekli… Farklı. İlk defa bu kadar… yavaş. Yutkunuyorum. “Evet?” Bir saniye. İki saniye. Sanki zaman yine bizimle oyun oynuyor. Sonra başını hafif yana eğiyor. “Büyümüşsün.” O kadar basit söylüyor ki… Ama içimde fırtına kopuyor. Çünkü ben… Onun beni ilk kez “görmesini” bekliyordum belki de. Ama bu… Bu yeterli mi? Bilmiyorum. “Sen de,” diyorum. Gereksiz bir cevap. Ama başka bir şey bulamıyorum. Hafifçe gülümsüyor. Ama o gülüş… Gözlerine ulaşmıyor. Yorgun. Hâlâ. Hep olduğu gibi. Bir an sessizlik oluyor. Sonra cebine ellerini sokuyor. “Geç oldu,” diyor. Yine. Aynı cümle. Ama bu sefer… Gitmiyor hemen. Sanki kalmak istiyor ama kendine izin vermiyor gibi. Ben de hiçbir şey söylemiyorum. Çünkü söylersem… Her şey dökülecekmiş gibi hissediyorum. Sonra dönüyor. Gidiyor. Bu sefer gerçekten. Ben yine arkasından bakıyorum. Ama bu sefer farklı bir şey var içimde. Çünkü ilk kez… O da durmuştu. O da bakmıştı. O da… fark etmiş gibiydi. Ve bu… Her şeyden daha tehlikeliydi. O gece günlüğüme tek bir cümle yazdım: “Bugün ilk kez… sadece ben bakmadım.” ✨ Ertesi sabah… Hiç uyumamış gibiydim. Aslında uyudum. Ama dinlenmedim. Çünkü bazı geceler, insan gözlerini kapatsa bile zihni susmaz. Ve benim zihnim… dün geceye takılı kalmıştı. “Büyümüşsün.” Ne demekti bu? Gerçekten beni mi görmüştü… yoksa sadece büyüdüğümü mü fark etmişti? Aradaki fark… can yakıcıydı. Okula gitmek zorundaydım. Hayat, insanın içinde ne olursa olsun devam ediyordu. Ben de ediyormuş gibi yapıyordum. Üniversitenin kapısından içeri girerken derin bir nefes aldım. Psikoloji 2. sınıf. İnsanları anlamayı seçmiştim. Belki de kendimi anlamadığım için. Kampüs kalabalıktı. Herkes bir yerlere yetişiyor, bir şeylere gülüyor, bir şeyler planlıyordu. Ben ise… Sadece düşünüyordum. Dersliğe girdim. Arka sıralardan birine oturdum. Hocanın sesi geliyor… ama kelimeler bana ulaşmıyordu. “Bilinçaltı…” “Bastırılmış duygular…” İronik. İnsanlara anlatılan şeyleri… en çok anlaması gereken bendim belki de. Ama ben… En çok kaçandım. Defterimi açtım. Not almak için değil. Yazmak için. “Onu gördüğümde kalbim hızlandı.” “Bu normal mi?" Duruyorum. Kendime soruyorum. Cevabı biliyorum aslında. Bu… normal değil. Ama gerçek. Kalemi biraz daha bastırıyorum. “O bana baktı.” Altını çiziyorum. Bir kez. İki kez. Üç kez. Çünkü bu detay… her şeyi değiştiriyor. “Lal?” Başımı kaldırıyorum. Hoca bana bakıyor. “Bizimle misin?” Sınıftan hafif bir gülüş yükseliyor. Zorla gülümsüyorum. “Evet hocam.” Yalan. Hiçbir zaman burada değilim zaten. Ders bitiyor. Herkes çıkıyor. Ben en son kalkıyorum. Çünkü kalabalık içinde kaybolmak daha kolay. Tam kapıdan çıkacakken… Telefonum titriyor. Mesaj. Ekrana bakıyorum. Aras. Kalbim… yine. Aynı. Hız. Mesaj kısa: “Akşam konuşabilir miyiz?” Donup kalıyorum. Nefesim yavaşlıyor. Sonra hızlanıyor. “Konuşmak…” Ne hakkında? Neden? Ve en önemlisi… Ben hazır mıyım? Ekrana bakmaya devam ediyorum. Parmaklarım cevap yazmak için hareket etmiyor. Çünkü bazen… Bir mesaj, insanın bütün dengesini bozabilir. Ve benim dengem… Zaten yok. Tam cevap yazacakken… “Laaaal!” İrkiliyorum. Telefonu neredeyse düşüreceğim. Başımı kaldırıyorum. Karşımda Ece. Benim sınıfta ki en yakın arkadaşım. Ama son zamanlarda… en çok kaçtığım kişi. “Lal, neden yanıma oturmadın?” diyor, kaşlarını çatarak. Sesinde hafif bir kırgınlık var. Gözlerimi kaçırıyorum. “Görmedim ki seni,” diyorum. Kendi sesim bile bana inanmıyor. Ece gözlerini kısıyor. “Zaten bakıyorsun ama görmüyorsun hiç.” Tam cevap verecekken… Defterim elimden kayıyor. Yere düşüyor. İkimiz de aynı anda eğiliyoruz ama o benden hızlı davranıyor. Defteri alıyor. Açık olan sayfa… Derste karaladıklarım... Kalbim duruyor. “Lal…” diyor yavaşça. Gözleri satırlarda geziniyor. “Onu gördüğümde kalbim hızlandı…” “Bu ne?” Panik. Gerçek panik. Hemen elinden alıyorum. Defteri kapatıyorum. “Hiç,” diyorum hızlıca. Çok hızlı. Çok keskin. Ve yürümeye başlıyorum. Kaçıyorum. Arkamdan ayak sesleri geliyor. “Lal! Dur bir dakika!” Hızlanıyorum. “Lal!” Kolumdan tutuyor. Durmak zorunda kalıyorum. Gözlerimi kapatıyorum bir an. Hazırlanıyorum. “Sen yoksa…” “Yok bir şey dedim,” diyorum sertçe. Gözlerinin içine bakmadan. Sözünü keserek. Ama Ece… bırakmıyor. “Var var!” diyor hemen. “Ben zaten biliyordum!” Kaşlarımı çatıyorum. “Ne biliyordun?” “Bir şey var diye! Sürekli soruyordum sana ama sen anlatmıyordun ısrarla!” Sesi yükseliyor biraz. “Bak şimdi anlaşıldı… bütün o dalıp gitmelerinin nedeni buymuş demek!” İçimde bir şey geriliyor. İnce bir ip gibi. Kopmaya hazır. “Ece…” Adını söylüyorum. Uyarı gibi. Ama o hâlâ devam ediyor. “Kim bu? Okuldan biri mi? Yoksa—” “Ece!” Bu sefer daha sert. Daha net. Göz göze geliyoruz. Ve ben… ilk kez bu kadar açık konuşuyorum. “Lütfen konuyu kapat.” Sessizlik. Kısa ama ağır. Ece’nin yüzündeki ifade değişiyor. Merak… yerini hafif bir şaşkınlığa bırakıyor. Belki de ilk kez… bu kadar ciddi olduğumu görüyor. Derin bir nefes alıyor. “Tamam…” diyor yavaşça. Ama gözleri… Hâlâ sorularla dolu. Ben daha fazla kalamıyorum. Arkamı dönüyorum. Yürümeye başlıyorum. Bu sefer arkamdan gelmiyor. Ama hissediyorum… Bu konu kapanmadı. Sadece ertelendi. Ve ben… İlk kez birine yakalanmaya bu kadar yaklaşmıştım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD