4.BÖLÜM "İSTEME"

3870 Words
İKİ GÜN SONRA “Leman sana demedim mi şu sarmaya biraz su koy diye?” “Unuttum hanım ağam!” Nermin Hanım, kaynamakta olan yemeğin üzerine söylene söylene sıcak su ekleyip, sarmanın üzerine yerleştirdiği taşların üzerine gelecek kadar su koyup, kapağını kapattı. Güzelce ellerini temizledikten sonra mutfakta çalışanlara bakındı. “Börekleri güzelce açın, tatlının şerbetini eksik etmeyin. Çörekleri de tadına bakın, ona göre tadı tuzu yerinde olsun.” Kadınlara yapacaklarını söyledikten sonra mutfaktan çıktığı zaman içeride olan torunu aklına geldi. Nermin Hanım, oturma odasına geçtiği zaman küçük kızının elinde bez bebek gibi duran torununa baktı. “O bebek öyle mi tutulur Yasemin?” Yasemin, konağa ailesini görmek için gelmişti. Ağabeyi Behram Harzemşah konağa bir araba göndermiş ve onu aldırmıştı. Bugün ailesi ile vakit geçirmek istemişti. Kucağına aldığı yeğenini bir türlü tutmayı beceremese de küçük kızı elinden bırakmak istemiyordu. “Anne durmuyor ki sürekli kıpır kıpır!” “Ah, ah!” Nermin Hanım, kızının parmakları arasındaki bebeği eline alıp, koluna güzelce yatırdı. “Ömür verdi mi bunun yemeğini?” Yasemin usulca başını sallarken annesinin torunu ile ilgilenişini istiyordu. Eve ilk defa dönmesinin ardından annesi onu affetmese de, yüreği dayanmayıp sarılmıştı. Biraz sohbet ettikten sonra akşam için hazırlıklara girişmişlerdi. “Verdi verdi, karnını doyurdu yeğenim.” Nermin Hanım kucağındaki bebeğin yumuk yumuk olan ellerine bakıp gülümsedi. Şefkatle saçlarını okşayıp gözlerini yumması ve uyuması için sallamaya başladı. “İyi bari, benim bahtsız yavrum…” dedi, küçük çocuğa. Behram Harzemşah’ın henüz yeni evlenmesinin üzerinden iki ay geçmemişti ki ölen karısı Zeynep hamile kalmıştı. Zorlu geçen gebelikten sonra bebeğini doğurduğu zaman dayanamamış, ölmüştü. Küçük sabi, tek başına kalmıştı bu hayatta. Zeynep öleli bir yıl bile olmamıştı, Nermin Hanım oğlunu ikna etmek istese de Behram Harzemşah evlenmek istememişti. Nermin Hanım en azından çocuğa bir anne bulmak istemişti lakin oğlu kabul etmemişti. Küçük bebeğin adını babası koymuştu. Zümrüt ismini uygun görmüştü. Annesi gibi biraz büyük gözleri vardı. Behram Harzemşah çocuğuna çok ilgi göstermese de ona kıymet verdiği biliniyordu. “Anne, akşam sende geleceksin değil mi? Kızını tek koymazsın sen?” “Herhalde kızım, sonuçta seni o aileye gelin olarak göndereceğim, istemen olacak akşam. Hem tanımam lazım, kimler, damadım nasıl bilmem gerek.” Yasemin sevinçle gülümsedi. Oturduğu yerden kalkıp annesine baktı. “Ben biliyorum çok seveceksin Adem’i.” Nermin Hanım kızına belli etmese de adını bilmediği ancak berdel yüzünden kurban olan kıza üzülüyordu. Haşim’i tanırdı, pek bir şeye sap olmazdı o oğlan. O kız, kendi kızı ve abisi yüzünden kurban olmuştu. “Severiz lakin bu kadar sevinme kızım.” dedi Nermin Hanım, çatık kaşları ile. Yasemin gülen yüzünü soldurmadan baktı annesine. “Niye ki anne?” dedi, cahil aklıyla. Sonuçta sevdiği adamla zor da olsa evlenecekti. Akşam istemesi olacaktı, daha ne olsun? “Yavrum tamam sen sevdiğin adamla evleniyorsun lakin kimse diğer kızı düşünmüyordur. Kim bilir ne haldedir, sizin aptallığınız yüzünüzden o kız kurban olacak.” Annesinin böyle düşünmesine hak veriyordu Yasemin ancak görmüştü. Eve döndükleri zaman babasına asilik etmese belki o kadar dayak yemezdi değil mi? Herkes bilirdi ki buranın bir adeti vardı. Boyun eğseydi o kadar dayak yemezdi. “Valla keyfi yerindeydi anne, o da evlenmek istiyordu herhal. Pek de süsleniyordu, demek ki hevesi var.” dedi diline yalanı dolayıp, konuştuğu zaman Nermin Hanım belki kızın da gönlü olduğunu düşünerek ses etmedi. Lakin sözleri kapı eşiğinde duran Behram Harzemşah’ın kulağına ilişmişti. Kardeşinin sözlerini duyduğu vakit istemsizce öfkelenmişti. “Bir de yalandan evlenmem diyorsun gül dikeni.” Duydukları ile hükmünü kesti Behram Harzemşah. İki gündür haber almak istediği kızın nasıl olduğunu öğrenmişti sonunda. Demek ki yalanlar söyleyen kız, evlenmek için meraklıymış da. Bir kez daha yanılmamanın verdiği gurur ile odasına doğru ilerledi. Lakin içinde küçük bir öfke vardı. O öfke ise, kızın bir nebze olsun kendisinden etkilenmeyip, kuzeni ile evlenmesini uygun bulmasıydı. ** “Ah benim kınalı kuzum…” Saçlarımda dolanan yumuşak parmakları hissettiğim zaman kirpiklerim kıpırdandı. Başımda bekleyenin annem olduğunu biliyordum, onun dışında bir abim gelip giderdi odama. Başka kim düşünürdü ki beni zaten? Annemin sessiz ağlayışlarını duyunca gözlerimi tamamen araladım. Yatağın ucunda oturmuş ağlıyordu. Babam beni dövdükten sonra halimi gördüğünde feryat etmiş, babama beddualar yağdırmıştı. “Anne, niye ağlıyorsun?” dedim, kısık sesimle. Dudaklarımı biraz fazla aralayınca yaram sızlıyordu. Atılan tokattan dolayı dudağımın kenarı patlamıştı bu yüzden ağzımı tamamen açamıyordum. Annem uyandığımı anlayınca gözlerini silip, burnunu çekti. “Ağlamıyorum kızım, yemek ye diye kaldırmıştım ben seni…” Yalan söylemesine aldırmayıp, uzandığım yerden zorlukla kalktım. Sırtımı yatak başlığına yaslayıp, gözlerimi anneme çevirdim. “Hiç iştahım yok anne, hem gidip o masada oturmaktansa yatarım daha iyi.” “Öyle deme be kızım, onlar senin ailen…” Annemin dediklerini görmezden gelerek bakışlarımı odanın içinde dolandırdım. Tam o sırada yatağın kenarına indirilmiş olan paketleri gördüm. “Bu paketler ne?” diye sorduğumda annem ne diyeceğini bilemedi. “Şu misafirler, bugün gelecekmiş herhalde. Akşam söz var, o yüzden kıyafet falan almışlar.” Dudaklarımı kıvırmaya çalıştım. Kurumuş, kabuk bağlamış dudaklarımı kıpırdatmak zor olsa da başardım. “Tabi, kimsenin nasıl olduğumu merak ettiği yok. Böyle mi çıkacağım insanların arasına?” dedim. Annem yüzüme üzgün gözlerle baktı. “Gerçi böyle çıkmam daha münasip olur. Kimse güle oynaya sözüm olduğunu bilmiyor tabi…” “Kızım yapma böyle, elbet bir yol bulunacak.” “Evet, beni sattılar işte anne. Daha ne yolu bulacaklar?” Odanın kapısı çalındığı zaman annem susmak zorunda kaldı. Açılan kapıdan içeri Lale, Yaren ve Didem girdiği vakit saçlarımın önüme düşmesini sağladım. “Hatice Teyze, müsait misiniz? İçeri girelim mi?” “Gelin kızlar, gelin. Bende kızımı ikna etmeye çalışıyordum giyinsin diye.” Kızlar olayı bilmiş olmalarından gerek tereddütle içeri girdikleri zaman annem odadan çıktı. Yaren hemen yanı başımda otururken Didem yüzüme bakıyordu. “Neler olduğunu duyduk, ancak bugün eve aldılar bizi.” “Bir şey olmaz. Bugün söz var ya, babam kimseyi kapıdan çevirmez.” dedim, dün ağlamaktan şişirdiğim gözlerim bugün kabuklaşmıştı. Lale, halime üzüntüyle bakıp, iç çekti. “Akşam için hazırlayalım seni diye gönderdiler. Bir sürü misafir gelecekmiş.” Dudağımın ucunu kıvırdım. “Tabi güzel olmam lazım. Ne de olsa abimin sözü var değil mi?” Kızların ağzını bıçak açmazken oturduğum yerden kalkmak istedim. Yavaşça ayağı kalkarken sırtıma giren ağrı ile iki büklüm oldum. Didem aceleyle koluma girdi. “İyi misin?” “Ali Amca’nın boyu devrilsin inşallah!” dedi Yaren bir taraftan babama saydırıyorken bir taraftan diğer koluma girdi. “İyiyim, bir hamama girmem lazım.” Yaralarım çok derin olmadığı için canım çok yanmazdı. Kaç gündür yataktan kalkmamıştım. Kalkıp, üzerimi giyinmem gerekiyordu. Ne de olsa akşam misafirler gelecekti, önlerine bu şekilde çıkamazdım. “Yardım gerekiyor mu?” “Ben hallederim.” Kızları arkamda bırakıp hamama girdiğim vakit önceliğim aynadan yüzüme bakmak olmuştu. şişik gözlerim, dağılmış saçlarım, yediğim dayaktan dolayı hala hafif mor duran yanaklarım, dudağımın kenarındaki ufak yaralar… Harabe gibiydim. Aklımın ucuna düşen siluet ile yüzümü sertleştirdim. O adam yüzünden dayak yemiştim. Abim, Yasemin, Behram Harzemşah hayatımı mahvetmişlerdi. Onlar yüzünden bu hale gelmiştim. Aynadan kendime bakmayı bırakıp, kendimi soğuk suyun altına attığım zaman sırtım biraz ağrımıştı. Zor da olsa kendimi yıkadıktan sonra havluya sarılıp bedenimi kuruladım. Üzerime bir şeyler geçirdikten sonra kızların yanına döndüm. Hamamın kapısını açmıştım ki, Didem’in sesini duydum. “O Haşim denen adam hakkında iyi şeyler duymadım. Pis keşin tekiymiş, sürekli meyhanelerde, kumarhanelerdeymiş. Kadın ayağı da varmış adamın.” “Tüm illetler varmış desene adamda! İnşallah bu iş olmaz da-” Kızlar hamamdan çıktığımı gördüklerinde sustular. “Konuşun ne de olsa konuşmak hüküm vermiyor kızlar.” Ne kadar dil dökmüş olsam da elimden bir şey gelmiş miydi? Kimse umursamış mıydı düşüncelerimi? “Hep o Harzemşah denen adam yaptı! Sanki kendi kardeşi suçsuz günahsız da tüm suçu sizde arıyor.” O, olay hala aklımdaydı. Abim ile Yasemin denen kız her ne saklıyorlarsa öğrenecektim. Tüm aileye yalan söylemişlerdi. Kim bilir ne dönüyordu aralarında. Yasemin, bir kez olsun odaya gelip nasıl olduğuma bakmamıştı bile. Adem abim de dahil. Onlar yüzünden bu haldeydim üstelik. “O adam birçok şeyi bilmiyor. Öğrendiği zaman neler olacağını merak ediyorum.” Kardeşinin gerçekte nasıl biri olduğunu bilse neler olurdu kim bilir? Yine ona mı inanırdı acaba? “Neyse, sen gel şöyle de önce yüzünü kapatalım…” Didem beni aynanın önüne oturttuğu zaman boş bakışlarla kendimi izliyordum. Kızlar yüzüme bir sürü şey sürürken ben öylece kendimi izliyordum. Yanaklarımdaki izleri kolaylıkla kapattıkları zaman keşke tüm yaraların böyle kapanması da kolay olsa diye geçirdim içimden. Saçlarımı dalgalandırdıktan sonra dudağımın patlamış kısmını kapatmakta zorlandılar. Biraz fazla ruj sürdükten sonra biraz belli olsa da uzaktan görünmüyordu. Omuzlarıma bırakılan saçlarımı izledim. Didem sonunda bitti dediği zaman aynadan kendime baktım. Dışarıdan bakan biri asla dayak yediğimi anlayamazdı. Ona teşekkür edip oturduğum yerden kalktığım zaman Lale poşetlerin arasından kıyafeti çıkardı. Kıyafeti yatağın üzerine açtığı zaman kaşlarım çatıldı. Elbise, çarşıda gördüğüm elbisenin aynısıydı. Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken elbisenin altından çıkan küçük kağıt parçasını Lale bana uzattı. “Bu ne?” Elinden aldığım kağıdı hızla açarken bu elbiseyi sadece bir kişinin bana göndermiş olabileceğini düşünüyordum. Kağıdı açtığım an gözlerimin önüne dökülen kelimeleri okudum. ‘Üzerinde yalanlarınla çok güzel duracağından eminim gül dikeni.’ B.H. Bu da ne demekti? Ne yalanından bahsediyordu bu adam? “Gül dikeni mi? B ve H ne?” dedi Didem arkamdan, bir süre durduktan sonra ağzını açıp, şaşkınlıkla konuştu. “Behram Harzemşah mı?” Fark etmeden yüksek sesle konuşurken ben elimdeki kağıda bakıyordu. Hangi hakla bana bu elbiseyi gönderiyordu? Ona ne yalan söylemiştim ki ben? Ne zaman yalan söylemiştim? “Resmen benimle dalga geçiyor bu herif.” Parmaklarımın arasındaki kağıdı buruşturup yere attım. Yatağın üzerindeki elbiseye bir kez daha bakmadan Lale’ye döndüm. “Kaldırın şu elbiseyi, başka bir şey giyerim.” “Ama çok güzel değil mi?” dedi Yaren ancak onu dinlemeden elbiseyi elime alarak tekrardan poşetin içine yerleştirmeye çalıştım. “Lale dolaptan bana bir elbise getirir misin? Bunu giymeyeceğim.” Kızlar bana tekrar başka bir şey demeden, poşeti yatağın bir kenarına koydum. Bu gece için özenmeme gerek yoktu. Sonuçta istemediğim bir evlilik yüzünden seçilen kurbandım. Abim ve sevdiği kadın mutlu olsun yeterdi onlar için. ** “Geldiler, geldiler!” Etrafta dolaşan çocukların sesini duyunca, oturduğum yerden hiç kalkmadım, istifimi dahi bozmadım. Ne de olsa mutlu olması gerekenler ben değildim öyle değil mi? Yaren elimi tutunca ona gülümsemeye çalışıp, boş boş etraftaki insanları izledim. Akrabalarımız yine evin içini doldurmuşlardı. Alt tarafı bir sözdü ancak aşiret olduğumuz için bir sürü kişi gelmişti. Özellikle de Meryem. Bir köşede durmuş zevkten dört köşe haliyle beni izliyordu. Zorla evlendiriliyor olmam onun neden bu kadar hoşuna gidiyordu hiç bilmiyordum. “Hadi kızlar gelin balkona!” Didem yine beni zorla çekiştire çekiştire balkona çıktığımız zaman konağın kapısının önünden gelen sesleri duyabiliyordum. Zılgıt sesleri bir yana, arabalardan çıkan korna sesleri ile kızlarla aşağıdaki avluyu izledik. Önce Haşim denen adam elinde çiçek ve lokumlarla girdiği zaman kızların bakışları beni buldu. Haşim dedikleri adam –namı değer kocam olacak kişi— gençti. Daha yirmilerinin ortasında görünen zayıf vücutlu, ince yapılı bir adamdı. Arkasından babası ve annesi olduğunu tahmin ettiğim kişilerden sonra diğerlerine nazaran daha süslü, ağır duran bir kadın girdi içeri. Hemen ardından Yasemin ve onun arkasından içeri giren Behram Harzemşah’ı gördüm. Onun konağa adım atması ile birlikte kalabalıktan büyük bir uğultu yükseldi. Yanımdaki kızlar bile aralarında fısıldaşıp duruyorken ben tepkisiz gözlerle bakışlarımı ona diktim. Haşmetli, iri ve uzun boyu ile birlikte kapıdan içeri girdiği an avludaki herkes ayağı kalktı hürmetten dolayı. Herkes ile tek tek selamlaşmasını gördüm. “Ah bu adam var ya felfena!” dedi Meryem, içi gidercesine. Meryem’e göz ucuyla bakıp, gözlerimi devirdim. Ölüp bittiği adam, keşke gerçekten adam olsaydı. Ona baktığımı hissetmiş olacak ki bana bakıp güldü. “İşte bazıları adamlara sahip olur, bazıları da analarından süt emen erkekleri alır.” Aklı sıra bana laf sokuyordu bu kız. Ne yazıktı! “Bakın, bakın! Behram Ağa bu tarafa bakıyor!” diyen kızların sesini duyunca başımı eğdim ve ona baktım. Kalabalığın arasında direk gözlerim onun gözleri ile çakıştı. Girdap gibi bakışları içimi delercesine, kızların arasından beni buldu. Göz göze geldik. Bir anlığına beni anlasın diye harelerimin içindeki nefretle ona bakan bu sefer bendim. Onun yüzüne dahi bakmadan sırtımı çevirerek geri çekildim. Aşağıdaki adama hülyalı bakışlar gönderen Meryem’e baktım. “Dikkat et de adam sandığın içi çürük ceviz çıkmasın Meryem.” Arkama bakmadan balkondan çıktığım zaman gözlerim koridorun ucunda duran abime kaydı. Adem abim, yakasındaki kravatı düzelterek arkadaşına baktı. “Tıraş oldum, yakışmış mı?” diye sorduğunu duydum. Hiç mi umurunda değildim bu adamın? “Yakışmış abi.” Ona doğru seslendiğim vakit yüzünü bana döndü. Gözleri beni bulduğu sırada gülen dudakları düz bir çizgi halini aldı. Bir anlığına onun en mutlu gününü gölgelemişim gibi hissettim lakin sonra onun yüzünden başıma gelenleri hatırladım. “Kardeşim?” dedi, yeni gelmişti bir kardeşi olduğu aklına. “Kardeşin evet. Beni sorduğun için sağ ol abi, iyiyim.” Yüzünde pişmanlığın kırıntısını dahi görmedim, bana doğru yürüyüp, elini ensesine attı. “Kusura bakma bacım, söz ile uğraşıyordum. Babam, sana çok vurmamış gibi duruyor.” Dudaklarımı kıvırarak gülümsedim, gülümsememi sahici sanıp güldüğü zaman konuştum. “Doğru söylüyorsun, ben iki gündür yatakta debeleniyorum yalandan öyle.” Gülümsemeyi kesip, gözünün içine baktım. “Bir de sana abi diyorum. Yusuf abimin yanında sen yabancı gibi kalıyorsun. Hiç mi utanmadın başıma gelenlerden dolayı? Hiç mi yüzün kızarmadı? Demedin mi kardeşimin canı yandı mı?” “Mihrimah-” “Sakın! Sakın abi, elin yabancı kızı yüzünden kaç saat acıdan inledim haberin var mı senin? Hiç aklına geldim mi?” dedim, biraz olsun vicdanına değebilmek için. “Mihrimah?” Yusuf abim, bir anda Adem abim ile konuşmamızın arasına girdi. Beni görünce elini omuzuma koyarak yüzüme baktı. “İyi misin abim?” dedi sahici bir tebessümle. “İyiyim abi, Adem abime nasıl mutlu olduğumu anlatıyordum.” dedim, Yusuf abim olanları anlayıp, beni kendine doğru çekti. “Bir yerde otursaydın gülüm, sırtın ağrıyordu zaten.” “Sırtın mı ağrıyor?” dedi Adem abim, o an gözlerinin içine öyle bir baktım ki, bir kez daha ağzını açamadı. “Hadi sen git mutfağa gülüm, sende defol git gözüm görmesin seni.” Âdem abimi resmen yanımızdan kovduğu zaman abimin suratında oluşan dalgalanmayı gördüm. “Benimle böyle konuşuyorsunuz ama elimden ne gelirdi Yusuf? Ne yapabilirdim?” diye sordu Adem abim. “Ne yapabilirdim diye soruyor bir de gevşek! Yüzüne yumruğu yersen görürsün şimdi! Ulan şerefsiz, sevdiğin kızı kaçırırken senin ölümü göze alman lazımdı zaten. Bu kız senin için kurşunun önüne atlamadı mı?” diye dişlerini sıkarak söylendi. “Abi-” “Abi deme lan, şerefsiz! Biz bilmiyor muyduk sevdiğimizi kaçırmayı! Hiç mi düşünmedin lan benimde bir bacım var, ona ucu değer diye?” Adem abim şaşkınlıkla yüzümüze bakarken, Yusuf abim kolumu tutup beni oradan uzaklaştırdı. Annem ve kızlarla mutfağa giderken Yusuf abimin sözlerini düşünüyordum. Ailem onu zorla evlendirdiği zaman birini sevdiğini bilmiyordum lakin şimdi acaba var mıydı diye düşünmeden kendimi alamıyordum. Annem kahveleri yapmam için mutfağa çağırdığı zaman içeri girdim. O sırada Yasemin’i ocağın başında buldum. Elinde bir cezve dolusu kahve ile güler yüzle kahvesini pişiriyordu. Yanında ise onun