10 Aralık Çarşamba
Gökçe'nin Anlatımından Devam
Gece horladığımı söyleyip beni uyandırdıktan sonra ikimiz de uyanık kalmıştık. Sabah beşi gösterdiğinde o mutfağa geçti. Ben de sessizce kalkıp banyoya geçtim ve elimi yüzümü yıkadım. Başımı kaldırıp da aynaya baktığımda bitik bir Gökçe gördüm. Bir haftadır o lojmandan çıkmıyor, doğru düzgün uyumuyor ve yemek de yemiyordum zaten. Doruk gelmeden hemen önce de ağlıyordum, kapı çalınca mecbur kendime geldim.
Ne olursa olsun ve kim ne derse desin... Hatta masumum desem bile kendimi affedemiyordum.
O gece doğum günümü kutlamak için gelmeseydi keşke...
Yağmur yağmasaydı ve ben ona kendi yağmurluğumu vermeseydim...
Ve keşke benimle hiç arkadaş olmasaydı... Bir düzine keşke...
Canım sıkılıyordu, ben zaten kenimi suçluyordum ama yüzüme sanki ben katilmişim gibi bakması, Hilal ve Gülşah'ın söyledikleri... Ben katil değildim ki, belki sadece şanssızdım. O kadar... Ama Doruk da haklıydı, madem etrafımdaki herkese zarar verecektim. Onlardan uzak durmam en mantıklısıydı.
Banyoda çok vakit geçirince kızmasın diye mecburen çıktım. Tekrar salona geçmişti o da... Göz altları çökmüştü, ağır bir kokusu da vardı yıkanmadan önce. Acılı bir abinin beni suçlaması normaldi. Sadece durumun ciddiyeti ve etikliği beni düşündürtüyordu. Benimle onun ilgilenmesi kesinlikle yanlıştı ve ben bir şekilde bu yanlıştan onu döndürecektim. Yoksa ikimizin de psikolojisi alt üst olacaktı.
Saat daha erkendi ama bir an önce hazırlanıp oturmak ve kendime çeki düzen vermek için bavulumun önünde diz çöküp fermuarı açtım. Hava soğuk olduğu için kırmızı boğazlı kazağımı elime aldım. Altına sıcak tutan çorabımı ve... Siyah eteğimi seçtim. Eteklerim... Askerler apar topar hazırlan deyince elime ne geldiyse almıştım da hiç pantolonum yoktu.
İç çamaşırlarımı kıyafetlerimin altına saklayıp bavulumun yan gözünden şampuanımı aldım, fermuarı kapatıp ve sessizce tekrar banyoya geçip kapıyı kilitledim. Okula gideceksem temiz olmalıydım ve banyo etmemiştim hiç.
Herhalde yıkansam suyunu kullandım diye de kızmazdı.
Kızmazdı diye düşünüp kıyafetlerimi çıkarıp duşa kabine girdim. Fazla vakit de kaybetmek istemediğim için aceleyle saçımı köpürtüp liflendim.
Hızlı bir duşun ardından temiz havlu aradım, siyah havluya sarınıp saçlarımı kurulamaya başladım. Biraz olsun kendime gelmişken kurulanıp hemen giyinmeye başladım. Burada vakit kaybettikçe içerideki bağırıp çağıracak diye ödüm kopuyordu. Kavga kaldıracak kafada değildim, yorgun ve uykusuzdum.
Üstelik horlamadığımdan da emindim, bunu bilerek yaptığını düşünüyordum. Çok yorgundum, uzanınca uyumuşum... Ne var sanki?
Oflayıp eski kıyafetlerimi aldım. "Ne yapacağım ben bunları ya?"
Kendim biriktirip bir ara yıkardım, şimdi banyosunu işgal etmesin.
Gerçi o kendi odasında yıkanıyordu, buraya girmezdi ki. Şurada dursa ne olacaktı?
Kendi kıyafetleri ile karışmasın diye hepsini çamaşır makinesinin üzerindeki sepetin içine koydum. Yıkayacağım zaman alırdım buradan. Şimdi işte çıkabilirdim.
Banyodan çıkıp salona geçtim. Dün ki gibi hâlâ tekli koltukta oturmuş, başını arkaya atmış ve bomboş bakışlarla tavanı izliyordu. "Dersin kaçta?"
"Dokuzda bugün."
"Ders programını yaz ve bana ver. Evden okula, okuldan eve artık."
"Sen ne yapacaksın? Çalışmayacak mısın?" adam askerdi, bütün gün beni mi bekleyecekti.
"Arada karargaha uğraman sıkıntı yaratmaz değil mi prenses?"
Hâlâ alay ediyordu benimle. Uğraşsın ama, onu şikayet edeceğim ne de olsa.
"Sorun olmaz. Bugün dersim ikide bitecek. İstersen karargaha geçeriz." dediğimde ayağa kalktı.
"Lütfettiniz." diye mırıldanıp odasına geçtiğinde ben de daha erken nasıl olsa diye koltuğa uzandım ve biraz kestirmek istedim. Karnım da zil çalıyordu ama okulda bir şeyler yerdim. Bu adamın evinde bir şey yemek istemiyordum.
Gözlerimi kapatıp biraz kestirdim, belki bir saat kadardı ama o bile iyi gelmişti. Dönüp durduktan sonra uyumuş ve yine şu üsteğmen tarafından uyandırılmıştım. Okula gideceğiz deyince bavulumu açtığım gibi kitabımı aldım. Çantam bile yoktu tabi. Bir ara evime gidip eşyalarımı toplamalıydım.
Hızlıca ayağa kalktım, hazır olduğumu anlayınca kapıya yöneldi. Kapıyı açtığı gibi dün ki kız çıktı karşımıza. Elinde de sigara böreği dolu bir tabak vardı. "Günaydın Doruk!"
"Aynısından." diye mırıldanıp çıkmamı bekledi ama panduflarımı gösterdim.
"Bunlarla gidemem okula."
"Ben sana ayakkabı getireyim mi? Kaç giyiyorsun?"
Kıza dönüp baktım, fazla neşeli ve biraz da kaygısızdı sanki. Doruk herkese gergin yaklaşıyordu ama onun kalbini de kırmıyordu. Sarışın, yeşil kocaman gözleri vardı. Burnu küçücük ve üzeri çillerle doluydu. Sempatik ve küçük suratlı bir kızdı, belki benim yaşlarımdaydı. Benden biraz da kısaydı. "Şey..."
"Olur Buse, götür onu senin ayakkabılarından ver."
"Ama ben..."
"Vaktimiz yok. Git de onun ayakkabılarını al." dediğinde Buse gülümsedi.
"Gel, gel sana ayakkabı vereceğim." Bir eliyle tabağı sıkı sıkı tutarken elimi tutup beni çekiştirmeye başladı ve ayağıma hiçbir şey geçiremeden merdivenleri inmeye başladık.
"Buse..." dedim ama durmadı. Bir kat aşağı indiğimizde kapısı açık olan eve daldı.
Tabağı ellerime tutuşturdu ve bir sigara böreğini alıp ağzıma soktu. Resmen şok olmuştum ve hiçbir tepki veremiyordum.
"Bir bakayım sana." geri çekilip kıyafetime baktı. "Siyah bot, süper olur." dedi ve adımladı. Ben de onu takip ettim. Bir odaya girdiğinde yerdeki ayakkabı kutuları ile ikinci bir şok geçirdim.
Bu odaya ayakkabı odası desem daha doğru olurdu. Yüzlerce ayakkabı vardı.
Böreği dudaklarımdan uzaklaştırıp tutarken odaya girdim. "Bunların hepsi senin mi?"
"Evet! Koleksiyon yapıyorum ve hiçbirini giymedim. İşte burada bir bot var!" botları tutup bana gösterdikten sonra gülüşü kesildi. "Bacakların uzun! Sana çizme vereceğim. Parlak yıldızlı bir çizme!"
"Hayır hayır gerek yok, bot olurdu." dedim ama dinlemedi. Çizmeyi getirip önüme bıraktı.
"Giy hadi." elimden tabağı ve böreği aldı. Ağzıma zorla soktuğu böreği yemeye başladığında onda anormal bir şeyler olduğunu fark ettim ama bir şey diyemedim. Verdiği çizmeleri giydim.
"Çok güzel, teşekkür ederim."
"Senin olsun!" dişlerini göstererek gülümsedi. "Beğendiysen senin olsun, evet evet olsun!"
"Hayır buna gerçekten..."
Aniden bağırarak yanımdan ayrıldı ve odadan çıktı. Tuhaf bir kızdı kesinlikle. Onun neden böyle olduğunu anlayamamıştım.
Onun peşinden odasından çıktım, dışarıdan sesler geliyordu. Sesleri takip ettim. "Sana yardım ettim Doruk, öp hadi beni." dediğinde dışarı çıktım. Dudaklarını büzmüş ve gözlerini kapatmıştı.
Doruk sabır çekip bileğimi tuttu ve o gözlerini açmadan önce sessizce merdivenleri indik.
Dış kapıyı açtığında bileğimi bıraktım. "Neden onu öyle bıraktın, bekleyip duracak."
"Çok konuşma."
"Hasta mı o? Bir sıkıntısı mı var?"
"Kes artık sesini." deyip bana döndü. "Sence seninle muhabbet etmek ister gibi mi duruyorum?"
Hayır, daha çok beni öldürmek ister gibi duruyordu. "Tamam." diye mırıldanıp apartmanın bahçe kapısını açtım ve dışarı çıktım. Arabasını bildiğim için doğrudan arabasının yanına yanaştım. Kilitler açıldığında arabaya binip kemerimi bağladım.
O da binip arabayı çalıştırdı ve sessiz geçen bir yolculuğun ardından beni okuluma bıraktı. Okula giriş çıkışların yasaklı olduğunu ve korunduğunu söyledikten sonra gaza basıp uzaklaştı.
Ve ben de bir hafta sonra okuluma gelmiş bulundum ama artık bu okulda eskisi gibi karşılanmayacaktım.
~ ~ ~ ~ ~