Geometrik şekillerin hepsini kristallerle kaplı bir şekilde içi de bulunduran bu mağarada hiç bir yaşam belirtisi olmadığı kesindi. Mağaranın tavanında saks mavisi , yan duvarlarında ise daha açık bir tonda mavi renk bulunuyordu. Kristaller o kadar göz alıcı görünüyordu ki insanın bu mağaradan çıkası hiç gelmiyordu. Mağaranın zemininin yarısı taştan diğer yarısıda başka elementlerden oluşuyordu. Burası başka bir dünyaydı. Mağaranın girişinden içeri adımlarını atıp başlarına ne geleceğinden habersiz olarak ilerleyen bu iki kız kardeş oldukça etkilenmişlerdi bu sihirli taşlardan. Birbirlerinden ayrılmamaya özen gösteriyor hatta Pelly genç bir kız olmasına rağmen ablasının eteğini sıkıca tutuyordu. Duvarlardan biraz Kristal parçası koparmaya çalıştılar ama ekipman olmadan bunu yapmak çok zordu bu yüzden bu işte başarısız oldular. Bu ışıltılı yerde bir tünel derinlere doğru iniyordu ve daha da karanlık olması gerekirken aydınlık kendini mağaraya sunuyordu. Liessa " bu kadarı yeterli hadi çıkalım. Başka zaman yeniden geliriz. Hava yakında kararacak. Şehir merkezine dönmemiz zorlaşacak. " dedi ve eteğini tutan kardeşinin elini kavradı. Pelly burada kalıp mağarayı keşif etmek istiyordu. Ablasını ikna etmesi lazımdı ama bunun için biraz sinsice düşünmeliydi bu yüzden de vakit kazanması lazımdı. " bacağıma sanırsam küçük bir parça geçti abla. Yardım et de onu çıkaralım. " dedi ve numaradan halsizmiş gibi davrandı. Ablasının ona asla kıyamayacağını biliyordu. Bacağın da rastgele bir yeri ablasına gösterdi ve " işte burası abla çok acıyor." Dedi ve timsah göz yaşlarını akıttı. Liessa dizlerinin üzerine çökmeden önce elbisesi çok tozlanmasın diye katlayıp bacaklarının arasına soktu. Kesinlikle bu mağara çok eskiydi ve çok fazla insan buraya gelmemişti. Gelselerdi bunca güzelliği anında yıkıp yok ederlerdi. Liessa , Pelly'nin bacağına uzun uzun baktı ama ne küçük sivri bir taş parçası ne de kıymık bulabildi. " bir şeyin battığına emin misin küçük farem ben bir şey göremiyorum." Dedi ve ayağa kalktı. " Hadi kalk, yavaşça yürümeye çalış ebediyen burada kalamayız değil mi? " diye sorarak elini kardeşine uzattı. Pelly ablasının elini tuttu ve ayağa kalktı tam o sırada aklına haince bir plan gelmişti ve işe yarayacağından adım gibi emindi. " Sen önden ilerle abla. Senin adımlarını takip edip bende öylece rahatlıkla çıkabilirim." Dedi ve ablasının adımlarını atmasını bekledi. Liessa girişe doğru ilerledi. Ayaklarının altı acımaya başlamıştı. Bu gayet normaldi saatlerdir yürümüşlerdi ve mağaranın zeminin de yürümek için ayakkabısı da uygun değildi. Yürürken duvarda yazan bir kelime dikkatini çekti. " Akay." Eski dilde bunun " parıltılı ay." Anlamına geldiğini biliyordu. Mağraya uygun bir kelime olmuştu bu. Parıl parıl parıldayan bu kristaller insanı gece gökyüzüne bakıyormuş gibi hissettiriyor idi. " Pelly , bu yazıyı gördün mü? " diye sordu ve arkasına döndü. Baktığında küçük kız kardeşinin orada olmadığını gördü. Elini başına koydu ve sinirlerine hakim olmaya çalıştı. Ona nasıl güvenebilmişti. Işıklı tünel yolundan ileriye doğru koşmaya başladı. Koşarken kardeşinin ismini öyle bağırarak söylüyordu ki mağara da ki örümcekler bile korkudan yuvalarına geri dönmüşlerdi. Işıklı yol girişteki gibi çok fazla taşa sahip değildi. Birden bire dikkatini yerde ki taşlar çekti. Yolun ortasında tam ayak boyutunda taşlar vardı ve sarı renkteydiler. İçinden bu taşlara basması gerektiğini düşündü ve sağ ayağını ilk taşın üzerine koyduğunda ayağının yönünden ona doğru kocaman bir taş gelmeye başladı. Tuhaftır ki bu taş iple bağlanmış ve havada zikzak çiziyordu. Bunun bir tuzak olduğu belliydi ve düşüncelerinin hepsi yanlıştı. Sarı renkli taşlara asla basmaması gerekiyordu. Belli ki o çok farklı düşünmüştü. Bedenini adeta pestil misali yere yapıştırdı. İlk taşa bastığı için sadece bu kısmı eğilerek geçmesi yeterli olacaktı. Büyük taş sallandıkça hızı daha fazla artıyordu bu yüzden Liessanın iyice bir hesap yapması lazımdı. Genç kız vücudunun zayıf olmasının verdiği avantajdan dolayı hemencecik sallanan taşın altından geçti. Derin bir nefes aldı ve " Pelly acaba buradan nasıl geçti. Demek ki tuzağı anlamıştı. Gerçekten de babama çok benziyor." Dedi kendi kendine. Artık akıllanmıştı taşlara basmayacaktı. Bir ceylan misali taşların kenarlarından zıplayarak geçiyordu. Aslında bu tuzakları Kral Ayka yapmıştı. Zekice tuzaklar yapmak için oldukça fazla vakti vardı ve o da bu vakti böyle değerlendirmeye karar verdi. Bazı günler Şangaya'ya gelip tuzaklar için kafa yoruyor idi. Mağaranın derinliklerinde olan Vexana'nın bulunmasını asla istemiyordu. Yolun sonuna geldiğinde önünde topraktan olma devası bir kapı buldu. Kapının üzerinde yılan desenleri bulunuyordu ve büyükçe " Vetiti." Yazısı vardı. Vetiti'nin yasak anlamına geldiğini de biliyordu. Bu mağarada bulunması istenilmeyen bir şey olduğunu anlamıştı Liessa. Kapıyı açmak için çeşitli yollar denedi. Kapının kenarlarından tutup çekti , yerdeki taşlarla kapıya vurdu ama kapı sağlam bir şekilde yerinde duruyordu ve açılmaya hiç niyeti yoktu. Liessa biraz geriye çekildi ve kapının üzerinde ki sembolleri incelemeye başladı. Üç tane yılan sembolü bulunuyordu kapıda ve yılanların kuyruk kısımları tüm kapıyı kaplarken başları kapıdan dışarı doğru çıkıp yerde bir yerde buluşuyordu. Bu ortak noktanın olduğu yerde ufak bir delik vardı. Liessa'nın bunun anahtar girişi olduğunu anlamıştı ama anahtarın nerede olduğu hakkında hiç bir tahmini yoktu. Çantasında bulunan ve ip dizmesine yardımcı olan iğneyi boncuk çantasından çıkardı ve ucuna takılı olan delikten ayırdı. İğnenin dip kısmı biraz kalıncaydı. Anahtar girişine iğneyi dikkatli bir şekilde soktu ve hafifçe çevirmeye başladı. Bu delik bir anahtar yeri değildi bir butondu. İğneyi bastırdığında buton aşağıya batmış ve kapının mekanizması çalışmaya başlamıştı. Kapı açılırken Liessa'nın sesinden bin kat daha yüksek bir ses çıkarmış ve üzerinde birikmiş olan yılların tozunu genç kızın güzel suratına bırakmıştı. Liessa kapı açılır iken oldukça korkmuş ve ellerini zemine iyice bastırmıştı. Kapı açılınca içeride Pelly'nin ayak da durduğunu gördü. " Tanrı aşkına neden böyle bir şey yapma gereksiniminde bulundun. Bizi nasıl bir tehlikeye attığının farkında mısın ? " diye sordu ve olduğu yerden kalkıp kardeşinin yanına koşmaya başladı. Yanına vardığında Pelly'nin gözleri korkudan nerede ise yuvalarından çıkacaktı. " Mağaranın içinde kocaman bir yarasa gördüm ve beni dişledi. Artık bir vampir oldum. Bana yaklaşma abla. Yoksa senin kanını canım çekebilir." Dedi sesi titrerken. Pelly'nin hayal gücü oldukça geniş bir yelpazedeydi. Liessa kardeşine sarıldı ve " Şapsal fare, vampirler ancak masallarda olur. Hani nereni ısırdı bir bakayım. " dedi ve kardeşinin vücuduna bir şey olmuş mu diye baştan aşağıya onu kontrol etti. Diz kapağının biraz aşağısında iki tane ufak diş izi gördü. Çantasında ki suyu çıkardı ve cebinde duran oyalı mendiline biraz döküp kardeşinin yarasını temizlemeye başladı. " Sahi sen bu tuzaklardan nasıl geçtin ? Ben az kalsın canımdan oluyorum." Dedi ve mendili yeniden cebine koydu." Ne tuzaklarından bahsediyorsun abla ben direk şu yoldan geldim ve yolun sonu direkt buraya çıktı." Dedi elleri ile göz yaşlarını siler iken. Liessa'nın bu hayatta gerçekten hiç mi hiç sansı yoktu. Onun lafını dinlemeyip başına buyruk davrandığı için küçük kız kardeşine uzunca bir azar çekti. " Şimdi tek bir kelime dahi söylemeni istemiyorum. Hemen buradan çıkıyoruz. Burada saklanması ve bulunması istenmeyen bir şey var ve eminim ki bu şeyin bize musallat olmasını hiç bir şekilde istemeyiz. " dedi ve bu sefer küçük kardeşinin elini sıkıca tutup yürümeye başlayacaktı ki büyükçe olan kapı birden üzerlerine kapandı. "Çok güzel . Zaten aksilik olmasaydı bugün ben kendimden şüphe ederdim." Dedi Liessa ve Pelly'nin geldiği yoldan geri dönmeye karar verdi. Adımını atarken yerde yuvarlanarak ince bir ses çıkaran şişe Liessa'nın ayağına doğru ilerledi ve tam yanında durdu. Vexana yıllar sonra mağarada bir insan varlığı hissetmiş ve açlığı içini kemirir derecesine geldiğinde tüm gücünü şişeden çıkmak için kullanmış ve bu kuvvet sonunda taşın üzerinde duran şişe olduğu yerden aşağıya doğru yuvarlanmıştı. Şimdi tek beklentisi kızların şişeyi açıp onu serbest bırakmasını beklemekti. Tuhaf olan yerdeki şişeyi eline alan Liessa onu iyice inceledi. İçini görmek oldukça zordu. Şişeyi bir elinden diğer eline alıp ağırlığını tartmaya çalışıyordu. Oldukça hafifti ve içinde bir sıvı olmadığına emindi. " Bu kadar güzellik arasında kötü ne olabilir ki abla. Bence şişenin içinde bir peri mahsur kalmıştır onu hemen kurtarmalıyız." Dedi ve ablasının elinden şişeyi hemen aldı. Liessa oldukça tedirgin ve bir o kadar şüpheliydi. Tam kardeşine şişeyi açmamalarını söyleyecekken Pelly şişeyi açtı ve ablası ona bir şey olmasın diye şişeyi yeniden onun elinden aldı. Mağara tüm büyüsünü bir anda kaybetmişti. Etraf kan kokusu ve kara bulutlar ile dolmuş Liessanın bedeninin etrafında dönüp bir halka oluşturmuştu. Vexana bir anda kızların gözü önünde belirdi ve ikisini de alnından öpüp " Teşekkür ederim sizi küçük aptallar." Dedi ve Liessanın ruhunu emip kendi ruhunu onun bedenine soktu. Pelly, bir an bile olsun arkasına bakmadan koşuyordu. Ülkeye varıp bu yaşanan olayları tüm insanlara anlatıp yardım isteyecek ve ablasını kurtaracaktı...
Avinia zamanın zalimliğine uğramış ve Vexana'nın ortadan kaybolması ile tarihin tozlu sayfalarında yok olmuştu. İblislerin birçoğu Galie kralı Ayka ile olan savaşta ölmüş geri kalanı ise ülkeden çıkamadıkları için hayatlarını kaybetmişlerdi. Baş büyücü , kraliçesinin kaybolmasından sonra çeşitli sihirler denemiş ve iksirler yapmış ama onu bir türlü bulamamıştı. Kendisi yenilgiyi asla kabul etmeyen birisi olduğu için bu olay onu oldukça derinden etkilemişti. Çok eski zamanda yendiği okyanus ejderhasının olduğu yeri 'onarma büyüsü' yardımı ile yeniden inşa etmiş ve orayı kendi küçük mekanı yapmıştı. Avinia da ki görevi artık sona ermişti. Okyanusun derinliklerin de olan bu yerde deniz canlılarının yaşantılarından ilham alarak yeni iksirler üretiyor içinde ki kötülüğü kontrol altında tutmaya çalışıyordu. Bir gün kocaman olan bir cam fanusun içinde balıkları izler iken camdaki yansıması dikkatini çekti ve yıllardır yapmadığı bir şeyi yaptı. Üzerinde sürekli duran siyah pelerinini sol eliyle çekip çıkardı. Uzun zamandır aynaya hiç bakmıyordu çünkü bu iğrenç haline o bile bir türlü alışamıyordu. Kopan uzuvlarının eski halleri aklına geliyor ve hüzün duyuyordu. Bir insan olmasına rağmen tek pençesi ve bir iblis bacağı vardı. Kırmızı renkteki derisi ve simsiyah damarları göze hiç hitap etmiyordu ve hala daha onları kullanmakta az da olsa zorluk çekiyordu. " Bir daha hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Özür dilerim tek aşkım, tek dostum." Dedi ve siyah pelerini yeniden üzerine giydi. Arkasına döndü ve evcil hayvanı olan Leyal'i sevmek için yanına gitti. Leyal, arafta yaşayan bir hayvandı ve kedi görünümündeydi. Hiç bir faydası olmayan ve tüm gün ortalıkta avare şekilde dolanan bir hayvandı. Tam da baş büyücüye göre bir kediydi. Cennetle ile cehennem arasında ki bir yer olan Araf'a gitmek için bir yardımcı idi hem de. Büyücü koltuğuna oturdu ve Leyal'i kucağına aldı. Başını geriye doğru yasladı ve dinlenmeye başladı. Biraz sakinlik onun da hakkı idi. Kedisinin sert tüylerini sever iken " kraliçe bulundu." Diye bir ses kulağında yankılandı. Anında oturduğu yerden kalktı ve kazanın başına geçti. Öldürdüğü perilerden topladığı kanatları kazanda kaynayan suyun içine attı ve Vexana'nın şuan nerede olduğunu bulmaya çalıştı. Kazanda deniz kıyısında ki Şangaya mağarası gözüküyordu." Sonunda Vexana." Dedi ve yıllardır okyanusun dibinde yaşadığı yerinden çıkıp insan dünyasına vardı. Öyle hızlı uçuyordu ki denizde yaşaması onun gücünü hiç etkilememişti. Büyük dalgalarının arasında yüzen canlıların üzerinden uçup nihayetinde mağaraya vardı. Girişte durarak " Yok ol." Dedi ve onca güzelliği içerisinde barındıran mağarayı bir anda yok etti. Toz olan Kristal yığınlarının içerisin de Liessa'nın bedeni dimdik ayakta duruyordu. Baş büyücü fazlasıyla şaşırmıştı çünkü bu Vexana'nın bedeni değildi. Yavaşça yığınların üzerine indi ve önünde duran genç kız doğru yaklaştı. Kızdan yayılan enerji ona çok tanıdık geliyordu. Bu onun büyüsüydü bu biricik sevgilisinin kopyası , kuklası Vexanay idi. Baş büyücü sımsıkı bir şekilde Liessa'nın bedenine sarıldı ve daha da güçlenmesi için kendi yaşam enerjisinden ona aktarım yaptı. " Bir daha seni asla yalnız bırakmayacağım." Dedi ve kızı kucağına alıp beslenebilmesi için insanların sayısının fazla olduğu bir şehir'e doğru yol aldı. İnsan nüfusunun fazla olduğu yer Galie ülkesi idi. Savaş yeniden başlıyordu. Olanlardan bir haber evinde miskinlik yapan Eric kaos gücünde bir titreşim hissetti. Bekçi köpek yanına geldi "çok fazla kötü enerji hissediyorum patron. Felaket hızla yaklaşıyor hazırlıklı olalım. " demesine kalmadan baş büyücü büyük bir fırtına yaratarak şehrin orta yerine indi ve masum insanların ruhlarını bedenlerinden ayırarak Vexana görünümlü Liessa'nın beslenmesine yardım etmeye başladı. İnsanlar korkudan ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. Kaçmaya çalışsalar da ruhları tıpkı tavuk derisi gibi bedenlerinden ayrılıp baş büyücünün avuçlarında toplanıyordu.
Genç , yaşlı , hayvan bitki demeden etrafında ne varsa acımasız bir şekilde yok ediyordu baş büyücü. " Bence bu kadarı yeterli değil mi? Geri kalanını ben hallederim." Dedi Vexana ve genç kızın bedenini kendi tarzı olan kıyafetlerle donatıp eski halini aldı. Kudretli Vexana tüm görkemini yeryüzüne göstermeye başladı...
Sessizlik Ormanında Ola Perisi ile çekişmeli yaşamına devam eden Ayka, cennet ırmağın kenarında ki taze çimenlerin üzerinde tatlı uykusunu uyuyordu. Ola perisi her gün ona yeni bir iş buyuruyor ve ondan ne kadar nefret ettiğini söylüyordu. Bazı günler ağaçların yosunlarını temizletiyor bazen de ırmak ve derelerde ki yabani otları temizletiyor idi. Bir hamal gibi her gün çalışıyordu. Bu yüzden bu kaçamak ona çok iyi gelmişti. Ola Perisi ormanda " olamaz , öleceğiz geri geldi o geri geldi." Diyerek bir uçtan diğer uca telaşlı bir şekilde uçuyordu. Ayka bu bağırışları duymuş ve hemen uyanmıştı. Çapaklı olan gözleri ona doğru uçan Ola perisini gördü. Peri hızını ayarlayamayıp ağaca fena bir şekilde çarpıp yere düştü. " ne bu yaygara yine geyiklerden mi korktun? " diye sordu ve yere düşen periyi avuçlarının içine aldı. " O geldi, Vexana geri geldi." Dedi ola perisi kalbi yerinden çıkarcasına atar iken. Ayka beyninden vurulmuşa dönmüştü. Baş düşmanı geri gelmişti. Onu o şişeden hangi akılsız çıkarmıştı. Periyi sakince yere bıraktı ve özenle sakladığı zırhını yeniden kuşandı. Kral Ayka Pauperes yeniden savaşmaya hazırdı...