RÜZGAR

1081 Words
Kaan'ı pazartesi sabahına kadar görmedim. Onunla konuşmadık hiç. Bende numarası olmadığı için ona mesaj atmadım ve onu aramadım. Onda da numaram olmadığı için o da beni aramadı. Gerçi olsa da arayacağından da emin değilim. O benim gibi kızlarla ilgilenmez. O daha çekici kızları tercih eder. Sarışın ve çekici kızıllar varken ben gibi bir kızla çıkmaz. Kaan'ı büyüyünce düşündüm bir an. Oyuncu olsa kesin ünlü modellerle ya da çekici mankenlerle çıkardı. Her gün bir ünlü kızla adı anılırdı magazin dergilerinde, paparazzi programlarında. Onun sevgilisi olmak her gün kıskançlık krizi yaşamak demekti. Ve bu benim ruh sağlığım için iyi bir şey değil. Bir de bu kıskançlık krizleriyle ruh sağlığımın iyice kötüleşmesine gerek yok. Kaan, kabul yakışıklı çocuktu. Yakışıklı olduğu kadar da çapkındı. Kazonova'nın eski sevgililerinden biri olmak istemem. Aman bana ne ya? Niye şimdi bunları düşünüyorum ki? Ben yalandan sevgilisiyim. Gerçekten değil. Bunu koy kafana kızım. Bu düşünceler içindeyken pazartesiyi iple çektim. Pazartesi sabahı sınıfa girdiğimde Kaan'a baktım. Görünürde yoktu. Belki kantine gitmiştir diye kantine baktım. Ordada yoktu. Bahçeye gittim. Orda da yoktu. Baktım yok, bahçedeki en uzak köşeye oturdum. Birden rüzgar çıkıp ağaçların yapraklarını dökmeye başladı. Dökülen yapraklara bakarken hüzünlenmeye başladım. Rüzgarda esen yaprak misaliydik aslında hepimiz. Rüzgar karşısında çaresizdik. Ona engel olamıyorduk. Olacak olan şey oluyordu. Çok mu kaderci oldum acaba? Kadere ait düşüncelerimden saçıma değen bir el dokunuşuyla sıyrıldım. Başımı kaldırdığımda Arda'yı gördüm. "Ne yapıyorsun?" dedim, şaşkınlık ve korku içinde. Elindeki kurumuş yaprağı gösterdi. "Saçında yaprak vardı." dedi. "Rüzgar." dediğimde "Rüzgara karşı konulmuyor değil mi?" dedi. Evet, dediğimde "Tıpkı... " deyip sustu. Tıpkı?" Merakla cümlesinin devamını beklerken Kaan’ın sesi duydum. “Sevgilim hani beni bekleyecektin?" Kaan bana gülümseyip "Günaydın sevgilim." dedi. Ona gülümseyip günaydın dedim. Kaan sonra Arda'ya döndü. Galiba Arda'nın yanında Peri'yi görmeyi bekliyordu. "Geliyor musunuz partime?" dedi. Arda "Peri gelirse gelirim." dedi. Kaan “Gelmelisin. İstanbul'daki gibi eğlence arıyorsan gelmelisin. Eğlence garantili." dedi. Arda "Aslına bakarsan İstanbul'daki eğlencelerden sıkıldım." dediğinde ona "Seni küçük kasabamız sıkmasın. Sonuçta İstanbul gibi büyük ve eğlenceli bir yer değil." dedim. Arda "İnsan belirli bir süre sonra o büyük ve eğlenceli şehirden sıkılıyor." dedi. "Özlüyor musun İstanbul'u?" dedim. Kati bir sesle "Hayır." dedi. Kaan elimi tutup "Ya özlediklerin? Şehr-i İstanbul'da özlediğin yok mu?" dedi. Arda "Şehri güzel yapan insanlardır. Onu özlememize neden olan o sevdiğimiz insanlardır." dediğinde "Peki, İstanbul'da özlediğin biri var mı?" dedim. Gözleri bendeyken "Var." dedi. "Onu özlüyorum." Kaan "Onunla konuşuyor musun?" dediğinde "Hayır." dedi. Ona "Neden?" diye sordum. O kişi kimse Arda'nın önem verdiği kişiydi. Bu belli. Ona bu kadar önem verirken konuşmama nedenlerini merak ettim. Acaba bu eski bir aşk hikayesi miydi? Hala o kızı mı seviyordu? Kalbi hala o kızda ve İstanbul'da mıydı? Eğer öyleyse şanslı bir kızdı. Kim hala bu kadar çok sevilirdi ki? Modern zamanların masal tadında aşk hikayesi! Bana bakıp "Bazı şeyler olmaz. Buna neden olan bazen zamandır, bazen de mekan." dediğinde "Sizin konuşmanıza engel olan neydi? Zaman mı? Mekan mı?" dedim. Ellerini saçlarına götürdü. Gülümseyip "Olmadı işte. Nedenin ne önemi var olmadıktan sonra?" dedi. Kaan'a seslenen Furkan'ın "Kaan sana ihtiyacımız var, abi." deyişiyle konuşma bölündü. “Geliyorum.” Kaan, Furkan'ın yanına gitti. Arda'ya "O kızı çok özlüyor musun?" dediğimde "Hangi kızı?" dedi. "Kim olacak? Eski sevgilin. Onu çok seviyorsun galiba." dedim. Gözlerinde hüzün bulutlarını gördüm. "Bazen sevgi sadece acı verir. Bizimkide öyleydi. Onun aşkı sadece acı verdi." dedi. Kaşları çatılmıştı. Yürümeye başladı. Arkasından koştum. Kolundan tuttum. Bana baktı. "Özür dilerim." dediğimde "Neden özür diliyorsun?" dedi. "Eski aşklar kanatırmış. Seninki de öyle. İnan bana yaranı kanatmak değildi amacım." dedim. Bu sefer o benim kolumdan tuttu. "O zaman bir daha bu konuda konuşma." dedi. Onun bu kadar kızmasını anlamıyordum. Ne dedim de onu bu kadar kızdırdım? İnsanlar eski aşkını hatırlamak istemiyor galiba. Bunun bu kadar acı vermesi ne kadar da trajik. Eskiden sadece mutluluk veren şey şimdi ise sadece acı veriyordu. Bu muydu aşk? Acı çekmek mi? Sonsuz acıda boğulmak mı? Gözyaşıydı aşk, acıydı aşk. Tüm bunlara rağmen yine de insanlar aşık oluyordu. Aşk acısı çekiyor ve yine aşık oluyorlardı. Aşk devam ediyordu. Sadece aşık olduğumuz kişiler farklıydı. Aşk... Anlayamacağım ve anlatamayacağım kadar karışıktı. Arda'ya baktım. "Bu aşk sana yaramamış. Baksana ondan bahsedince kendini kaybediyorsun." dedim. "Buna aşk diyorlar. Kendinde olmuyorsun. Kendinde olduğun an aşık değilsindir." dedi. Ekledi "Sen aşık olduğuna emin misin?" "Bu seni ilgilendirmez. " dedim. Bileğimden sıkıca tuttu. "Söyle." diye bağırdı. "Bırak beni." diye bağırdım. Elini çekti. "Bu aşk sana bu kadar zarar veriyorsa belki de onu unutmalısın, Arda." dedim. "Unutmak bazen kolay olmuyor. Söz konusu aşk olduğunda hiç kolay değil." dedi. "Ya Peri? Onu seviyor musun peki?" diye sorduğumda Cevap veremedi. "Ya o eski aşkını unut ya da yeni aşkını. Bir kalpte iki kişi olmaz, kazonova." dedim. Gülümsedim. O ise surat ifadesinde yüzde yüz ciddiyetle "Kazonova mı? Ben mi kazonavayım?" dedi. Kalbini gösterip "Hadi ama insan bir kişiyi sever değil mi?" dedim. Arda Kaan'ı gösterdi. "Ya o? Asıl Kazonova oymuş. İki kızı aynı anda idare eden kişi için Kazonova denmiyor mu? Bence kazonovalığı o hak ediyor. Ben değil.” dedi. Kaan'a baktım. Yanında D şubesinden bir kız vardı. Kıza çok yakındı. Ona gülümseyip duruyordu. Onları böyle görünce yalandan sevgilisi olsam da bozuldum. Arda haklıydı. Asıl kazonova oydu. O değişmezdi. İflah olmaz zamparaydı o. Behlül onun yanında günahlarından arınmış kalırdı. Aman ya! Bana ne! Ben onun gerçek sevgilisi değilim ki. Niye bozuluyorum bu kadar? İnsan yine de bozuluyor. Kaşlarım çatılmış onlara baktım. "Millete çapkın derken bir daha iyi düşün. En yakının, sevgilin, sevdiğin adam gözünün önünde başkasıyla..." dedi. "Bu hoşuna mı gidiyor? Acı çekmem? Narsist misin sen?" dedim. Kahkaha attı. "Bu aşk sana iyi gelmiyor galiba. Baksana aşktan gözün dönmüş. Herkese saldırıyorsun." dedi. Bana misilleme mi yapıyordu? "Ben saldırmıyorum bir kere. " dedim. Yürümeye başladığında arkadan bağırdım. "Daha cümlemi bitirmedim. Nereye gidiyorsun?" Durup arkasını döndü. Bana baktı. "Konuşman bitti bence. Bundan sonrası kelime israfı." dediğinde "Hayır, bitmedi. Seni kendini beğenmişe söyleyeceklerim var daha." dedikten sonra da yanına gittim. "Bak Brad Pitt gibi yakışıklı olabilirsin ama bu kadar ukala olma. Sonuçta Brad de yaşlandı. Yani demek istediğim yakışıklılığın geçici." dedim. Ne söylediğimi fark edince de kendime kızdım. Ona ne demiştim ben? Brad Pitt mi? Yakışıklı mı? Gülümsedi. Gülümseyişi o kadar samimi görünüyordu ki hep gülümsesin istedim. "Yakışıklı mı? Bunu söylemen çok hoşuma gitti." dedi. "Ben... Ben öyle demek istemedim." dediğimde "Çirkin miyim? Onu mu demek istiyorsun?" dedi. "Hayır onu da demek istemedim." dedim. İçimde "Dilimi eşek arsı soksaydı da bu durumlara düşmeseydim." dedim. "Ben sadece..." diye gevelerken Arda beni susturdu. "İşte buna aşk diyorlar. Tüm kelimeler ve cümleler karışıyor değil mi? Kısacası sen sen değilsin." dediğinde "Ama ben aşık..." dediğimde "Aramıza hoş geldin, aşık." dedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD