Tentakistan Cumhuriyeti!

1310 Words
Doruk'un Anlatımından Devam Giyinip dinlenme odasına geçtikteden sonra Göksel karşıma geçip ellerini beline yerleştirdi. "Göksel bakma bana öyle." "Komutanım kızı nezarethaneye attınız. Size nasıl bakmamı istiyorsunuz?" "Hangi kızı lan?" diye araya girdi Şevket. "Gökçe'yi nezarethaneye attı. Başka kimi olacak?" dediğinde Şevket güldü. "Komutanım yazık kıza ya, bağırmamdan bile korkuyor. Nezarethaneden dahi korkar o." Omuz silktim. "Bırakın biraz kalsın da aklı başına gelsin." "Ya sizi şikayet ederse? Başınız belaya girer, biliyorsunuz değil mi?" Başımı salladım. "Biliyorum, evet. Ama albay gelmeden çıkarırım ben onu oradan. Biraz rahat olun." deyip kollarımı bağladım ve koltuğa yayılıp gözlerimi kapattığımda Göksel ayaklarımı tutup ittirdi ve ittirip yer açtığı yere oturdu. Sabır çekip gözlerimi açarken bıkkınlıkla nefesimi bıraktım. "Uyuyacağım ya, zehir edin tabi." "Kim neyi zehir ediyor?" yüzbaşının sesiyle ayağa kalktığımızda hepimiz hazır ola geçtik. "Rahat." dediğinde odaya girip ellerindeki poşetleri masaya bıraktı. "Alın bunu, dağıtın. Herkes yesin, siktiğimin Çelik soyadından kurtulmam şerefine." dediğinde Göksel gülümsedi. "Boşandınız mı nihayet komutanım?" "Boşadım iti. Boşandım ve kurtuldum." uzun zamandır kocası ile boşanmaya çalışıyordu ve nihayet başarmıştı demek. "Baklava mı bu komutanım?" Şevket iştahla poşeti açarken Yüzbaşı Noyan başını salladı. "Baklava. Afiyet olsun hepinize." deyip poşetlerden birini aldı ve odadan çıktı. Şevket baklava kutularından birini açarken Göksel kapıya çıkıp erlerden birini çağırdı ve bütün poşetleri toplatıp sadece birini bıraktı. Şevket kutudaki baklavalara dalarken Kerim ve Tufan da masanın önüne geldi. Ayak üstü tatlıyı gömmeye başladıklarında tekrar yerime uzandım ve gözlerimi kapattım. Ama tabi huzur kim ben kim amına koyayım! Kapı tıklatıldığında mecburen gözlerimi araladım. "Doruk üsteğmenim?" "Önemli değilse yakarım çıranı." "Komutanım içeri attırdığınız kız bağırıp duruyor. Hiç susmadı atıldığından beri." "Sesi kısılana kadar bağırsın bırakın." tekrar gözlerimi kapattım. "Yalnız komutanım... Kız yabancı bir dilde bir şeyler söylüyor ve tek anladığımız isminizin geçtiği..." Bir özbekçe küfür işitmediğimiz kalmıştı, o da oluyordu muhtemelen. "Bırakın, istediği kadar küfür etsin. Beni uykumdan uyandırmayın." uyuyabilirsem... bir kaç saat vurup kafayı yatmak istiyordum ama o da mümkün değildi sanki... ~ ~ ~ ~ ~ ~ Yüzbaşı Bergüzar Noyan'ın Anlatımından Devam Binbaşının odasının önünde durup kapıyı tıklattım. Çok sevgili binbaşım o sert ses tonu ile gel dediğinde içeri girip selam verdim. "Komutanım?" "Gel Noyan." deyip arkasına yaslanırken ellerini önünde birleştirdi. Adımın Bergüzar olduğunu acaba ne zaman öğrenecekti. Boşanma kararı aldığımdan beri bana eski soy adımla hitap ediyordu üstelik. "Komutanım, boşanınca haber ver demiştiniz." deyip elimdeki tatlı poşetini masanın üzerine bıraktım. "Ben boşandım." "Güzel." dedi ama yüzünde mimik oynamadı. Her zamanki gibi ama. O Alphan Tural, binbaşı Alphan Tural. Yüzünde mimik oynasa şaşarım. Yüz hatları belirgin, keskin ve elmacık kemikleri oldukça çıkık, çenesi belirgin... Oldukça yakışıklı bir adamdı. Kaşları kalın ve biçimli, yüzüne sert bir ifade katıyordu. Sanki yeterince sert değilmiş gibi gözleri derin bakışlara sahipti. Dudakları ince ama belirgin, yüzüne ciddi bir hava katıyordu. Saçları koyu renk ve geriye doğru taranmış, düzgün bir şekil verilmiş. Ten rengi hafif bronz tonlarındaydı. Üzerinde kamuflaj oldu mu bir de... Ondan etkilenmeyecek tek kadın tanımıyordum. Ama ben mi? Ona gıcık oluyordum! Kendini beğenmişin tekiydi! Burnu o kadar havadaydı ki burnuna bir kanca asıp sallanmak istiyordum. Benimle o kadar çok uğraşıyordu ki onunla ringe çıkıp ağlatana kadar dövmek istiyordum. "Güzel?" deyip tek kaşımı kaldırdım. "Boşanmam mı güzel?" "Meydanın yalnızca bana kalması güzel." dediğinde nutkum tutuldu. Ne? "Anlamadım komutanım." "Resmi olarak boşanmış olman..." deyip ayağa kalktığında nefesimi tuttum. "Bu güzel bir haber." tam karşıma geçip ellerini arkada birleştirdikten sonra yüzüme yaklaşmak için eğildi. "Şu andan itibaren seni kazanmak için savaşacağım demek." deyip dudaklarını ıslattı. "Güzel olan bu." "Benden mi hoşlanıyorsunuz komutanım?" "Yasak mı?" "Hayır yasak değil. Ama hoşlandığınız kadına karşı biraz daha kibar olmanızı umardım açıkçası." "Yalnızca sana kibar olduğumu hiç fark etmedin mi Noyan?" "Bergüzar. Mesela önce adımı öğrenerek işe başlayabilirsiniz. Ne dersiniz?" Gülümsedi, dudakları kıvrılırken yumruklarımı sıktım ve sanki bir şiir okumaya başlar gibi mırıldandı. "Noyan..." "Bergüzar." dedim inadına. "Adım Bergüzar." "Noyan daha hoş." deyip aniden geri çekildi ve arkasını dönüp masasına ilerledi. Tatlı poşetini açarken sabır çektim. "Çıkıyorum komutanım." "Çıkabilirsin yüzbaşı Noyan." Başımla selam verdim ama zaten hiç oralı bile olmadı. Hızlıca çıktım odadan, çıktığımda sinirden ellerim titriyordu. "Adama bak, boşandım diye seviniyor." Tamam, aylardır bir boşanma aşamasındaydım ve kocamı günahım kadar da sevmiyordum. Boşanmamız en çok beni mutlu etmişti ama boşanmama başka birinin bu denli seveceğini tahmin etmemiştim hiç. "Hoşlanıyormuş benden, aksi herif. Ben de inandım buna." deyip odama çekildim ve sandalyeme oturup başımı masaya yasladım. Binbaşı Alphan Tural... Kafayı bana takarsa hiç kurtuluşum yok. Hayatımdan daha yeni bir erkeği şutlamışken başkasını istemiyorum. Özellikle de çocuklu bir adamı! ~ ~ ~ ~ ~ Doruk'un Anlatımından Devam Uyku tutmayınca oturup dakikalarca önümdeki sehpayı izledikten sonra Şevket'in zorla ağzıma tıktığı tatlıyı yemek zorunda kalmıştım. Bir saat kadar sonra albayın döneceği haberini alınca saate baktım. Neredeyse iki olacaktı, bizim deliyi eve bıraksam olmaz. Burada kalsa olmaz. Ama nezarethaneden çıkardığım gibi de beni şikayet eder. Korkusuz bir tip, zaten etik değil de deyip duruyor. Bir şekilde hanımefendiyi susturmam gerekiyordu yani. Gidip bir çıkaralım da gerisini de sonra konuşuruz. Ayaklanıp nezarethaneye geçtim, daha içeri girdiğim gibi Özbek kızının mırıltılarını duydum. Yere çökmüş hararetli hararetli özbekçe bir şeyler mırıldanıyordu, sesi çıkmıyordu ama yine de susmuyordu. Ben boşuna kapatmadım bu kızı. Üstelik söylemiştim, intihar olayı yoksa seni nezarethaneye tıkarım demiştim. Dua etsin ki onu erken çıkarıyorum. Parmaklıkların önüne geldiğimde bakışları beni buldu ve gözlerini gözlerime dikti. Asker kilidi açıp da uzaklaşana kadar konuşmadı. "İndir o bakışlarını Özbek kızı. Beni böyle korkutamazsın." Ayağa kalkıp içini çekti. "Bunu yapmaya hakkın yoktu. Seni şikayet edeceğim." "Dene, hadi git ve beni şikayet et." "Edeceğim zaten!" yanımdan geçecekken durup gözlerimin içine baktı. "Albayına şikayet edeceğim seni! Bu yaptığının hesabını vereceksin üsteğmen bozuntusu!" "Laflarına dikkat et Özbek kızı, karşında devletin bir askeri duruyor." "Asker gibi davran o zaman! Bana bunu yapmaya hakkın yoktu! Tunga'ymış! Tunga ne demek biliyor musun ki sen? Alp Er Tunga, Tunga Han, Tunga Alp! Bir onlara bak bir sana, onlar onurluydu ama sen de...!" kaldırdığı elini yakalayıp bileğini sıktığımda kaşlarını çattı. "Sen onurlu bir asker değilsin." dedi sessizce. "Kötü birisin, sen kötü birisin!" "Hadi ya! Çok üzüldüm bak şimdi! Kötü biriyim ya ben! Çok üzüldüm, birazdan gidip ağlayacağım!" deyip onu içeri doğru ittirip elini bıraktım. "Gelme üstüme Özbek kızı, bütün sinirimi senden çıkarırım!" "Yapmıyor musun zaten? İki gündür senin yüzünden neler yaşadım ya ben? Arkadaşlarımın önünde beni rezil ettin, itip kaktın, askerlerine emir verdin ve beni nezarethaneye bile attırdın! Bunlar normal değil!" diye bağırdığında bir adım attım. "Arkadaşların da senin ne mal olduğunu biliyor zaten. Benim bir şey yapmam pek de bir şey değiştirmedi." "Sen!" elini kaldırıp işaret parmağını sallarken duraksadı. "Tentak!" diye bağırdığında kaşlarımı çattım. "Tentakistan diye bir ülke olsaydı sen o ülkenin cumhurbaşkanı olurdun! Çünkü sen gördüğüm en tentak insansın!" diye bağırıp omzuma çarparak çıktı nezarethaneden. "Özbek kızı dur!" diye bağırdım ama beni iplemedi. "O ne demek!" diye bağırdım arkasından. Çıktığında telefonumu çıkarıp sesli aramayı açtım. "Tantak ne demek?" "Yatak ile ilgili bir ile elli arası sonuç..." "Siktir lan! Tentak! Ya da tantak! Ne demek amına koyayım!" "Daha etkili bir arama için lütfen kelimeyi bir cümle içinde kullanın." Anasının... "Tentak ne demek?" dedim sakince. Arama kısmında Özbekçe tentak yazısını görünce tıklayıp baktım. Aptal? Özbek kızı bana aptal mı dedi? "Ulan Özbek kızı!" diye bağırıp nezarethaneden çıktığım gibi koridor boyunca onu takip ettim. "Özbek kızı!" Koşarcasına adımlarken binbaşı Alphan Tural odasından çıktı ve az kalsın Özbek kızı ile çarpışacaktı. Hassiktir! Yandık lan! "Kızım? Ne işin var senin burada?" Gökçe bir ona bir de yetişmekte olan bana bakıp parmağıyla beni işaret etti. "Ben ondan şikayetçiyim. Lütfen beni bu askerinizden kurtarın." dediğinde yumruklarımı sıktım. "Ne diyorsun kızım sen?" derken binbaşının karşısına geçip selam durdum. "Komutanım." "Ne diyor bu kız Doruk? Ne oluyor?" Ağzımı açacakken Özbek kızı bileğini gösterdi. Kızarmıştı ama bunun ne ara olduğundan emin bile değildim. "Ondan şikayetçiyim! Lütfen beni onun korumasından alın, istemiyorum onu. Lütfen." deyip binbaşının arkasına geçti ve kolunu tuttu. Yavru bir kedi gibi binbaşına sığındığında başımı sağa yatırıp ona baktım. Öç alma zamanıydı belli ki, ama ben kozumu hâlâ oynamadım Özbek kızı. Dedim ya, artık seni benden kimse alamaz. ~ ~ ~ ~ ~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD