Başlıksız Bölüm

1542 Words
Sen gerçekte kimsin Kral Aleck? Tüm gece bu düşünceler beynimi kemirirken bir yandan aklım ailemdeydi. Onların iyi olduğunu görmeden kesinlikle rahat edemeyecektim. Bu yüzden sabah uyandığımda ilk işim Aleck e bunu sormak olmuştu. Yine sadece geçiştirip düşünmem gereken tek krallığın burası olduğunu ima ettiğinde en kısa zamanda buradan kaçmam gerektiğine sonunda karar vermiştim. Yine mutluluğum kısa sürmüştü belki de hiç başlamadan bitmişti. Ne bekliyordum ki o yine aynı bencil, vahşi ve barbar adamdı bir kaç naziklikle nasıl bir hataya düştüğümü şimdi farkediyordum.  Günler ardı arkasına geçerken, Aleck i çok sık olmasada akşam yemeklerinde görüyordum ve ardından çalışma odasına kapanıyordu. Artık daha fazla yalnız kalmaya gerçekten katlanamayacağımı düşünerek Aleck in çalışma odasının önüne geldiğimde Marcus odadan henüz çıkıyordu.  "iyi akşamlar Keily bir sorun mu var? Bu saatte dışarda olmazdın sen" ah şu imaları yok mu yine de Aleck kadar sert olmamasına şükretmem gerekliydi. Bu kalede beni güldürebilen tek insandı.  " sanırım artık buna katlanamayacağımı düşünüyorum. Ve Aleck in artık bunu görmesi gerekli Marcus. Bu kale beni boğuyor." Marcus haklı olduğumu biliyordu. Bir kaç kez ailem ile ilgili konuşmak istediğimde sadece o sabretmemi söyleyip beni geçiştirmemişti.  " anlıyorum. Yinede ben ve eşim senin dostunuz Keily bunu unutma"diyerek yine teselli etmeyi seçmişti. Teselliler sanırım bir süre bunları duymak istemiyordum.  " içeri gel Keily! " daha kapıyı bile çalmaya fırsatım olmadan o geldiğimi anlamıştı.  " sen nasıl?" şaşkınca bakıyordum.  "kulaklarım iyidir ve ayrıca kokun..." Aleck pencerenin önünde bana bakarken ona doğru gelmem için ellerini uzatmıştı. Bense bir an tereddüt etsemde onu dinleyip yanına gittiğimde kollarını belime dolayıp beni önüne çektiğinde burnunu boynuma gömüp derin bir nefes aldı. " çok güzel kokuyorsun" sesi... O kadar içtendi ki bir an vücudumun ürpermesine engel olamamıştım.  "şey... Ben.. Tesekkür ederim."  "neyin var sevgilim neden geldin aklından geçenleri hissedebiliyorum." yine düşüncelerim tüm çıplaklığı ile onun önündeydi.  "o zaman çözüm teklifimi de biliyorsun. Lütfen Aleck, en azından Mary bana burda eşlik etsin. O benim en yakın dostum" Aleck dediklerimi tartarken sanırım sonunda onaylayacağını biliyordum.  "peki bu seni mutlu edecekse yarın elçi yollayıp gelmesini sağlayacağım." dediğinde sevinçle boynuna sarılmıştım. Biran ne yaptığımı farkettiğimde artık çok geçti. Geri çekilmek istesemde Aleck daha sıkı sarılmıştı bedenime.  Sonraki gün Aleck sözünü tutmuş babama yolladığı elçi ile Mary buraya çağırmıştı. Kesinlikle babam onu buraya yollayacak kadar zekiydi.  Mary buraya gelmesiyle planımı hayata geçirecektim. Aleck e şans vermeyi düşündüğüm anlara lanet ediyordum. Ne bana verdiği sözü tutmuştu nede kuşatmayı kaldırmıştı. Neden diye sorduğum her seferinde sadece geçiştiriyordu beni.  "Kraliçem Leydi Mary saraya giriş yaptılar." oda hizmetlim eva nın cümlesiyle neredeyse ok gibi odadan koşarak çıktığımda belimde hissettiğim kollar ile biranda sert bir bedene çarpmıştım.  "sakin ol benim." şaşkınlıkla başımı kaldırdığımda Aleck suratında anlam veremediğim bir ifade ile bana bakıyordu.  " ben sadece heyecanlandım."  "umarım öyledir. Farklı fikirlerin yoksa sorun yok Keily." diyerek beni bıraktığında derin bir nefes alabilmiştim. Yine de bakışlarındaki şüpheyi görebiliyordum. Merdivenlerden indiğimde Mary karşımdaydı. Onu o kadar özlemiştim ki iki mizde sımsıkı sarıldık.  " senin için çok endişelendim Keily" bende en az onun kadar endişeliydim.  "konuşacak o kadar şey var ki." derken öfkeyle Aleck bakıyordu. İkiside öfkeliydi.  "mary neler oluyor? ."  "sevgili kralın söylemedi mi"? "ne demek istediğini anlamaya çalışırken odayı derin bir sessizlik sarmıştı.  " neyi mary neler oluyor? . Ailem iyi mi? "Mary nin endişeli ifadesini gördüğümde birşeyler olduğunu anlamıştım. Ters giden birşeyler vardı.  " o anneni insan diyarına sürdü"dediğinde kulaklarım uğulduyordu.  " b-babam.. " derken sesim titriyordu. Yoksa o...  " kral zindanda" işte o an sanki ayağımın altındaki yer kaydı ve ben olduğum yere çökmüş nefes alamıyordum. Odanın her yerinde bağırışlar, Mary nin endişeli çığlığı... Ama o an o odada sadece ben vardım. Duymuyordum. Taki o sese kadar.  " Keily, sevgilim..." Aleck anında yanıma diz çökmüş ona bakmam için sesleniyordu. O bana yalan söyledi. İhanet etti. Tek bir damla gözyaşı bile yoktu gözlerimde düşündüğüm sadece öfkemdi. Ellerimi hızla ondan kurtardım. Sürünerek hızla ondan uzaklaştım.  O ise bırakmamak için dirensede bırakmıştı.  "yalan söyledin!!! . Zarar vermeyeceğim dedin." o kadar sakindim ki ben bile bu sakinlikten korkuyordum.  "Keily sakin ol konuşalım" dediğinde koca bir kahkaha atmıştım.  " konuşmak mi? Kral Aleck o hakkınız bitti. Ben ve Mary buradan gideceğiz. Hiç biriniz sakın yaklaşmayın zarar vermekten çekinmem" dediğimde içimde büyüyen öfke gözümü kör ediyordu.  " gidemezsin!!! Asla şimdi odana çık. Bu elf te en kısa zamanda gidecek!!" şimdi de Mary i elimden alacaktı.  "sen bir hainsin Kral Aleck sana güvenmek istedim. Ama sen bana ihanet ettin. Şunu unutma beni sonsuza kadar kaybettin" dediğimde Mary ile odama çıkan merdivenlere yönelirken arkamdan yükselen öfkeli sesi ve kırılan eşyaların gürültüsünü duyabiliyordum. Ama artık çok geçti...  Sonraki iki gün odadan çıkmamıza izin verilmemişti. Mary olan herşeyi anlatmıştı. Babam, Aleck e karşı çıkmış fakat kaleyi savunurken o kadar kendini tüketmiş ki Aleck onu zindana kapatmış zorlanmadan. Anne mi ise May ile birlikte kendi dünyasına sürmüştü. Onun düşüncelerimi daha fazla okumasını engellemek için Mary den büyü yapmasını istemiştim o gece. Artık onu duymuyor ve hissedemiyordum. Yinede öfkem azalmıyordu.  Üçüncü günün gecesi Aleck sonunda teşrif etmişti.  "dışarı çık elf" mary e öfkeyle bakıyordu. En az onun kadarda mary öfkeliydi.  "sorun yok mary" dediğimde Mary istemeyerek olsada çıkmıştı. Odada sadece ikimiz ve koca bir sessizlik vardı.  "seni duyamıyorum." demek anlamıştı.  "umrumda değil. Söyleyeceklerin bu kadarsa şimdi git" diyerek arkamdaki pencereye doğru döndüğümde bıkkınlıkla nefesini vermişti.  "Keily... Bana bak bunu onlar istedi. Seni benden sakladı yıllarca,, seni bulduğum anda ise kaçırdı ve şimdide almak istiyor. Seni benden kimse alamaz" geriye dönüp nefretimi kusmak istesemde sadece sustum.  " şimdi her ne yaptıysan son ver seni duymalıyım hissetmeliyim"  "Asla..." ona bakmadan sadece geceyi izliyordum.  " bir daha asla beni yönetemeyeceksin. Bana dokunmayacaksın. Sesimi bile duymayacaksın Kral Aleck. Şimdi beni yalnız bırak" dediğimde kapıyı öyle bir çarpmıştı ki menteşeler sökülecekti. Ardından Mary koşarak içeri girmişti.  " insan diyarı mühürlendi Keily tek çaremiz halka karışmak" onu bile düşünmüştü alçak.  "ailem..."  "merak etme annen güvende ve Kral için canını ortaya koyacak savaşçılarımız var." dediğinde hala umudum vardı. Aleck benden vazgeçmeyecekti biliyorum. Ama yinede onu yokluğumla cezalandıracaktım. Bu ona yapabileceğim en kötü şeydi.  "dolunay sabahı gidelim" işte şimdi savaş başlıyor Kral Aleck.  Aleck ise Keily nin odasından çıktığında çıldırmak üzereydi. Böyle bir tepki bekliyordu. Ama bu kadar çabuk değil. Onu ikna edecek ve ardından konuşacaktı. Amacı Tristan a zarar vermek değildi. O eski dostuydu. Yinede ihanetinin bedelini bir süre ödemeliydi. Ama şimdi Keily kendini tamamen kapamıştı.  "iyi misin abi" marcus, Aleck öfkeyle çalışma odasına girdiğini gördüğün de peşinden gitmişti. Onu sakinleştirmeli ve dönüşümünü engellemeliydi yoksa Keily zarar verebilirdi.  "değilim. Anladın mı değilim. Yüzüme bakmıyor, konuşmuyor ona dokunamıyorum bile ve şimdide bana kendini kapadı. Delirmek üzereyim." Marcus abisinin çaresizliğini gördükçe üzülsede Aleck uyarmıştı.  "böyle olacağını biliyordun Aleck" marcus haklıydı ama yinede bu kadarını beklemiyordu.  "zamana bırak Aleck sonunda doğru kararı verecektir." doğru karar... İşte Aleck in korkusuda buydu. KEİLY NİN KARARI...  Bu gece dolunaydı. Tüm kurtlar eşlerinin yanında veya eşlerini aramak için uzaklaşacaktı. Aleck in ise ne yapacağını kestiremiyordum. Buraya geleceğine emindim içindeki canavar onu buraya yanıma sürükleyecekti. "büyünün işe yarayacağına eminsin değil mi? Eğer yaramazsa bu gece buradan sağ çıkamayız Mary." hala endişeliydim aslında. Mary nin büyü konusundaki gücü hafife alınamayacak kadar gelişmişti. Yinede içimde kötü bir his vardı. Mary nin tılsımı Dolunay ile birlikte çalışıcaktı. Bu sayede hiç bir kurt tılsımı çıkarmadığımız sürece asla bizi hissedemeyecekti. Tek kurtuluşum buydu. Anneme gidemezdim. Kapıyı anca onu mühürleyen kurt açabilirdi. O da tabiki Aleck in kanıydı. Babama gidemezdim kale işgal edilmişti. Babamın kısa sürede güçleneceğini hissediyordum. Sabretmeliydim. Şu an tek şansım kaçmaktı.  " artık dinlen ve merak etme ay ışığı tılsımlara dokunduğunda burdan gideceğiz" azda olsa rahatlamıştım Mary nin dedikleriyle ve derin bir uykuya daldım gece uzun olacaktı, dinlenmeli ve gücümü toplamalıydım. Saçlarımda hissettiğim tüy kadar hafif dokunuş ve öpücük... Burdaydı Aleck yanımda, gözlerimi açmadan uyumaya devam ettim. Demek ki ben uyurken odama girmişti. Ne yapmaya çalışıyordu bu adam. Kıpırdamadan durdum.  " seni seviyorum Keily. Beni yakında anlayacağını biliyorum" dediğinde huzursuzca kıpırdanmıştım. Onu ve sebeplerini duymak istemiyordum.  "uyu sevgilim gece yine geleceğim" diyerek solugunu yeniden saçlarımda hissettiğimde sessizce odadan çıkmıştı. Derin bir nefes alarak gözlerimi tavana diktiğimde içimde anlamlandıramadığım bir huzursuzluk baş göstermişti.  Ve beklediğimiz dolunay geceyi aydınlatırken,Mary elindeki tılsımları ay ışığına tuttuyordu ve beyaz taş artık kan kırmızıydı. Geceyi saran kızıl gökyüzü gibi. "bunu tak ve asla çıkarma Keily ne olursa olsun. Çıkardığın an nerede olursan ol seni hisseder" asla çıkarmayacaktım. Ve sonunda özgürlüğümü boynuma takmıştım.  Geceyi kurt sesleri inletirken değerli olan herşeyimi küçük çantama koyup koridora çıktığımda yanından geçtiğimiz hiç bir kurt bizi hissetmiyordu. İçim rahatlayarak koridoru döndüğümde Aleck karşımdaydı. Sanki acı çekiyor birşeyler arar gibi havayı kokluyordu. Beni arıyordu işte. Nefesimi tutmuştum korkudan yakalanamazdım neyse ki koşarak hızla yanımdan geçtiğinde derin bir nefes alsamda sarı gözlerine takılı kalmıştım. Acı çekiyordu.  Dakikalar içinde kaleden çıkmıştık sonunda ahırdan aldığımız iki atla uzaklaşırken geceyi inleten o haykırış kulaklarıma ulaşmıştı. Aleck in sesi. Neden canım acıyordu ki. Dün gece onun haykırışı neden canımı yakmıştı. Acı çekmeliydi aynı benim çektiğim gibi. İhanetinin bedeli buydu. Sabaha karşı ormanın derinliklerine vardığımızda bizi gülerek karşılamıştı Brandon. Demek oda kaçmıştı. Koşarak hızla Mary i kucakladığında orada kendimi ferçekten fazlalık gibi hissetmiştim. "devam edin ben yokmuşum gibi" ikiside dudaklarını birbirinden ayırırken sonunda beni farkettiklerinde utançtan kızarmışlardı. "Keily.. Şeyy iyisin." Brandon hala şoktaydı utançtan. "sanırım... Sende öyle" derken sesimdeki imayı anladıklarında Mary utançla inlemişti. "evet.. Hadi kampa gidelim bir kaç saatlik yolda gitmeliyiz. Kral Aleck seni arıyordur uzaklaşmalıyız" haklıydı. Şuan eminin Aleck çıldırmıştır. Durum keily nin düşündüğünden bile kötüydü aslında. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD