ALTINCI BÖLÜM

2508 Words
Sol kulağıma vesvese veren simsiyah yüzlü şeytan sözlerini beynime geçirmek için yılan dilini kulağımın içine sokuyordu. Sözlerinin iğrençliği gibi ağzının içinden gelen kokular midemi bulandırıyordu. Ruhum ondan korkmuş halde titrerken bedenim korktuğu halde güçlü durmaya çalışıyordu. Gitsin istiyordum, yanımda durmasın, kötü düşüncelerini beynime aktarmasın istiyordum. Mantıklı düşünen yanım beynimi terk ediyordu ve ben bundan korkuyordum. Issız bir sokakta tek başıma karanlığın ortasında duruyordum. Düşüncelerimi kontrol altına alamadığım için sıkışmıştım. Bir ışığa ihtiyacım vardı, karanlık düşüncelerimi durdurmak için bir ışığa ihtiyacım vardı. Zelzeleye uğramış gibi sürekli titreyen bedenimi kontrol altına almak için refaha ihtiyacım vardı. Zifiri karanlığın içinde kendimi kaybedersem ruhum bedenimden uzaklara gidecekti. Ve o yavaş yavaş benden uzaklaşıyordu. Dur diye bağırıyordum, sesimi duymuyor onu çağıran karabasanın peşine gidiyordu. "Düğünü Ramazandan sonra yapalım. İki bayram arası düğün olmaz diyen insanların akıllarında sorun olduğunu düşünüyorum. Böyle saçmalık mı olur?" Buz gibi bakışlarımı arabayı kullanan Akın'a çevirdim. Gözlerinde kinaye dudaklarında alay vardı. "Babanın akıllı bir insan olduğunu eminim. Acele edip insanları strese sokmanın bir anlamı yok. İşleri yavaş yavaş halledip kurban bayramından sonra düğünü yaparız. O akşam konuşulduğunda sen de tamam dedin. Fikrini değiştiren ne?" Direksiyonu tutan eli gerildiğinde gözlerim gergin duran parmaklarının üzerinde dolaştı. Kollarındaki yeşil mavi damarlar gibi ellerinin üzerindeki ince damarları dışarı doğru çıkmıştı direksiyonu sıkmaktan. Parmaklarını teker teker açıp kapatıyor, karşısında sevmediği biri varmış gibi nefretle bakıyordu. Oysaki yol bomboştu. Firuze sesini çıkarmadan arkada oturuyordu, Erhan abi onunla tartıştığı için arabaya binmeden yanımızdan ayrılmıştı. Sert tavırlarıyla bu gece bizi oldukça germişti ve germeye devam ediyordu. Mahalleye giriş yaptığımızda ayaklarımın arasında duran çantamı kucağıma alıp sokakta oturan insanları izledim. Yüzüne bakıp kendimi kasmak istemiyordum. Gergin tavrıyla huzursuz ediyordu. Arabayı evimin önünde durdurduğunda, "İyi akşamlar," diyen Firuze acelesi varmış gibi arabadan hemen indi. Akın'ın yüzüne bakmadan arabanın kapısını açıp ayağımı dışarı uzattım. İnmeme fırsat vermeden kolumu tuttu, gözlerim ağır ağır gözlerini bulurken dudaklarım gerginlikten nasibini aldı. Yüzüm huzursuz, nefes alışverişlerim buz gibiydi. Çünkü kolumu tutan eli etimi sıkıştırıyordu. Sert parmakları arasında yumuşak etimi salyangozun kabuğunu ezer gibi eziyordu. Kolumu geri çekeceğim an düz duran dudakları iki yana kıvrıldı. Yüzünü yüzüme yaklaştırdığında başımı geri çekip, "Ne yapıyorsun?" dedim soğuk sesimle. Gözleri gözlerimden dudaklarıma indiğinde kalbim korkuyla çarpmaya başladı. Buna hazır değildim, hele ki bu akşam yaşanan tatsız olaydan sonra dudaklarımın onun dudaklarıyla buluşmasını istemiyorum. Üstelik evimin önünde! Eminim ailemizin bakışları arabanın üzerindeydi. Onlar bizi izlerken onunla asla yakınlaşamazdım. Benim soğuk tavrımdan rahatsız oldu. Kolumu tutan elini geri çektiğinde parmaklarını alnına bastırarak ovuşturdu. Ağrıyan başına çare aramak ister gibi başını ovalarken, "İn!" dedi pes etmiş bir halde. İtiraz etmedim aşağı inip kapıyı kapadım. Beklemeden arabayı çalıştırıp evin önünden ayrıldı. Gaza yüklendiği için geride asfalta bıraktığı yanık lastik kokusu kaldı. "Avşin, bize gidelim." Sabırsız halde beni bekleyen Firuze'nin yanına ilerleyip bahçeye girdim. Babamla amcam çay içiyordu. Annemle yengem ise tülbent oyası örüyorlardı. Firuze'yle birlikte, "İyi akşamlar," diyerek yanlarından ayrıldık. Burada durup onlarla sohbet edecek havada olmadığım için bir an önce eve girmek istiyordum. Firuze demir kapıyı kapadığında kendi evime girmek yerine merdivenleri çıkmaya başladım. Bu akşam yalnız kalırsam kafamda kurardım. Akın'a karşı olumsuz düşünceler hissetmemek adına Firuze'yle konuşmam en doğrusu olacaktı. İnsan yalnız kaldığında doğru ya da yanlış kararlar verebiliyor. Ben yalnız kaldığım zaman hep en kötüsünü düşündüğüm için Akın hakkında kötü düşünebilirdim. İçimdeki şeytan ara sıra vesvese verip Akın'ı benden uzaklaştırıyordu. Onun himayesi altına girmemek adına düşüncelerimi kontrol altına almam gerekiyordu. Firuze'nin odasına girdiğimizde çantamı bilgisayar masasının üstüne bırakıp yatağın üstüne oturdum. Kalçamı kaydırarak sırtımı yatağın başlığına yaslarken kollarımı göğsümün üstünde toplayıp başımı yatağın yumuşak başlığına ağır ağır vurdum. Firuze James'le konuşuyordu, telefonu kapatmasını beklerken Akın ve Baran arasındaki emaneti düşündüm. Neydi ikisinin arasını bozacak kadar önemli olan emanet? Akın, Baran'ı silecek kadar, ona emanet edilen bir şeyi sahiplenecek kadar nasıl kendinden başka biri olabilirdi? Bu Akın çok farklıydı, tıpkı koluma parmak izini bırakan Akın kadar kötü biriydi. Canımı yaktı canı yanmadan... Telefonu kapatıp yatağın üstüne oturan Firuze kolumun üzerinde parmağını dolaştırıp, "Hayvan," dedi dişleri arasından. "Abi nasıl yapar ya, hem suçlu hem de senin kolunu sıkıyor. Sen adamın sana emanet ettiği şeyi sahiplen sonra kıza bağır. Kıl oldum bu akşam bu Akın'a." Düşüncelerimi kontrol altına almak için Firuze'yle konuşmak istemiştim. Onun Akın'a olan tavrı yüzünden düşüncelerim kudurmuş bir şekilde karman çormandı. Hepsi beynimin etrafını sarmış küçük kurtçuklar gibi yavaş yavaş işliyorlardı. "Sence emanet ne olabilir?" Omuzlarımı kaldırıp indirdim. "Bunlar çocukluk arkadaşı, hatta kardeş sayılırlar. Abim, Akın abi, Baran abi aynı tabağın içinden yemek yemiş insanlar. Akın abinin Baran abi hakkında söyledikleri şoka soktu beni. Ya bu adam Baran abiyi polisler götürürken bırakın onu diyerek ortalığı ayağa kaldırmadı mı? Ne oldu da kardeşini sildi, ona küfür edecek kadar nasıl nefret etti?" Tekrar omuzlarımı kaldırıp indirdim. O nasıl bir şey bilmiyorsa ben de bilmiyordum. Aralarındaki dostluğu ben de görüyordum. Akın'ın Baran için döktüğü gözyaşına bizzat şahit olmuştum. Sahilde Baran için söylediği sözlerin hepsi kulağımın içinden girerek aklıma mıh gibi kazınmıştı. Unutmak imkânsızdı. "Her şeyi geçtim sana niye bağırıyor? Baran abi senin karşına çıktıysa senin bunda suçun ne? Gitsin ona bağırsın. Hoş bağırmaya da hakkı yok, adamın emanetini vermiyor. Baran abi ne yapsa haklı bence." Bence de haklıydı. Aralarındaki mevzu ne bilmiyorum, bildiğim tek gerçek Baran'ın haklı olduğuydu. Akın onun emanetinin üzerine konuyordu, resmen kardeşine kalleşlik yapıyordu. Ve bunu yaparken hiçbir şekilde zorlanmadığı için gözümdeki Akın'ı küçültüyordu. "Muhabbetine doyum olmuyor be kuzen. Sen içinden konuşmaya devam et ben gideyim de James'imle mesajlaşayım." Gülümseyip saçlarını karıştırdım. "Konuşurken zorlanıyorum. O yüzden gözlerimle kendimi anlatıyorum." "Yapma böyle kuzum, konuş ki sesini duyalım. Boş ver seni dinlemeyen insanları. Bu dünyaya bir kere geliyorsun, sen böylesin. Konuşacaksın, bağıracaksın ki sana haksızlık yapanlar senin canını acıtmasınlar." Kolumun üzerinde işaret parmağını gezdirip gözlerini gözlerime sabitledi. "Kimsenin canını acıtmasına izin verme, hayat senin hayatın. Kendi kararlarını kendin ver, sırf seni seviyor diye sana baskı yapamaz. Hele ki canını asla acıtamaz." Sözlerinde o kadar çok haklıydı ki, her dediğine katılıyorum. Bu akşam korktuğum için tepki veremedim ama yarın onunla konuşacağım. Hayatımda ikinci babaya ihtiyacım yok. Başım yastığa değdiğinde dudaklarım üzerinde tebessüm oluşsun istiyorum, her an dayak yiyecek korkusuyla uyumak istemiyorum. Akın kolumu acıttığı gibi kalbimi de acıttı. Sanırım en çok onun canı acıdı. Hâlâ kanıyordu yarası. 20 gün sonra... Bu ay sonuna yetiştirmek istediğim bebekleri tek başıma yapmak zorluyordu. Zeliha buradayken onunla birlikte oturup sohbet ederek bebekleri bitiriyorduk. Gideli neredeyse bir ay olmuştu, gittiğinden beri ondan haber almamak korkutuyordu beni. Telefonu kapalı olduğu gibi dayısına da haber vermiyordu. Artık bu duruma sakin kalamıyordum. Akınla babam üstüme geldikleri için kaçış yolu ararken Zeliha'nın kayıp olması işimi hepten zorlaştırıyordu. Yarın bayram olduğu için normalde bugün gelmesi gerekiyordu. Saat akşamın altısı olduğuna göre gelmeyecekti. Eğer gelmek isteseydi sabahtan burada olurdu. Sıkıntıdan öremediğim bebeği rafa kaldırıp kapıya ilerledim. Esen rüzgâr dükkânın kapısından içeri girerken saçlarım esintiden yararlanarak uçuşuyordu. Adımımı dışarı atıp kapının önünde duran tabureye oturacağım zaman dükkânın önüne siyah Mercedes-Benz yaklaştı. Bu araba neredeyse her hafta dükkânımın önüne geliyordu. Arabanın camları siyah filmle kaplı olduğu için içindeki kişiyi göremiyordum. On saniye dükkânın önünde durup gidiyordu. Beni tanıyan biri olduğunu düşünen yanım Firuze'ye gelen hediyeler yüzünden yanılıyordu. Acaba bu arabanın içindeki kişi James dediği adam mıydı? Firuze her ne kadar onunla sadece telefonda konuşuyoruz dese de adam her hafta onun için hediye gönderiyordu dükkâna. Mesela bugün cumartesi olduğuna göre kesin birazdan siyah takım elbiseli bir adam onun için hediye getirecekti. Konuşmadan paketi tezgâhın üstüne bırakıp başını öne doğru eğerek dükkândan ayrılacaktı. Bu duruma alıştığım için artık garipsemiyordum. Elleri ceplerinde köşeden dönen Akın bana doğru hızlı adımlarla gelirken onu incelemekten geri durmadım. İlk baştaki Akın'la şimdi ki Akın arasında dağlar kadar fark vardı. O gece sahilde yaşadığımız tartışmadan sonra soğuk, baskıcı, ben ne dersem o havalarında dolaşıyordu. Tıpkı sevmediği insanlara davrandığı gibi davranıyordu bana. Benim ona tavır yapmam gerekiyorken kendisi haklıymış gibi sert üslupla konuşuyordu benimle. Sanki biri içindeki sakin Akın'ı almış gibiydi. Yanıma yaklaştığında gözlerimi üstünden çekip bomboş yolu izledim. Ona karşı önyargılı olmak istemiyorum, nedenleri vardır o yüzden böyle davranıyor diyordum ama o düşüncelerimin aksine ters davranmaya devam ediyordu. Üstelik ben ona hiçbir şey yapmadığım halde. Yanımda dikildiğinde yine büyüklük ben de kalsın diyerek oturduğum yerden kalktım. "Nasılsın?" dedim zorla. Tek kelimeyi söylemek benim için oldukça zor olmaya başladı bu aralar. Sürekli içimden konuştuğum için dış dünyaya sesim kapanmıştı. Akşamları Firuze'yle sohbet etmek için buluşsak da o konuşuyor ben dinliyordum. Sadece içimden konuşarak cevap veriyordum. "İçeri geçelim seninle konuşacaklarım var." Buz gibi! Tıpkı duygularını kaybetmiş biri gibi davranıyordu. Davranışları tüylerimi diken diken ederken ses tonu kanımı çekiyordu. Karşısında dururken yaşama motivasyonumu kaybediyordum. O bana böyle hissettirmezdi ki, ne olmuştu sıcacık bakan gözlerine? Dükkânın içinde yan yana oturduğumuzda konuşması için gözlerinin içine baktım. Uzayan sakallarının arasında parmaklarını dolaştırıp gergin duran çenesini bana doğru uzattı. Uzun parmakları saçlarıma doğru yol aldığında gözlerimi bir saniye üzerinden çekmeden saçlarıma ulaşmasını izledim. Başlarda ondan korkmuyordum, o geceden sonra korkar hale gelmiştim. Sanki elleri canımı acıtacakmış gibi hissediyordum. Ruhumun can çekişleri beni bitirirken bedenimin üzerinde ince çizik bile olmasını istemiyordum. O sığındığım tek limanımdı, beni ayakta tutan iskeletti. Saçlarımı okşarken sandalyesinin altından tutarak bana yaklaştırdı. Dizlerimiz birbirine temas ettiği gibi gözlerimizde birbirine hapsoldu. Kapalı duran dudakları aralandığında yutkunup yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Bu hareketi yirmi gün önce arabanın içinde de denemişti. O zaman korkudan kalbim duracakken şimdi korkmuyordum. Sadece hâlâ hazır olmadığımı hissediyorum. Baştan beni zorlamayacağını söylemişti, geçen yirmi günde fazlasıyla zorluyordu. Ya yaptıklarının farkında değil ya da başta verdiği sözlerin bir önemi yoktu. Başımı yana çevirdiğimde dudakları yanağıma çarptı. Saçlarımın arasında duran eli kafama baskı yaparak yanağımı adeta dudaklarının üzerine yapıştırdı. Islak öpücükleri yanağımdan aşağı kayarken midem karman çorman oldu. Başıma baskı yapan kolunu tutup, "Dur," dedim bağırmamak için kendimi sıkarken. Gözlerimden yaş akmasın diye sımsıkı yumup tekrar açtım. Sızlayan burnumu avcuma bastırarak sağa sola hafif baskı uyguladım. Ağlama isteğim kısa bir süre geçince soluğumu dışarı bırakıp onu omuzlarından biraz da olsa geri ittim. Bu atağım canını fazlasıyla sıktı. Düzgün duran saçlarını karıştırıp yumruk haline gelen elini dizine indirdi. Ona göre sakin bana göre kuvvetli vuruşla. "Farkında mısın bayramdan sonra düğünümüz olacak. Sana yaklaşmamı istemiyorsun, biz evleneceğiz o zamanda benden kaçacak mısın?" Sabırsız sesi sanki daha fazlasını söylemek istiyor gibiydi. Dişlerini sıkıyor, zehirli sözcüklerin dışarı çıkmasına engel oluyordu. "Sana ne oldu?" dedim güçlü durmaya çalışarak. "Yirmi gündür çok farklı davranıyorsun, sen ne dersen o olacak diyordun şimdi bana sormadan kararlar alıyorsun. Ben sana ne yaptım söyler misin?" Ensesini sıkıp başını kapıya çevirdiğinde, "Kaçıyorsun," dedim. "Bir anda değiştin, Baran yüzünden bu hale geldin biliyorum." "Alma it herifin adını ağzına." Gür sesiyle bağırdığı için elim göğsüme giderken beni daha fazla şaşırtacak harekette bulundu. Ayağa kalkıp oturduğu sandalyeyi dükkânın kapısına fırlattı. Gözlerim korkuyla büyürken sakin kalmaya çalışarak ayağa kalktım. "Yirmi gündür ne haldeyim haberin var mı senin? Yok! Diyorum ki üstüne gitmeyeyim bana alışması için ona zaman vereyim olmuyor. Sen bu zamanı değerlendirmiyorsun. Bize gel dediğimde neden gelmedin? Korktun mu sana tecavüz ederim diye?" Başımı iki yana sallarken bir adım geri çekildim. Bir hafta önce saat akşamın on birini gösterirken bize gel diye mesaj atmıştı. Annesiyle babası evde olmadığı için gitmem doğru olmaz diye gitmemiştim. O zaman bir şey dememişti ama şimdi o günün cezasını kesmek ister gibi üzerime geliyordu. "Sana Baran'la görüşmeyeceksin dediğim de tamam demedin. Sen kendi başına buyruk olmak istiyorsun, beni hayatına dâhil etmek istemiyorsun. Sen sokmadığın için ben senin hayatına zorla girmeye çalışıyorum. Sana sarılmak istiyorum, öpmek istiyorum bunlara izin vermiyorsun. Neden? Karım olacaksın, biz bunların daha fazlasını yapacağız, şimdi benden kaçarsan o zaman nasıl benimle aynı yatağa gireceksin?" "Son zamanlarda hareketlerin beni korkutuyor. Kolumu sıktın, bana öfkeyle bakıyorsun." Elini gözlerimin önünde kaldırıp, "Sus," dedi sabrı yokmuş gibi. İlk kez konuşmamdan rahatsız olduğunu hissettim. Dolan gözlerimi tutamadım, yaşların yanaklarıma süzülmesini izin verdim. "Ben senin bedeninin canını acıttım sen benim kalbimi acıttın." Ruhum ölüyordu benim nasıl sadece bedenimi acıtabilirdi. "Sana istediğin özgürlüğü vereceğim dedim, değil mi?" Başımı aşağı yukarı salladım. "Bunu dediğim halde sen bana karşı geliyorsun. O akşam beni Erhan'ın yanında küçük düşürdün. Tamam Akın, görüşmeyeceğim demeni bekledim sen demedin." "Görüşmüyorum. O günden beri görmedim Baran'ı ben." Eli yumruk olduğunda geri kaçtım. Kalçam tezgâha sert çarptığı için canım acımıştı. Titreyen bedenim yere düşmek için fırsat kollarken tezgâhtan destek alarak gözlerinin içine bakmaya devam ettim. "Baban haklıymış biliyor musun? Sen ben ne dersem o havalarındasın, adam seni elinde tutmak için sana ters davranıyormuş. Ben de diyorum ki bir baba kızına nasıl bu kadar kötü davranır. Sen uysal değilsin ki Avşin, karşındaki en sakin adamı delirtirsin." "Seni ben mi delirttim?" dedim yanağımdaki ıslaklığı silerken. Öfkem artıyordu, ben ona hiçbir şey yapmadığım halde bana böyle davranması sabır kotamı taşırıyordu "Evet." "O gün sana tamam demediğim için bana bu lafları söylediğine inanamıyorum." Konuşmamı keseceği an elini itip, "Kes," dedim onun gibi diklenerek. "Ben kekeliyorum, gerekirse sabaha kadar konuşacağım ve sen beni dinleyeceksin. Tek kelime etmeden!" Bu tepkim onu afallattı. Gözlerindeki gerginlik yavaş yavaş sakinliği alırken yumuşamadan omuzlarımı dik tuttum. "Baran'la aranda ne geçti bilmiyorum. Adamın sana emanet ettiği eşyayı ona vermiyorsun. Sen haksızsın, senin olmayan bir şeyi sahiplenmişsin. Üstüne bu durumu biz öğrendiğimiz halde mahcup olup çekineceğine Erhan abime, bana tavır alıyorsun yirmi gündür. Gözlerin nefretle bakıyor, ne oldu aşkından ölen Akın'a? İnsan sevdiğiyle büyük kavga da etse ona nefretle bakmaz." Göz kırpıp başımı iki yana salladım. "Ne oldu senin sevgine Akın Bey? Sevdiğin kadını zorla öpmeye çalışmalar, üstüne yürümeler. Kolunu morartacak kadar sıkıp, senin ki beden acısı diyecek kadar küçülmeler... Hayırdır ya, karın ağrın ne söyle bilelim." Konuşmak için dudaklarını araladığında gözlerimi açtım susması için. "Seven sevdiğine sözleriyle bile zarar vermez. Sen bedenimi acıttığın gibi kalbimi de yaraladın. Hâlâ kanıyor, o akşam kolumu değil kalbimi sıktın sen. Kanı hâlâ durmadı ilk gün ki gibi akıyor." "Özür dilerim." Elimi kaldırıp, "Dileme," dedim yüzüne olabildiğince soğuk bakarak. "Ben buyum Akın, yıllardır babasına karşı ayakta durmuş Avşin'im. Sen kim oluyorsun da bana hesap soruyor, şiddet uyguluyorsun? Ben bu yolda kendimi harcamışım unutma seni harcamam beş dakikamı almaz." "Tamam, sakinleş. Bir an öfkeden ne dediğimi bilemedim. Kıskandığım için canını acıttım." Sıktığı koluma dokunmak için elini uzattı. Kolumu geri çekip, "Buradan git," dedim. Yapma der gibi yüzüme bakıp bir adım attığında, "Geri git," dedim. Şu an onun yüzünü görmek istemiyorum, yüzünü kaplayan masum ifadeye bakmak istemiyorum. Kokusunu bile içime çekmek istemiyorum. "Git!" Yüzünü sıvazlayıp iki elini sakin olmam için iki yana açtı. Hiçbir şey demeden arkasını dönüp omuzları çökmüş halde dükkândan ayrıldı. Koşar adım dükkânın kapısına gidip kapıyı kapadım. Kilidi çevirip ışığı kapattığımda dizlerimin üzerine çöküp hızlı hızlı nefes alıp verdim. Canım çıkacaktı, boğazıma baskı yapan ruhum ağzımın içinden çıkıp gökyüzüne ulaşacaktı. Elimi yere vurup hıçkıra hıçkıra ağlarken sesimi duymasınlar diye dudaklarımı ısırdım. Dilime bulaşan kan, sızlayan dudağım beni serbest bırak diye isyan ediyordu. Hangisi Akın'dı, ilk başta bana değer veren Akın mı yoksa üstüme yürümekten korkmayan psikopat Akın mı? İpleri kesip çıkardığı gökyüzünden acımadan itti beni. Kollarım iki yana açılmış, rüzgârla savaşmak ister gibi gözlerimi sımsıkı kapatıp yere çarpacağım zamanı bekledim. İğne ucu gibi işledi aklıma... Yavaş yavaş yaklaştı, bir anda sivri ucunu tenime batırdı. "Öl," dedi kulağıma fısıldayarak... "Sen bu dünyaya fazlasın," dedi şeytanın gülüşü yüzünü kaplarken. "Ya benimle yaşayacaksın ya da bu yalancı dünyada ben olmadan nefes almayacaksın. Onunla yaşayamazdım. Bu Akın'ın yüzünü gördükten sonra onunla duramazdım. Aynı evin içinde, aynı yastığa baş koyamazdım. Tenime dokunmasına izin veremezdim. Yirmi iki yıldır beni yaralayan bir adama sahiptim ben, ömrümün kalan kısmında huzur, refah içinde yaşamak istiyordum. Canımı acıtan değil canımı seven bir adama ihtiyacım vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD