8. -İyi Değilim Ben, Hiç İyi Olmadım..

2123 Words
Bugün büyük gün. Tuğhan abinin beni zorla konuşturduğu günden bu yana on üç gün oldu. Güneşli bir Kasım sabahındayız, günlerden Cumartesi. "O" günden bugüne çok şey değişti hayatımda. Kısacık gibi görünen, dolu dolu on bir gün. Birçok şey değişti. Çeşit çeşit kararlar alındı. Ama şu an konumuz bu değil. Bugün, eğer her şey yolunda giderse, ilk iş anlaşmamı imzalamam an meselesi. Sadece bir sunum hazırlamakla kalmadım, herhangi bir konuda gelebilecek her çeşit soru için de hazırlık yaptım. Öncelikle okulu, ekibi, patronlarımızı ve kendimizi tanıtacağım. Bu esnada, eğer süreyi düzgün yönetebilirsem, okul kulübümüz hakkında bilgi vermeyi de düşünüyorum. Bu kadar başarılı olmamızın nereden geldiğini bilsinler. Sonra projemi tanıtacağım. Planım, ayda üç ya da iki defa ortak etkinlik yapmak. Katılımlı bir şov planladım ilk olarak. İnteraktif olacak, gidişata göre şekillenecek. İnsanların tepkilerine göre şekil alacak. İkincisinde, büyük tünelin olduğu akvaryumun bir noktasında, balıkların arasında satranç, tavla ya da iskambil oynayacağınız, biri ya da birkaçı olacak gidişata göre. Son olarak da yine dalış kıyafetleri ve tüplerimizle, ama bu defa insanların arasında gezinerek yapacağız şovu. Bunlar tabii ki spesifik örnekler olması adına geliştirdiklerim. Zaman içinde örnekleri çeşitlendireceğiz. Amaç, su altı sporlarını insanların kafasından ekstrem spor kategorisinden alıp biraz daha günlük hayatın içinde bir yere koymak. Şimdiye kadar sektörde yapılanların tam aksi yönünde, lüks hissettirmek yerine normalleştirmek bir nevi... Bunları yaparken, Akvaryum için de senkronize bir şekilde gerçekleştireceğimiz bir pazarlama planı taslağı oluşturdum. Okullarda bugünlerin tanıtımı yapılacak. Ve bu günler ya da şu tarihler arası %10 gibi sembolik bir indirim tanımlanacak x okul öğrencilerine. Promosyon tanıtımını dalış ekipmanı giymiş kişiler yapacak ve okullara tarihli biletler bırakılacak. Eğer firma isterse tanıtım elemanı da dalış okulumuzdan sağlanacak. Tabii, teknik bilgiye sahip olması daha faydalı olacaktır. Böylelikle okul kulübünden birilerine de part-time iş fırsatı doğmuş olacak. Pazarlama planı tabii ki sadece örnek plan; eğer isterlerse üzerine beraber çalışılabilir. Eğer doğru şekilde ilerlersek sırf bu şovları görmek için düzenli müşterileri olabileceğini fikrini de onlarla paylaştım. Ki bir akvaryuma bir müşteri taş çatlasa üç defa gelir. O da farklı kişilerle geldiği için, ama bunu tiyatro, sinema etkinliği gibi bir hale getirmek niyetim. İlk başta onlara ödeme yapacağımızı düşünüyordum ama projeyi öyle bir hale getirdim ki günün sonunda biz onlardan ödeme talep edebilir hale geleceğiz. Akvaryumun çıkışında yer alan hediyelik ve fotoğraf mağazasında okulumuzun broşür ve kartvizitlerinin olduğu küçük bir stand alanı olacak. Bahçe kapısının yirmi metre kadar dışında da stand açacağız. Stand da da okul kulübünden öğrencilerin çalışmasını istiyorum bakalım. Bu etkinliği Bursa Kent Akvaryumda, dalış okulumuz varlığını sürdürdüğü müddetçe ve bizim rızamız olmadıkça, akvaryum herhangi bir şekilde yapmayacak. Bu şu anın konusu olmasa da en baştan söylemek zorundayım. Zaten sıfırdan yapamazlar ama belli bir noktaya geldiğimizde birkaç eleman ayarlayıp bizi yarı yolda bırakmalarını istemiyorum. Aslında Akvaryum için yapılabilecek daha bir sürü şey aklıma geliyor. Fakat ben sadece İlyas müdürümü tanıyorum. Kurumsal hayat kansızlarla dolu, bütün fikirlerimi ortaya saçamam. Okul tarafında da neler yapılabilir, kendi hareket planımızı bir taraftan yapıyoruz. Bu arada bu proje sürdüğü süre boyunca, proje üzerinden sağlanan kârdan payım olacak. Bir de etkinlik başına ödeme alacağım okuldan. Hakan'la görev ortağı, yol arkadaşı olduk. Kendimi yeni doğan bölümünde aniden kucağına bebeği verilen bir baba gibi hissediyorum bazen. Yaptığım şeyleri zaten öylesine yapıyordum. Her zaman fikir verip yol açmıştım ama şimdi bunun bir adı var. Bir de geçtiğimiz günlerde hisse devri oldu. Asla istemedim. Yerlere attım kendimi, ağladım, sızladım ama yemediler. Biraz suçluluk hissediyorum. Maaşlı ya da komisyonlu çalışsaydım razıydım ama kârdan pay biraz ağırıma gidiyordu. Kendimi fırsatçı gibi hissediyordum. Ben yapmadım ama öyleymiş gibi görünüyordur bence. --- O kadar heyecanlıyım ki kalbim göğüs kafesimdeki kemikleri kıracak gibi. Çaktırmamaya çalışıyorum ama ne kadar olur, bilemiyorum. Toplantı salonunun girişindeki holdeyiz. Toplantı salonu hazırdı, öncesinde ekipmanları, ses aksesuarlarını, ekranları defalarca kontrol ettim. Hatta bir noktada Hakan: "Yeter be kızım, o kadar çok kontrol ettin ki aletler herhalde bizim bozuk olmamız lazımdı. Dayanamayıp bozulacaklar," dedi. Ben projenin sunumunu yapacaktım, Hakan da dalış okulunun ve okul kulübünün sunumunu. İkisini iç içe geçirmiştik, yeri geldikçe konuya girip benim nefes almamı sağlayacaktı. Tabii o zamana kadar kalpten gitmezsem. Adamlar geldiğinde çok heyecanlı ve ilgili görünüyorlardı. Bölge Müdürü ve Operasyon Müdürü, bölge ziyaretindelermiş. Pazarlama Müdürüyle İş Geliştirme Müdürü de Bursa adımı için bu sabah katılmışlar ekibe. Tanıştık, birer kahve aldık. On beş dakikamız vardı planlama saatine. Biraz sohbet ettik. İlyas Müdürüm ve misafirler dışında ben ve Hakan vardık. Tuğhan abi ve Koray abi, eğer süreç istediğimiz gibi giderse, planladığımız öğle yemeğinde bize katılacaklardı. Eğer olumsuz olursa sonuç, biz yine yemekte buluşacaktık. Biraz daha durup içeri geçtik. Müdürlere su ve kahve servisi yapıldı, biz de sadece su aldık. ("Demek böyle oluyor; kurumsal hayat kahve gerektiriyor. Bundan mantar gibi her köşe başında bir kahveci bitiyor," diye de içimden bir düşündüm hemen.) … Şükürler olsun şu ana kadar sıfır hatayla tamamladık. Daha önce bahsettiğim projeyi tekelime alma kısmında biraz gülüştüler. Yanlış anlamayalım diye de açıkladılar. Sunum esnasında da sık sık soruları olup olmadığını sordum. Ama onlar hiç bölmediler akışı, onun yerine not aldılar; epey uzun notlar. Sunumu tam planladığım sürede bitirmiştim. Teklif ettim ama ara istemediler. Sonunda da uzun uzun soru-cevap yaptık. Sanırım beğendiler, yoksa niye bu kadar merak etsinler ki her şeyi? İşin en zor kısmı benim için bitmişti, artık ev sahibi rolüyle devam edebilirdim. Ben de davetimi yaptım: "Öğle yemeğini beraber yiyelim, bir planınız yoksa. Hem ekibimizin geri kalanıyla tanışırsınız. Dağ yolunda harika et yapan bir restoran var, daha önce uğramadıysanız sizi buna pişman edecek bir yer. Genelde yer bulamazsınız ama biz sizin için önceden yaptırdık rezervasyonumuzu," dedim. "Kendinden ve projeden bu kadar emin olman çok etkileyici," dedi Operasyon Müdürü Ali Bey. "Emindim ama bu onunla alakalı bir durum değil. Siz bugün bizim misafirimizsiniz. Sizi şehrimizde en iyi şekilde ağırlamazsak, sonra ofisinize döndüğünüzde ne düşünürsünüz?" dedim. Gülüştüler. "Geçelim öyleyse," dedi Ali Bey. "Başka planlarınız da var mı bizim için?" diye devam etti sonra. "Eğer boşluğunuz varsa, size 'görmedim' dememeniz gereken yerleri gezdirmek üzere küçük bir tur planladık," dedim. Ali Bey, Hakan’la beni kendi aracına davet etti, Pazarlama Müdürü Gökçe Bey de bizim araca geldi. Diğerleri de İlyas abinin aracına geçtiler. Ben araca binmeden izin isteyip bizimkileri haberdar ettim. Onlar direkt geçip bizi orada karşılayacak. Biz de yol üzerinde bazı noktalarda duraklayıp biraz manzara izleyeceğiz giderken. Motorumu satmadan önce arkadaşlarla turladığımız rotalar üzerinden bir yol çizdim yemeğe giderken. (Eşek kafalının aşk uğruna vazgeçip de hasretini çektiklerinde bugün...) Yemek sonrası da şehrin tarihi, turistik birkaç mekanını önereceğim, nereleri isterlerse. Akşam da yerleşimde ağırlamak niyetim, tabii gidişata göre artık bakalım... Yol sohbet eşliğinde çok keyifli geçti. Ali Bey çok dinamik birisi, ellili yaşlarda ama araç sürerken bile kıpır kıpır. Ben de böyle yaşlanmak istiyorum yaa... Ali Bey ve Gökçe Bey, ikisi de bizim üniversiteden mezunlarmış. Tabii, farklı fakülteler: Ali Bey İktisadi ve İdari Bilimler mezunuymuş, Gökçe Bey Mühendislik. "Nasıl olur?" dedim gayriihtiyari. "Sizin nasıl oluyorsa," dedi. Doğru ya, Hakan da mühendis olacak bakalım, okulu bitirebilirse. Okuldan tanışıklıkları yokmuş ama sonra yıllardır hep omuz omuza olmuşlar. Ay cidden bu adamlar gibi yaşlanmalıyım Allahım. Restorana vardığımızda artık araçtaki ekip abi-kardeş muhabbetine dönmüştü. Ben çok Anadoluyum galiba, hep abi, hep amca-dayı muhabbetine evrilmeden edemiyor muhabbetler bende. Yemek keyifli geçti. Herkes birbirini tanıdığına çok memnun. Masanın yedi dokuzu aynı okuldan olunca, mezunlar yemeğine döndü olay bir çıtır... Tuğhan abilerle yemekten sonra ayrıldık. Akşam mekanda buluşmak üzere sözleştik. Misafirlerimiz bu teklifimizi de geri çevirmediler. Günün devamında herhangi bir şekilde iş konuşmadık. Sadece hepimizin iletişim bilgilerini aldılar. Böylesi daha rahat oldu bizim için de. Keyifli bir gün geçirdik. Her şey bitip herkes dağıldığında saat 23.45 falandı. Konaklamalarını şirketleri ayarlamıştı. Taksiyle yolcu ettik, araçlarını biz sabah erken saatte göndereceğiz. Mekan yerleşimdeydi. Mekan çıkışı herkesle vedalaşıp eve doğru yoluma döndüm. "Bırakalım," dediler ama zaten 7-8 dakikalık mesafe, hava da güzel. … Yolun yarısı da bizim anfînin üst giriş kapısı. Son birkaç gün uğramadım, garip ama mecburiyetten. Bilgisayar başında okulda, ofiste, kütüphanede uyuyakalmaktan, hiçbir işe yetişememekten. Orada burada ayaküstü uyuyup eve bir duş almaya ancak uğrayabildim. Kendi halimde yolda yürüyorum. Uzaktan bir yerlerden bir şarkı çalınıyor kulağıma, tam hissettiğim ama kabul etmediğim ruh halimin dışavurumu... 🎵 "İyi değilim ben Hiç iyi olmadım Sen gittiğinden beri Hiç hayal kurmadım Anlamsız geliyor Şişeler, meyhaneler Bana sen lazımsın Sen lazımsın, sen lazımsın, sen.." Yolun üçüncü dakikası falan, tam melankoliye bağlayacağım, bu saat olmuş yine müsaade yok. Yolumu biri kesiyor, ilk başta sarhoşun biri yolda tökezledi sanıyorum. Ki sarhoş da. Ama tökezleme değil, beni bekliyormuş. Bana yönelince ilk anda tedirgin de olmadım desem yalan olur. Bir de kolumu tutunca tam çığlığı basacaktım ki elini ağzıma kapatmasıyla yüzünü fark ediyorum. "Onur?!" dedim içimden ama dışımdan diyemiyorum haliyle, ağzım kapalı. Yüzünü fark etmemle arkamdan bir gölge üstüne uçuyor ve ikisi de yere düşüyorlar. Az arkamdan da bizimkiler geliyormuş meğer, yola dalıp seslerini fark etmemişim. Hakan, bana saldırıyor sanmış elemanı. Anlık reflekslerle kaşını gözünü biraz dağıttı. Alt üst oldu güzelim bebek surat... (Hakan’ın iki kız kardeşi var, sokak olaylarına çok hassas.) "Dur, yapma, etme," diyorum ama duymuyor. Dev gibi de bir çocuk, bir doksan falan herhalde Hakan. Bir de sporcu ve hatta yaz yaz yaptığımız ameleliğin fiziksel geri dönüşü de var üzerine. Bir de deli gücü var ki off! Bir de alkolün verdiği etki ve yetkiyle, Tuğhan abi bir koldan, Koray abi bir koldan zor tutuyorlar. Çevreden insanlar ayırmaya çalışıyor. Neyse ki olay büyümüyor. Bu saatlerde bu civarda çoğu insan alkollüdür, olayın büyümemesi mucize... Ben tanıyorum diyene kadar çocuk haşat oldu. Ay, inşallah iz kalmaz suratında. Bir de onca insanı dağıtmak da bana kalıyor tabii. Bizimkileri yolladım. "Biz götürelim," dediler ama daha risk alamam. Ne kadar anlayış nedenini anlayabiliyor da olsam Hakan’a çok kızgınım. "Ne yaptığını zannediyorsun?" diye üzerine yürüdüm ama Koray abi "Sonra hesaplaşırsınız," dedi. Kafasıyla Onur’u işaret ederek. Bu çocuk ne kadar dayanıklı, böyle hiçbir şey olmamış gibi öyle durup bekliyor. Acile gidelim dedim, yok, illa konuşalım da konuşalım. Bir daha kendini bu kadar toparlayamazmış. "Acaba hayatında böyle dağıldın mı?" diyeceğim, olmayacak... --- Su aldım, elini yüzünü yıkadım. İçmek istemedi: "Çok karıştırdım, bir rezillik daha çıkmasın," dedi. Bir yandan dudağı kanıyor, bir yandan kaşı. Nasıl odaklanayım? Konuşuyor ama dili de dönmüyor zaten, uyuşmuş uyuşabileceği kadar. "Daha gelmezsin sandım!" dedi. "Son günlerde çok toparladın, hissediyordum. Duruşun, bakışın değişti, yüzüne renk geldi." Durakladı, derin bir nefes aldı. "Bu gözlerindeki ışıl ışıl bakışların sebebi umarım az önceki arkadaşlar değildir," dedi. Anlamadığım gibi soru da sormuyorum, alık alık bakıyorum ben de. "Aşık mısın ona?" dedi. Ben hala şaşkınım ama Emir’i öğrendi, onu soruyor sandım. "Çok geride kaldı o hikaye..." dedim. "Geride kaldıysa, hâlâ neden bir aradasınız?" diye sorunca bu defa jeton düştü. "Hakan’ı mı diyorsun? O benim kardeşim. Ben sandım ki geçmiş gitmiş konuları soruyorsun," dedim. "O sana kardeş gibi bakmıyor ama!" dedi, öfkeliydi sesi. Sinirlendim ben de: "Sana ne? Sen mi benim namus bekçimsin? Gözlerin kaymış içmekten; nasıl baktığını ne ara gördün?" dedim. "Kaç yıllık arkadaşım, kardeşim; bir de aramıza nifak mı sokacaksın!" diye söylendim. "Kalk, acile gidelim. Bu saçmalıklar için mi yoldan çevirdin beni?" diye devam ettim. Bir yandan da yoldan taksi çevirmeye çalışıyorum. Birden beni kolumdan tutup kendine çevirdi: "Dayanamıyorum! İnsanların sana hayran hayran bakışlarına katlanamıyorum! Sözlerim, bakışlarım... Hiç mi anlamıyorsun? Sana âşık oldum! Senden uzak duramıyorum! Her gün akşam olsun diye beklemekle geçiyor... Bir an yanından ayrı kalmak istemiyorum. Bir de şimdi gelmez oldun, aklımı kaçıracağım. Adın belli değil, yerin belli değil, hiçbir şey söylemiyorsun hakkında. 'Converse’li Külkedisi' diyorlar amfidekiler senin için... Bir geldiğin, gittiğin saat belli; başka da hiçbir şey yok. Sokak kavgasında sana seslenmese lavuklar, adının Deniz olduğunu bile hâlâ öğrenemeyeceğim. İşin kötüsü, onlar senin her şeyini biliyor ama günlerce yanında olan ben hiçbir şey bilmiyorum... Ve bir sabah, bir yerden çıkagelip seni benden koparıyorlar!" Daha devam ediyordu ki ben daldım: "Ağzını topla! Onlar benim abilerim, kardeşlerim," dedim. Yine beni susturdu: "Abilerin, kardeşlerin... Sen kendinden vazgeçmişken neredelerdi? Neden sen kendini bitirip kül olurken yoklardı? Neden şimdi buradalar?!" dedi. "Sana izahat verecek değilim. Ben öyle istedim, öyle oldu. Şimdi yanımda olmalarını yine ben istedim, şimdi de yanımdalar," dedim. "Hâlâ başkaları derdin... Onca şey arasında hâlâ sadece onlara söylediklerimi dert ediyorsun kendine. Aşığım diyorum, umurunda bile değil," dedi. Bir de öpmeye kalkışınca artık ben de ipler koptu. Patlattım tokadı. "Bu böyle olmaz, önce bir kendine gel!" dedim. Elimde kalan şişedeki suyu yüzüne serptim. Gecenin de serinliğiyle bir silkelenir gibi oldu. Daha konuşmasına izin vermedim. Taksi çağırdım. Acile gittik. Kaşına dikiş attılar. Çürükler içindeki yüzü için de "Soğuk kompres yapın," dediler, taburcu ettiler. Taksiyle yerleşime döndük. Konuşmak istedi. "Ayık kafayla konuşalım," dedim. "Nasıl olacak? Hiçbir şey bilmiyorum hakkında. Nasıl ulaşacağım sana? Bari numaranı ver, adresini söyle," dedi. "Olur bir şekilde, ama şu an değil," dedim. İkimiz de indik taksiden. Koşarak sokak aralarına daldım, arkamdan öylece bakakaldı. Hiçbir şey konuşacak durumda değilim. Hiçbir şey düşünecek durumda değilim. Hızlıca eve geçtim. Elimi yüzümü yıkayıp üstüme bir şeyler geçirip doğru kendimi yatağa attım. Çok yorgunum bu hayattan... Her şeye koşturup, kendimi iyileştirmek için hiçbir şey yapamamak! Denemiyor değilim ama anlaşılan çözümü doğru yerde aramıyorum. Nasıl çıkılır bu girdaptan?.. Sabah ola hayrola...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD