Sabah sabah odamın kapısını çalan da kimdi? Şimdi zaten erken kalkıyordum bide bu sabah kapım daha erken çalınıyordu.
Ayağa kalkıp dağınık saçlarım, uykudan uyanmış keyifsiz suratım ve sürekli esneyen ağzımla kapıyı açtım.
Andrew karşıma geçmiş beni süzüyordu.
Ne var lan sabah sabah diyemedim.
"Bir şey mi oldu?"
"Günaydın bugün çalışmaya başlayalım hani dövüş sanatları öğrenecektin ya"
Kim ben mi başlayacaktım. Hemde sabahın körünün bile köründe?
"Yok kim öğrenecekmiş saldırı esnasında şerefimle ölmeyi tercih ederim"
Andrew hafif tebessüm etti.
Lan bu adam gülmeyi biliyor muydu?
"Hadi yan çizme üzerine uygun şeyler giy dışarda seni bekliyor olacağım. Bu arada sana hiç kimse saldırmaya cesaret edemez edenin eceli olurum"
Buna erimem gerekiyor muydu?
Ben düşüncelere dalmışken Andrew arkasını dönüp gitti.
Bende elimi yüzümü yıkayıp sürünerek odama geçtim.
Dize kadar tayt ve popomu kapatan uzun bir tişört giydim.
Ayaklarımı sürüye sürüye kapıdan çıktım.
Bu adamın uyku denilen olaydan haberi var mıydı? Yoksa ben özel bildiri yayınlayabilirdim.
"Kapının önünde dikilmiş ne düşünüyorsun?"
Tek kaşım havaya kalktı
"İyi tamam yarın daha geç kaldırırım. Gel koşmaya başlayalım".
Neyse en azından birilerinin uyku ihtiyacı olduğunu hatırladı. Buda ondan beklenilmeyen bir hareketti.
Ayaklarımı sürüyerek yanına geldim.
Hafif tempolu şekilde koşmaya başladı. Bende onu taklit edip koşmaya başladım.
Biraz koştuktan sonra nefesim kesildi.
Andrew'i tutmasak dünyayı turlar yine beni geçerdi.
Biraz dizlerimi tutup eğildim ciğerlerim ağrıyordu resmen.
"Ne oldu erken pes ettin?"
"Koşamıyorum sen koş dönüşte beni alırsın"
Andrew'in kaşları havalandı ve yanıma geldi
"İstersen eve dönelim hemen şurası zaten"
Arkama dönüp baktım bu adam benimle dalga mı geçiyordu. Ev görünmüyordu bile.
Andrew'in güldüğünü duyunca kafama vurdum aptal kafam tabiki de dalga geçiyordu.
"Ben hiç spor yapmadım ki. En uzun koştuğum sürü sınırına kadar oldu, oda yakalanıp sürüyerek getirdiler beni geri en azından dönüş yolunda yorulmadım"
"Sen bu kadar tembel misin?"
"Yok görünenden daha tembelim"
"Sen bir Lunasın güçlü olman gerek ben olmadığım zaman sürüde düzeni sen sağlayacaksın"
"Ona o zaman bakarım"
"Dönelim hadi istersen benimle çalışma odama gelirsin yavaş yavaş işleri öğrenirsin"
"Olabilir gelirim"
Dönüş yolunda Andrew hızını azalttı birlikte sağ salim eve vardık.
Andrew odasına çıktı bende banyoya girip duş aldım. Üzerimi giyip mutfağa geçtim.
Andrew benden hemen sonra mutfağa geldi.
Kahvaltının ana yemeğini o yaptı. Bende geri kalanı hallettim. Birlikte sükunet içinde kahvaltımızı yaptık.
Ardından çıkmak için kapının yanına geldik
Andrew dönüp bana baktı.
"Bu şekilde mi geleceksin?"
Dönüp üzerime baktım uzun bir tayt ve sıfır kol atlet giyiyordum
"Ne giyeyim?"
"Üzerine uzun bir şey giysen iyi olur sanki"
Bu adam beni kıskanıyor muydu?
Odama geçip ince bir hırka giydim.
Neyse ki bu sefer bir şey demedi yürümeye başladık.
Çalışma odasına gelince gözlerimi etrafta gezdirdim.
Klasik Andrew odasıydı koyu tonlarda mobilyalar ve bal dök yala bir ahşap
"Beğendin mi?"
"Biraz koyu ama güzel"
"Açık renkler yada rengarenk ruhumu yoruyor"
Adam vurmayı kırmayı dövüşü gayet rahat yapıyor. Ama açık renkli şeyler ruhunu yoruyordu. Kim derdi ki böyle bir adamı da yorabilecek bir şeyler olduğunu?
İlk tanıdığım zaman Andrew'in kesinlikle zayıf noktası olmadığını düşünüyordum, ama ne kadar güçlü olursanız olun zayıf bir noktanız vardır.
Sadece bunu karşı tarafınızdakine gösterip göstermemek sizin elinizde.
"Anladım"
Andrew'i çalışırken izledim bazen yaptıklarını bana anlattı. Bazılarını anladım, bazılarını anlamadım
Öyle böyle derken
"Geç oldu gidip yemek hazırlamam gerekiyor"
"Sorun değil sürü evinden gelir yemek"
"Emin misin?"
"Evet"
O zaman günah benden gitmişti. Yine oturdum koltuğa bacaklarımı uzattım elime bir kitap alıp yavaş yavaş okumaya başladım.
Andrew'in arada gözleri bana kaysa da bir şey söylemiyordu.
Seni de adam edeceğiz Andrew efendi.
Günlerdir erkenden kalkıp koşuyorduk.
Bugün artık bazı hareketleri öğreteceğini söyledi ve beni eğitim alanına götürdü.
"Bana saldır"
Karşıma sadece pantolonu ile geçmiş tüm kasları önümde bide saldır diyor.
Pardon da neye saldırayım sana mı? bayıldığım kaslarına mı?
Tüm dikkatimi toplayıp usta dövüşçüler gibi pozisyonumu aldım.
Andrew her hareketim komikmiş gibi gülümsüyordu. Hiç gülmeyen suratsız artık her dakika gülüyordu.
"Ne gülüyorsun?"
"Aldığın pozisyon yüzünden bacaklarım titredi, bu kadar korkutma beni"
Ben seni titretecek başka şeyler biliyorum da burası yeri ve zamanı değil.
Bir süre yüzüne baktım eğer boğazından aşağıya bakarsam yumruk yerine öpücük atabilirdim . Sanırım dövüş alanında bu doğru olmazdı değil mi?
Boğazımı temizleyip Andrew'in etrafında yuvarlak çizmeye başladım.
Ne bileyim dövüşçüler öyle yapıyordu bende yapsam zararı olmazdı herhalde?
Andrew'in tek kaşı yukarda ve dudağının kenarı yukarı kıvrılmış şekilde bana bakıyordu.
Az kaldı Andrew efendi birazdan geliyorum.
Koşarak bir yumruk attım ama Andrew kendini yana çekti. Hızla iki, üç, dört, beşinci yumruğu salladım ama havayı yumruklamaktan başka işe yaramadı.
En son sinirlenip daha hızlı vurmaya başladım.
Andrew elimi yakalayıp beni göğsüne bastırdı.
Ellerimi önde birleştirip beni kolları arasına kıstırdı. Ilık nefesi boynumu okşayıp geçiyordu.
Yorgun olduğum için benimde göğsüm inip kalkıyordu, şu an bizi gören yanlış anlayabilirdi
Ellerimi kurtarmaya çalıştım ama izin vermedi. Beni daha da kendine bastırdı kulağıma eğilip, nefesini boynumdan aşağıya doğru verdi.
"Kazanmak istiyorsan sürekli saldırma. Karşında ki rakibin hareketlerini tahmin etmeye çalış"
Kulağımın dibinde olmasını ve nefesini yok saymaya çalışıp
"O zaman tişörtünü giy aklım dağılıyor"
Andrew hafif kıkırdadı
"Neden dağılıyor"
"Kaslar ve kız ilişkisi diyelim" 😅
"Hm kaslarım aklını karıştırıyor yani?"
Sadece karıştırsa iyi aklımı alıyor
"Evet bu kadar güçlü bir erkeği yenemem diye motivasyonum bozuluyor" Tanrım sen yalanımı görmezden gel
"İyi öyle olsun bakalım"
Andrew beni bırakınca kendimi boşlukta hissettim. Kasların arasında aslında iyiydim!
Andrew yerden tişörtünü alıp giydi
Ve tekrar bana baktı
"Hadi tekrar saldır"
Böyle daha iyiydi. Vücudunu baştan aşağıya süzüp hareketlerini anlamaya çalıştım.
Tekrar üzerine yürüyünce eliyle gel gel işareti yaptı. Yine sinirlendiğimi hissedip direk daldım Andrew yine yana çekildi.
Tekrar toparlanıp üzerine yürüdüm. Andrew sağa çekilince hızımı alamayıp yere kapaklandım.
Al işte benim dövüşmem bu kadar olurdu.
Sırt üstü yere uzanıp derin nefesler aldım.
Başımda gölge belirince oraya baktım.
Andrew hafif tebessümle elini bana uzattı.
"Gel hadi bugünlük bu kadar yeter sürü evine gidip kahvaltı yapalım"
Elini tutunca kıvılcımlar beni sendeletti. Aynı şekilde Andrew'i de etkilemiş olacak ki şaşkınlıkla bana baktı.
Bir süre sonra kendine gelip beni ayağa kaldırdı. Birlikte eve dönüp duş aldık ardından sürü evine gidip birlikte kahvaltı yaptık.
Sürü yemekhanesinde herkes bize bakıyordu. Ama Andrew umursuyor gibi görünmüyordu. ilk defa Andrew ile yan yana bizi görüyorlardı, hemde birlikte yemek yemiştik.