Üsteğmen Gökhan Dağlı
Annemin o sabah biraz daha sakin uyanması içime su serpmişti. Esma’yla vedalaşıp öğlene doğru yola çıktım. Ankara’ya dönmeden önce, Erdem komutan aradı.
"Dağlı, acil gel. Toni kıpırdanmaya başladı."
O an yorgunluğumu unuttum. Ne zamandır taş gibi duran bu adamın sonunda hamle yapması… Demek ki beklediğimiz o gün gelmişti.
Eve geldiğim de Kağan bilgisayar başında, Emre ise karşıyı izliyordu. Yüzlerindeki ciddiyet durumu belli ediyordu.
"Ne var?" dedim hızlıca.
Kağan gözünü ekrandan ayırmadan, "Toni sün gece biriyle buluştu. Ve bil bakalım kim??"
"Oyun oynamıyoruz Kağan kimle buluştu?"
"Kendi gibi şerefsizle örgütün arananlar listesin de olan Kirpiyle. Şerefsiz de İstanbul'day mış. Aslında baskınla alınacaktı ama yanın da Toni'yi görünce beklediler. Önce bu Toni'nin derdini öğrenip sonra onu alacaklar."
"Abi buraya gelseniz.. Görmeniz gereken bir şey var" diyen Emre'nin yanına gittim. Toni'nin yanında Rıza şerefsizi ve küçük fare var. Ne konuştuklarını anlamaya çalışsak da biraz zor gibiydi.
Küçük fare senin orada ne işin var??
Emre ve Kağan yüzüme bakıp
"Aslın da komutanım sen ne konuştuklarını öğrenebilirsin." dediklerin de akıllarından ne geçtiğini çok iyi biliyordum. Ama olmazdı. Sırf bilgi almak için yakınlaşamazdım.
"Saçmalamayın lan.." desem de iyi bir fikir olabilirdi. Konu vatansa gerisi teferruattır. Bir süre sonra Asya gidince ikisi kaldı.
"Biz bunları hala neden dinleyemiyoruz lan?"
"Dinleyemiyoruz çünkü yanından ayırmadığı bilgisayar yüzünden. İçeri girdiğimizde bilgisayar olmuyor. Şerefsiz nereye giderse gitsin yanında götürüyor"
Bunun için de bir şey bulmalıydım...
Sabaha kadar düşündüm.. Bu işi çözüp bir an önce gitmem gerekiyor buradan. Burada kaldıkça küçük fare kafamı karıştıracak. Balkona çıkmış yine bizim evi dikizlemeye çalışıyor şaşkın. Hayır gerçekten görünmez olduğunumu falan mı sanıyor..
Sabah ben markete gidiyorum diyerek çıktım evden. Yeni görevim belliydi.. Küçük fare Asya.. Bakalım senden bir şeyler öğrenebilecek miyim??
Markete geldiğimde kasada göremedim. Marketi tur atmaya başladım, görünce ne olacaksa sanki.
"Merve yardım et geberdim çok ağırlarmış" diyen sesi duyduğum anda gördüğüm şey hiç hoşuma gitmedi. Boyu kadar kutuları taşımaya çalışıyor. İki adımla yanına gidip kutuları aldım. Benim için ağır değildi ama Asya için kesinlikle ağırdı.
"Bunları taşımak senin işin mi?"
"Yoo değil aslın da ama burada çalışıyorsan tüm işi yapmak zorundasın." diyerek gülümsedi. Elimdeki kutuları koyacağım yeri gösterip dizmeye başladı. Tabi bir yandan da konuşuyor.
"Madem seni araştırdığımı anladın, yazıp engellemek nedir ya?? Ergen misin sen? Seninle ilgilenmiyorum demen yeterliydi. Peşinde koşacak değilim.. Tamam Allah boy pos vermiş. Kaş, göz maşallah. Yunan tanrıları seni görse kendilerinden utanır.. Ama yine de çok şey de yapma yani.. Kimsenin peşinden koşamam.." diyerek bir anda aklından ne geçiriyorsa dışa vurdu. Acaba bunları düşünmüş müydü, görünce söylerim diye.. Tabi söylediklerini duyunca
Vay be ben ney mişim böyle 🙃 diye geçirdim aklımdan.
"Yani o kadar eminsin benim sana yazıp sonra da engellediğime öyle mi?" dediğim de bir an yüzüme bakıp sonra tekrar işine döndü.
"Yani.. evet, eminim.. Tam olmayabilirim de. Ama bence kesinlikle sensin.. Sendin değil mi?" derken yüzünde ki merak görmeye değerdi.
"Bilmem.. Belki benim, belki de değilim.. Ama peşimden koşsan da bakmam sana küçük fare.."
"Peşinden koşmam.. Ama sana bu söylettiğini yedirtirim. Küçük kedi.." deyip saçlarını savurup kasaya gitti.
Bugüne kadar söylediğim hiç bir sözü yemişliğim yok küçük fare.. Tabi sende bunu bilmiyorsun... Ama senin için bir kıyak geçicem sözümü yemiş gibi davranacağım.. En azından görevim bitene kadar.. Sonra.. Sonrası yok.. Sonra herkes kendi yoluna..
Kağan ve Emre Toni'nin peşinde bense Asya'nın.. Bir kaç gündür ne olduğunu anlamadığım şekilde Asya her gün Toni'nin evine gidiyor. Dayısı denen şerefsiz de yok yanlarında. Yok burada oturup izlemeyeceğim. Engeli kaldırıp mesaj attım..
"On dakikaya parkın oraya gel" Mesajı gördü ama cevap bile vermedi. Ne yapacak bekliyorum. Beş, on derken On beş dakika sonra Toni itinin evinden çıktı.
Hala bekliyorum evden çıkacakmı diye. Ama küçük fareye on dakika dememişim gibi yarım saatte evde oyalanıp öyle çıktı. Tabi bende hemen arkasından çıksam da ondan önce parka gittim. Beni görmesine rağmen yanıma gelmeyip akşama kadar gördüğü Merve'nin yanına gitti.
Oyun istiyorsun öyle mi?? Sen bilirsin küçük fare... Oyun istiyorsan oynarız bizde..
Beş dakika sonra görmeyeceği şekilde gizlendim. Sürekli gözleriyle arasa da yok.. Hadi bakalım ne kadar dayanacaksın...
İnat konusunda en az benim kadar yetenekliymiş. Bu gece onu da öğrenmiş olduk. Bir saat sonra hiç bir şey olmamış gibi parktan çıkıp evine gitti. Tabiki de ben de peşinden. Abartmanın içine girdiğin de Kağan'a mesaj attım. Mahallenin elektriğini kes diye. Bir.. iki.. Üç.. tüm ışıklar söndü. Asya evine girmeden karanlıkta kaldı. Tabiki de istediğim buydu. Telefonunun ışığını açmaya çalışırken ağzını elimle kapatıp kolundan tuttuğum gibi duvara yasladım.
"Şşş küçük fare benim korkma. Ağzını açıyorum sakın bağırma."
Ağzını yavaşça açtım ama kolunu bırakmadım. Gözleri karanlıkta bile parlıyordu. Kalbi hızla atıyordu; bunu kolundaki titremesinden bile hissedebiliyordum.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen?" diye fısıldadı dişlerinin arasından.
"Bu soruyu benim sana sormam lazım değil mi? Neden gelmedin?" dedim, yüzümü biraz daha yaklaştırarak. Burnuma saçlarının kokusu geldi; ama ne kokuyor anlamadım bir an.
"Nereye?? Aa sen o mesajı diyorsun.. Canım istemedi" dedi, dudak kenarı hafifçe yukarı kıvrılarak.
"Canın istemedi öyle mi küçük fare?" dedim, sesim alçalmış, neredeyse boğuk bir tona düşmüştü.
Omzunu geriye itip kurtulmak ister gibi yaptı ama ben bırakmadım. Aramızdaki mesafe o kadar azalmıştı ki nefesimiz birbirine karışıyordu.
"Kolumu bırak." dedi ama sesi buyurgan değil, daha çok meydan okuyan bir tondaydı.
"Bırakırım." dedim, yavaşça parmaklarımı kolundan çözerken, diğer elimle çenesini tuttum. "Ama önce gözlerime bak."
Baktı. O an etraf tamamen sessizdi. Aramızdaki tek gürültü kalp atışlarımızdı.
"Ne yapmaya çalıştığını bilmiyorum ama yanarsın." dedi fısıltıyla. Bana yanarsın dedi.. Cehennemin içinde yaşadığımı bilmeden.
"Küçük fare… Ahh bir bilsen.. yanmak bazen çok güzeldir."
Gözlerini kırpmadan bana bakmaya devam etti, sanki geri adım atarsam zafer onun olacakmış gibi. Ama geri çekilmek yerine biraz daha yaklaştım. Dudaklarımız neredeyse değecek kadar yaklaştığında, nefesini hissettim.
"Ya şimdi beni öpersin…" dedim fısıltıyla, "…ya da neden gelmediğini söylersin."
Gözlerimi ondan ayırmadan bekledim. Hadi bakalım ne kadar cesaretlisin.. Dudaklarının kenarında beliren hafif bir gülümseme, sanki meydan okuyor gibi.
"Söyleyecek bir şeyim yok." dedi, sesi hafif titrek ama inatçıydı.
"Öyle mi?" dedim, parmaklarımı hâlâ çenesinde tutarken başımı biraz yana eğdim. Dudaklarım onun yanağına çok hafif, neredeyse değmeden sürtündü. Saçlarının arasından gelen o sıcak koku, karanlığın içindeki tek gerçekti.
Derin bir nefes aldı. “Böyle yaparak beni korkutacağını mı sanıyorsun?”
“Korkutmak mı?” dedim, alçak bir kahkaha atarak. “Senin gibi birini korkutmak kolay değil küçük fare… Ama sana başka şeyler hissettirebilirim.”
Çenesinden elimi çekip beline kaydırdım. Karanlıkta vücudu bir an gerildi ama geri çekilmedi. Bu, izin vermek demekti.
“Hayır…” dedi ama sesi, kelimeleri inkar ediyordu.
"Sen bırak diyene kadar bırakmam." dedim, dudaklarımı boynuna yaklaştırarak. Tenine değdiğimde titredi. Parmaklarım belinde hafifçe sıkılırken, kalbinin hızlandığını hissettim.
“Oyun oynuyorsun…” dedi fısıltıyla.
“Evet… ama ikimiz de bu oyundan keyif alıyoruz, kabul et.”
Dudaklarım boynunun kenarına değdiğinde, nefesini tuttu. Elleri yavaşça göğsüme geldi, itmek için mi yoksa daha yakın çekmek için mi, emin değildim.
“Küçük fare…” dedim, göz göze geldiğimizde, “Sana dokunmamı istemiyorsan söyle.. yoksa ikimiz de bu geceden pişman çıkarız.”
Tam dudaklarım onunkine yaklaşmış hatta değmiştiki hiç beklemediğim bir şekilde bacak arama gelen tekmeyle ince bir sızı bütün vücudumu sardı.
"Gerizekalı pişman olacaksan ne bok yemeye dokunuyorsun."
"Kızım sen manyak mısın? İnsan gibi istemiyorum desene ne diye vuruyorsun?" desem de sinirle merdivenlerden çıkmaya başladı.
"Mal.. Önce sen ne istediğini anla sonra karşıma çık.."
Hayda şimdi ne oldu?? Ne güzel ilerliyorduk.
Küçücük bir şey ama sert vurdu maşallah. Biraz eğitim alsa bundan olur. Islık çala, çala merdivenlerden indim. Kağan neden mahalleyi karanlığa boğduğumu sorsa da cevap vermedim. Her şeyi bilmelerine gerek yok değil mi?..
* * * * *
Yazar Anlatımı
Bazı olayları çözmek için aylarca beklersin. Ama sonunda beklediğine değer. Gökhan ve ekibi aylarca hiç bir şey yapmıyormuş gibi gözükse de adım, adım sona yaklaşıyorlardı. Toni herşeyin kusursuz ilerlediğini sansa da öyle değildi. En büyük salaklığı ise para göz Rıza'ya güvenmek olmuştu. Bir insanın fiyatı varsa daha fazla veren her zaman olur.. Rıza kendi bulaştığı pisliğe Asya'yı da bulaştırmak istemişti. Ama unuttuğu bir şey vardı. Asya asla dayısına güvenmiyordu. Toni öyle küçük bir planın parçası değildi. Bir hafta sonra Sultanahmet camisin de büyük bir topluluk olacaktı.
Devlet yöneticileri, yabancı konuklar ve halk bir araya gelecekti. Sultanahmet Camii’nin avlusu, güvenlik önlemlerine rağmen kalabalıktan taşacaktı.
Toni’nin planı ise o kalabalığın içinde, gözden kaçabilecek kadar küçük ama etkisi büyük bir hamle yapmaktı. Hem Ayasofyanın yanından o camiyi kaldırmak, hemde büyük bir kaos çıkartmaktı. Orada sadece müslamanlar yada türkler olmayacaktı. Buda Toni'nin işine geliyordu. Vereceği zararı korkuyu düşündükçe şimdiden kutlama hazırlıkları için neler yapacağını düşünüyordu. Asya'dan oranın tarihini öğreniyorum ayağına bilmediği giriş, çıkışlar var mı onları öğrenmeye çalışıyordu. Çünkü o kalabalıktan kurtulamamasını istediği kişiler vardı. Aylardır çevresin de gezip hangi konumlara canlı bomba yerleştirmesi gerektiğini ayarlıyordu. Gören belki turist sanırdı. Ama onun amacı çok farklıydı. Kusursuz plan yaparken aslında en büyük kusuru çok araştırmak olmuştu. Onun sürekli o çevrede gezdiğini fark ettiklerin de anlamaları çok geç olmamıştı. Tek sorun kimlerle iletişime geçtiğiydi. Asya bir kaç kez dayısı ile Toni'nin yanına gitsede adamda hoşlanmadığı şeyler olduğunu fark etti. Tarih seven birisi böyle olmazdı. Merak ettiği şeyler normal değildi..
"Asya bir rivayete göre Sultanahmet caminin içinde gizli odalar varmış. Ve bu odalar yeraltına indiği söyleniyor. Kimine göre orada gizli mahsenler varmış. Belki oradan Ayasofya'ya geçişler vardır. Sence varmı?? Belki size tarihi daha iyi bilmeniz için göstermişlerdir."
Asya, Toni’nin gözlerindeki merakı fark etti ama içinde bir huzursuzluk kıpırdanmaya başlamıştı.
“Ben öyle gizli oda, tünel bilmem.” dedi, sesini olabildiğince doğal tutmaya çalışarak. “O anlattığın şeyler genelde turistlerin uydurması. Bizim rehberler bile bazen süsleyerek anlatır.”
Toni gülümsedi, ama bu gülüşte sıcaklıktan çok hesap vardı.
“Yine de sen bir düşün, küçük hanım. Belki hocaların ya da eskiden orada çalışan biri… Belki de senin bildiğin bir şey vardır.”
Sözlerinin sonunda çayından bir yudum aldı, gözlerini ondan ayırmadan.
Asya başını yana eğdi. “Niye bu kadar ilgini çekiyor?”
“Merak işte…” dedi Toni, ama ses tonu fazla umursamaz görünmeye çalışıyordu. “Tarih ilgimi çeker.”
Asya, gülüşünü bastırmak için dudaklarını birbirine bastırdı. “Tarih, ha?” diye tekrarladı. “Amerikalılar genelde sadece tarihini bozmayı sever.. Ama neyse ki siz onlardan değilsiniz, gerçekten tarihle ilgileniyorsun” diyerek lafı çevirmişti. Tabiki de bu konuşmadan sonra Toni, Asya'nın bir işine yaramayacağını anlamıştı. Ama kutlama için kesinlikle iş görürdü.. Kutlama gecesi koynunda Asya'nın olduğunu hayal etmeye başlayınca bir an önce bitsin istedi. O çok bilmiş kız o gece yatağını şenlendirecekti..
Bu bir haftada mahallede çok şey değişmişti. Asya abisine Toni ile tüm konuştuklarını anlatmış ve o adamda tuhaf bir şeyler var demişti. Ali Toni'yi araştırmaya başlayınca anında durdurulmuştu. Ali karakola gittiğin de daha önce görmediği kişiler tarafından suçlu gibi sorguya alınmış ve neden Toni'yi araştırdığını öğrenmişlerdi. Aslın da Ali işlerine yarardı ama ailesiyle yaşadığı için riske sokmak istemediler. Ama yinede her türlü bilgi işe yarardı. Öyle de oldu.
Gökhan'ın başlattığı oyun elinde batlamıştı. Asya'dan bilgi alacağım derken aldığı şeyler çok farklı olmuştu. Asya'nın ilk öpücüğünü almıştı. Hem de yine merdivenlerde..
Son gecesiydi bu mahallede sabah gidecek ve bir daha gelmeyecekti.. O gece öpemediği ve aklından bir türlü çıkmayan dudakları ilk ve son kez öpmek istemişti.
Asya'ya mesaj atıp yukarı çatı katına çıkmasını istedi. Tabiki de giderken Kağan'a mahallenin ışıkları kapattırdı. Gece onunda ve karanlık en sevdiğiydi. Kağan bu kez nedeni anlamasa da dediğini yaptı. Asya çatı katından öylece uzaklara bakarken bir anda sanki her yer karanlığa gömüldü gibi hissetti. Gökhan'ın geldiğini bile görmemişti. Fark ettiğin de ise konuşmak yerine sadece öyle bir süre bakıştılar.. Gökhan aklı kaldığı dudakları aniden öpmeye başladı..
Ne Asya geri çekildi, ne de Gökhan durdu. Birkaç adımda aralarındaki mesafe yok oldu. Asya’nın sırtı, soğuk duvara yaslanmıştı. Gökhan’ın eli beline kaydığında, nefes alışları hızlandı. Bunu fark eden Gökhan, sesini alçaltarak konuştu; her kelimesi hem meydan okuma hem de davet gibiydi.
Asya, gözlerini ondan kaçırmaya çalışsa da Gökhan çenesinden tutarak izin vermedi. Dudakları, onun dudaklarının kenarına neredeyse değdi. Bedenleri istemsizce birbirine yaklaşmıştı; kolları yan yana değil, birbirine değecek kadar temastaydı.
Bir anlık sessizlik, ikisinin de kalp atışlarını birbirine duyuracak kadar yoğundu. Asya’nın eli Gökhan’ın göğsüne geldi, ama itmek için mi yoksa yakına çekmek için mi, belli değildi. Gökhan başını yana eğip dudaklarını onun yanağına sürttüğünde, Asya’nın parmakları gömleğin yakasına daha sıkı tutundu.
O an, hangisinin daha çok istediğini söylemek imkânsızdı. Dudaklar kısa bir an için buluştuğunda, ikisi de durmadı. Temas uzadı, derinleşti. Eller yer değiştirdi; biri saçlarda, biri belde, biri göğüste. Nefesler birbirine karışıyor, kelimeler boğazda düğümleniyordu.
Ne Gökhan ne de Asya, bu anı tanımlamak için bir kelime bulabilirdi. Ama ikisi de biliyordu; bu, başladıkları oyunun en tehlikeli hamlesiydi. Ve geri dönüşü olmayacaktı.
Kendini ilk çeken Gökhan olmuştu. Biraz daha devam ederse kendisini asla durduramayacaktı.
"Küçük fare neden durdurmuyorsun beni??"
"Belki durdurmak istememişimdir" derken nefesini toplamaya çalışıyordu. Hayatında ilk kez yaşadığı bu duygunun içinde kaybolmuş gibiydi. Daha fazlasını istiyordu. Şu an burada hiç düşünmeden birlikte olabilirdi..
"Durmazsak sonunu biliyorsun değil mi?"
"Hıhı biliyorum" derken gözlerini kaçırsa da istiyordu. Gökhan sadece bir öpücük diye başlamış olsada kontrol artık onda değildi. Asya'nın her hareketi tepkisi onu dönülmez bir yola sokuyor gibiydi.. Ama o bir askerdi ve direnebilirdi.. Öyle de yaptı yani en azından kendisi için direndi. Asya için öyle değildi. Kendini Gökhan'a hiç düşünmeden bırakmıştı. Gökhan ona önce hiç bu şekilde yaşamadığı bir mutluluğu yaşatmış. Sonra da hayatının şokunu yaşatmıştı. Asya pelte kıvamında olan vücüdünü ayakta zorla tutarken hiç beklemediği cümleler kulaklarını doldurdu.
"Ben geceyim Asya bu karanlıktan daha karanlık. Sen gecemi aydınlatan ay oldun. Ama olmaz.. Bu karanlığın içinden sen bile beni çıkaramazsın.. Kendine iyi bak" deyip arkasına bile bakmadan çekip gitti. Arkasında nasıl bir yıkım bıraktığını bilmeden..