yaşlarında genç bir kız vardı. “Bal da mı koysak?” Didem yanıma gelip elini beline yerleştirerek bana doğru eğildi. “Bu kız niye zil takıp oynayacak gibi duruyor?” “Sevdiği adamla evlenecek, kolay mı?” dedim, kızların benim için ayırdığı cezveye biraz su koyduktan sonra kahve atıp karıştırmaya başladım. Diğer kızlar misafirler için kahve yaparken ben sadece damat ve ailesi için yapıyordum. “Ay çok heyecanlıyım!” dedi Yasemin, kıpır kıpır yerinde duramazken. Onu umursamadan kahveyi pişirmeye başladım. “Bu kadarı da yetti ama!” dedi Yaren, benimle Yasemin’in arasına girip kıza baktı. “Anladık severek evlendin de, burada zil takıp oynayacak yer değil kızım, az biraz ağzını tut.” Yasemin, Yaren’i karşısında bulunca geri adım atmak yerine başını kaldırdı. “Niye ağzımı tutacakmışım? Sözleniyorum, pek de keyiflenmem lazım. Hakkımdır.” “Tamam kızım kimse demiyor hakkın değil ama siz tek sözlenmiyorsunuz. Sizin yüzünüzden zorla berdel oluyor farkında mısın? Dünya sadece seninle Adem abinin etrafında dönmüyor.” “Yaren, boş ver.” “Ne boş vereceğim? Kıza bak sanki kaçarak gelmedi bu eve. Her yerini utanmasa şimdi açıp kınalayacak.” Kızlar ellerini ağzına kapatıp birbirlerine fısıldadıkları sıra Yasemin, kahveyi bırakıp Yaren’e baktı. “İstersen kınalarım kızım sana ne? Ne oldu sen Mihrimah’ın dili misin de onun yerine konuşuyorsun?” “Kızlar yeter!” Annem araya girip Yaren’i çekti. “Millet kahve bekliyor, birbirinize gireceğinize önce misafirlerle ilgilenin. Hadi!” Tepsideki hazır fincanlara kahveyi koyarken Yasemin de kahvesi ile ilgilenmeye başladı. Didem ile fincanlara kahveleri boşaltıp misafir sayısına göre saymaya başladık. “Haşim, annesi, babası bir de Nermin Hanım bu da Behram Ağa’nın…” “Tuz koymayacak mısın kız?” dedi kızlardan biri. “Versene şuradan tuzu, karabiberi, pul biberi.” dedim, kızlar kavanozları bana uzattıktan sonra açıp fincanın içine koyabildiğim kadar tuz, biber, karabiber doldurdum. Güzelce karıştırdıktan sonra o fincanı sahibine vermek için diğerlerinden ayrı tuttum. Kahveleri hazırlayınca tepsiyi elime alıp, mutfaktan çıkacaktım ki Yasemin hemen önüme geçerek gülümsedi. “Ben önden gitsem?” Başımı sallayınca önümde salına salına yürüyerek aşağıdaki misafir odasına doğru ilerledi. onun hemen ardından yürüyerek merdivenleri dikkatle yürüdüm. Annemin anlattığı gibi önce Yasemin’in içeri girip kahveleri dağıtmasını bekledim. Aileme kahveleri dağıttıktan sonra misafir odasının kapısından içeri girdim. Bakışlarımı yerden kaldırmadan yürüdüm. Etraftaki tüm bakışların üzerimde olduğunu bilerekten yavaşça yürüyerek Haşim’in babasına kahveyi uzattım. Bir bir kahveyi dağıtırken bir an olsun gözlerimi yerden kaldırmadım. Hiç kimsenin ne düşüncelerini ne de kendilerini merak ediyordum. Tek istediğim bu odadan bir an önce çıkmaktı. Behram Harzemşah’ın dedemin yanında oturduğunu biliyordum. Odanın içine girdiğim andan beri gözlerini bir an olsun üzerimden çekmediğinin farkındaydım. Üzerimdeki elbiseyi gördükten sonra gözlerinde beliren şaşkınlığı görmek isterdim. Behram’ın annesi olduğunu söyledikleri Nermin Hanım’a kahveyi verdikten sonra yerdeki ayakkabılarıma sabitlediğim bakışlarımla Behram Harzemşah’a kahvesini uzattım. Saçlarım iki yandan omuzlarımdan sıyrılarak önüme düştü. Tepsideki kahvesini eline alırken, burnundan soluduğunu far kettim ancak gözlerimi bir an olsun yüzüne çıkarmadım. Tepsiden aldığı kahvesi ile aceleyle arkamı dönüp, odanın kenarında Yasemin’in yanında durdum. “Zehir zıkkım olur inşallah hepinize…” Yasemin bir şey mi dedim diye bana döndüğü zaman yerdeki halının desenlerini inceledim. Göz ucuyla Behram Ağa’nın zehir gibi kahveyi içip içmediğine baktım. Kahveyi dudaklarına yasladığını görünce içimden keyif nidaları attım. Lakin beklediğimin aksine kahvesinden büyük yudumlar aldı, yüzündeki tepkisizlik yerini koruyordu. Gözleri gözlerimle çarpışacaktı ki, bakışlarımı ondan kaçırdım. “Siz çıkın kızım…” Annemin sözleri ile odadan çıkarken merdivenlerden hızlı hızlı yukarı çıkıyordum. Yasemin ise hemen ardımdan geliyordu. “Mihrimah, bana çok kızgın mısın?” diyen ince sesini duyduğum zaman adımlarımı durdurdum. Yüzümü ona dönerek ciddi mi diye baktım. “Bunu soruyor musun bana?” Merdivenleri çıkarak tam karşımda dikildi. “Babanın seni dövmesi benim suçum değildi.” Sanki kendi salaklığımdan dolayı dayak yemişim gibi konuşması sinirimi bozmuştu. “Babam beni sizin yüzünüzden dövdü! Ben dayak yediğimden dolayı mı sana öfkeliyim sanıyorsun?” “Dik başlı olman benim hatam değil. Haşim ile evlenmeyi kabul etseydin, iki gündür yatakta debeleniyor olmazdın, öyle değil mi?” “Sen cidden benim sabrımı mı sınamaya çalışıyorsun?” dedim, şaşkınlıkla. “Sizin yüzünüzden ilk defa yüzünü gördüğüm bir adamla evlenmek zorundayım ben! Abim de sende ufak bir pişmanlık bile duymuyorsunuz!” “Biz pişman olacağımız hiçbir şey yapmadık. Sen eve geldiğin zaman babana evliliği kabul ettiğini söylemiş olsaydın işler bu raddeye gelmezdi. Senin için üzülüyordum, kan revan içinde kalmıştı sırtın.” Yalandan sözleri beni güldürecekti neredeyse. Cidden vicdanı sızlayan biri böyle konuşamazdı benimle. “Sen-” “Kusura bakmayın hanım ağam.” Arkamdan gelen ses ile döndüm. Behram Harzemşah’ın adamı olan Reşit’i gördüğüm zaman ona yol verdim. İkimizin konuşmasını duyup duymamasını önemsemediğim için başımı eğdim. Yanımdan geçerken yanlışlıkla sırtıma kolunun değmesi ile yüzüm buruştu. “Ah…” “Hanım ağam iyi misin?” dedi Reşit, endişeyle bana baktığı zaman boştaki elimi kaldırıp onu durdurdum. Hafif baskıyla bile sırtım acımıştı. “Bir şeyim yok, sen git.” Bir yana bir Yasemin’e bakıp, merdivenlerden aşağı indi. Onun gittiğinden emin olduktan sonra karşımdaki kıza baktım. “Madem babama boyun eğmemi söylüyorsun o zaman abin seni evlendirmek istediği zaman bu eve gelmeseydin?” Bana çatık kaşları ile bakınca gülümsedim. “Abine başını eğip kabul etseydin evlenmeyi? Bu kadar zor muydu? Tabi,” gerçeği bildiğimi göstermek adına devam ettim. “Abin seni gerçekten evlendirmek isteseydi, böyle yapardın belki.” “N-ne diyorsun sen?” “Bilmem, sen daha iyi bilirsin. O yüzden bana tek bir laf daha ederken iki defa düşün Yasemin.” Gülümseyerek arkamı döndüm ve yürümeye devam ettim. “Ben içerideki kızlara benzemem.” ** “Ne zaman isteyecekler seni?” “Ne bileyim ben Didem?” “İki göbek atardık.” dedi Yaren, bir an olanları unutmuşçasına konuştuğu vakit ona göz ucuyla baktığım zaman ağzını kapattı. “İki ağıt yakardık demek istedim.” Elimdeki tepsi ile balkonda oturuyordum. Kızlar kendi hallerinde oturuyorken bende Didem ve Yaren’le birlikteydim. Aşağıda isteme merasiminin bitmesini bekliyordum. “Valla göbek atan birileri olacağı kesin.” dedi Didem, göz ucuyla kenarda duran Yasemin’i gösterdiği zaman iç çektim. Ağabeyimin neler karıştırdığını öğreneceğim derken kendimi evlilik yolunda bulmuştum. Nasıl bu işten sıyrılacağım ise muammaydı. “Dikkat etsin de ağıt yakan taraf kendisi olmasın.” Ne olacağı asla belli olmazdı. Benim ahımı Allah biliyor ve görüyordu. Elbette ki, bir yerde açığı çıkacaktı. Abim dahi olursa olsun hayatım söz bahisse kimseye acıyamazdım. “O ne demek kız?” Yaren omuzuma omuz atıp, göz kırptı. “Bilmem…” “Şu kızların boynu kırılacak aşağı bakmaktan!” diye yakındı Didem, “İki erkek görüp kıçlarını devirecekler diye yırtılacaklar az daha…oy anam ne erkekmiş!” “Diyene bak, sanki bir ara kendisi de öyle değildi.” Yaren ile birbirimize bakıp gülmemeye çalıştığımızda Didem bize kaşlarını kaldırdı. “Ne zaman ben bunlar gibi oldum kız? Ben dul adama salya akıtarak bakmadım evelallah!” Bu konuda ona hak vermek lazımdı, en azından onun dikkatini genç erkekler çekiyordu. “Eh en azından genç erkeklere salya akıtıyordun!” dedi Yaren, ikisi birbiriyle atışmaya başladığı sırada Lale’nin merdivenden yukarı koşarak çıktığını gördüm. “Kız dur, haber getireceğim diye çatlayacaksın şimdi nefessizlikten!” Didem onun kolundan tutup, nefeslenmesini sağladı. “Ay yoruldum kız! Mihrimah, Yasemin ile seni içeriden çağırıyorlar.” Yasemin adını duyduğu gibi ayaklandığı sıra kızlarla birlikte merdivenlerden indik. Büyük ihtimalle yüzükler kesileceği için çağırıyorlardı. Hayatımı esir ettikleri yetmezmiş gibi şimdi de parmağıma pranga geçireceklerdi. Hep birlikte misafir odasına girdiğimizde kızların arasında durdum. İç çekerek yüzümü yerden kaldırmadım. İçimden nağralar atmak, ağıtlar yakıp hıçkırmak geçse de bunu geceye saklamam gerekiyordu. “Artık esas meseleyi konuşmanın vakti geldi öyle değil mi Harzemşah’lı?” Dedem konuşmaya girdiği zaman ilk defa sevdiğim bir insanın sesinden nefret ettim. Herkes pür dikkat dedemin konuşmasını dinlerken ben sessizce kesilecek olan yüzüğü bekliyordum. “Doğrudur, İhsan Amca lafa girmeden ben söyleyeyim.” Behram Harzemşah’ın tok sesi, odanın içini doldururken mutsuzluğum her yerimden belli oluyordu. Yasemin yanımda kıpır kıpırken ben sanki cenaze törenine gelmiş gibiydim. “Buyur evladım…” “Çok tatsız olaylar oldu, elbette kardeşimi böyle bir şekilde sözlenmesini istemezdim ancak elden bir şey gelmez. Allah’ın emri peygamber efendimizin kabri ile kızınız Mihrimah’ı kendime istiyorum.” İçerideki herkes bir anda kalakalırken, ben ne olduğunu anlamamıştım bile zira onu dinlemedim. “Bu ne diyor?” “Kendine mi istedi? Mihrimah!” Kulağıma fısıldayan Didem ile ne olduğunu anlamadığım için etrafa alık alık baktım. “Evladım sen ne diyorsun?” dedi dedem, o sırada İhsan Bey’in ayaklandığını gördüm. “Behram, ne diyorsun sen?” Ne kaçırmıştım ben? “Dediğimi duydunuz, tek şartım var.” O an ilk defa göz göze gelmemizi sağladı. Etrafta onca insan varken siyah irislerini gözlerime değdirdi. Bakışlarındaki kararlılık içime işlerken anlamsızca onun yüzüne baktım. “Kardeşim Allah’ın emri ile sizin ailenizden biridir artık.” Kirpiklerinin arasından sızan öfke bir anlığına Yasemin’e değdikten sonra tekrar bana döndü. “Lakin Mihrimah benim olacak.” Af buyur, ne demişti o?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD