12 | YENİDEN DOĞUŞ YA DA KEHANET

2717 Words
LİZEN MARKİLİĞİ, OPHELİA LİZEN’İN YATAK ODASI 👑 Ilık esinti geceyi serinletmek için çırpınsa da alev alevdim. Yapışan tenlerimiz beni cehennemde çiğ çiğ yakarken şehvetin bu kadar güçlü bir duygu oluşuna hayretle tanık oluyordum. Ömrümde ilk defa vücudum gerçekten sıcaktan bunalmış ve karnımın içinde engelleyemediğim bir arzunun çığlıkları vardı. Onun kolları arasında ezilmek istedim. Onun dudaklarını kendime istedim. Kudretli tenini dudaklarımla süslemek ve onu tüm varlığıyla hissetmek istedim. Aşk, arzu ve tüm duyguların yükünde ezilen tek kişi değildim. Izek’in göğsü şiddetle inip kalkarken zorla yutkunmasına, kararmış gözlerini benden ayıramamasına da şahittim. Keşke bu savaşı kaybetsek ve aşkı kendimizde bulabilseydik. “Bensiz yaşayamayacak kadar seviyorsun demek?” Elim belki de ilk defa ensesine uzandı ama Izek tepki vermedi. “Ben de seni, senin için ölecek kadar seviyorum. Tanrı aşkına sensiz yapamıyorum Izek neden anlamıyorsun?” “Kimsenin ölmeyeceği bir gelecek istiyorum Ophelia.” Gözleri net de olsa sesi çaresizdi. “Fiziksel acılar asla sözlerin kadar kırmadı beni.” Bu söylediğim üzerine gözlerini yumdu ve iç çekti. Yüzüne uzanmak istesem de yine iter diye yapmadım. Parmaklarımı yavaşça saçlarına yükselttim ve ipek kadar yumuşak olan o zift karası saçlara doladım. “Sadece bir gece…Benimle kalsan olmaz mı?” Gözlerini açtığında ifadesi hem sersem hem de teklifim üzerine dehşete düşmüş gibiydi. “Bu imkansız.” “Kim bilecek?” Tek kaşımı kaldırdım ve onu birazcık kendime çektim. Parmaklarım saçlarının arasında gezerken hareketlerime birazcık uyum sağlamıştı. “Aptal bir kadın olmadığımı biliyorsun. Bundan bahsedecek değilim.” Belki gece, bizi birbirimize bağlardı? “Aptal değilsin Ophelia ama tehlikeli derecede güzelsin.” Elini kaldırıp omzumdaki saçlara uzandı ve onları nazikçe arkaya attığında incecik ip askıdan ibaret olan kumaşla göz göze geldi. Keskin bir nefes çekip beni süzerken çıplak tenimdeki tek şey kolyemdi. “Evrendeki en güzel şey sensin.” Sert parmakları çıplak kolumdan aşağı kayarken hissettiklerimi taşıyamayarak ürperdim. ONU. İSTİYORUM. KAHRETSİN. Pekala düşün, düşün… O deli aklını kullan Ophelia Lizen! Kollarımı ensesine sardığımda bedeni kasıldı ama hızlıca “Korkuyorum.” Diye bir yalan söyledim. “Başıma ne gelecek bilmiyorum…” Her cümlede sesimi titretip ona sarılırken ister istemez onun elleri de belime gitti. Hehe, güzel… “Başına bir şey gelmeyecek.” Telkinde de çok iyiydi vahşi şövalyem… “Sanırım başım dönüyor.” Ona sıkıca sarıldıktan sonra ikimizi de yatağa düşürdüm. Benden beklenmeyecek bir atiklikle Izek’in karnına oturduğumda yastığımın üzerindeki suratı gerçekten şok içindeydi. Kıyamet kılıcı yastığın kenarında duruyordu ama neyse… “Şimdi biraz daha iyiyim.” Derken ellerimi sert göğsünün üzerine koydum. Lanet olası bir taş kadar sert. “Beni istemiyorsan hemen şimdi it.” Ellerimi sert karnına bastırarak omuzlarımı dikleştirdim ve hafifçe yükseldim. Saçlarım yanıma dökülürken geceliğim artık kalçamı kapatmıyordu. “Seni istemediğim bir an bile olmadı.” Şu sözleri…Kalbimi bin bir parçaya ayırdı ve her parçayı kor alevler gibi yaktı. Heyecandan uyuşan vücuduma tek ilaç Izek olur diye düşünsem de hayır, o ilaç değildi. O, beni yakan ateşti ve bu yangın asla sönmeyecekti. “Beni öyle güzel ittin ki…” Sözümü kesen şey uyluğuma sarılan sert parmaklar oldu. “İstediğini sadece hayal ettim.” “Peki bu bizi nereye getirdi?” Altımdaki devasa beden her hareketimde biraz daha kasılırken durmadım ve üzerinde biraz geri kaydım. Ah siktir. Bu hissettiğim az önce yoktu. “Nereye?” Derken nefesim hissettiğim sertlikle içine kaçtı ama belli etmemeye çalıştım. “Hiç yaşanmamış bir geceye.” Cümlesi biter bitmez kollarıyla beni yatağa devirdi ben sere serpe yığılırken kendisi yataktan fırlayıp ayağa kalktı. Seni şerefsiz, adi… “Söylediklerimi unutma Lizen. Ne demiştim?” Nasıl bu kadar hızlı toparlanabilmişti bu deli köpek! “Beni istediğini?” Yerdeki ölü bedeni sol omzuna atarken yandan sırıtışını gördüm. “Prensten uzak dur ve sessizce yaşa.” Dirseklerimin üzerinde doğrulup cesur bakışımla onu süzdüğümde gülümsemesi kayboldu. “Senin dikkatini çekecek her şeyi yapacağım.” Gözlerini devirip camın önüne geçti. “Korumanı arttır ve birisi yerdeki kanı silsin.” Camın altından eğilerek geçtikten sonra son kez bana döndü. “Ve benden uzak dur.” “Siktir git!” Diye bağırdım arkasından. Duyduğum son şey ona ait olduğunu bildiğim kıkırtıydı. 👑 Kekin malzemelerini karıştırırken bugün aşırı huysuzdum. Sabah kalbimde bir ağrıyla uyanıp bileğimdeki çiçeğin kırmızı olduğunu gördüm. Uzun bir süre kırmızıda kalması tüm kemiklerimi ağrıtacak kadar beni kassa da saatler sonra yeşile döndü ve Maxi’nin güvende olduğuna emin oldum. Uzun zamandır onu böylesine tehlikeye sokacak bir durum olmadığı için aklımı yitirecek kadar paniklemiştim. Şimdi de bunun huysuzluğunu yaşıyordum. “Sebep?” Tezgaha yaslanmış beni ilgiyle izleyen Edric’e bir bakış attım. “Ne?” Eliyle karışımı gösterdi. “Gece suikaste uğradın, sabah kimseyi yanına almadın-hem de saatlerce- şimdi de Dük için kek mi hazırlıyorsun?” “Canımı kurtardı ya.” “Adam gerçekten inanılmaz zeki.” Kendi kendine homurdandı. “Sana bir şey olsaydı kendi kellemi kendim alırdım.” “O zaman bana iyi bak ve kellelerimiz yerinde kalsın. Olur mu Edric?” “Buna emin olabilirsin.” O zaman, sözlerinin ne kadar tersine döneceğini tabii ki bilmiyordum. Kekin içini hazırladıktan sonra kabına döktüm ve pişmesi için fırına koydum. Pekala, şimdi de ben hazırlanabilirdim. Odama çıkıp en güzel kıyafetlerimi giyinip makyajımı yaptım, parfümümü sıktım ve takılarımı takıp kendi kendimi hazırladım. Dün gece gerçekten rüya gibi ilerlese de yaşanmıştı ve ben asla geri adım atmayacaktım. Ona ilk defa bu kadar yaklaşmışken geri çekilmek kaybetmek demekti. Bu sefer ben kazanacaktım. Ölüm bizi ayırana dek Izek’le olacaktım. Ancak ölümün, bu kadar aceleci olacağını da hiç bilmiyordum. 👑 VALLENOR KRALİYET SARAYI, ANA BAHÇE “Lizen geliyor!” Bahçeye adımımı attığım anda konuşmalar da başlamıştı. Alaydan kaçınacak ama beni yine de dedikodu malzemesi yapacaklardı o kesin! Callisto’nun samimiyeti hemen etki etse de sürekliliği için soyluların ikna olması lazımdı. Eh, konuşsunlar dursunlar. Umurumda olan tek kişi her zaman Izek oldu. “Asla pes etmiyor.” “Dük bıkmış olmalı.” Aynen çok bıktı. Dün yatağımda pek tatlıydı sizi kıskanç canavarlar! Sepetimi sallaya sallaya bahçenin içinde yürüyüşe geçtim. Izek en uzak köşede, yanında birkaç şövalye ile beraber ciddi bir konuşmanın içindeydi. İfadesi her zamanki o sert ve düz şeklindeydi. Herkese büründüğü ifadeyi insan içinde bana en deccal haliyle sunsa da baş başayken pek tatlı oluyordu asi erkeğim… Gözümdeki güneş gözlüğünü burnumun ucuna indirdim ve onu arsızca baştan aşağı süzdüm. Şu haşmet, şu endam, şu seksilik ve erkeksilik kimde vardı ki? Erkek kelimesinin beden bulmuş hali! Kalbim aşktan patlamak üzere! Şövalyelerden birisi ona beni gösterdiğinde tüm gerginliğiyle bana döndü ve resmen beni öldüren bir bakış attı. Tüh ya…Sanırım ters zamanda gelmiştim. Acayip kötü görünüyordu çünkü. Kaçar gider diye düşünsem de yüzündeki öfke adımlarına yansıyacak şekilde yanıma doğru gelmeye başladı. İyi ki Edric’i ben çağırmadan ortaya çıkma diye tehdit etmiştim yoksa herhangi bir köşeden fırlayabilirdi. Izek öyle fena geliyordu çünkü. “Selam!” Dedim beyaz eldivenli elimi kaldırıp ona el sallayarak. Ben ne kadar beyazsam, o da o kadar karanlık bir şekilde dikildi karşıma. Ben gülümsedim ama onun gözünde bir gram merhamet göremedim. Sanırım oldukça kötü bir sohbet olacaktı. “Gözüme görünme dediğimi çok iyi hatırlıyorum.” Sert sesini gerçekten de umursamadım. Hep böyleydi. Şimdi de kırılacak değildim. Hele ki dün geceden sonra, ASLA! “Ama ben sizi görmek istiyorum Dük Eckhart.” Başımı yana eğip tatlı tatlı gülümsedim. “Uzatmadan git Lizen. Ciddiyim.” Hıhı, hemen gidiyorum canım! Seni istiyorum dedin be adam, bu kız yakandan düşer mi sandın! “Hava güneşli ve güzel. Biraz sohbet edersek sizi yumuşatabilirim.” Geniş çaplı bir izleyici kitlesi sarayın bahçesinin etrafına dizilmiş ve bu canlı gösteriyi izlemeye başlamıştı. Ne diyordum? Ophelia Lizen’in sıradan bir günü! “Sana ayıracak bir dakikam yok.” “Birkaç saniye de olur.” Elimdeki sepeti ona uzattığımda sanki bok vermişim gibi baktı. “Çikolatalı kek yaptım. Seveceğine eminim.” “Şaka olmalı…” Avcunu yüzüne sürttükten sonra şok içinde bana baktı. “Seni istemiyorumun nesini anlamıyorsun?” Herkes kıkırdarken boğazım yandı ama umursamadım. “Sadece al.” Sepeti ona biraz daha uzatınca hızla elini geri çekti. “Ne sen, ne de kekin umurumda değil Ophelia! Beni rahat bırak artık!” Sesi haddinden fazla yükselince etraftaki tüm gülüşler kesildi ve yerini ciddiyete bıraktı. “Izek.” Dedim sessizce. Bu kadarına gerek yoktu. “Hayır ciddiyim. Senden de, senden gelen bu arsız ilgiden de sıkıldım. DÜŞ ARTIK PEŞİMDEN!” Güçlü sesi beni bir adım geriye attırırken tuttuğum sepet bir an öyle ağır geldi ki elimden kayıp yere düştü. Yere saçılan sıcak keklere bakarken onun seveceği şekilde özenle ve hevesle pişirdiğim dakikalar bıçak olup her zerreme saplandı. Tıpkı ona aşık olduğum her an gibi. Onu sevmek birden çok…Ağır hissettirdi. Göz ucuyla çevremizi saran soylulara bakarken alay eden kişilerin bile benim yerime kötü hissettiğini görmek içimde bir yerde batmaya neden oldu. “Neden böyle yapıyorsun?” Dedim ve titreyen elimi göğsüme bastırarak yere çömeldim. Kekleri aciz bir çabayla toplayıp sepete atmak istiyordum ama ağlamamak için kendimi öyle zor tutuyordum ki bayılacak kadar gerilmiştim. “Çünkü senden, bıktım.” Ciğerlerime sığmayan bir nefes çektim ve sepeti alıp ayağa kalktım. Kızaran gözlerim de sızlayan burnumda umurumda değildi. Hiç kimsenin ve hiçbir olayın ardından ağlamayan Lizen ağlayacak mıydı? O zaman gözyaşlarımda boğulsun herkes. “Ophelia Lizen ağlayacak mısın?” Arkamdan gelen Prensesin sesiyle boğazımı iyice sıktım ve çenemi havaya diktim. “Bunu görmek isterim. Gurursuzluğuna alışkınız ama ağlaman? Buna şahit olmak şereftir.” Siktir git seni asil kaltak. Ona yapılabilecek en iyi şeyi yaparak duymazdan geldim ve bir başka şövalyenin ikazını kulak ardı eden Izek’e döndüm. “Bir dakika konuşalım sadece.” “Anlama kıtlığın mı var Lizen?” Üzerime öyle bir öfkeyle eğildi ki irkildim. Hem de korkudan. Bu ilk ve bu ilkten nefret ettim. “Majesteleri fazla kabasınız.” Prenses, Izek’in yanına giderek koluna girdi ve bana gülümsedi. “Leydi Lizen size karşı oldukça kibardı.” Onun koluna girişi, Izek’in buna izin verişi ve bana böcek gibi bakmasına olan tek karşılığım göz temasını kesmemek oldu. “Bana yürüyüşümde eşlik eder misiniz Dük Eckhart?” Diye yeniledi cümlesini Prenses. “Büyük bir zevkle.” Dedi Izek, Prensese. Estelle’in aşağılayıcı gülümsemesinin ardından bana arkalarını döndüler ve sarayın bahçesine doğru yürümeye başladılar. Kalp atışımdaki hız çok korkunçtu. İçimde hissettiğim ve her saniye deliler gibi büyüyen o çığlık atma hissi de öyle. Hayatımda ilk defa tökezledim. İlk defa, herkesin etrafımda halka olduğu bu koca insan selinin içinde eğik olan başımı kaldıramadım ve bir damla göz yaşı düştü keklerimden birinin üzerine. Sanırım bu sefer kaldıramadım. Ya da fazla yumuşadım ve hislerimi hesaba katamadım. Her şekliyle yenildim ben. Dans ettiğimiz gece kırmıştı kalbimi ama şimdi? Kılıcını kendi saplamıştı kalbime. Gitmem lazım. Acilen. Duyduğum çığlık beni olduğum yere kilitleyince yerimde sabit kaldım. Tek kişinin çığlığıydı, burası saray bahçesiydi. Hırsız olamaz, suikast olamaz. Yoksa- “CANAVAR!” “BOYUT KAPISI AÇILDI!” “ŞÖVALYELER AURALARINIZI KULLANIN!” Saniyeler içinde, soyluların fink attığı bu saray bahçesi vahşetin görsel oyununa dönüştü. Başımı kaldırdım ve her yerde gördüğüm türlü canavarlara dehşetle baktım. Her yerde. Çok fazla. Ah, tanrım. “OPHELİA!” Uzaktan bir ses elinde kılıcıyla bana geliyordu. Başımı çevirip kaynağını aradım ve Izek’i oldukça uzakta gördüm. Prensesle beraber gittiği köşeden bana geliyordu ama…Çok uzaktaydı. Yanı başımdaki kurdu engelleyemeyecek kadar uzakta. Eğer gitmeseydi, yanımda kalsaydı, belki ölümümü engelleyebilecek kadar uzakta. “Hayır.” Kurt öyle yakındı ki odağımı ondan ayıramadım. Bu vahşeti pastanedeyken de birebir yaşamıştım ama ne Edric engelleyebildi ilk pençesini, ne de Izek. Göğüs kafesim devasa ve jilet gibi pençeyle yarıldığında kalbimin yırtılışına kadar her şeyi tüm vahşetiyle hissettim. Sırtım sert zemine çarptı ve fal taşı gibi açılan gözlerim sadece gökyüzünde kaldı. Korkunç hırıltı kulağımın dibinde yükselirken kurdun dişlerini görür gibi oldum ama bir kılıç darbesi onu gökyüzüyle aramdan çekip aldı. Tüm bedenim yerde şiddetle titrerken öldüğümü ve bunun ne büyük bir acıyla olduğunu deneyimliyordum. Kaldıramayacağım kadar korkunç acı her zerremi yakıp geçerken ne çığlık atabildim ne hareket edebildim. Bedenimden fışkıran kan hızla bedenimi terk ederken kendi kanımda boğuluyor ve ölmeyi bekliyordum. Belki birkaç saniyem vardı. Uğuldayan kulaklarım bu zamana kadar çektiğim her acının ne denli ufak olduğunu bana tattırırken sesler de kayboldu görüntüler de. Ruhum bedenimden zorla çekilirken tırnak uçlarıma kadar yırtıldığımı ve yapışık olduğum bu bedenden koptuğumu hissettim. Acı, beni ve varlığımı silip götürdü. Yok oldum. Sadece dev bir karanlık. Ama ölü gibi değil de, yokmuşum gibi. Sanki sadece bir maddeymişim gibi. “Hayır, hayır, hayır…” Karanlığın içinde yankılanan ses tanıdıktı. Ruhum kadar tanıdık. Izek. “Ophelia hayır. Lütfen bana bak. Ophelia. OPHELİA!” “O…” Bir başka ses. Kan bağı kadar sıcak. Edric. “Hayır bu olamaz.” Karanlıkta sadece sesler yankılandı. Bedenim yoktu. Bana dair hiçbir şey yoktu. Bir başka yerde bambaşka bir haykırış işittim. Buradan çok uzakta olan bir acıyı iliklerime kadar tattım. Maxi. Karanlığın içinde hızla ilerlemeden önce kendi bedenimin yansımasını gördüm. Parçalanmış gövdem ve solan rengimi gördüm. Kaybolup gitmeden önce de, kılıcını kendine saplayan Izek’i gördüm. Her şey çok hızlı. Çok hızlı oldu. Karanlığın içinde hızla akarken olmayan bedenimin baştan aşağı takla attığını hissediyordum. Ölüm yok oluş diye düşünürken artık hep bu alemde mi olacaktım? Yokluğun bir parçası mıydım? “Merhaba, ben Ophelia Lizen. Büyüyünce seninle evleneceğim.” Önce sesim, sonra on iki yaşındaki halimi gördüm. O andaydım. Oradaydım. Havaydım, enerjiydim ya da her şeydim. Ama kanlı canlı o anın içindeydim. Izek utandı ve benden kaçtı. Tekrar kaydık karanlıkta. Her anının içinde kaybolduk. Birlikte ormanda gezişimiz, piknik yapışımız, kitap okuyuşumuz. Her bir anıda gözlerime bakıyordu, gülümsüyordu. Bu anılar zihnimde kaybolmuşken şimdi onlara tekrar şahit olmak deli olmadığımı kanıtlıyor gibiydi. Görünce hatırlamıştım ama neden yaşarken buğulu anılardan ibaretlerdi? Neden bunları hatırlamıyordum? Bir anının içinde kaldık ve serin havanın esintisi yokluğumda dolandı. Izek kendi ceketini benim omuzlarıma koymuştu ve elindeki mektubu okuyordu. Bu ana dair hiçbir şeyi hatırlamıyordum. “Artık resmi olarak Kraliyet Şövalyesiyim!” Kollarını kaldırdı ve ben sanki her zaman yaptığımız bir şeymiş gibi onun kollarına atıldım. Beni sıkıca sarmalayışı, bana sarılışı… Bunlar yaşanmış mıydı? “Seninle gurur duyuyorum benim yakışıklı şövalyem!” Uzanıp onun yanağından öptüm. “Hepsi senin bana inancın sayesinde.” Hala kollarındaydım. Izek ruhunu kaybetmemişti. Gülümsüyordu, bana bakıyor ve utanmadan sarılıyordu. “İstemediğin anlarda bile yanında olacağım.” Diye söz verdiğimi duydum. Ne acı. Sözümü gerçekten de tutmuştum ve bu uğurda yok olmuştum. “Kral beni görüşmeye çağırdı. Yarın onun-“ Izek konuşurken birden anıdan koptuk ve karanlık sarmala dolandık. Kısa süre sonra görseller kaybolmuş, sadece bedenler görünür olmuştu. Izek gölge olarak görünen kapıyı kapattı ve dışarı çıktı. Üzerinde Kraliyete ait şövalye üniforması vardı ve yüzü bir ölü kadar soğuktu. Acı dolu adımlarını kendisiyle beraber sürüklerken biz de onunla beraber karanlığın içinde aktık. Yolun sonu bana, yani küçük Ophelia’ya kaydığında bunun bir ayrılık olduğunu gördüm. “Seni artık istemiyorum Ophelia.” O gözler. O tanıdık bakışlar. “Ne olduğunu bana anlatırsan kendini daha iyi hissedeceksin.” Hep o saf, salak Ophelia. Kendimden nefret ettim. “Olan şey, işime yaramayı bittiğin. Bundan sonra biz diye bir şey yok.” Bir anlığına yüzünün kasıldığını gördüm. Sonra sersemledi Ophelia ve Izek’in kollarına yığıldı. Ağlayan adam, kızı kucağında sıkıca tuttu ve devamında geçen on iki sene onu kovalayışımı izledim. On iki aciz sene. Sadece Izek için yaşadığım ömrü izledim. Onu çıkartıp atarsak, başka hiçbir şey olamayaşımı izledim. Sevmek güzeldi ama hastalıklı sevmek…Sadece kendini bitirmekti. Bir madde gibi izlediğim bunca seneye dışarıdan bakınca kendime acıdım ve geçen zamana üzüldüm. Ben hiçbir şey olmamıştım. Ben sadece bir erkeğin acınası aşığı olabilmiştim. Bu her şeyden daha çok üzdü beni. Çünkü öldüğümde anılacağım tek şey, Dük Izek’in takıntılı aşkı olmaktı. Boşluğun içinde bir süre kendi pişmanlığımı yaşadım. Ve sonsuza dek bilincimin bu karanlıkta kalacağı gerçeğiyle yüzleşmeye çalışırken ruhumun çekildiğini hissettim ve acı katlanamaz hale gelerek enerjimin her zerresine yayıldı. Karanlığın içinde büyük bir gölge, ellerini iki yana açmış ve kaosa sesleniyordu. Kim olduğu, ne olduğunu görünmüyordu. Sadece bir bedenden ibaretti ve açtığı elleri bu zamana kadar evrendeki her krallığı yok eden o canavarları çağırıyordu. Canavarlar bu gölgeye efendileri gibi eğildiler ve ondan gelecek bir emri beklediler. Gölgeyi görmesem de gülümseyişini hissettim. Ayağını bastığı şey bir haritaydı ve içinde bulunduğu yer de...Vallenor Kraliyet Sarayıydı. Çok hızlı bir şekilde geriye çekiliyordum. İçimde her saniye delilerce büyüyen bir güç hissediyordum. Korkuyla dolup taşıyordum çünkü tüm bu olanlar zihnimin kaldıramayacağı kadar hızlı gerçekleşiyordu. Sert bir şeye çarpıp varoluşu yaşadığımı hissettim. Ruhumun bir bedene girdiğini, kalbimin göğsümde titrediğini, tenimin rüzgarı hissettiğini ve burnuma dolan oksijeni hissettim. Bu da neydi? Saçlarım rüzgarda salınırken ayaklarım zemine değiyordu. Kolumda bir ağırlık vardı ve sanırım ben… Yürüyordum. “Lizen geliyor!” Tenimi ısıtan bir sıcaklık hissettim. Göz bebeklerime değen ışığı sezdim. “Asla pes etmiyor.” “Dük bıkmış olmalı.” Tanıdık sesler kulağıma ilişti ve derin bir nefes alıp gözlerimi açtığımda kendimi sarayın bahçesinde buldum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD