Üç arkadaş ve tatlı çığlık, sallantılı araba yolculuklarına devam ediyorlardı. Bekçi köpek o kadar hızlı koşuyordu ki arkada oturanların midesi bulandığı için sürekli kusuyor ve bir an önce gemi yolculuğuna çıkmak için dua ediyorlardı. Çığlık bu sallantılardan gram etkilenmiyor, uykusundan hiç taviz vermiyordu. Adlarını daha önce hiç duymadıkları ülkelerden, kurumuş toprakların çöl sıcağını andırarak onları pişmiş tavuğa çevirmesinden, çoğu bataklık orman olan yerden geçip gırtlaklarına kadar çamur olmaları gibi pek çok zorlu yoldan geçmiş ve sonunda gemi yolculuğuna başlamışlardı. Bekçi köpek ufak boyutuna geri dönmüş ve oldukça halsiz hissediyordu. Yeni yolculukları sırasında karnını iyice doyurup saha sonra gizli bir yer bulup, yol bitene kadar uyuyacaktı ve dediğini de yaptı. Gemi oldukça büyüktü ve içerisinde oldukça fazla yolcu vardı. Her kesimden insan ait oldukları yerde dinleniyordu. Zenginlik kendini burada da konuşturmuştu. Yılların geçmesi ile gemilerde baya gelişmişti. Artık insan gücünün yerine makineler yapılmıştı ama bu makineler hiç bir zaman büyünün yerini tutamayacaktı. Vexana buralara gelip bu güzellikleri de yok etmese diye içinden geçiriyordu Eric. Yeni dostuna kesinlikle çok fazla güveniyordu. O ki araf da ki canavarı tek hamlede yere yıkabildi ise yapılan bu silah sayesinde onu tamamı ile yok edebilirdi. Gözlerini dostuna doğru çevirdiğinde çok uzaklara daldığını gördü. O da kendisini gibi sevdiklerini kaybetmiş. Hemde hepsini bir anda. O sadece annesini kaybetmişti ve arada sırada annesinin ruhu ona ziyarete gelirdi ama Ayka'nın öyle bir şansı yoktu.
Üç gün süren gemi yolculuğunun sonunda nihayetinde Ond dağlarının olduğu ülkeye varmışlardı. Burası Galie gibi ılıman bir iklime sahip değildi. Oldukça soğuktu. Yanlarına daha kalın kıyafet almaları gerekiyordu. Gemiden indiler ve eşyalarını kontrol etmeye başladılar. Eric, şişeye koyduğu kanını kontrol etmek için çantasını açtı ve şişeye baktı. Tüm dünya başına yıkılmıştı. Şişede ki kan kurumuştu. Şimdi yeniden bir yerini kesip kan akıtması gerekiyordu ki bu fikir onun hiç hoşuna gitmiyordu. Bekçi köpek "aman ne olacak sanki. Şurada akıtacağın iki damla kan ondan mı korkuyorsun?" Dedi alay eder bir şekilde. Ayka'nın nedense bugün pek keyfi yok gibiydi. Normalde söylenen bu şakalara karşılıklı olarak oda gülerdi. Ama bugün suratı sirke satıyordu. " Hadi gidelim." Dedi ve limandan şehir merkezine doğru ilerlemeye başladılar. Avlanmış hayvanların kürklerinden çok güzel paltolar yapılmıştı ve muhteşem bir özenle yapılmış pastalar direk Ayka'nın dikkatini çekmişti. Pasta Ayka'nın hayır diyemeyeceği bir lezzetliydi. İçi ve dışı kakaolu krema ile dolu olan büyükçe pastayı göstererek fiyatını sordu tezgahın önünde duran kıza. Bir altın bıraktı ve pastasını alıp elleri ile yemeye başladı. Normalde arkadaşları ile paylaşması gerekiyordu ama bu pastadan bir ısırık vermeye bile niyeti yoktu. "İnsan biraz paylaşımcı olur. Nasıl arkadaşsın sen? " diye sordu kızgın bir şekilde bekçi köpek çünkü oda bir pis boğazdı ve pastadan deli gibi yemek istiyordu. Mideleri için savaşan bu iki arkadaş en sonunda Eric'in gazabına uğradı ve sustular. Çığlık, çantasında durduğu melez tanrının bu hareketinden oldukça etkilenmişti. Ne de olsa o küçük bir çığlık canavarıydı. Şehir merkezinden geçip Ond dağlarına tırmanmaya başlayacaklardı ama oldukça dik ve yüksekteydi. Ayka'nın aklına bir fikir geldi ve "Beni burada bekleyin hemen geliyorum." Diyerek yeniden şehir merkezine gitti. Biraz vakit geçtikten sonra bir at arabası ile geri döndü ve atları arabadan çözdü. Bekçi köpek ve Eric uzun uzun birbirlerine ' Ne yapıyor bu?' Dercesine baktılar. Ayka, bekçi köpeğin yeniden devasa bir boyda olmasını ve arabayı sürmesini istedi ve cebinden Ola perisinin verdiği hediyeyi çıkardı. " Merak etme bu sefer çok fazla yorulmayacaksın." Dedi güvenilir bir ses ile. Bekçi köpek yeniden şeklini değiştirdi ve ağzı ile arabanın iplerini tuttu. Ayka, peri tozunun yarısını arabanın üzerine doğru yavaşça savurdu ve araba uçmaya başladı. Eric'in kolundan tuttu ve onu arabaya çekti. Artık kolaylıkla dağa çıkabileceklerdi. Yükseldikçe havanın soğuması gereken yerde daha da ısınıyordu. Bu işte bir terslik vardı. İyice yükseldikten sonra kuruyan lagünün yerine kurulmuş cüce Krallığını ve ortasında yanan devasa ateşi gördüler. Havanın neden bu kadar sıcak olduğunu şimdi gayet iyi anlamışlardı. Bekçi köpek yavaşça arabayı cüceler ülkesinin girişine doğru indirmeye başladı. Nasıl tepki vereceklerini bilmiyorlardı. Daha önce cüceler ile hiç karşılaşmamışlardı. Bu yüzden de biraz heyecanlılardı. Kapının girişine geldiklerinde ellerinde kılıç ve sopalar ile kızgın gözler ile onlara bakan cüceleri gördüler. Hepsi saldırmak için bekliyordu. Haklılardı habersiz gelen kocaman bir ķöpek görseler onlarda aynı tepkiyi verirlerdi. " Bence boyutunu hemen değiştirmeliyiz dostum." Dedi Eric ilk arkadaşının kulağına doğru fısıldayarak. Köpek hemen eski boyutunu aldı. Cüceler oldukça şaşırmıştı. Uzun süredir büyü yapan insanlar görmemişti. Kalabalığın içinden yaşlı bir ses " Çekilin." Dedi. Yaklaşan kişi usta cüceydi. Ayka ve Eric arabadan indiler ve kendilerini tanıttılar. Bu yeni gelen misafirlerden oldukça etkilenmişti usta cüce ve daha iyi konuşabilmeleri için onları kendi odasına davet etti. Maden ocağının içerisinden dikkatli bir şekilde yürümeye başladılar. Kendilerini bu yerde dev gibi hissediyorlardı. Etrafta çalışan cüceler, yemek yapan kadın cüceler ve demirler ile oynayan bebek cüceler vardı. Biraz daha ilerledikten sonra eğilerek girmeleri gereken bir evin önünde durdular. Kapının eşiğinden geçerken Eric başını tavana vurdu. Normal bir insana göre değildi bu evin boyutu. Misafirlerin büyüklüğüne göre sandalye bulunmadığı için yere oturdular. " Şimdi anlatın bakayım. Bahsettiğinize göre geldiğiniz yer oldukça uzakta. Buraya gelme amacınız nedir?" Diye sordu usta cüce. Bekçi köpek topladıkları malzemeleri göstererek güçlü bir silah yapmak istediklerini ancak bu silahı usta cücenin hünerli ellerinin yapması gerektiğini söyledi. Elf kralının onu kandırmasından sonra başka bir ırk için silah yapmamaya yemin etmişti usta cüce. " Size neden yardım edeyim? Bu benim problemim değil." Diyerek umursamaz bir şekilde cevap verdi usta cüce. Hepsi oldukça sinirlenmişti. Bu kadar yolu boşuna gelmiş olma düşüncesi içlerine kocaman bir taş gibi oturmuştu. " Eğer yardım etmezsen senin ülkende yok olacak. Vexana'nın sadece bizim ülkemizle yetineceğini mi sanıyorsun. Bize yardım etmek zorundasın! " diye ortaya atıldı hemen Ayka. Kötü kraliçenin adını duyunca kıpkırmızı kesilmişti baş büyücü. Belli ki geçmişte onunla bazı olaylar yaşamıştı.
Oturduğu yerden kalktı " Tamam yardım edeceğim ama bir şartla. Bu ülkeden kimseye bahsetmeyecek ve bir daha asla gelmeyeceksiniz." Dedi ciddi bir şekilde. Bu şartı mecbur kabul ettiler. Şuan istedikleri tek şey son çareleri olan silahın yapılmasıydı. Usta cüce gerekli olan malzemeleri istedi. Şuan tek eksik altın kandı ve Eric'in yine canının yanması gerekiyordu. Usta cüceden küçük bir kap istedi ve cebinde duran çakıyı çıkarıp sol elinde ufak bir kesik yaptı. Akan kanlar küçük kabın içerisinde dolmuştu ve bir bez yardımı ile kesik olan eline bastırıyordu Eric. Artık silah yapımına hazırlardı...