---
Yeni Gün
Sabah yüzüme bir yerlerden yansıyan ışık kırılmalarına önce anlam veremedim. Hatta küçük bir panik anı yaşadım, nerede olduğumu ilk etapta anlamak biraz zor oldu. Yattığım kafayla kalktığım kafa arasında dağlar kadar fark vardı tabii.
Yeni evim çok ferah, ışıl ışıl, çok aydınlıktı. Hatta odam o kadar aydınlık ki bu evde yaşayan bir insan kolay kolay depresyona giremez. Tabii, buraya gelmeden önce girenler hariç. :/
Sabahın ilk ışıkları duvarıma, yatağımın başucuna, oralardan da bana yansıyordu. Saati kontrol ettiğimde inanamadım, saat henüz 6.30'du ancak ben çok iyi dinlenmiş, çok zinde hissediyordum. Asla akşamdan kalma gibi değildim.
Huzurla, içim rahat uyumuştum. Uzun zamandan sonra ilk defa böyle dinlenmiş hissediyordum.
Her ne kadar akşam olduğunda saçmalasam da gündüzleri ufak ufak rutinlerime dönmeye başlamıştım. Kendime önce bir filtre kahve yaptım, kahvaltıyı hazırlarken onu içtim. Kahvaltı en sevdiğim öğün olabilir.
Evi 1+1 diye kiralamıştım ama aslında 2+1 Amerikan mutfak gibiydi. Üstelik mutfak bölümü çok genişti ve balkonu çok güzeldi. Balkonsuz bir hayat düşünemiyorum. Kahvaltılıkları ve çayımı alıp balkona geçtim.
Kahvaltımı yaparken bu haftayı en verimli şekilde değerlendirmek üzere bir plan yapmaya karar verdim. Bugün hem evi temizleyip kendime göre yeni bir şekil vereceğim hem de aklımda birkaç iş var, onları kovalayacağım. Bir an önce kafeye borcumu kapatmak istiyorum, kimseye yüklü kalmak hoşuma gitmiyor.
Saat çok erken olduğu için arama, telefon görüşmesi yapmam mümkün değildi. Ben de temizliğe giriştim. Mutfakta oynatabildiğim her şeyi çekiştirmek suretiyle evi bir güzel sildim süpürdüm.
Mutfak dolaplarında mevcut olan eşyaları kendi boşalttığım kolilere doldurup atıl olacak bir mutfak dolabının içine istifledim. Zaten hayatım yeterince sarpa sarmış durumda, kimsenin DNA artıklarıyla, karmalarıyla daha fazla uğraşamam. Aciliyetine göre sıralayıp bir mutfak alışverişi yapacağım.
Mutfakta fazlaca alan vardı. Oturma odasındaki iki çekyatı bir de tekli koltuğu mutfağa sürükledim. Komşularım tüm bu gürültülerden ötürü biraz küfretmiş olabilirler. Televizyon ya da ünite benzeri bir şey yoktu zaten. İki tekli koltuktan birini de o odada bıraktım. Orayı ders çalışmak ve kafa dinlemek için kullanacağım. Yatak olan odada ders çalışamıyorum maalesef, hep uykum gelir.
Yatak odasında bir çalışma masası ve küçük bir kitap rafı vardı onları da boş odaya aldım. Kitaplarımı getirdiğim ama kitaplığımı alamadığım yeni aklıma geldi.
Acilen bir alışveriş listesi hazırlamalıyım ama tabii bu durumda alışverişi ne zaman yaparım, hiç kestiremiyorum. Mutfak eşyası acil, yoksa bir de dışarıdan yemeğe para yetiştirmek beni daha da zorlayacak.
Sadece eşyaları evirip çevirdim temizliğin tekrar üzerinden geçecektim ki telefonum çaldı. Saat daha 8.30 olmuştu, annem aradı. Her sabah görüşürüz ama bugün çok erkenciydi. Rüyasında beni görmüş, gerçi son 6-7 aydır falan tüm rüyalarını ben süslüyorum ama endişelenmiş. Bilmiyor burada akşamları ne haltlar yediğimi.
Ama zaten görüntüyü açar açmaz evde olmadığımı anladı, hemen sorgu sual başladı. Neyse ki babam evde yokmuş, yoksa adamın yanında iyice yerin dibine girecektim. Tabii durumu babama bütün açıklığıyla anlatamam. Durumları bilse, "Nasıl evlat yetiştirmişim?" diye kahrından gidecek.
Neyse, anneme "Neslihan, Emirlerle görüşmeye devam ediyor, ben de çoktandır düşünüyordum. Bu daireden de arkadaşım çıktı, çok uyguna tuttum," dedim. Annem tabii ki "Yardıma geleyim," "Harçlık gönderelim," gibi aklına ne geliyorsa bir sürü teklifte bulundu.
Heyecanlandı, sanırım bir tık mutlu bile oldu. Kendim için çabaladığımı görmek ona iyi geldi. Bu saatte ayaktayım, neşem keyfim yerinde ve temizlik yapıyorum; daha ne olsun.
Tabii ki masraf yapmadığımı, harçlığımın yettiğini söyledim. Temizlik ya da eşya taşımalık bir durum da yoktu doğrusu. "Ara tatil olsun gezmeye gel anneciğim, şimdi okul yoğun," dedim. O da uzatmadı, ısrar etmedi.
Annemle yarım saate yakın konuşmuşuz. Telefonu kapattığımda saatin 9 olduğunu gördüm ve artık arama yapabileceğime karar verdim.
İlk önce Tuğhan Abileri aradım. Tuğhan Abi ile 1. sınıfta okul kulübünde tanışmıştım. Merkezde iki senedir dalış okulları vardı ve daha önce teorik derslerine karşılıksız girmiştim. Sürekli tecrübe kovalamak gibi bir hobim vardır da.
Tuğhan Abi'ye durumumun biraz sıkışık olduğunu ve ders programımda fazlaca boşluk olduğunu söyledim. Teorik veya pratik eğitimlerde ücretli, ama düşük de olsa ücretlerle beni çağırıp çağıramayacaklarını sordum.
Telefonu kapattıktan birkaç dakika sonra cesaretimi toplayıp yeniden aradım.
"Abi, aklımda bir proje var. Bugün uğrasam müsait misin?" dedim.
"Aslında bizde bugün seni çağırsak mı diye konuşuyorduk, saat 12.00 gibi okulda ol, ablalar kahvaltı hazırlıyor. Aç gel." dedi
Bu iş olsun da aç tok demeden ne olsa yiyebilirim.
Aklımda çok orijinal bir fikir vardı. Bu fikrim aklına yatarsa kesin bir ya da iki iş anlaşması yapabilirdim onlarla.
Merkezdeki Kent Akvaryum'da normalde sabit dalışçılar çalışır hayvanların bakımı ve beslenmesiyle ilgili ama onların raporlu olduğu dönemlerde birkaç defa ben havuz bakımı ve hayvanların beslenmesiyle ilgili orada bulunmuştum. O zaman da gidip "Beni işe alın," diye adamlara defalarca yalvarmış, kapılarını aşındırmıştım. Tabii o zaman sebebim merak ve tecrübeydi.
Şimdiyse daha önceki tanışıklığımızı kullanarak onlara bir tür ticaret teklif edecektim. Akvaryumda şov amaçlı dalış yapacaktım, sadece Tuğhan Abilerin logolu ekipmanlarını kullanacaktım. Dışarıda, caddede iletişim standı açmalarını düşünmüştüm. İlgisini çeken olursa dalış okulu çok yakındı zaten.
Akvaryum tarafından çok fazla prosedüre takılma ihtimalim yüksekti. Ama ikna edersem iki taraf için de kârlı bir iş olabilirdi, en çok kazanan da ben olurdum bu işte.
Hemen sonrasında Akvaryum'un müdürünü aradım:
"İlyas Abi, bugün merkeze çıkacağım. Öğleden sonra müsaitsen bir kahveni içerim, sana danışmak istediğim bir konu var," dedim. Özel bir durum olmadıkça ofisinde olurdu ama durumu garantilemiş oldum.
Bugünlük birkaç arama daha yapmalıydım. Birinci sınıfken liseye yeni başlayan çocuklara saatlik ders çalıştırmıştım, onların anne babalarını aradım.
Sonrasında dersler daha çok alan becerisi isteyen bir hâl almıştı bence benden daha fazlası gerekli diye ben devam etmek istememiştim. Zaten ertesi sene onlar da dershaneye başladı ama ailelerle ara ara yine telefonlaştık.
Şimdi dershaneye devam ediyorlardı ama ekstra etüt ya da soru saati yapabilirdik. İki kız, iki erkek dört arkadaştılar. İkisi şu an o kadar kendini bunaltmak istemiyormuş, çok streslilermiş, onlar elendi.
Diğer ikisiyle ayrı ayrı birer saat değil de ikisiyle iki saat şeklinde haftada üç defa buluşacaktık. Aileler birbiriyle çok yakındı zaten, birini diğeriyle tanıştırmıştı.Böylesi benim için daha pratik olacaktı sanırım, her defasında yeniden adaptasyon gerektirmeyecekti, tek bir özel dersim var gibi olacaktı.
Haftalık altışar saat ders alacaklardı ama ben aynı anda ilgileneceğim için ayrı ayrı 6 saat ücreti almak istemedim. Aileler ısrarcı oldu ve 4.5+4.5, toplam 9 saatlik ücrette anlaştık.
Şimdi asıl meseleye dönelim. Bir saate hazırlanırım, bir saat de yol sürer. Hızlıca kalktım, içeri geçtim. Hızlı bir duş aldım. Saçlarımı sıkıca balıksırtı ördüm, hafif, yok denmeyecek kadar bir makyaj yaptım (rimel, allık, parlatıcı). Mavi jean, beyaz tişört, beyaz spor ayakkabılar... İşte hazırım.
Erken bile hazırlanmıştım. Erken çıkıp dalış okulunda beklesem daha iyi olur diye düşündüm. Hemen durağa geçtim. Otobüs yarım saat sürdü, 10 dakika kadar da yürüdüm. Elim boş olmasın diye yol üstündeki fırından tatlı tuzlu poğaçalar aldım.
Okula vardığımda sözleştiğimiz saate hâlâ yarım saat daha vardı. Kimse gelmemişti. Okuldaki görevli ablalar servisleri, çayı, temel seviyedeki kahvaltılıkları hazırlamıştı. Tuğhan Abi'nin eşiyle Koray Abi'nin eşi sıcakları hazırlamış, onlar da gelmek üzereydiler.
Herkes geldi, masaya geçtik. Kahvaltı terasa hazırlanmıştı. Terasları efsaneydi. Şehrin merkezi yamaç üzerine inşa edildiğinden, şehrin yarısından çoğu gözlerimizin önüne serilmişti. Kahvaltı çok keyifli geçti.
Tuğhan Abi'yle Koray Abi iki ortak ama bizim okul kulübünden olup mezun olmuş ve boşta olan çoğu kişi dönem dönem burada varlığını sürdürür. Sanki bizim kulübün yüksek lisans bölümü gibi. Herkes çok neşeli; sohbet, gırgır şamata, çok keyifli.
Açıkçası bir noktadan sonra çok utandım ve teklifimi geri çekmeye karar verdim. Onlar benim ikinci ailem gibiydi, nasıl para kabul edecektim ki? Yansıtmamaya çalışıyorum ama modum düştü. Umarım kimse fark etmemiştir.
Artık masadaki keyif bitmeye doğru insanlar sağa sola dağılmaya başladı. Teras neredeyse iki büyük daire genişliğindeydi ve ne kadar kalabalık olursak olalım bizi kaldırıyordu. Ben de kimseye çaktırmadan sıvışmaya karar verdim. Muhabbet koyu olduğu için vedalaşırken fark etmemelerini umdum ama maalesef öyle olmadı.
Herkesle vedalaşırken üzerimde iki çift göz vardı. Buradan acilen kaçmalıydım ki daha akvaryuma uğrayıp İlyas Abilere bir bahane uydurmam gerekecekti. Çok üzgündüm. Hadi İlyas Abi neyse de ben Tuğhan Abilerden para kabul edebileceğime kendimi nasıl inandırmıştım? En son sıra Tuğhan ve Koray Abilere geldiğinde çok hararetli bir şey konuşuyorlardı.
Hızlıca ikisine de sarıldım. "Abilerim, her şey için çok teşekkür ediyorum. Çok iyi geldi, iyi ki beni davet ettiniz. Açıldım, hava değişti. Şimdi izninizle gitmem gerekiyor," dedim.
Hemen Tuğhan Abi:
"Nereye bakalım küçük cimcime?" derken, Koray Abi ensemden tutup beni havaya asar gibi yapmıştı.
Anlaşılan o ki çoktan her şeyin farkındalardı. Son bir çırpınışla,
"Abi, kafede vardiyam erkene alınmıştı, unuttum," dedim ama maalesef başarısız oldum galiba.
Koray Abi, Tuğhan Abi'ye dönüp;
"Bazılarımıza yalan söylemek yasaklanmalı bence kanka," dedi.
Eli hâlâ ensemdeydi. Sonra geri masaya oturduk ve saniyeler içinde Yıldız Abla'yla İnci Abla da masadaydı. Sanırım bir şeyler oluyor. Resmiyette belli bir şey olmasa da bu ekip okulun yönetim kurulu gibiydi.
Yıldız Abla, Tuğhan Abi'nin eşi; İnci Abla da Koray Abi'nin nişanlısı. Bu dörtlü hep birlikte en az 5-6 yılı devirmişlerdi ve artık hiç konuşmadan her konuda iletişim kurabilir durumdalardı. Sonra kahveler geldi. Anlaşılan herkesin haberi vardı, şimdi daha çok utandım.
Uzun uzun konuştuk. Ticarete yatkınlığım olduğunu, pazarlama becerilerimin gözle görülür olduğunu düşünüyorlardı. (Biraz kızarıp bozardım bu esnada. Zaten yaptığımdan utanmam yetmezmiş gibi birde övgü almam tuz biber olmuştu.) Teklif, bu durumdan karşılıklı fayda sağlamaktı.
Bu kadar yetkinliğim ve yatkınlığım varken neden boş boş kafelerde çalışıyorum diye de arada bir fırça yedim. Kolayıma geliyordu galiba, reflekslerle iş yapıyordum, ne kafam ne vücudum fazla yorulmuyordu.
Teklif şöyleydi: Ben her zaman yeni yeni reklam fikirleriyle giderdim onlara, şimdi bu teklifleri ben hayata geçirecektim. Onların sahadaki yüzü olacaktım. Getirdiğim fikirleri hayata geçirecektim.
Her ay minimum bir proje yapacaktım. Duruma göre daha fazla da olabilir ama gelen talebi karşılayabilecek şekilde, eğer kafa kafaya çıkıyorsa içerideki operasyona yardımcı olacaktım. O ay reklam yapmayadabilirdik bazen.
Hem maaşlı çalışıp hem de yaptığım çalışmalarla gelen her müşteriden kârdan pay alacaktım. Hisse bile vermeyi düşündüklerini dile getirmişlerdi bir ara. Okulun reklam ve pazarlaması birimi tamamen bana bağlı olacaktı.
Bir de başka bir okulun cankurtaran kursu varmış, Hakan'la beni bu kursa göndermek istiyorlardı. Maliyete onlar katlanacaktı. Sanırım bu konuda planları var. Ama detay vermedikleri için işin bu kısmını kabul edip etmemek bana kalmış.
Bu planlar, ben onları aramadan önce konuşuluyormuş. Bugün ben aramasam onlar arayacakmış. Şükür ki kendimde olduğum bir gündeydim, ya telefonu hiç duymasaydım? Ya kapalı olsaydı, ya akşamdan kalma olsaydım. Çok ayıp olurdu.
Havada kaptım tabii ki bu teklifi.
Bu işte bir ortağım olacaktı; Hakan. O da uzatmaları oynayanlardan, haylazın tekidir, hâliyle okul uzamış. Son sınıftı, bölümü hiç aklımda kalmamış. Bizim alttaki fakültede görmüştüm onu, sanırım mühendislik okuyor.
Onu okul bünyesine alacaklarını herkes tahmin ederdi, onların yaramaz çocukları gibiydi. Ama ben... Benim için çok sürpriz olmuştu her şey.
Herşey enine boyuna konuşulduktan sonra ben de sonunda neden geldiğimi, planımı anlattım. Fikrimle mest oldular diyebilirim. Ben de bu işte Hakan bana yardımcı olur diye düşünmüştüm, üstüne böyle bir şey denk gelmesi çok garip oldu.
Hem onların beni böyle bir iş için düşünmesi hem de Hakan'la birlikte çalışmamızı düşünmeleri... "Ne kadar yerinde bir karar aldığımızı hemen bize kanıtlaman, bize de büyük sürpriz oldu," dediler.
Hakan'ınsa hâlâ hiçbir şeyden haberi yok. O, benden çok daha fazla mutlu olacaktır, eminim. Çok güzel bir gönül bağları vardı hep. Tabii ki benim de vardı ama onlarla kıyaslayamam bence. Yada epey bir varmış demekse.
Artık saat çok geç olmadan İlyas Abi'nin yanına geçmeliydim. Akşama vardiyam olduğunu söyleyip ikinci bir defa vedalaştım herkesle.
Oraya vardığımda İlyas Abi odasındaydı, asistanıyla toplantı hâlindeydiler. Önceden konuşmuş olmamızın da etkisiyle beni hemen kabul etti.
Direkt konuya daldım, bugün artık sabrım bu kadardı sanırım, benim için çok dolu dolu geçmiş bir gündeydi. Daha anlatır anlatmaz gözleri parladı. Resmen havada kaptı fikri. "Neden daha önce düşünemedik ki!" diye hayıflanmaktan da geri kalmadı. Tek şartı benim tüm süreçlere dahil olmamdı. Zaten fikrin benden çıktığını anlayınca daha da mutlu oldu.
Bir markaya bağlı oldukları için sürecin zorlu olabileceğini düşünüyordu. Tabii ki bu beni asla yıldırmazdı. Birileri kabul ettiyse herkes kabul edebilir, nasıl olacağıysa bana kalsın.
Ona sadece fikirden bahsetmesini ve geri dönüşlerini bana da iletmesini söyledim. Bense onlar için güzel bir sunum hazırlayacaktım, imkân olursa niyetim kendim sunmaktı.Zaten yakında bölge ziyaretleri olacakmış.
Ben hazır kıta bekliyor olacaktım. Önce bizim bu işi yapabileceğimizden emin olmalı, bize güvenmeliydi. Gerekli yetkinliğe sahiptik zaten her anlamda. Eğer olursa birkaç farklı formda, farklı zamanlarda bu şovu yapmak üzerine bir yandan da düşünmeye başladım. Hatta dönüşlere göre bazı rutinler oluşturabilirdik.
Biraz daha havadan sudan konuştuk, sonra izin istedim. Kafedeki vardiyama çok az kalmıştı, ucu ucuna yetişecektim. Hızlıca vedalaşıp çıktım.
Hemen durağa koşturdum. Yolda çantamda kitap olduğunu hatırladım. Hep bir tane koyardım ama yolum genelde çok kısa sürdüğü için unuturdum. Yolda biraz kitap okudum, ara ara kafamı kaldırıp gülümsedim.
Bazen yeniden yükselebilmek için en dibe çakılmak gerekiyordu galiba. Bugün kendimi hatırladığım, kendimle barışmaya başladığım bir gündü. Demek ki şimdiye kadar yeterince düşememişim!
Neyse ki en yakınım dediğim insanlar vardı da arada düşene bir tekme de onlar atıyordu, yoksa nasıl kendimi bulacaktım, öyle değil mi?
Otobüsten indim, koşarak kafeye geçtim. 3-4 dakikalık mesafeydi. Vardiyam başlamak üzereydi. Hemen personel odasına geçip dolabımda her zaman yedek bulundurduğum pantolonla tişörtü üzerime geçirdim, saçlarımı hızlıca yeniden ördüm.
Herkes vardiyaya başlamamıştı henüz, fırsattan istifade servise geçtim. Kafamda ister istemez çok doluluk oldu, hata yapma ihtimaline karşı en azından molaya kadar serviste kalabilirim.
Servisi de mutfağı da çok seviyorum aslında, ikisinin de farklı keyfi var ama şu an böylesi daha garanti geldi.
Ne yazık ki vardiyada son giren iki kişi de yeniydi, daha ilk 3 aylık süreçtelerdi. Yarım saat oldu olmadı, vardiya amiri gelip mutfağa geçmemi istedi. Denetim sorumluları bizim bölgedeymiş. En küçük bir hata ihtimal dahi olsun istemiyorlardı. Olsun, ben de kahvelere resim yaparım. Kendi kendime belirsizce gülümsedim.
Hızlıca servis önlüğünü çıkarıp isimliğimi aldım ve mutfaktakilerden biriyle yer değiştim. Diğerinin yerine de Enes geldi. Enes 1. sınıf, 6 aylık var yok ama zehir gibi kafası var, yakındır kıdem alması. Çok da kafa çocuk. Selamlaşıp rastgele yerlerimize geçtik.
Servisten birkaç arkadaştan her kupa kahvede trip yedim. Müşteriler sonra trip atıyormuş: "Benim kahvem niye çiçekli böcekli değil!?" diye. Kendilerince benimle dalga geçiyorlardı, ben de böyle kafa dağıtıyorum, ne yapalım gençler.
Bugün vardiyam 6 saatti neyse ki. Bittiğinde haşat olmuştum tabii. 17-18 saattir bir şekilde ayaktaydım. Kendime yine kahve aldım. Soğuk artık kendini belli etmeye başlıyordu ama ben sokak sevdamdan bir türlü vazgeçecek gibi değilim.
Saat geç sayılırdı ama herkes oradaydı yine. İsminin Onur olduğunu hatırladığım bir çocuk beni görünce hemen yanıma adımladı.
"Erkencisin!" dedi, gülümsedim.
"Çok radikal gördüm seni bugün," dedi, kahvemi kastediyordu sanırım, yine gülümsedim. Kafam çok doluydu hâlâ, ne diyeceğimi bilemedim.
"Sende çok şakacısın bugün" dedim bende. Baktı böyle olmuyor, en sonunda soru sormaya karar verdi sanırım:
"Büfeye geçiyorum, geliyor musun? Böyle devam etmezsin diye düşünüyorum," dedi.
Cevap vermeden kalktım. Geçerken kahveyi çöpe attım. Çok iyi geçmiş bir günü tabii ki taçlandırmalıydım.
'Üzgün müsün? Öyleyse bir şeyler iç Deniz. Mutlu musun? Yine bir şeyler iç Deniz...' Denizin varoluş sebebi gibiydi artık fermente içecekler.
Biraz havadan sudan sohbet ettik. "Aylar oldu, daha ismini öğrenemedim," dedi.
Ben de, "Bazı gereksiz bilgiler öğrenilmeden de yaşanabiliyor galiba," dedim. Güldüm, o da zoraki güldü. Yine devam ettik. Yüzeysel sohbetlere devam ettik kalan zamanda.
Nevale bitmişti, bugün kafam çok berraktı. Galiba eskisi gibi bazı bahaneler beni sarmıyordu günden güne. Sanki bazı eşikleri geçmiştim. Ki çok kızsamda, kırılsamda geçen akşamki olay çok etkili olmuştu bu durumunda. Her halükarda devam edemezdim, paramı çarçur etmemeliydim.
Ayağa kalkıp;" Benim mesaim bitti bugünlük, hadi size iyi eğlenceler gençler, geceniz iyi olsun " dedim. Elimi havaya kaldırıp kabaca herkese selam verdim. Evime doğru yol aldım.
Canım evim, güzel evim..