4. -Kehribar

1052 Words
-Aynı Yaz, Bir Süre Sonra - Bütün yazım zehir olmuştu. Ona kör kütük aşıktım, bunu çok iyi biliyordu. Hani uyku esnasında toprak ayağının altından kayar da uçurumdan baş aşağı düşüyor hissiyle yataktan fırlarsın, iste benim de toprak ayağımın altından öyle çekilmiş, baş aşağı düşüyordum, ama uyanmak bir türlü mümkün olmuyordu. En güzel rüyam bir akşamda en büyük kabusum olmuştu. Gün içinde çalışmaya, işime gücüme konsantre oluyor, hiç bir sorun yaşamıyordum. Ama akşam olup işler bitince dağılıyordum. Kendimi hala alkol ve sigaraya tamamen kaptırmamış olmamın sebebi, işime ve benimle aynı yerden ekmeğini kazanan insanlara olan saygımdı. Günler bir şekilde geçti. Hissiz, duygusuz bir robot gibi yaşadım bir süre. Hiç birşeyden tat alamaz bir şekilde. İhtiyaçtan su içiyordum, arkadaşların ısrarından yorulduğum için biraz da birşeyler yiyordum. Son iki-üç hafta kalana kadar idare ettim ama son iki haftadır ikişer günden toplam dört gün dalışa çıkmamıştık ve ben artık aklıma mukayyet olmakta güçlük çekiyordum. Herkeste az çok durumun farkındaydı. En sonunda bir akşam Ahmet abi geldi yanıma. Müşteriler daha yeni gitmişti. "Hazırlan! Bu halin sinirime dokunuyor." dedi. Seda yardım etti apar topar eşyalarımı toparladık. Beni azad etmişti. Ayak üstü herkesle vedalaştım. Beni ailemin yanına bıraktı. Benim bu halde tek başıma yola çıkmama gönlü razı değilmiş. Hayalet gibiydim. --- Annem kapıda bizi görünce şok oldu Eli ayağı boşaldı, tansiyonu düştü, bir ara bayılacak gibi oldu. Babam geldi, onunda suratı bembeyaz oldu. Herşeyi görebiliyordum. Ama hiç bişey yapamıyordum elim kolum bağlı gibiydi. Evden giderken 62 kiloydum ve her yaz düzensizlikten kilo alırdım bu defa almıştım ama şuan 48 kiloydum. Bizimkilerin tepkilerine kadar hiç aynaya bakmak aklıma gelmemişti. 48 birçok insan için normaldir ama boy ve kemik yapımdan dolayı ben 20 kilo gibi falan görünüyor olmalıydım. İki hafta boyunca ölmeyi bekleyen bir hastaymışım gibi sürekli biri başımda bekledi. Annem babam artık ne anlattılarsa önce abim sonra ablam birer hafta izin alıp apar topar geldiler. Herkes çok normal davrandığını zannediyordu ama ben yüzlerinde saklasalarda gözlerinde görebiliyordum. Sanki heran bana bişey olmasından endişelilerdi. Olmadı. Olmazdı. Onlar gözümün içine baktıkça ben kendimden utandım. Utandım ailem dostlarım beni bu kadar önemserken ben kendimi ne için bu kadar ayaklara altına bırakmıştım. Elimde değildi işte kendimi kontrol edemiyordum, bu kadarına bile gücüm yetmiyordu. Sırf annem babam gözümün içine bakıyor diye dişimi sıkıyordum. Ve artık buna bile gücümün kalmadığını hissediyordum. Okul takvimi yaklaşmıştı zaten. Ama bizimkilere kalsa okula da göndermeyecekler yada benimle gelecektiler. Asla bunu kabul edemezdim. Habersizde gitmek istemiyordum. Onları daha fazla üzmeye hakkım yoktu. Bir gecede tüm eşyalarımı hazırladım. Razı olmadılar ama bir şekilde kalan son gücümüde onları ikna etmeye kullandım. Ve bana en fazla otobüse kadar eşlik etmelerine izin verdim. --- Erken gelmiştim. Kayıtlara başlamıştı ama dersler hemen başlamazdı. Kampüsde Yerleşim'de bomboştu. Tatile gitmeden hemen önce evi taşımıştık ve evde herhangi bir anı yaşanmışlık olmaması benim için çok iyiydi. Önce temizlik yaparak stres atmak istedim ama o fiziksel yeterlilikte değildim. Sonra hamur işi yapayım sokaktaki çocuklarla piknik yaparım dedim ama onunda kokusunu kaldıramadım. Ders çalışayım dedim, kafamı toplayamadım. Dışarı çıktım her yer anı, anı.. Anladım ki bu zamana kadar çok iyi idare etmiştim, insanlara zarar vermeyeyim, kimsenin tadını kaçırmayayım.. Şimdi herşey serbest. Koşar adım kendimi Yerleşim'deki küçük anfide buldum. Kendime bir yer bulmadan bir şişe köpek öldüren bir pakette yedek sigara aldım. Okula erken gelen öğrenciler havanın güzelliğini fırsat bilip kenidini dışarı atmıştı. Diplere doğru çok tercih edilmeyen tarafa ilerledim. Planım herşeyi bu akşam burda bitirmekti. Ama öyle olmadı aksine yeni bir dalga henüz başlıyordu. İlerdeki çay bahçesinde çalan müzik rüzgar eşliğinde hafif hafif kulağıma geliyordu; Şafak kızıllığı önümde bir çorba Ayçiçekleri yolun karşısında Güller coşmuş gazetem elimde Boş bir odanın kokusu anılarda Camın ardındaki sessiz gülümsemem Bitmeyen hüzün kirpiklerinin gölgesinde Öyle yakın öyle taze Hiç hesapta yoktun kehribar Öyle yakın öyle taze Hiç hesapta yoktun kehribar Kavga ettiğimiz gecenin sabahında Anıları koyup gitmiştin bavuluna Rüzgar savurdu şimdi ikimizi Yarısına bile gelmemiştik yolun daha Camın ardındaki sessiz gülümsemem Bitmeyen hüzün kirpiklerinin gölgesinde Öyle yakın öyle taze Hiç hesapta yoktun kehribar Öyle yakın öyle taze Hiç hesapta yoktun kehribar Öyle yakın öyle taze Hiç hesapta yoktun kehribar Öyle yakın öyle taze Hiç hesapta yoktun kehribar Şimdi tatlı bir rüzgar beklerim Yürüyebilseydik yan yana kehribar.. Öyle canım yandı öyle canım yandı ki.. İlk günlerimizde bu şarkıyı mırıldanırdı. "Hiç hesapta yoktun kehribar" bense hiç sorgulamamış öylece üzerime alınmıştım. Baştan sona dinledim bu bir ayrılık şarkısıydı. 'Zaten bende kahverengi gözlü değildim, yeşille kahveyi ayıramayacak insanda yoktur heralde. Ben hariç!' Ben onunla dolup taşarken o başkası için acı çekiyordu. Ben de kendim duyacak kadar telefondan açtım yeniden, döngüye aldım şarkıyı ve bir şişem ve bir paketim bitene kadar dinledim. Tüm bu süre boyunca hiç ağlamadım ama göz yaşlarım hiç dinmedi sessizce süzüldü gitti hem içime hem dışıma. Şarkı, şarap, sigara, birşeyler bitiyordu ama ben bir bitememiştim.. Kalktım usulca yol üzerinden birer tane daha şarap ve sigara aldım, eve geçtim. Bu defa aldıklarım bitene kadar hüngür hüngür ağladım. Tamamen bırakmıştım kendimi boşluğa. --- Dönem başlamıştı. Bu savruklukla kayıtlarda sorun yaşamamış olmam şanstan başka bişey değildi. Sabah erkenden kalkıyor okula gidiyordum. Ordan yeni ayarladığım kafeye, onunla ilgili hiç bir anda tekrara düşmek istemiyordum. Kafede işim bitince anfiye geçiyordum. Şişe bitince de eve gecip sızıyordum. Arkadaş çevremin Emirle bağlantısı yoktu ama gayriihtiyari herkesle arama mesafe girmişti. Sadece Neslihan Emir'lerle düzenli görüşmeye devam ediyordu. Bu benim ağrıma gidiyordu, genelde asosyal bir tipti kimseyle girişemezdi, çoğu arkadaşı benden sebep tanıyor olduğu kişilerdi bende onlarla görüşmediğim için Neslihanda görüşmüyordu. Emir'le görüşüyor olması kanıma dokunuyordu ama yine de ona karşı tavır yapmıyordum. Kimseye kendimi derdimi açmak istemiyordum. Anfide geçirdiğim zamanlarda kızlı erkekli gruplar sürekli ister istemez iletişim kuruyorduk. Yaramı göstermek istemediğim içinde her akşam başka bir ben olup başka bir hikaye veriyordum onlara. Akşamları anfide takılan herkesi tanır olmuştum ama benim ismimi bilen kimse yoktu. Bazen hep birlikte toplanıp diğer anfiye yada spor sahasına gidip devam ediyorduk. Garip bir düzen içindeydim. O akşama kadar. O akşam anfiye kızlı erkekli bir grup geldi. Emir, Aykut, bir erkek arkadaşları daha, 1. sınıf olduklarını tahmin ettiğim iki kız ve Neslihan.. O an kimseye birşey çaktırmamış olsamda yada en azından ben öyle umuyorum, o akşam bende ipler koptu. Çok eğlendikleri her hallerinden belliydi ama beni farkettiklerini tahmin ediyorum. Çok uzun kalmadan apar topar ayrıldılar. Bense daha o güne kadar hep gördüm sandığım dibi henüz görmemiştim. Eşiğim geçen zamanda oldukça esnemiş olmalı.Cebimdeki bütün param bitene kadar bittikçe gidip bir daha aldım. En son elimde biten şişeyi bırakıp olduğum yere yığılmışım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD