9- Çaresizlik

1550 Words
İki gündür evden çıkmamıştım, Kadim Apollonun takip ettirdiğini çok iyi bildiğim için ona oynadığım oyunu devam ettiriyordum. Fakat alışkın değildim ki ben böyle evde durmaya bir toplantı için hızla şirkete gidip gelmiş ardından mekanlara uğrayıp kontrol etmiştim fakat o kadardı, günün yüzde doksanında evdeydim ve biraz daha evde kalırsam kafayı yiyecektim. Aklımda binlerce senaryo dönüp duruyordu, içimdeki ses yukarı çık sor her şeyi diyordu fakat Işık zaten fazlasıyla ürkmüştü. İki gecedir kabus görüyordu, her gün mü vardı bu yoksa yeni mi olmuştu bilmiyordum. Onu uyandırmak için iki gecedir yanına gidiyordum, uyandırdığımda bana hızla sırtını dönüp geri uyuyordu onun bu denli acı çekmesi hiç hoşuma gitmese de onu daha fazla korkutmamak için üzerine gitmiyordum. Tabi bir de Turhan olayı vardı, aralarında her ne varsa düşündükçe sinirlerime dokunuyordu. Günde birkaç kez arayıp Işıkla konuşuyordu, buna sırf Işık yüzünden izin versem de ona güzelim, miniğim vb. Şekilde hitap edince adeta kan beynime sıçrıyor ister istemez çıkışıyordum. Aralarındaki bu şey her ne ise hiç hoşuma gitmiyordu, bunu bana yamuk yapmasına bağlıyordum. Başka bir açıklaması yoktu. Kahvem bitince düşüncelerimi de bir yana bırakıp yavaşça oturduğum koltuktan kalkıp mutfağa geçtim ve elimdeki fincanı makinenin içine bırakıp buzdolabını açtım. Tost için malzeme bile kalmamıştı, buzluktaki hazır köfte ve balığı da bu iki günde akşam kızartıp bitirmiştin. Bir şeyler almam gerekiyordu ama ne alacaktım ki. Ne lazım olurdu, hadi bir şeyler aldım diyelim. Yumurta bile kırmayı bilmeyen bir adamdım ben elimden bir iş çıkmazdı ki. Bir süre boş dolapla bakıştıktan sonra ne kadar düşünürsem düşüneyim bu duruma bir çare bulamayacağımı fark ettim ve dolabı kapatıp yavaşça merdivenlerden yukarı çıktım. Odamın yanındaki odayı Işık geldiğinin ertesi günü ne kadar temizleme desem de temizlemişti. O oraya geçince bende odama geçmiştim. Alia da ona birkaç takım kıyafet almıştı ve bende onları alıp gelmiştim. Yine daldığım düşüncelerden Işığın kaldığı odasının kapısına gelince bir kenara bıraktım ve yavaşça kapıyı tıklattım. İçeriden duyduğum gir sesiyle kapıyı yavaşça açıp içeri girdim. Işık her zamanki gibi camın kenarına oturmuş öylece dışarıyı izliyordu. Benimle hiçbir şekilde iletişime geçmek istemiyormuş gibi bir hali vardı bende bugüne kadar onu kendi haline bırakmıştım ama şu an ona ciddi anlamda ihtiyacım vardı. Yatağın ondan tarafı olan ucuna ilerleyip oturdum. Kısacık bir an bana baktıktan sonra tekrar kafasını cama çevirince istemsiz sinirlenmiştim. Beni yok sayması sinirlerime dokunuyordu fakat sakin olmam gerektiğinin bilincinde olduğum için kendimi zor da olsa sakinleştirip söze girdim. "Biliyorum benimle iletişim kurmak istemiyorsun." Dediğimde hızla başını bana çevirip soru dolu gözlerle bakıp "Onu nereden çıkardınız ki. Hem evinizde kalıyorum hem de sizinle iletişime geçmek istemiyorum, olur mu hiç öyle şey. Ben size minnettarım, o adama bıraksanız neler olurdu diye düşünmek bile istemiyorum." Dedi ve başını tekrar camdan yana çevirdi. Son sözlere doğru sesi çatallaşmıştı ve tahminimce şu an ki hareketi de gözyaşlarını saklamak için yapmış olduğu bir şeydi. Benimle ilk kez bu kadar uzun konuştuğu için şaşırsam da duyduklarım ile de oldukça memnun olmuştum. "Ben odadan çıkmayınca yemek getirdiğimde de hiç konuşmayınca öyle sandım." Dediğimde başını olumsuz anlamda sallayıp "Ben sizi rahatsız etmek istemedim sadece. Kusura bakmayın size saygısızlık yapmak değildi niyetim." Dediğinde başımı olumlu anlamda salladım. "Ben aslında... yani... şey evde hiçbir şey yok. " Dediğimde soru dolu gözlerle bana döndü. Kurduğum cümlenin saçmalığını fark edince başımı olumsuz anlamda sallayıp "Yani Evde hiç yemek yapmadım da yemedim de. Bundan dolayı eve hiç alışveriş yapmam gerekmedi ve şu an da dolap bomboş. Yani eğer yardım edersen dolabı dolduralım. Henüz ne kadar burada kalacağın belli değil ama burada kaldığın sürede aç kalamazsın." Dediğimde anlamamış olacak ki kaşlarını çatıp soru dolu gözlerle bana baktı. "Yani yemek yapmayı bilmiyorum bundan da evde yemek yemem. Bu sebepten dolaba tost yapacak kadar şey alırdım ama şu an evde sen varsın. Kendi sevdiğin şeyleri alalım da sende sevdiğin şekilde yapıp ye. Ölmeni istemem." Dediğimde başını olumlu anlamda salladı. Ondan onay almamla ayaklanıp "Hazırlan da çıkalım." Dedim ve yavaşça odadan çıktım. Üzerimdeki eşofman altını ve tişörtü hızla çıkarıp takım elbisemi üzerime geçirdim. Kapıdan çıktığımda Işık da üzerine Alianın aldığı ceketi giyip çıkmıştı. Ona makyaj malzemesi de almıştı Alia fakat kullanma ihtiyacı duymamış olacak ki duru güzelliğiyle öylece bana bakıyordu. Daha fazla burada durup birbirimize bakmamızın doğru olmadığını fark edip hızla gözlerimi Işıktan çekip otoparka inmek için asansöre doğru ilerledim. Adım seslerinden anladığım kadar ışık da arkamdan beni takip ediyordu. Garip geliyordu bu kız bana. Asansörün durması ile ikimizde asansörden indik. Işık otoparkı görünce gözleri ile etrafı taradı. Şaşırmış gibi durmuyordu, varlığın içinde büyümüş gibi bir hali vardı. Fakat maddi imkanları iyi olan birisi neden bu yola girerdi ki. Kafamdaki sorulara her dakika bir yenisi ekleniyordu ve çıldırmamak için gerçekten zorlanıyordum. İlerideki spor arabama doğru ilerlediğimde Işık da beni takip etmişti. İkimiz de araca bindiğimizde gazı kökleyip yola koyuldum. Şehrin dışında evime yakın pek kimsenin gelmediği bir süpermarket vardı oraya gidip gelmemizin tehlike yaratmayacağını düşünüp aracımı hızla oraya sürdüm. Süpermarketin önüne geldiğimizde ikimizde aynı anda inmiştik. Markete girdiğimizde gayet rahat bir şekilde market arabasının kilidini açmış ve kapıdaki görevliye Ingilizce bir şekilde iki saatlik diye yazdırmış ve görevliden aldığı fişi de bana uzatmıştı. Bu kadar rahat İngilizce konuşuyor olması beni şaşırtmamıştı çünkü Kadim Apollon tüm kızlarına İngilizce dersi verdirtiyordu fakat yurt dışındaki bir çok şey Türkiye'ye göre farklıydı mesela market arabalarına saatlik fiş kesiliyordu ve burada yaşamayan birisinin bunu bilmesi mümkün değildi. Elindeki kağıdı birkaç kez gözümün önünde sallayınca kendimi hızla toparladım ve şaşkınlığımı bir yana bırakıp elindeki fişi aldım. O önden markete girerken bende onu takip ettim. Bir süre sonra durup bana döndü ve "Evde hiç mi bir şey yok. Şimdi ne alacağız ki." Dediğinde dudaklarımı büzüp bilmiyorum anlamında bir mimik yaptığımda bir süre düşündü. "O zaman gerekli temel şeyleri alayım. Yemeklik de birkaç bir şey alayım. Zaten ben en kısa zamanda giderim daha fazla yük olmak istemiyorum sana." Dediğinde şaşırmıştım. O evdeki suskun kız gitmişti de sanki yerine başkası gelmişti. "Birkaç aylık al. Öyle gitmen kolay değil." Dediğimde kaşlarını çatıp bir süre bana baktı. Ardından o da benim gibi dudaklarını büzüp bilmiyorum anlamında mimik yaptı. "Bir haftalık alayım, yoksa bozulur her şey." Dedi ve ilerlemeye başladı. İlk et ve tavuk reyonunda durup biraz bir şeyler aldı ardından süt, yumurta, peynir, zeytin derken bir sürü şey almıştık. Işık her şeyden az az almak istese de ben her şeyden fazla fazla almıştım. İçimden bir his daha çok uzun bir süre daha Işık benimle kalacak gibi hissediyordu ve ben genelde hislerime güvenirdim. Bundan dolayı da her şeyden fazla fazla almıştım. İki market arabasıyla kasaya gittiğimizde görevli kadın şokla bize bakıyordu. Işık ona tebessüm edince kadında Işığa tebessüm etmişti. İngilizce yeni evli misiniz Dediğinde istemsiz Işıkla birbirimize bakmıştık. Işık hızla gözlerini kaçırıp kadına yanımda çalıştığını söylediğinde kadın fazlasıyla mahçup olmuş ve özür dilemişti. Işık sorun olmadığını söyleyince ürünlerimizi tek tek kasadan geçirmişti. Ücreti ödeyip poşetleri bir görevlinin yardımı ile arabaya taşıdım. O kadar çok şey almıştım ki dört beş poşet tek elime almama rağmen tek başıma taşıyamamıştım. Poşetleri bagaja yerleştirince bana yardım eden adama biraz para verip oradan ayrıldık. Geldiğimiz hızla eve geri dönüyorduk. Işık yine sessizleşmiş yüzü eski donuk haline gelmişti. Bu durum beni fazlasıyla germişti, sanki bende bir sorun var gibi hissetmiştim. İnsanların yüzüne bile bakmayan ben bu kızın gözlerinin içine bakıyordum ve bunu istemsiz yapıyordum. Eve geldiğimizde yine arabayı otoparka koyup poşetleri de asansöre taşıdım. Işık da hafif olanlara yardımcı olunca hızla taşımıştık. Asansörle yukarı çıktığımızda eşyaları bir de mutfağa taşımak zorundaydık. Onu da halledince Işık her şeyi olması gerektiği gibi yerleştirmeye koyulmuştu, bense öylece dikilmiş onu izliyordum. Çalan telefonum ile onu izlemeyi bırakıp ekrana bakmadan telefonu açtım. Duyduğum ses ile şaşırmıştım. "Ooo Aslan oğlum." Dediğinde kanımın yine çekildiğini hissediyordum. Bu adamın sesini duymak bile bana hiç iyi gelmiyordu. "Küçük kızınla eğlencen bitti ise onu bana geri ver diyecektim." Dediğinde istemsiz gerilmiştim. Işığı o adama asla vermezdim hemde asla. "Ne kadar istersem o kadar kalacak demiştim, anlaşmamız bu yönde." Dediğimde Işık durumu anlamış olacak ki elindeki kaşarı yere düşürmüştü. Ben ona bakınca hızla eğilip kaşarı yerden almış ve yerine koymuştu. Burada konuşmamın yanlış olduğunu anlayıp yavaşça mutfaktan ayrılıp salona geçtim. "Aslan Oğlum sen bir geceden fazla kimseyle olmazsın ben seni çok iyi biliyorum. O yüzden o kızı bana geri yolla. Yarın değil sonraki gece bir teslimat olacak, o tır ile Işık bana geri gelecek." Deyip telefonu kapatmıştı. Söyleyeceğini söylemiş ve kapatmıştı. Her zamanki Kadim Apollon halleri diyip geçmek vardı fakat ne kadar yaşlanmış da olsa Kadim Apollondu o dediğini yapardı. Oğlu da olsam gözümün yaşına bakacak birisi değildi ve ben şimdi çok fena sıkışmıştım. Elim kolum bağlanmıştı. Neden Işık konusunda bu kadar ısrarcıydı bilmiyordum ama hızla bir çözüm yolu bulamazsam çok kötü şeyler olacaktı. Sinirle saçlarımı çektiğimde duyduğum hıçkırık sesi ile daha da lanet ettim kendime. Işık arkamdan gelmişti, yavaşça ona döndüğümde gözlerinden yaşlar bir bir akıyordu. "Ne oldu?" Dediğinde sesindeki korku apaçık ortadaydı. Gözlerinde kırgınlık vardı, kızgınlık vardı ama en çok da acı vardı. "Yine olmadı." Dediğinde anlamamıştım. "Yine olmadı işte" diye tekrarladığında gözyaşları artmıştı. Çaresizliği iliklerime kadar hissettiğim bir an daha yaşıyordum. Karşımdaki kız bana çaresizliği yaşatan ikinci kişiydi. Aklıma bir şey gelmiyordu. Hayır bitmedi olacak diyemiyordum çünkü aklımda hiçbir şey yoktu. Çaresizlik tüm bedenime yayılırken karşımdaki küçük kız sendelemişti. Hızla kendimi toplayıp onu tuttum ve kanepeye doğru götürdüm fakat bir ölüden farkı kalmamıştı. Ondan sonra ise o ağlamış ben dinlemiştim. Saatlerce sessiz sessiz ağlamıştı, sicim gibi akmıştı gözyaşları birazı koltuğa birazı elime birazı da pantolonuma damlamıştı. Tuzlu gözyaşı damladığı yerde iz bırakırken yanımdaki küçük kızın her bir hıçkırığı da bende büyük izler bırakmıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD