9.BÖLÜM

1017 Words
Sabah uyandım ve bugün İtalyanlarla bir görüşmem vardı. Güzel sırt dekoltesi olan, boğazlı ve uzun kollu siyah bir elbise giyindim. Daha sonra soft bir makyaj yaptım ve imzam olan kırmızı rujumu sürerek evden çıktım. İş yerime doğru arabamı sürmeye başladım. İşe geldiğim gibi asistanım Bella yanıma geldi. Bella: "Günaydın Güneş Hanım, nasılsınız?" Ben: "İyiyim Bella, bugün takvimimiz nasıl, anlat bakalım." Bella: "Şöyle Deniz Hanım; 14.00’te Tomas Bey ile bir toplantınız var. Ardından Karahan Holding ile bir toplantı olacak. Toplantı, sözleşmelerin imzalanması ile ilgili olacak." Ben: "Tamam Bella, bana bir Türk kahvesi yolla ve toplantı saati gelene kadar beni rahatsız etme." Ve odama geçtim. Kara ile sevişmemizin üzerinden sadece iki gün geçmişti ve şimdi bir toplantımız daha olacaktı. Ben ise bu duruma hazır bile değildim. Allah’ım sen yardımcım ol, dedim. On dakika sonra odaya Cenk geldi. Cenk: "Güzellik, hoş geldin." Ben: "Hoş bulduk Cenk, ne var yine?" Cenk: "Bugün de tersinden kalkmış Güneş Hanım, belli. Ama ben senin keyfini yerine getirecek şeyi biliyorum. Sana bir masaj randevusu aldım, hem de bu akşam. İnanılmaz rahatlayacaksın, emin olabilirsin." Ben: "Cenk, sen gerçekten çok iyi bir dostsun. Ee, bugün hem Tomas Bey hem de Kara Bey burada olacak. Nasıl olacak?" Cenk: "İnan bana, bu aralar çok bereketli oluyor. Sevgili İtalyanımızın gelme sebebi sensin, biliyorsun değil mi? Adam sana tapıyor. Kara Bey’e gelirsek, birbirinizi öldürmediğiniz sürece çok iyisiniz. Ama adeta kedi köpek gibi laf dalaşına giriyorsunuz." Ben: "Ne tapması Cenk? Adam çok yakışıklı ve gerçekten kibar biri ama bana göre değil. Kara Bey’e gelirsek, Tomas Bey’in tam tersi; adeta resmen kaba dayı gibi." Cenk kahkaha atarak Cenk: "Demek kaba dayı ha! Allah seni… Bunu Kara Bey duysa sana kimin kaba dayı olduğunu gösterirdi güzellik." Ben: "Tamam Cenk, uzatma hadi, işim var benim." Onu kibarca odadan kovdum. O sırada Bella elinde bir buket kırmızı gülle yanıma geldi. Bella: "Bu size gelmiş Güneş Hanım." Ben: "Sen çıkabilirsin Bella." Güllere yaklaştım, çok güzellerdi. Üzerindeki notu fark ettim ve hemen alıp okumaya başladım: "Sizin güzelliğinizin yanında bu güller sönük kalıyor, Güneş Hanım." Notun altında Tomas Bey’in imzası vardı. Çok şaşırmadım çünkü genelde Tomas Bey bana bu ve benzeri gülleri çok sık gönderirdi. Gülleri bir kenara koydum. Tam o sırada odanın kapısı açıldı ve içeriye Tomas Bey girdi. Tomas Bey: "Güneş Hanım merhabalar girebilir miyim ?“ Ben: "Merhaba Tomas Bey, içeri girin lütfen." Tomas gülleri görerek Tomas Bey: "Güller elinize ulaşmış. Nasıl, beğendiniz mi?" Ben: "Çok beğendim, zahmet olmuş size." Tomas Bey: "Ne zahmeti Güneş Hanım, benim için büyük bir zevkti." Elimin üzerine kibarca bir öpücük kondurdu. Ben: "Tomas Bey, uzun süredir yoktunuz. Nerelerdeydiniz?" Tomas Bey: "Amerika’da birkaç şirketim var, onlar ile ilgilenmek için gittim. Nasıl geçti anlamadım, üç ay olmuş." Ben: "Anladım… Uzun süre piyasada görünmemeniz bizi şaşırttı." Tomas Bey: "Ama geri geldim artık." Ben: "Çok iyi yapmışsınız. Ne içersiniz?" Tomas masada duran küçük fincanı işaret ederek Tomas Bey: "Sizin oralarda bir kahve var, ismini tam hatırlamıyorum ama şu fincanda içtiğinizden istiyorum." gülerek Ben: "Türk kahvesi yani?" Tomas Bey: "Evet evet, ondan." (Bella’yı çağırarak) Ben: "Bir Türk kahvesi gönderir misin odaya?" Bella: "Tabii efendim, hemen." O arada Tomas Bey ile iş ile ilgili konuşmalar yapıyorduk. Kahve geldikten sonra uzun bir süre iş konuştuk. Tomas Bey: "Evet Güneş Hanım, artık bu kadar iş konuşmak yeter. Bana bir akşam yemeği sözünüz var, biliyorsunuz." Ben: "Evet Tomas Bey ama bu hafta çok yoğunum…" Ben: “İsterseniz bir dahaki Salı sizinle bir yemek ayarlayalım.” Tomas Bey (gülümseyerek): “O halde Salı günü yemek sözünüzü aldım Güneş Hanım. Caymak yok.” Ben: “Tabii ki, Tomas Bey. Caymayacağım, emin olabilirsiniz.” Tomas Bey’le görüşmemiz bitmek üzereydi. Ayağa kalktım, onu kapıya kadar uğurlamak için. Kapıya vardığımızda elimi nazikçe öptü. Tam o sırada, karşımda Kara Bey’i gördüm. Öyle sert, öyle keskin bir bakışla bakıyordu ki… O an Tomas Bey’i gözleriyle öldüreceğine emin oldum. Bir anda sesini yükselterek bağırdı: Kara Bey: “Güneş Hanım!” Şaşkınlıkla ona döndüm. Ben: “Türkçe olarak ne bağırıyorsunuz Kara Bey? Ahır mı burası?” alçak sesle, öfkeyle Kara Bey : “Ahır mı bilmem ama… kimin domuz olduğu belli.” Tomas Bey bu çıkış karşısında şaşkına döndü. Ben hemen toparlandım: Ben (İngilizce): “Kusura bakmayın Tomas Bey, Kara Bey biraz yüksek sesle konuşur.” Tomas Bey: “Önemli değil Güneş Hanım. Kara Bey’i tanırım. Nasıl bir adam olduğunu sizden daha iyi bilirim.” Ardından Kara’ya döndü: Tomas Bey: “Merhaba Kara. Senin burada olduğunu bilmiyordum. Hangi rüzgar attı seni buraya?” Kara Bey: “Ben hep buradaydım, Tomas.” El sıkıştılar. Ama o el sıkışma öylesine sertti ki, adeta Tomas’ın elini kırmak ister gibiydi. Ardından kulağına bir şeyler fısıldadı. Tomas sadece başını sallayarak, bana dönüp kibarca, Tomas Bey: “ Artık bize zamanı gösterecek. Görüşürüz, Güneş Hanım.” dedi. Ben: “Görüşmek üzere, Tomas Bey.” Tomas odadan çıkınca Kara bana döndü: Kara Bey: “Müsaitseniz sizinle konuşmak isterim.” Ben: “Tabii Kara Bey, buyurun odama geçelim.” Odamda koltuklara oturduk. Bacak bacak üstüne atan Kara, gözlerini üzerime dikti. Kara Bey: “Herhalde Tomas Bey sizin benimle olan ilişkinizi bilmiyor. Bence en kısa zamanda ona söylemelisiniz.” Ben (şaşkın): “Pardon? Ne ilişkisi? Bizim aramızda öyle bir şey yok.” Kara Bey: “Olmaz mı? Güzel giden bir ilişkimiz var, sevgilim.” Ben: “Sevgilim mi? Kara Bey, farkında mısınız bu işi çok büyütüyorsunuz?” Kara Bey: “Ne büyütmesi? Güneş, sen benim sevgilimsin.” Sabırla nefes aldım, ama sesim sertleşti: Ben: “Yeter artık! Gerçekten sinirimi bozmaya başladınız. Ben sizin hiçbir şeyiniz değilim. Bunu kabullenin.” Kara bir anda ayağa kalktı. Üzerime doğru bir adım attı. Ses tonu daha da karardı: Kara Bey: “Sen benim sevgilimsin, Güneş. İlerdeki eşim, çocuklarımın annesi… Bunu bir kere kabullen, çünkü benden kurtuluşun yok.” Ona kararlı bir şekilde baktım. Ben: “Kara… seninle hiçbir bağım yok. Ne geçmişte, ne gelecekte. Ne benim bedenim ne de ruhum üzerinde hükmün var. Bunu kafana sok.” Bir süre sessizlik oldu. Bakışları öfke, tutku ve inatla doluydu. Sonra dudaklarının kenarında soğuk bir gülümseme belirdi. Kara Bey: “Göreceğiz Güneş Hanım… göreceğiz.” Ve odadan çıkıp gitti. Ben ise kalbim göğsümden fırlayacak gibi, arkasından bakakaldım. İçimde öfke, kırgınlık ve tarifsiz bir huzursuzluk vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD