VALLENOR KRALİYET SARAYI, VELİAHT PRENSİN ODASI
👑
“Burada durmanın anlamı yok.” Dedi Callisto yatağın başından bir an bile ayrılmayan Izek’e. “Ayrıca kılıcın neden elinde?” Ophelia bayıldığından beri tüm soğukkanlılığını kaybeden adam nedeni belli olmayan bu baygınlıktan sonra elindeki kılıçla onun başında dikiliyordu.
Tam 1 gündür.
Edric markiliğe giderek durumu anlatmış ve Ophelia’nın emin ellerde olduğunu bizzat bildirmişti. Prens en iyi doktorları buraya çağırdığı gibi üst düzey bir bakımla ilgileniliyordu. Kendisi de odanın bir köşesinde leydisinin nöbetini tutarken bu baygınlık herkes gibi onu da germişti.
“Uyanana kadar kımıldamayacağım.” Dedi Izek gözlerini kızdan bir an bile ayırmadan. Diğer soruya cevap vermedi. Neden kılıcının öldürmeye hazır bir şekilde elinde durduğunu sadece kendisi bilse yeterdi.
Callisto gözlerini devirdi ve koltuğuna oturup yatağındaki tanrıçaya baktı.
Ophelia Lizen var olmuş en güzel kadındı. Kendini Izek gibi bir adam için paralamasına hiçbir zaman anlam veremeyecekti. Ve Izek’in de onu reddetmesine…
“Lizen’e aşıksın.” Dedi Callisto düşüncelerini sesli bir şekilde ifade ederek. Bu sözün üzerine Izek bıkkın bir iç çekse de Callisto susmadı. “Onu kendinden uzak tutmaya çalışıyorsun ama nedeni her neyse, buna asla değmeyecek.”
“Fikrini sorduğum kısmı atlıyorum herhalde.”
Bu sözle Edric kendi kendine güldü ama neyse ki kimse onu fark etmedi.
“Konuşurken sana hesap vermediğim kısmı atladığın gibi bunu da atlamış olabilirsin.” Bardağına koyduğu alkolü hafifçe sallayıp dudağına götürdü. Ateş gibi sıvı içini yakarken gözleri yatağındaki kadındaydı.
Ophelia, yatağına da odasına da çok yakışmıştı. Onu hiçbir yere göndermek istemiyordu.
Onu buraya hapsetmek ve sonsuza dek kendine saklamak istiyordu.
“Sırrı çözmede iyi şanslar.” Dedi Izek ruhsuz bir sesle. “Ophelia’ya yardım edersin belki. O da yıllardır çözemedi.”
“Ah hayır Eckhart. Onu kendime saklıyorum.” Sonunda deli cellatın başı kalktı ve lacivert gözleri Prense döndü. “Leydi Lizen olarak yeterince yaşadı. Sanırım soyadım ona çok yakışa-“
“Sanırım dün yeterince açık olmadım.” Dük’ün sesi sertleştiği gibi lacivert aurası vücudundan sızmaya başladı. Edric içinden sayısız küfrü geçirirken Callisto gayet keyif alıyordu.
“Yoo, sen gayet açıktın ama anlamadığın kısım sözünün, bizim isteklerimizi etkilemediği.”
“Ophelia seni sevmiyor.”
“Ona da böyle demiştin değil mi? Callisto seni sevmiyor dedin.”
Edric laf dalaşını heyecanla izlerken kısık gözlerle Ophelia’ya döndü. Leydisine bak…Dük ve Prensi birbirine düşürmüştü!
“Doğru söyledim. O senin oynayacağın birisi değil. Sırf bana olan merakın yüzünden onu kullanmana izin vermeyeceğim.”
Ophelia’ya değen her gözü oymak istese de, onu komple içinde saklamak istese de bazı şeyler yüreğinde kanamaya devam ediyordu.
Onu her ittiğinde kendisi düşüyordu.
Ve bunu da bir tek kendisi biliyordu.
“Ya merak değilse?” Callisto bardağını masaya bıraktı ve dirseklerini dizlerinin üzerine koydu. “Ya onu gerçekten istiyorsam?”
“Veliaht prensin bugün çenesi fazla düşük.” Diye homurdandı Izek.
Yapabileceği bir şey yoktu. Ophelia onu seçerse yapabileceği hiçbir şey yoktu. Tüm bunlar zaman kazanmadan ibaretti ama kendisi?
Kendisi ne yapacaktı ki?
İçeriden gelen beklentileri nasıl yönetecekti?
“Bir gün kaçamayacaksın Dük Eckhart.” Dedi Callisto, Ophelia yerinde kımıldamaya başlayınca. “Ve o zaman…Dünyanı başına ben yıkacağım.”
İkisinin göz temasını kesen şey Ophelia’nın mırıldanması oldu.
Izek derin bir nefes alıp Ophelia’nın gökyüzü mavisi gözlerini gördüğünde gülümsedi ve bu zamana kadar sıktığı tüm kasları gevşedi.
Yaşıyordu.
Ve Izek de yaşayabilirdi.
Çünkü o kılıç, en kötü senaryoda…Kendi idamı içindi.
👑
VALLENOR KRALİYET SARAYI, VELİAHT PRENSİN ODASI
OPHELİA LİZEN
Gözlerimi açtığım an göz bebeklerimin Izek’i görmesi tüm nimetlerden daha kıymetliydi. Buradaydı, yanı başımdaydı, gülümsüyordu ve…NEDEN ELİNDE KIYAMET KILICI VARDI?
Saniyelik bir gülümsemeden sonra kılıcını yerine koydu ve başımdan hızlıca doğruldu.
Yaaa, n’oluyo! Daha iyileşmedim ben!
“Leydi Lizen iyi. Gerisi sende Edric.” Izek odadan çıkarken Edric’in bana doğru geldiğini gördüm.
“Offf. Ne oldu bana ya?” Dedim homurdanarak. “Kafam çatlıyor! Nora’yı çağırsana Edric. Güzel bir masaja ihtiyacım var, acil!”
O değil de bu yatak fazla rahattı. Babam bayıldım diye yatağı falan mı değiştirdi ki? Esneyerek yataktan doğrulurken Veliaht Prensi yatağın ucunda, elleri arkasında ve gülümseyerek bana bakarken görünce pozisyonum donup kaldı.
Lan?
Odaya göz attım ve beni evim olmadığını anladım. Yavaşça başımı eğdiğimde incecik bir elbiseyle durduğumu gördüm ve bir kere daha yutkundum.
Callisto tüm mahremime aşina olmuştu…
“Majesteleri?” Yorganı üzerime çekip yutkundum. Ne diyeceğim ki? Son hatırladığım dün geceki kaos.
DÜN NE OLDU CİDDEN?
“Kafandan bir sürü şey geçtiğine eminim. Ama endişelenecek bir şey yok.” Yatağın ucuna oturdu. Benden oldukça uzak olsa bile bu durum çok tuhaftı! Onun yatağında, gecelikleydim. “Dün bayıldıktan sonra seni odama getirttim. Doktorlar baktı ama kötü bir şey olmadığını söylediler. Muhtemelen gerginliktendir.” Bu da çok mantıklı. “Nasıl hissediyorsun?”
“Doğum gününüzü mahvettim.” Dedim yalandan surat asarak.
“Sen bayılana kadar, ömrümdeki en güzel günü geçirdim Leydi Lizen.” Yeşil gözleri parlarken aklıma dün gece gerçekleşen tüm olaylar geldi. Callisto’nun açıkça benden hoşlandığını söylemesi ve bunun için savaşması… Olay çok büyük boyutlar atlıyor. “Ama hediyemi alamadım. Çok merak etmiştim oysa ki.”
Ah tabii ya! “Edric, kutu yanında mı?” Edric başını sallayıp yanından ayırmadığı kutuyu bana verdi. “Kapıda bekleyebilirsin.” Dedim ona. Bu romantik sahneden sonra benimle alay edeceği için görmesini tercih etmedim. Prensin görmeyeceği bir açıdan bana açıkça gözlerini devirdiğini gösterdi ve odadan çıktı. Huysuz herif.
Kutuyu açıp içindeki zümrüt taşı çıkarttığımda Callisto ilgiyle beni izliyordu. Eh, bunca büyü eğitiminden sonra manamı düzgün kullanmayı ve büyüyle neler yapabileceğimi çok iyi öğrenmiştim. Gözlerimi kapatıp içimdeki enerjiye tutundum. Çok düşük bir manam vardı ve bunu dikkatli kullanmalıydım. Bu yüzden hiçbir şeyi yanlış yapmamak için iyice odaklandım ve dans ettiğimiz o ana eriştim. Kısa süren ama beni oldukça yoran dakikalardan sonra elimdeki zümrüt taştan dans ettiğimiz müzik yükseldi. Ve ona eşlik eden görüntümüz.
Saray ışıklarının arasında, sadece ben ve Callisto’nun ilk dansı.
O, gözlerini hayranlıkla hediyeye dikerken ben de titreyen kolumla taşı ona uzattım. “Yalnızca sizin dokunuşunuzla aktifleşir.”
“Bu mükemmel.” Taşı bir mücevhermiş gibi dikkatlice tuttu. “İnanılmaz bir hediye Ophelia.”
Baş başa olduğumuz an samimiyete kaymasını garipsedim ama artık alışmalıydım. Ve kendi kararımı da vermeliydim.
“Bu sayede beni bırakmış olmayacaksınız.” Gözlerimiz birleştiğinde omuz silktim. “Çünkü ne zaman uzansanız bana ulaşacaksınız.”
Ve bu bakış bana korkunç derecede tanıdık geldi.
Callisto’nun bana olan bakışı, tıpatıp olarak benim Izek’e olan bakışımdı.
👑
LİZEN MARKİLİĞİ, OPHELİA LİZEN’İN ODASI
“Sarayı kattın karıştırdın.” Edric bana dün geceyle alakalı her şeyi rapor geçerken ben de yüzümdeki maskeyi çıkarmış, saçlarımı kurdele ile süslüyordum. Evet, uyurken bile özel hazırlanıyorum. “Dük sizi gördükçe çileden çıktı, prenses zaten senin eceli düşmanın artık.” Yeni aldığım kokuyu boynuma sürerken Edric bana arkası dönük duruyordu. Aslında duvarla konuşuyor gibiydi de sözler banaydı. Gecelikle olduğum için bakmıyordu. “Prens bence sana abayı yakmış. Ama Dük bunu engellemek için savaşıp duruyor. İnan bu adamın derdi ne çözemedim.” Dudağımda gezdirdiğim yumuşatıcı kremi yalarken tadına hayran kaldım. “Sosyete desen; herhalde kışa kadar seni konuşacaklar. Ama klasın arttı. Kimse sana laf sokmaya cesaret edemez artık.”
“Keyifleri bilir.” Kollarımı kremlerken aynadan kendime göz attım. Uyumak için fazla güzeldim.
“Sen uyanana kadar Dük tependen ayrılmadı. Elinde kılıcıyla öyle bekledi. Prensle sürekli laf dalaşına girdiler. Belki kırk kere. Uyanmasaydın seni uyandıracaktım.”
Sırıttım ve sandalyemden kalktım. “Tamam bu kadar bilgilendirme kesti beni. Sen de dinlen artık.”
Hiç ikiletmedi. “Sabah görüşürüz.”
Odadan çıkıp gittiğinde geceliğimin ince örtüsünü üzerimden attım. Camdan sızan ılık esinti tenime sürterken derin bir nefes aldım.
Aynadan kendimi süzdüğümde bu yeni geceliği oldukça beğendiğimi fark ettim. Rengini Izek’in gözlerinin renginde seçmiştim. Lacivert renk beyaz tenimle mükemmel bir tezat oluştururken beyaz saçlarım kendini iyice belli etmişti. Kalçamı kapatacak kadar kısa oluşu da problem değildi. Bugünlerde gecelikler hep kısa üretiliyordu. Zaten uzun olanlar yatarken hiç rahat değildi. Bu mağazaya bir kere daha gitmeliydim.
Lambamı kapattım ve salına salına yatağa geçtim. Bir gündür uyumama rağmen eve geldikten sonra anne ve babamın paniğini çekmiştim. Ki bu da beni bir beş gün daha uyutacak kadar yormuştu.
İnce örtüyü üzerime alıp kıvrıldım ve bir gece, Izek’in kollarında uyuyacağım günün hayaliyle uykuya geçtim.
Ne kadar oldu bilmiyorum. Uyku ve uyanıklık arasında gezerken kulağıma ilişen seslerle gerçekliğe dönmeye çalışıyordum. Bir şey vardı.
Ters giden bir şey var.
Göz kapaklarımı karanlığın içine açtığımda yemin ederim ki bir gölgenin hareket ettiğini gördüm. Uyandığımı belli etmeden içimdeki manaya eriştim ve ejder ateşini taşıyan kolyenin gücüne uzandım. Bunu kullanmak gibi bir niyetim olmasa da canım her şeyden önemliydi ve beni bir tek bu şey kurtarabilirdi.
Ama başaramadım. Erişmeye çalıştığım güç kendini bana açmadığı gibi içimdeki azıcık manayı da kaybetmiştim.
Hızlı bir çığlık atmalıydım. Yapmam gereken tek şet buydu.
Ağzımı araladım ve derin bir nefes aldım. Vermek için bedenimi kastığım an dudaklarıma kapanan büyük el beni hareketsiz bıraktı.
Suikastçi.
Burnuna kadar yüzünü örten bir maske ve simsiyah kıyafetleriyle bu bir suikastçiydi.
Gözümün önüne kaldırdığı parlak hançerle de hedefi belliydi.
Kocaman açtığım gözlerimle ona bakarken başını yana eğdi ve sadece benim duyabileceğim şekilde fısıldadı.
“Görev: Ophelia Lizen’i öldür.”
Sözünün hemen ardından açık olan camdan birisi daha odama atladı. Daha gölgesini yeni görmüştüm ki üzerime çıkan adamın gözleri kocaman açıldı. Ağzımın üzerindeki el gevşerken üzerimdeki beden pelte gibi çekilip alındı ve yere atıldı.
Karanlıkta ne olduğunu seçemediğim için bu sefer kim geldi diye yatakta iyice geriye kaydım. Ancak bu gölge çok basit bir şekilde yatağın yanına eğilip mumumu yaktığında onun kahrolası IZEK OLDUĞUNU GÖRDÜM.
YATAK ODAMDA.
GECE YARISI.
VE BEN-
“Geceleri böyle mi uyuyorsun?” Dedi kılıcıyla beni göstererek.
Geceliğim kalçama kadar sıyrılmıştı. Tek sorun buymuş gibi. “O öldü mü?” Göz ucuyla yerdeki adama bakmaya çalışınca ayağıyla adamı dürttü.
“Çoktan öldü.”
Kafamı yastığa koydum ve bir an içinde bulunduğum durumu idrak etmeye çalıştım.
NE YAŞANDI LAN AZ ÖNCE?
“İyi misin?” Yatağın kenarından dolaşıp başıma doğru geldi. “Sana ne söyledi?”
“Görev; Ophelia Lizen’i öldür, dedi.” Kocaman açtığım gözlerimi Izek’e diktim. Çatık kaşlarla bana bakıyordu. “Bunu kim yaptırmış olabilir? Ve sen nereden biliyordun ki!”
“Herkes yapmış olabilir.” Yatak başlığına eğilirken bu seferki siniri açıkça bana gibiydi. “Prensin kollarında salınırken ne olacağını sanıyordun? Senin yerinde olmak isteyen herkesin ne yapacağını sanıyordun Ophelia? Bundan sonra herkes için hedefsin.”
Öfkeli sesi beni zerre korkutmadı. Hedefte olmam, canımın tehlikesi ya da diğer hiçbir şey umurumda değildi. Sadece o vardı. Yine.
“Bu yüzden mi benden uzak duruyordun?”
“Belki.” Dedi çok hızlı bir şekilde.
Ve ben buna hiç olmadığı kadar öfkelendim.
Yatakta dizlerimin üzerinde doğrulup karşısına dikildiğimde gözlerimden ateş fışkırıyordu. Yüksekliğime rağmen ondan kısa kalsam da tek elimle yakasına yapıştım ve öfkemi her yalnız kalmamızda yaptığım gibi bir defa daha kustum.
“Ne sanıyordun ki? Benden uzak durduğunda ya da kalbimi kırdığında ne yapacağımı sanıyordun Izek? Gidip herhangi bir kontun oğluyla mı evlenecektim sence?!”
Bileğimi kavrayıp yakasındaki elimden kurtuldu. “Senin için seni düşünmekten bıktım usandım artık.”
“Palavra!” Burnunun dibine girdim. “Benim için yaşıyorsun sen!”
“Prensten uzak dur.” Bu sefer üzerime eğilen o oldu ama zerre kaçınmadım yakınlığından. Zaten arzu ettiğim kendisiydi. “Sessizce yaşa, markinin kızı.”
“Benden uzak kalışın yüzünden ölürsem peki?” Başımı yana eğdim ve her an olabilecek bir gerçekliği döktüm ortaya. “Ya uzaklığın yüzünden ölürsem Izek?”
“O zaman Ophelia…” Belimden tutup kendine yapıştırdığında omuzlarına tutundum ve nefesimi tuttum. “Hemen arkana bak. Çünkü ben de orada olacağım.”