Gökçe'nin Anlatımından Devam
"Orosbunun çocukları!" Şevket abi bir kere daha bağırdığında yerimde sıçradım. Belli etmemeye çalışırken Göksel üsteğmen gülmüştü bu halime.
"Abi bağırma, kızı korkutuyorsun."
"Ya dün ki maç özetini izliyorum... Bu orosbu çocukları top oynamasını bilmiyorum. Amına koyduklarım!"
"Tamam, anladık onu. Bağırma sen sadece." dediğinde Şevket abi başını salladı.
"Tamam bacım tamam." deyip telefonuna bakmaya devam ederken isminin Tufan olduğunu hatırladığım asker içeri girdi.
"Selim'i almışlar, hastaneye bırakıp dönüyorlar."
"Hastane mi? Bir şey mi yapmış kendisine?"
"Uyuşturucu alıyormuş, muhtemelen tedavisi için." dediğinde içim rahatladı.
En azından o iyi olacaktı.
"Lan, revire yeni doktor gelmiş." başka biri daha girdi içeri. "Ulan bu..." Bana bakarken gergince nefesimi tuttum. "Gökçe kız? Senin ne işin var burada?"
"Şey, Doruk arkadaşımı bulmak için çıktı da, beni de buraya bıraktı."
"Rahatsız etme kızı Kerim." dedi Göksel üsteğmen.
"Sanki yedik kızı komutanım." dedi Kerim ve Göksel üsteğmenin yanına oturdu. "Ne diyordum, revire yeni doktor gelmiş."
"Neden bu kadar heyecanlısın sen?"
"Heyecanlı değilim, güzel kadınmış diyorlar." rahat bir şekilde oturup bacak bacak üstüne attığında Göksel üsteğmen ayağa kalktı.
"Off, ne yılışıksın. Kadın bakmaz sana, vazgeç artık."
"Canım ben zaten onun bana bakmasını istemiyorum ki." deyip başını arkaya attı. "Komutanım?"
Soru soracaktı ama Göksel Üsteğmen izin vermedi. "Kes." deyip bana döndü. "Sen de gel benimle." dedi, o odadan çıkarken ona emanet edildiğim için mecbur onu takip ettim.
Koridora çıktığımızda bir kadınla karşılaştık, karargahı geziyordu. Kısa kahverengi, dalgalı saçları omuzlarına dökülüyordu. Üzerinde siyah kare yaka, kalın askılı dizinin üzerinde bir elbise vardı. Hava soğuk olduğu için içine vatkalı beyaz gömlek giymişti. Şık bir görünüme sahipti, karargahın duvarlarındaki resimlere bakıyorken Göksel üsteğmen ona yaklaştı. "Kime bakmıştınız?"
Kadın bize dönüp gülümsedi, kahverengi gözlerinin içi dahi parıldadı. Kocaman gülümsemesi içimi ısıtırken elini uzattı. "Merhaba, ben revirin yeni doktoruyum. Tuğba Candar."
Göksel üsteğmen bir süre eline baktıktan sonra başını sallayıp elini sıktı. "Hayırlı olsun, Göksel ben de."
"Memnun oldum." deyip o tatlı gülümsemesi ile bana dönüp bir de elini bana uzattı.
Elini sıkıp sıkmamak arasında gidip gelirken elimi uzattım. "Gökçe." dedim elini sıkarken. "Memnun oldum."
"Ben de." diye mırıldanıp geri çekildi. "Reviri görmek için çıkmıştım ama resimler dikkatimi çekince dayanamadım. Bakınıyordum öyle."
"Herhangi bir sıkıntı yaşarsanız yardımcı oluruz." dedi Göksel üsteğmen de kibar bir tonda. "Yalnız baştan uyarıyorum, bazı askerlere özellikle ismi Kerim olanlara dikkat edin. Çapkın olanlar var içlerinde."
"Ah, tabi. Anladım. Dikkat edeceğim." deyip gülümserken Doruk ve Veli karargaha giriş yaptı. Doruk'u görünce panik olmuştum bir an için.
"Göksel?"
"Emredin komutanım?"
"Albay nerede?"
"Az önce toplantı için çıktı komutanım." dediğinde başını salladı ve koridorun köşesindeki iki askeri çağırdı.
"Gelin buraya, alalım arkadaşı." deyip beni gösterdi. "Alın atın bunu nezarethaneye." gözlerimi kocaman açtım.
"Ne? Ne diyorsun sen ya?"
"Konuşmayalım bayan. Alalım hadi." dediğinde iki asker yanıma gelip kollarımı tuttu.
"Doruk ne yapıyorsun ya? Ne yapıyorsun sen!"
"Bağırma bayan, götürün onu."
"Bayan değil o bir kere!" askerler kollarıma girip beni yürütmeye çalıştıklarında zorla bir kaç adım atıp başımı çevirdim. "Doruk ne yapıyorsun?"
"Götürün, sesini duymak istemiyorum." dediğinde askerler hızlandı ve beni ciddi ciddi nezarethaneye götürdü.
Parmaklıklar ardında kalışıma şaşırıp kalırken nefesimi bırakıp dizlerimin üzerine çöktüm. "Ya!" yumruklarımı sıktım. "Ruh hastası manyak!"
Öfkeyle nefesimi bıraktım. Ama sorarım sana bunun hesabını. Madem Selim iyi, ben de o halde onu albaya şikayet edecektim.
~ ~ ~ ~ ~
Veli'nin Anlatımından Devam
Selim'i bıraktıktan sonra Doruk'un hızlı adımlarına yetişirken kızların yanında gördüğüm kadınla nutkum tutuldu bir an.
Öyle ki Doruk kızı harbi harbi nezarethaneye attırırken ağzımı bile açamamıştım.
Şaşkın bakışları ile tanık olduğu olay yüzünden yüzündeki gülümseme kaybolmuşken gözlerinin kahveleriyle denkleşti bakışlarımız.
Bahane abi, maviymiş, yeşilmiş, elaymış bahane. Beni şu kahverengi gözlerinin topraklarına gömsünler lan, nasıl güzel gözler bunlar...
"Ne yaptınız siz komutanım? Kızın ne suçu var?" dedi Göksel.
Doruk omuz silkti. "Çok konuşuyor, kalsın biraz orada." deyip uzaklaşırken Göksel de onu takip etti.
Boğazımı temizledim. Gökçe de Göksel de başkası da umrumda değil, bu kadının kim olduğunu bilmek istiyordum. "Siz?"
Bana dönüp tebessüm ederken tekrar kaşları düştü. "Yüzünüz? Siz iyi misiniz?" deyip parmak uçlarını kaşımdaki ve dudağımdaki yaralarda gezdirdi.
Oyy! Şu an iyi değilim, işte şu an iyi değilim!
"İyiyim, sıkıntı yok." deyip gülümsedim. "İsminizi öğrenebilir miyim?"
"Tuğba ben." deyip elini uzattı. "Revirin yeni doktoruyum."
Doktor, eee iyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş işte.
Uzanıp elini sıktım, benim nasırlı ellere göre onun elleri yumuşacıktı. Pürüzsüz... "Veli, Veli Kartal." deyip nefesimi bırakırken yüzümü buruşturdum.
"İyi misin Veli?"
Başımı iki yana salladım. "Ya, yeni dayak yedim ya. Sızlıyor."
"Öyle mi? Aslında bugün göreve başlamıyorum ama isterseniz revire geçelim. Ben bir yaralarınıza bakayım."
"Olur, olur." diye mırıldanıp başımı eğdim. "Kan şekerim de düşüyor sanki. Kafama kafama vurdular."
"Ben bakarım." koluma girdi. "Gelin benimle." deyip revire doğru adımlarken zafer kazanmış edasıyla başımı eğip sırıttım.
Ulan bir gün bu taktiklerin işe yarayacağını biliyordum. Hem de böyle güzel bir kadında...
Revire girdikten sonra Tuğba hanım eşyalarını sandalyeye bıraktı. Ben de muayene masasına oturdum. Eşyaları yanıma bırakıp eldivenlerini giydi ve dikkatle inceledi yüzümü. "Burnunda kırık yok gibi duruyor ama buradan çıktıktan sonra yine de bir hastaneye git. Hem kafama da vurdular demiştin, travma geçiriyor olabilirsin. Her türlü hastaneye gitmeni tavsiye ediyorum."
Başımı salladım. "Tamam doktor hanım." dediğimde kaşımdaki ve dudağımdaki kanamayı temizledi. Başka da bir şeye gerek yoktu zaten.
Vakit kazanmak için ve biraz da olsa laflamak için zaten pireyi deve yapmıştım. "Doktor hanım?"
"Efendim Veli?" deyip gülümsedi. "Bu arada sana Veli diyebilirim değil mi?"
"Elbette. Bana lütfen Veli de." dediğimde güldü. "Ben de size Tuğba diyebilirim herhalde?"
"Tabiki." dediğinde keyfim yerine geldi.
"Tuğba..." ismi de ne güzelmiş. "Bir şey olursa bana gelebilirsin. Koridorun sonundaki odadayım ben. Orada olurum yani genelde. Veli Kartal de, hemen gelirim."
"Burada ne olacak ki sanki bana? En güvenli yerde değil miyim?"
"Keşke." diye mırıldandım. "Keşke... Ama burası hem en güvenli hem de en tehlikeli yer."
Yüzü düştü, elindeki işi bitirip yanıma oturdu. "İşiniz çok zor değil mi?"
"Zor olan işimiz değil." deyip ona döndüm. "Sabah uyandığımızda, acaba bugün son günümüz mü diye düşünüp buna alışmaya çalışmak zor." başımı eğdim. "Ölmek zor değil, biz bu yola ölmek için baş koyduk zaten ama zor olan geride bırakacağımız insanlara neler olacağını düşünerek yaşamak."
"Asker olmak zor." diye mırıldandığında başımı iki yana salladım.
"Asker olmak zor değil, zor olan asker beklemek..." tekrar ona döndüm. "Asker sevmek..."
Başını sallayıp burukça gülümsedi. "Haklısın. Şimdi seni daha iyi anladım." nefesini bırakıp ayağa kalktı. "Şekerim düştü demiştin değil mi?"
"Evet." şeker aletini ararken onu izledim. Ben sanırım şekerimi bulmuştum. Kaybetmeye de niyetim yoktu.
O makineyi ararken derin bir nefes alıp iç çektim. Çok güzeldi lan, nasıl güzel... Hayran kalmıştım ona, sanırım bu da ilk görüşte aşktı işte.
Normalde ilk görüşte aşka inanmazdım ama Tuğba'yı görünce içim bir kıpır kıpır olmuştu. Ben bu yoldan yürürüm, Tuğba'yı da aldım mı bırakmam arkadaş. Bitmiştir.
~ ~ ~ ~ ~