Eric

2548 Words
Büyük bir dağın yamacında şehirden uzak büyük bir bahçesi olan bahçe de portakal ve ağaçları çesit çeşit sebzesi bulunan ağaçtan bir evin önünde sandalyesinde oturmuş huzurlu bir vakit geçiriyordu Eric. Kuş sesleri dört bir yanını sarmış can dostu olan köpeği hemen ayaklarının dibinde uyuyordu. Büyük ve siyah renkte olan bu köpeğin yapmaktan en çok keyif aldığı şey uyumaktı. Öyle ki günün yirmi dört saatini uyuyarak geçiriyordu. En büyük özelliği ise tüm bedeni siyah renkte iken sağ ön patisi beyaz renkte ve tüylerinin kıvırcık olması idi. Eric'in melez tanrı tapınağından kaçması bu zamana kadar verdiği en mantıklı karardı. Büyü kitabının altmış yedinci sayfasında yazılı olan " mülk koruması " sihri ile arazisini her türlü düşman ve felaketler den koruyordu. Karnı biraz acıkmıştı. Fırında bin bir zahmetle pişirdiği ekmeğin olmasını bekliyordu. Yanına da insan dünyasında en çok hoşuna giden içeceği içecekti. Bahçesinden taze topladığı elmaların suyunu sıkarak yaptığı bu içecek ona enerji ve mutluluk veriyordu. Çevrede ki ağaçları kırıp yaptığı bu tahtadan ev iki katlıydı. Giriş katında köpeğinin yemek yemesi için mama kapları vardı. İlerleyince hemen karşıda yukarı kata çıkan merdivenler bulunuyordu. Merdivenlerin hemen yan tarafında mutfak , mutfağın içinde ise tek kişilik bir masa ve sandalye vardı. Bir erkeğe göre oldukça derli ve topluydu. Merdivenler yukarıya çıkıldığında ise yatak odası ve banyo bulunuyordu. Yatak odasında ki yatak samanlardan yapılmış ve üzerine beyaz çarşaf serilmişti. Yatağın hemen baş köşesinde yuvarlak bir pencere vardı. Uyurken buradan gökyüzüne bakıp yıldızları seyrediyor idi. Banyo küveti ise biraz eskiydi. Pazarda ucuz eşyalar satan bir tüccardan uygun bir fiyata almıştı. Tek kişi yaşadığı için bu küvet ona yeterli oluyordu. Taze pişmiş ekmeğin kokusu evin dört bir yanını sarmıştı. Kapının önünde ki sandalyede oturan Eric , kokuyu duyunca ekmeğin piştiğini anlayıp yerinden kalktı. Kalker iken can dostu uykudan uyandı . Biraz gerneştikten ve tüylerini yaladıktan sonda ayağa kalkıp kocaman esnedi. Esnerken dilini dışarı attı ve uzun siyah kuyruğunu sevecen bir tavır ile salladı. Eric mutfağa doğru ilerler iken oda peşinden onu takip ediyordu. Fırının yanında duran koruma eldivenlerini eline takan Eric fırının kapağını açtı ve ekmeği fırından çıkardı. Sabırsız bir şekilde bekleyen köpek daha fazla dayanamadı ve açılan sıcak fırın kapağına patilerini koydu. Isıdan dolayı patileri yanan hayvan can havliyle evin içinde koşup havlamaya başladı. Tepsiyi hemen tezgahın üzerine bırakan Eric hayvanı kucaklayıp patilerini suyun altına soktu. " Sabırsız , niye bu kadar acele ediyorsun. Bak yandı patilerin . Değdi mi çektiğin acıya ? Diye söyledi eric suyun altında duran patilere bir yandan da üfleyerek. Sakinleşen köpeği yere bıraktı ve samandan yapılmış olan yatağının içine sakladığı büyü kitabını almak için üst kata çıktı. Yatağın üzerinde ki beyaz çarşafı kaldırdı ve samanların içinde kitabı aramaya başladı. Kitabı bulup kapağını açtı ve içinde iyileştirme büyüsünü aramaya başladı. Son sayfalara geldiğinde bir iyileştirme büyüsü buldu  Bu büyü portakal ağacının özü ve nilüfer çiçeğinin yaprakları ile yapılıyor idi. Portakal ağacı zaten bahçesinde bulunuyordu fakat nilüfer çiçeğini bulması için ormanda ki bataklığa gitmesi gerekiyordu. " Of dostum bir sabırsızlığın başımıza ne açtı görüyor musun " dedi kendi kendine ve alt kata inerek hazırlanmaya başladı. Sarmaşık iplerinden yaptığı askılı çantasını boğazından geçirerek taktı. O gelene kadar patisi çok acımasın diye büyüķçe bir leğenin içine su doldurup köpeği leğenin içine koydu. " Sakın bir yere gitme . Uyu. En çok sevdiğin şeyi istiyorum senden dostum. Sakın yaramazlık yapma ve ben gelene kadar ekmeğe dokunma. " dedi ve bahçeye giden dört basamaklı merdivenden aşağıya indi. Evden her çıktığında korkuyordu. Annesini öldüren iki tanrının onu bulma düşüncesini bir gün bile aklından çıkarmıyor hatta tüm hayatını ona göre dizayn edip yaşıyor idi. Büyü kitabını çok fazla incelemişti lakin kitapta kişiye özgü koruma büyülerinin yerine büyük alanlar için olan koruma büyüleri daha fazlaydı. Ne de olsa tapınak koruması için yazılmış bir kitaptı böyle olması gayet mantıklı idi. Evinin yakınında bulunan bu orman diğer ormanlardan farklıydı çünkü ormanın çoğunu bataklık oluşturuyordu. Eric her daim Nilüfer çiçeğine yani diğer adıyla lotus çiçeğine hayran olmuştu. Sonsuz yaşamın simgesi olan bu çiçek bataklıkta renk cümbüşü yaratarak açar. Böylesine hayran olmasına rağmen bataklığın içine girmeye korkuyordu. Çünkü okyanus tanrısı sulara hakimdi ve suya girerse onu bulacağından korkuyordu. Bu yüzden sihirli botlarını giymiş idi. Yaşlı ağaçların kabuklarını bir bıçak yardımıyla soyarak örme çantasının içine attı. Bu yaşlı ağaç kabukları yaraların daha çabuk iyileşmesine yardımcı oluyor hem de yakıldığında ortama çok güzel bir koku yayıyordu. Ağaçları geçtiğinde nihayet bataklığa vardı. Uçsuz bucaksız gibi görünen renk renk açan lotus çiçekleri doğa anaya teşekkür edercesine bataklığın üstünde tüm asaletleri ile duruyordu. Eric'in dikkat etmesi gerekiyordu. Su seviyesinin botlarından yukarıya geçmemesi gerekiyordu. Bu yüzden yakınlarda olan lotus çiçeklerini toplayacaktı. Bir tanesi işini görüyordu ama o bir daha ormana gelmemek için biraz fazlaca çiçek koparıyordu. Örme çantası lotus çiçekleri ile dolup taşmıştı. Eğildiği yerden ayağa kalktı ve tam eve doğru yürüyecekti ki gökyüzünden yere bir şeyler düşmeye başladı. Uzaktan düşen şeyin ne olduğunu anlayamayan Eric iyice yanına yaklaşmaya karar verdi. Vardığında ise ölmesine an kalmış bir kuş gördü. " Zavallı kuş başını sert bir ağaca mı vurdun yoksa " dedi ve kuşa yardım etmek için eğildi. Tam eğilirken arkasında ' pat ' diye bir ses daha duydu. Hemen arkasını döndü ve bir kuşun daha düşmüş olduğunu gördü. Neye uğradığını şaşırmıştı. Kuşlar yerde can havli ile kanat çırpıyor ve acı çekiyorlardı. Bir anda kuşların sayısı çoğaldı ve yere düşmeye başladılar. Korkutan titreyen Eric arkasına bakmadan eve doğru koşuyor idi. Hızlıca koşan bu melez tanrı önünde ki çukuru görmedi ve içine düştü. Düşerken çukurun içinde ki kocaman parlak taşa başının arkasını vurdu ve tam o noktada ormanın içinde devasa bir ışık patlaması görüldü. Denge ve Kaos tanrısının uyanış senkronu idi bu . Işık dalgaları renk renk hava da süzülüyor dans edercesine Eric'in gözlerinden içeri giriyordu. Kendini bu ana bırakan Eric'in bilinci açılmış nereden ve nasıl şekilde dünyaya geldiğini bu şekilde öğrenmişti  Asıl amacının dünyada ki denge ve kaos ortamını koruması olduğunu anlamıştı ama tanrılara duyduğu öfke nedeni ile bu görevi gerçekleştirmeyecekti. Düştüğü çukurdan tırmanarak çıktı elleri ve tırnaklarının içi çamur ile dolmuş , bir gayret ördüğü çantasının ipi kopmuş ve bileğini burkmuştu. Taşın uç kısmı sivri olduğu için de kanlar başından aşağıya doğru akıyordu. Adımlarını atarken sağ ayağının bastığı yerdeki çimenler üzerinde çiçeklerin açtığını sol ayağının olduğu yerde ki çimenlerin ise solduğunu fark etti. Yanlışlıkla çakralardan birini açmış olmalıydı çünkü bu zamana kadar böyle bir olay başına gelmemişti. Topallayarak ormandan çıkıp eve doğru ilerlemeye başladı. Büyünün kurduğu barikattan içeriye girdiğinde ayaklarının normale döndüğünü fark etti. Bahçeye gidip portakal ağacından özü aldı sonra bahçe merdivenlerinin dört basamağını çıkarak eve girdi. Askısı kopan örme çantasının içinden lotus çiçeğini aldı ve çantayı masaya bıraktı. Köpek , sahibinin lafını dinlemiş ve su dolu olan leğenden dışarı hiç çıkmamıştı. Eric eğildi ve " Aferin benim oğluma . İşte şimdi bir ekmeği hak ettin . " dedi ve iyileştirme büyüsü için iksir yapmaya başladı. Portakal ağacı özünden beş damla , nilüfer yapraklarından üç tane ve bir şişe suyu kazanda kaynayana kadar ısıttı. Soğumaya bıraktığında kısık ateşte şekeri eritti. Kaynattığı karışımı ince bir bezde süzdürdü ve başka bir kaba aldı. Eriyip kahverengi alan şekeri de damla damla bu karışımın içine ekledi. Damlayan her damlada " iyileş , şifa bul. " dedi ve sonunda iksiri tamamladı. Köpeğinin yanına geldi ve yanan patilerine bu karışımı sürüp bir bezle bağladı. Pişen ekmeğini keskin bir bıçak yardımı ile eşit parçalara böldü. İki dilim ekmeği köpeğinin önüne getirdi ve " afiyet olsun dostum. " dedi. Şimdi sıra kendine gelmişti. Yeniden büyü kitabına bakması gerekiyor idi çünkü hayatında hiç yaralanmamış ve bir yeri kanamamıştı. Yavaş adımlarla merdivenlerden yatak odasına doğru ilerlemeye başladı. Odaya girdiğinde ise üstünü çıkarmaya başladı. Karnının yanında orta boyutta bir sonsuzluk simgesi oluşmuştu. Bu en anlama geliyor diye kara kara düşünüp simgeyi uzun bir şekilde inceledi. " iyi ki yatağı düzeltmedim yoksa samanlığın içinden büyü kitabını bulmak çok zor oluyor " dedi ve kitabı eline aldı. Dikkatli bir şekilde kitabın sayfalarını incelemeye başladı. Arazi koruma büyüsü , hafıza koruma büyüsü , kalkan büyüsü... " bunların hiç biri benim işime yaramıyor. " diyerek bağırdı ve sayfaları çevirmeye devam ederken gözlerini bir anda kocaman harfler ile yazılmış yazıya odakladı. " Kaos ve Denge den koruma büyüsü." Şaşırmıştı ve ilgisini çekmişti . " sayfa yüz sekiz unutma sakın Eric . " dedi ve kitabın kalın kapağını kapatarak kolunun altına aldı. Banyoya vardığında eskitme olan küvetini sıcak su ile doldurdu. Az önce yaptığı iksirden birazını küvetin içinde ki suya döktü ve topladığı nilüfer çiçeklerinden üç tanesini de suyun içine koydu. Kitabı küvetin hemen yanında duran masaya koydu ve üstünü komple çıkarıp sıcak su dolu küvetin içine girdi. Sıcak suyun etkisinden olsa gerek sonsuzluk amblemi birden parlamaya başladı. Eric bunu biraz kafaya takmıştı. Küvetten bir içeri , bir dışarı çıkıyor amblemin parlayıp parlamadığını kontrol ediyor idi. Daha sonra bu olaya bir çözüm bulamayınca suyun tadını çıkarmaya karar verdi. Küvetin içinde iyice yaslandı ve kitabı eline aldı. Yüz sekizinci sayfayı açtı ve okumaya başladı. " Kaos ve denge , kurulması oldukça zor lakin bozulması da bir o kadar kolaydır. Bu gücü yöneten tanrı hiç bir zaman çıkmazda kalmamalı yada ani duygu değişimleri yaşamamalıdır. İnsan dünyası üzerinde denge yaşam demektir. Denge olmazsa hiç bir yaşam olayı gerçekleşemez ve insan yaşamı son bulur. Denge bozulunca Kaos meydana gelir. Kaos varlıkları bunca zamandır ne tanrılar ne de insanlar tarafından görülmemiştir. Bunun nedeni de bu gücü yöneten tanrının görevini laiği ile yerine getirmesidir. Olası bir durumda bu tanrıyı yenmek için aynı soydan birisinin kanı ile yapılmış olan bir silah yeterlidir ve bu soydan gelen bir melez var ise diğer tanrılardan ve insanlardan korunmak için aynı silahı kullanabilir. Silah aynı olsa da kişi ve durumlara göre özelliğini değiştirebilir." Yazıyordu kitapta. Eric annesiyle fazlasıyla gurur duymuştu . Demek ki yüz yıllar boyunca görevini eksiksiz bir şekilde yerine getirmişti. " Acaba bir gün babamla tanışma fırsatım olacak mı ? Anneme mi yoksa babama mı daha çok benziyorum ? Babam çok yakışıklı birisi midir ? " diye kendine bu soruları soruyor ve iyileştirici suyun verdiği zevk ile banyosunu yapıyor idi. Suda durmaktan vücudu buruşmaya başlayan Eric , sarı havlusuna sarılarak küvetten çıktı. Büyü kitabını ıslatmamak için ellerini iyice kuruladı ve kitabı eski yerine , samanların içine sakladı ve çarşafı tekrardan örttü. " muazzam bir yatağım var ." Dedi ve üstüne rahat kıyafetler giyip alt kata ekmeğin tadını çıkarmaya indi. Mutfağa girdi ve yapması saatlerini alan tereyağını çıkardı. Ekmek soğuduğu için yeniden fırına koyup ısıttı. Sıcak ekmek üzerine sürülen o tereyağı ve onun o dehşet lezzette ki kokusu. Anlatırken bile insanın iştahını açıyordu. Kendi yaptığı elma suyundan bir bardağa döktü ve ısınan ekmek dilimlerini fırından alıp üzerine tereyağı sürdü. Tek kişilik sofrasında yemeğine başlamak üzere idi ki aç gözlü köpek yemeğe dahil oldu. " hadi ama dostum daha yeni yemek yedin. Nasıl bu kadar aç olabilirsin " dedi ve tabağında ki ekmeklerden bir dilim alıp köpeğe verdi. Nilüfer çiçeği ona da iyi gelmişti anlaşılan keyiften kuyruğunu sallıyordu. Eric köpeğinin sevecen hallerini seyrederken dikkatini köpeğin gözleri çekti. Sol gözü siyah renk iken sağ gözü göz bebeği de dahil olmak üzere kırmızıya dönmüştü. " yoksa dostum sen o musun ? " dedi ve dolaptaki kavanozdan bir tutam karabiber aldı. Eğer tahmin ettiği şey ise karabiber işe yarayacaktı. Elinde ki karabiberi köpeğe doğru uzattı. En sadık arkadaşı olan köpek , Eric ' e dişlerini göstermeye başladı ve ağzından salyaları yere akmaya başladı. Sırtında ki tüyler dikleşmeye ve diğer gözü de kırmızı renk olmaya başladı. Patileri birer pençeye dönüştü ve tırnakları bir hayli uzadı. Boyutu neredeyse iki katına çıkmıştı. Diliyle ağzının kenarını sildikten sonra köpek " Bir daha bana bu iğrenç şeyi sakın uzatma patron. " dedi ve yere oturdu. Eric " Ne , sen bunca zamandır konuşabiliyor muydun ? Öyleyse neden konuşmadın ? " dedi sert bir şekilde sorarak . " Henüz hazır değildin. Şimdi ise hazırsın. " Ben Kaos'un bekçisiyim. Olası durumlarda kendini kaybedip çığırından çıkma diye seninle birlikteyim . Şimdi bana bir dilim daha tereyağlı ekmek verir misin? "Dedi kırmızı gözlerine hüzün ekleyerek. " öyle acınası bakmana gerek yok. Ama bu kadar tereyağı senin için iyi olur mu ? Nede olsa sen bir hayvansın bence bunlardan daha yememelisin. " dedi ekmeğinden bir ısırık alan Eric. Köpek ona boş ver der gibi bir bakış attı ve önünde ki yemeğin tadını çıkardı. Eric ardı arkası kesilmeyen soruları ile köpeği sıkıyor idi. Köpek çareyi bahçeye kaçmakta bulsa da Eric bu sefer daha sesli bir şekilde sorularını soruyor cevap alamadığında ise kaybolduğunu sanıp daha yüksek sesle bağırıyordu. Köpek en sonunda dayanamayıp " Biraz daha konuşursan tanrı falan demeyip seni bir güzel mideme indireceğim . " dedi ve sert bir bakış attı. Melez tanrının ağzını bu kelimelerden sonra bıçak açmıyordu. Hava kararmıştı güne erkenden başlamak için erken uyumak gerekiyor idi. Melez , merdivenlerden yukarı çıkıp samandan yatağına kendini bıraktı. Yorganını üzerine çekti ve penceresinden yıldızları seyretmeye başladı. " seni çok seviyorum anne , beni doğurduğun için sana çok teşekkür ederim. " dedi ve güzel rüyalar görebilmek icin kendini uykunun nazik kollarına bıraktı. Yüzünde ki salya ıslaklığı ve kokusu ile gözlerini hemen açan melez tanrı , köpeğin kocaman burnunun yanağına değmiş bir şekilde olduğunu gördü. Köpek eski boyutuna geri dönmüştü gözleri artık kırmızı değildi. " Sende benden uykucu çıktın . Hadi kalk bugün çok işimiz var ama ondan önce bana o güzel sosislerden ver . " dedi ağzının suyu akar bir şekilde. Eric , dün gördüğü şeylerin birer rüya olduğunu sanıyordu ama meğerse gerçekmiş. Uykulu bir halde yatağından kalktı ve banyoda yüzünü yıkadı. Yüzünde çok fazla sivilce çıkmıştı , hem de bir gecede. Kenarda asılı duran havluyla yüzünü yıkadıktan sonda dişlerini bir güzel temizledi. " Temiz tanrı ,temiz dişler ." Diyerek kendiyle ayna karşısında şakalaştı. Alttan yukarıya bir ses yükseldi " Ben çok acıktım hadi neredesin . " Eric içinden " Tüm dünyayı yese yinede doymayacak bu köpek. " diye geçirdi. Sonra köpeğin sesi kafasının içinde yankılandı "Seni duyabiliyorum. Sanki çok yemek veriyormuş gibi bir de isyan ediyorsun ." Eric banyodan koşa koşa alt kata inip " Sen , sen az önce benim kafamın içindeydin. Ne zamandır benim kafamın içindesin sen? " diye sordu. Kaos bekçisi köpeklerinin en büyük yetenekleri istedikleri insanın beynine girip düşüncelerini kontrol alıp , fikirlerini değiştirmekti. Eğer ki bu beceri devre dışı kalır ise son çare olarak saldırırlardı. " Sen doğduğundan beridir içinde ki kaosu düzen içinde tutuyorum. Dünyayı koruduğum için bana kızmazsın diye umuyorum." Cümlelerini kurarak cevapladı genç melez tanrının sorularını. Eric kahvaltı masasına reçel , peynir ve en sevdiklerinden yumurtayı pişirip koydu ve yanında da koca bir bardak sıcak süt vardı. Köpek ile birlikte güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra " Bugün eğitiminin ilk günü bunun için evden uzaklaşıp sakin bir yere gitmemiz gerekiyor " dedi kaosun bekçisi. İlk oluşum yani evrenin başlangıcı belirsizlik , sonsuz boşluk ve düzensizlik Kaos demekti. Eric'in bu gücü içinde nasıl tutması gerektiği hakkında eğitimler alması gerekiyordu bu yüzden can dostu ona yardım edecekti. Bunca yıldır korkak bir fare gibi yaşamanın acısını ve annesinin ölümüne sebep olan tanrılardan intikamını alacaktı.Ama ilk önce köpeğin zihnini okumasını önlemek için büyü kitabından yardım alması gerekiyordu. Kitabın ortalarında bir sayfada bununla ilgili bir büyünün olduğunu hatırladı ve Dünden kalan tereyağlı ekmekleri köpeğe verip " Sen bunların keyfini çıkar ben lavaboya gidip geliyorum. " Dedi. Koşar adımlarla yukarıya çıktı ve yorganı kaldırmadan direk samanların altına girip kitabı buldu. Sayfaları döndürmekte zorlanıyordu bu yüzden parmaklarını tükürük ile ıslatıp çevirmeye devam etti. Sonunda sayfayı bulmuştu. Büyü için her hangi bir öze ihtiyaç bulunmuyordu. " okpitum moisos " büyülü sözleri söyledi ve artık zihnine kim girmeye çalışacak olsa sadece Eric'in izin verdiği kadarını görebilecekti. İntikam planları kurmaya asıl şimdi başlıyordu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD