Bölüm ( Evlilik ilk gece )

1605 Words
__ Ben ben! Bedenimden en son ayrılmıştım. Ölüyordum şimdi ise bedenimdeyim bu bu! Nasıl mümkün olur derken sevdiğim adam ile göz göze gelmiştik. Seni bir daha göremeyeceğimi sanmıştım Arat, bu bu! Nasıl oldu? O hançeri kalbine sapladığını en son hatırlıyorum bunu nasıl yaparsın sen sen! İyi misin derken endişeyle olduğu yerden inip korkuyla Arat’a sarılmıştı. __ Sakin ol ben iyim Mihrap yaptığım senin yaptığınla aynıydı benden elim kolum bağlı oturmamı beklemiyordun öyle değilmi, onun yüzünü avuçlarım arasına almıştım; Üzgünüm Mihrap, gerçekten çok üzgünüm seni hatırlamadığım için affet beni. __ Sana kızgın değilim aramızda affedilecek bir şey yok ki Arat, ben seni deli gibi seviyorum yine olsa yine aynısını yapardım Arat’a sarılmış alışık olduğum o muhteşem kokusunu yine ciğerlerime çekmiştim. __ Bende seni seviyorum hem de tahmin edemeyeceğin kadar bir daha beni o karanlığa bırakma Mihrap. __ Bırakmam bırakamam ki Mitona’ya dönüp baktığımda tebessüm ile bakıyordu bize; Teşekkür ederim bana dünyamı bağışladın Mitona iyi ki tanıdım seni dedi Mihrap. __ Sana söylemiştim İnsan, her şeyin bir sebebi vardır. Bana artık gitme vaktidir. Dedikten sonra dev gibi bir ışık huzmesine dönüşüp gök yüzüne doğru kayıp gözden kaybolup gitmişti. Hayatıma girişi kadar gidişi de hızlı olmuştu. Ona ne kadar teşekkür etsem azdı. Sevdiğime daha da sıkı sarıldım o an iki kişinin sesiyle başımı sevdiğimin göğsünden kaldırıp ardıma baktığımda Tuana, ile Aysar’ı görmüştüm tüm içtenlikleri ile gülümsüyorlardı bize. __ Tuana; Hey! Bizde buradayız ama. __ Aysar; İki aşık birbirini bulunca bizi unuttu kardeşim ne yapsınlar kendilerinden başkasını görmüyor artık gözleri. __ Arat; Mızmızlanmayın ona daha yeni kavuştum çocuklar. Derken İris’in ikimize doğru geldiğini görmüş pür dikkat ne diyeceğine odaklanmıştım, ama yüzüne baktığımda bir mahcupluk ezilmişlik sezmiştim, belli ki bu gün hayatının dersini almıştı. __ İris; Sen kazandın İnsan ben Arat’ı sevmiş olsam da senin kadar sevmedim, bu gün gördüğüm buydu ve bana düşen aranızdan çekilmek, size mutluluklar dilerim deyip gözden sessizce çekilip kaybolmuştu. __ Aysar; Evlilik şöleninizi hazırlamaya başlayalım biz o zaman yapışık aşıklar. __ Tuana; Hadi kıskanma abicim seni de görürüz zamanı geldiğinde. __ Aysar; Sen bana laf mı çarptın şimdi? __ Bilmem hissettin mi? Her ikisi de kahkahalarla yanımızdan ayrılmıştı. Bize de baş başa hasret gidermek kalmıştı. Sonunda beklediğimiz zaman gelip çatmıştı. Arat, ile bizim düğün şölenimiz başlamak üzere idi Tuana, ile Aysar, bu şölen için çok çaba sarf etmişti. Her şey o kadar güzeldi ki mutluluğumu hislerimi o an kelimelere cümlelere dökmem imkansız gibiydi. Gelin odasında tüm gün benimle Tuana ilgilenmişti. Üzerimde gerçek incilerle işlenmiş bir gelinlik vardı. Üstü düz omuzlardan açık sırt dekolteli eteği prenses gelinliği gibi kabarıktı. Saçımın topuzu beyaz çiçeklerle süslenmişti. Duvağım yere kadar iniyordu, gelin odasına Aysar, ile Arat, girdiğinde Arat’ın gözleri üzerimde gezinip tekrar yüzüme dönmüştü. Aysar, elinde tuttuğu çiçek ile yanıma gelip... __ Aysar; Gelinimizin çiçeği de geldi sanırım damat bey uzun bir süre gelinden gözlerini alamayacak, şimdiden kaldı zaten çok güzel olmuşsun Mihrap. __ Teşekkür ederim sanki ben Arat’tan farklıydım bende bir an bile gözlerimi onun gözlerinden alamıyordum. Çok yakışıklı olmuştu, üzerinde siyah bir damatlık vardı. Ve ona çok yakışmıştı. Saçlarını arkaya doğru toplamış salmıştı. Bana ellerini uzattığında kendimi ona doğru yürürken bulmuştum, ellerimiz buluştuğunda bana öyle tatlı gülümsemişti ki oracıkta kalbim durabilirdi. __ Çok güzel olmuşsun gözlerimi senin üzerinden alamıyorum Mihrap? __ Teşekkür ederim sevdiğim, rüyada gibiyim hala inanamıyorum yanındayım şu an ve biz seninle evleniyoruz. __ Tuana; Ahh! Kıskandım şimdi acaba bir gün beni de biri böyle sevecek mi? __ Bacakları sağlam kalırsa sever kardeşim derken göz ucuyla da süzmüştü kardeşini bizse onların o komik hallerini izlemeye dalmıştık. __ Aa! Böyle bir şey yapamazsın abi. __ Kim demiş öyle bir yaparım ki. __ Abiiii! __ Şaka şaka! Pörtletme gözlerini öyle çok çirkin oluyorsun. __ Ne! Sen bana az önce çirkin mi dedin aşk olsun abi. __ Şaka yapıyorum güzel kardeşim benim hadi şölene geç kalacağız. “Arat’ın kolun da şölenimize doğru giderken hala rüyada gibiydim ikimizde çok mutluyduk ve ikimizde birbirimizi deli gibi seviyorduk. Şölen yerine vardığımızda, geçtiğimiz yolun üzerinde periler ve cinlerin oluşturdukları ışık huzmelerinden oluşmuş, kalp halkaların içinden geçiyorduk, masalar ipek beyaz örtülerle örtülmüş yüksek beyaz sütunlar rengarenk çiçekler ve güllerle çevrelenmişti. Etrafta içecek ve yiyecek taşıyan küçük su perileri vardı. Şölenimiz güzel bir müzik eşliğinde başladığın da her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştü. Tuana, ile Aysar, yüzüklerimizi getirdiğinde birbirimizin parmağına yüzüklerimizi takarken birbirimizi bırakmayacağımıza yemin etmiştik. Nikahımız kıyıldığında artık sevdiğim adamın karısıydım, ve biz evlenmiştik. Kim derdi ki bir gün Su Cinine aşık olup onun ile evleneceğimizi ama mucizeler hala varmış işte, şölenin ardından herkes evine dağılmış Arat, ile baş başa kalmıştık. Arat, bakışlarını sabit bir noktaya dikip odanın bir köşesine bakarken gülümseyince ona neden güldüğünü sormuştum. __ Aklıma seninle bir anımız geldi parmağı ile odanın ortasını gösterdiği yere baktığım da sözlerine devam etti; O gün ıslanmıştım üzerimi değiştirirken çarşaf ile üzerime düştüğün o anı hatırladım, dediğinde bende kendimi tutamamış gülmüştüm. __ Hatırlıyorum o gün beni çok utandırmıştın, dedim bana doğru dönüp baktığın da yine gülümsemişti. __ Öyle mi peki benden neden utanmıştın küçük hanım derken adım adım bana yaklaşmaya başlayınca zorlukla yutkunmuştum, yine birbiriyle gözlerimiz buluştuğunda bana özlemle baktığını fark etmiştim. __ Biliyorsun işte derken kekelemiş adeta kurduğum cümleleri yutmuştum, yutmak ne kelime o an nefes almayı bile unutmuştum. Arat, yanıma vardığında yüzümü avuçlarının arasına alıp anlını anlıma yaslamıştı. Bense onun o derin mavilerinde her zaman olduğu gibi kaybolup gitmiştim. __ Nefes al güzelim benden bu kadar çok mu etkileniyorsun. Derken birbirimize o kadar yakındık ki nefeslerimiz birbirimizin yüzüne çarpıyordu. __ Sen bu kadar yakınımdayken bu mümkün mü? __ Yakınında olduğum da benden bu kadar çok mu etkileniyorsun? __ Senin aksine senden fazla etkilendiğim doğru Arat, dedim titreyen sesimi bastırmaya çalışarak. __ Benim senden bu denli etkilenmediğimi mi düşünüyorsun dediğinde elimi tutup kalbinin üzerine getirdi. En az onun kalbide benim ki gibi hızlı atıyordu, onun da benim kadar zorlandığını fark ettiğim de şaşırmıştım, oysa bunu bana hiç bir zaman belli etmemişti. __ Senin de kalbin çok hızlı atıyor, tıpkı benim ki gibi, ama bunu hiç belli etmiyorsun dediğimde Arat, yanağıma yaklaşıp küçük bir öpücük kondurmuştu. O an dizlerimin bağı çözülmüş de beni taşımaya gücü yetmiyor gibiydi Arat, beni daha da sıkı sarıp kendine çektiğinde o da benim gibi kokumu içine çekiyordu. __ Seni seviyorum Mihrap, sen benim her şeyimsin. __ Ben de seni seviyorum sende benim her şeyimsin Dünyamsın dediğim de dudaklarımız özlemle birbiriyle buluşmuştu. O da en az benim kadar titriyordu, bana her dokunuşunda dokunduğu yer alev alıyor tüm tabularımı bir bir yıkıyor gibiydi. Her dokunuşu ilmik ilmik kalbimin en derinliklerine işliyordu. Duvağımı çıkarırken saçlarımın üzerine küçük bir buse kondurup kokusunu içine çekerken ürkek bir çocuk gibi sokulmuştum onun göğsüne, gelinliğim ayaklarımın altına düşerken onun karşısında yarı çıplak kalan ben o an ki hissettiğim üryan duygularla yanaklarıma doğru bir kızıllık yayılmaya başlamıştı. İkimizin de nefes alışı hızlanırken nefeslerimiz sıklaşmış birbirine karışmıştı. Bana bakarken göz bebekleri daha bir büyümüş hareleri koyu bir sarıya bürünmüştü. Arat’ın elleri, Mihrap’ın beline kayarken, onun vücudunun titremesi onu daha çok arzulamasına neden oluyordu. Mihrap, gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. İçindeki tüm korku, çekingenlik ve utangaçlık bir anda kaybolmuştu. O an, Arat’ın yanında olmak, onunla her şeyini paylaşmak, kendini tam anlamıyla ona bırakmak istiyordu. Bunun için bir adım daha atması gerektiğini biliyordu. Arat, onun en derin duygularına dokunmuş, kalbinin her bir köşesine nüfuz etmişti. Ve şimdi, bir adım daha ona yaklaşıyordu. “Sakin ol, kendini bana bırak, Mihrap.” Arat’ın sesi, derin ve sakin bir fısıldama gibi kulağında yankılandı. Kalbi bir an duracak gibi oldu. Her şeyin doğru olduğu, her şeyin yerli yerinde olduğu bir andı bu. Kendi bedenini, duygularını, düşüncelerini tamamen Arat’a teslim etmek istiyordu. Onun sevgisiyle sarhoş olmuştu, ama aynı zamanda bir başka duyguyla da sarılmıştı. Arat, ona güven veriyor, her şeyin kontrol altında olduğunu hissettiriyordu. Ellerini titrek bir şekilde Arat’ın ceketinin düğmelerine götürdü. İlk başta acemice, ama sonra daha cesurca hareket etmeye başlamıştı. Arat’ın gözleri, Mihrap’ın ellerindeki titremeyi fark etti, ama ona hiç bir şey söylemedi çünkü daha fazla onu germek istemiyordu. Sadece bir adım geri çekildi ve Mihrap’a daha fazla alan tanıdı. Bu anı paylaşmalarına izin verdi. Dudakları tekrar buluştuğunda Mihrap’ın vücudu alev almış gibiydi. Her dokunuşunda, her öpücüğünde, aralarındaki mesafe daha da kısaldı. Arat’ın elleri, Mihrap’ın vücudunun her kıvrımını keşfederken, Mihrap’ın kalbi hızla çarpmaya devam ediyordu. Her bir dokunuş, her bir sızı, tarifi olmayan duygular büyük bir arzu yaratıyor, ama aynı zamanda da onu daha da yakınlaştırıyordu. Bedenleri birbirine yakınlaştıkça, içindeki duygular da giderek yoğunlaşıyordu. Mihrap, Arat’ın sıcaklığını hissettikçe, ona daha fazla yaklaşıyor, onunla bir bütün olmayı arzuluyordu. Bir yandan da içindeki duyguların karmaşıklığına kapılıyordu. Arat’ın elleri, her yerini keşfederken, onun her dokunuşu vücudunu kavuruyor gibiydi. Her dokunuşu bir anlam taşıyor, her anı daha da değerli kılıyordu. __ Beni hisset, diye fısıldadı Arat, elleri Mihrap’ın sırtında gezinirken. Mihrap, Arat’ın sözlerine karşılık vermek yerine, onu daha da derinden hissetmek istedi. Gözleri kapalı, her bir dokunuşunu daha fazla hissediyor, içindeki arzuyla birlikte bir bütün oluyordu. Onunla olmak, ona ait olmak, her şeyden önce geliyordu. Birbirlerine dokundukça, tüm korkuları kaybolmuş gibiydi. Sadece Arat ve Mihrap vardı. Onların ruhları, bedenleri birbirine karışmıştı. Her şeyin doğru olduğunu hissettiler. Ve o an her şeyin bir anlamı vardı onlar için. Birbirlerine duydukları sevgi, sadece kelimelerle anlatılamazdı. O an, her şeyin dışında, sadece birbirlerinin varlıklarıyla var oldular. Arat artık daha fazlasını isteyip Mihraba yaklaştığında bacaklarını aralayıp sertliğini içine itmiş ikisinden de arzuyla büyük bir inilti yükselmişti. Onun içinde yer edindikçe Mihrap, kendini tamamen ona teslim etmişti. Dudakları Mihrabın boynuna kaydığında onunda parmakları Arat’ın beline doğru gitmiş kendini ona doğru itmiş derinlerine doğru daha çok çekilmişti. Kasıklarındaki ağrı onun ilk erkeği olduğunu gösterirken, daha çok sokulmuştu sevdiği adama. Üzerindeki hareketleri hiddetlenirken erkeğin tekrar onun dudaklarına yapışmıştı. Gel gitlerinin sonunda içine boşaldığında. Artık ikisi de sonsuza kadar birbirlerine aittiler. Ve o anın tatlı yorgunluğuyla sabaha karşı sevdiği adamın kolları arasında uykuya dalmıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD