Selamun aleyküm 🍂🍂
Keyifli okumalar...🍭🍭
Alkolün etkisiyle iyiden iyiye sıcak basmıştı. Adam kadeh kaldırdı diye her şey bitmiş değildi. Aksine otel odasına gitmek için daha yeni başlıyorduk. Ayık olmam gerekiyordu. Bu yüzden çantamı alıp oturduğum yerden kalkarak bir kişiye lavabonun yerinin sormuş ve lavaboya giderek gündüz yediklerimde dahil olmak üzere midem de ne varsa çıkarıp az da olsa rahatlamıştım.
-Hedef arkandan geldi. Lavabodan çıkarken her an görebilirsin. Dikkatli ol.
Lavaboda başkaları da olduğu için cevap vermeden makyajımın akacağını bilsem de elimi yüzümü yıkayıp salık bıraktığım saçlarımı çantamdan çıkardığım lastik toka ile at kuyruğu yaptım. Önden saçlarım çıksa da umursamadım. İşte şimdi kendimi gördüm aynadan.
Lavaboda daha fazla oyalanmadan çıktığım da duvara yaslanmış halde duran Cesur Haznedar ' ı gördüm.
Bu ne hız yiğidim. Az biraz kur yapsaydım
Onu görmemiş gibi yapıp çıkışı gösteren koridora adımladım.
Kaçan kovalanır taktiğini uygulama zamanı.
Duvardan destek alarak birkaç adım atıp yalpaladım bilerek.
Düşeceğim esnada belimde hissettiğim el ile içten içe güldüm.
-İyi misiniz?
-Hı hı. Biraz başım döndü.
-Biraz oturmanızda fayda var. Arkadaşlarım gittiler. İsterseniz oturduğum locaya gidelim.
Şerefsiz. Sırf gözüne kestirdi diye arkadaşlarını da yollamış it herif.
-Burası çok kötü kokuyor. Dışarıda oturmak istiyorum.
-Kötü görünüyorsunuz, size eşlik etmem de bir sakınca olur mu?
-Yok.
-Öyleyse terasa çıkalım. Kimse gelmez oraya.
-Kızmazlar mı? Yasaktır belki.
-Merak etme kimse mekanın sahibine kızmaz.
İlla barın ona ait olacağını laf arasında söyleyecek.
-Gidelim öyleyse.
Belime destek olup adımlarıma yön vererek terasa çıkmamızı sağlamıştı.
Teras demişti ama bildiğin açık alandaki ardiye gibi bir yerdi. Boş kasalar, temizlik araç gereçleri vs. vardı.
Yerdeki iki tahta kasayı ters çevirmişti.
-Gel buraya otur.
-Kırılır. Taşımaz bu beni. Beni taşımazsa seni hiç taşımaz. Gel yere oturalım.
-Gayet fit görünüyorsun ama dediğin gibi olsun.
Ceketini omzuma atıp yere oturmama yardımcı olunca kendisi de yanımdaki boşluğa oturdu.
Çantamı bacaklarımın üstüne koyup ayakkabılarımı çıkardım güç bela.
-Ayy bunlarla nasıl yürüyorlar ya. İki saat olmadı giyeli, öldüm bittim.
-Alışkın değilsin anladığım kadarıyla.
-Daha çok özel günlerde giymeyi seviyorum. Günlük hayatta spor ayakkabılar vazgeçilmezim.
-Rahatına düşkünsün diyelim.
-Yok. Canım tatlıdır, canımı seviyorum diyelim.
Dediğime kahkaha atıp cebindeki telefonu çıkarmıştı.
-İçerisi kötü kokuyor dedin, burada bir şeyler içmek ister misin?
-Hafif bir şey içebilirim. Ama bir kadeh.
-Bir kadeh... Ne istersin?
-Hadi bir itiraf da bulunayım. İlk defa geldim böyle bir yere. İçki isimlerini pek bilmiyorum. Aşağıda barmenin insafına kaldım. O da en ağır içkilerden verdi sanırım, kustum.
-Ben kızarım ona.
-Kız.
Böyle salağı oynamak da çok zor be Peyker.
Telefonla birini arayıp terasa adını bilmediğim bir şeyler getirmelerini isteyip kapatmıştı.
-Konuştuk ettik ama tanışmadık. Ben Cesur. Cesur Haznedar.
Salak rolüne devam et Peyker.
-Aaa.. ooo. Buranın sahibi Cesur Hazneder? Siz gerçekten buranın sahibisiniz... Ayy inanmıyorum, ben içtiğim iki kadehin parasını nasıl ödeyeceğim diye dertlenirken mekanın sahibi ile terasa çıkmış, içki içeceğim.
-Aramızda iki kadehin lafı olmaz diye umuyorum. Eeee artık adını bağışlayacak mısın?
Gevşekk... Tabi lafı olmaz. Ödemeyi yatak da almayı planlıyordu şerefsiz.
-Mahur... Mahur Kılıç.
Onun adını söylediği gibi vurgularak adımı söyleyerek kahkaha attım.
Biraz sonra terasa açılan kapı açılmış aşağıda gördüğüm garsonlardan değil de Cesur Haznedar'ın yanında bulunan korumalarından biri elinde içki şişeleri ve bardakların bulunduğu bir tepsiyle yanımıza gelmişti.
Tepsiyi yere bırakıp gerisin geri geldiği kapıdan çıkarken dönüp tepsiye baktım. İçkiler dışında çerezler vardı.
Cesur Haznedar'ın doldurup uzattığı kadehi teşekkür ederek aldım.
Aşağıda barmenin verdiği kokteyllerin içine ne koyduğu gördüğüm için az da olsa rahattım ama bu şerefsizin ne getirttiğini bilmediğim için temkinli davranmam gerekiyordu. Ayık olmam şarttı.
-İlk defa bara gelmene ne sebep oldu? Aldatıldın mı yoksa sevgilinden mi ayrıldın?
-Cıks. Yanlış tahmin. Ne sevgilimden ayrıldım ne de aldatıldım. Atanamadım. Kaç yıl oldu mezun olalı hâlâ atanamadım. Diplomalı işsizler kervanına yıllardır üye olup çıktım.
-Atanamadın mı?
Yüzündeki tuhaf ifadeye gülmek istedim ama kendimi tuttum. İlk defa alt sınıfdan biriyle böyle konuşuyordu galiba.
-Hı hı...
-Anladım.. Ee sevgilin böyle bir yere tek başına nasıl gönderdi seni?
-Sevgilim olduğunu kim söyledi? Sevgilim falan yok. Aslında hiç kimsem yok.
-Nasıl?
-Ailem ben küçükken vefat etmişler. On sekiz yaşına kadar yetiştirme yurdunda büyüdüm. Part time işlerde çalışıp apart eve çıktım. Bir yandan okudum, bir yandan çalıştım.
-Çöpsüz üzüm...
Çöpsüz üzüm lafını yedirirdim de dua etsin operasyonu mahvetmek istemiyordum.
-İki yıldır da birikim yapıp bir artı bir daireye geçtim. Gerçi geçtiğimiz gün çalıştığım mağazadan koyuldum. Aç karnımı doyuramıyorum kalkmış geldiğim ortama bak. Kafa dağıtmak benim neyime.
Timsah gözyaşları döküp ayaklanacağım sırada kolumdan tutup kucağına çekmişti.
-Bırak beni. Evime gidip ağlayacağım.
-Şhh, önce sakinleş. Sonra gidersin evine.
-Geç oldu. Artık gitmem lazım. Yoksa Neriman teyze olmayan ailemi aramakla tehdit eder.
-Neriman kim?
-Ev sahibim.
-Aile konusu ne alaka?
-Kiralık ev ararken yurtta büyüdüğümü öğrenen evini kiralamaktan vazgeçtikleri için Neriman teyzeye ailemin memlekette olduğunu söyledim. O da sorgulamadan evini kiraladı.
Uzanıp elindeki kadehi alıp tek de içtim.
-Tadı iğrençmiş. Nasıl içiyorsun bunu?
-Başta kötü gelse de insan sonradan alışıyor.
-İnsan buna nasıl alışır. Sidik gibi kokuyor.
Ben konuştukça o içmiş, ben de kendi kadehimle oylanıp durmuştum.
Saçma, sapan olmayan ânılarımı anlatarak kafasını ütülerken o da artık çakırkeyif olduğumu düşünmeye başlamıştı.
-Sohbetimize otelde devam edelim mi?
Ağzımı yaya yaya evet diyerek gülüp Cesur Haznedar 'a sırnaştım.
Oturduğu yerden doğrulup beni de kaldırınca terastan çıkıp geldiğimiz yoldan geri dönerek bardan çıkmıştık.
Bardan çıkıp arabaya binene kadar bir ân da arkamıza ona yakın yakın koruma takılmıştı.
Yol boyunca her halta gülüp ona sırnaşdıkça onunda hoşuna gidiyordu.
Yol akıp gitmiş, otele varmıştık. Korumaların her biri farklı köşelere dağılırken içlerinden üç tanesi bizim çıktığımız kata çıkmışlardı.
Odaya çıktığımızda ayakkabılarımı çıkarıp saçımı açarak camın önündeki berjerde oturan Cesur Haznedar'ın yanına giderek dizlerine oturdum.
-Sana içecek bir şeyler hazırlasam içer misin?
-Keyfine bak.
Uzanıp dudağımdan öpünce kucağından kalktım.
İçkilerin bulunduğu köşeye giderek bardakları doldururken o da kalkıp odadaki banyoya gitmişti.
Fırsat bu fırsat diyerek çantamda bulunan ilacı alıp ona hazırladığım kadehe koyarak parmağımla karıştırdım.
Bardakları alıp arkamı döndüğümde banyo kapısı açılmıştı.
Saçı, başı dağılmış bir halde yatağa geçip oturunca ona hazırladığım kadehi uzatıp tekrar kucağına çıktım.
İçkisini yudumlarken aheste aheste parmaklarını karın kaslarında dolaştırıp usulca düğmelerini açmaya başladım.
Hareketimle içkisini tek yudumda içip boynunu geriye atmıştı.
En geç iki dakika içinde kendinden geçecekti.
Hazır uyanıkken üstünde ne kadar kıyafet çıkarsam o kadar kârdı.
Bir şeyler mırıldanıp boynumu öperken gömleği sıyırıp attım üstünden.
Dudakları boynumdan aşağıya ineceği sırada bedeni geriye doğru düşmüştü.
-Ava giderken avlanan Cesur Haznedar, sen şimdi naneyi yemedin mi...
💥💥💥