Mete'nin konuşmasına fırsat vermeden arkasında tuttuğu kitabı anlatmaya başladığında genç adam dikkatini toparlayıp dinlemeye koyuldu. "Kitap aslında suçlu psikolojisi üzerine kurulu. Muhtaç insanlardan fidye yoluyla haksız kazanç sağlayan bir kadını başkarakter olan adam öldürüyor ve delilleri sakladıktan sonra onun için azap dolu günler başlıyor. Kafasında sürekli ihtimalleri düşünüyor ve bir bakıma paranoyaklaşıyor. Sürekli hastalanıyor, günlerce yataktan çıkamıyor. Günlerden bir gün sokağa çıkabildiğinde karşılaştığı ayyaş bir adamı evine kadar taşıyor. Evin feci derecede olan müşküllüğünü, küçük çocukları ve adamın karısının sinirden çıldıracak bir durumda, ancak aynı zamanda da bu duruma alışmış olmanın perişanlığı içerisinde olduğunu görüyor." Serra yere bakarak tebessüm etti. "Gördüğü başka bir şey daha vardır ki... o da Sonya. Ayyaş adamın genç kızı. Adamın..." cesurca ve biraz da soğukkanlıca Mete'nin gözlerine baktı. "...hayat kadını olan genç kızı."
Mete kitapta ilgisini çeken kısmın Serra ile aynı olduğunu kızın son cümleyi telaffuz edişiyle anlamıştı ama gerilmişti de. Bu konuya parmak basmaya devam ederse Mete'nin onu düşünmekten başka çaresi kalmayacaktı. "Adam Sonya'nın hayat kadını olmasını zerre umursamaz," diye devam etti Serra kaşlarını kaldırarak. "Onun ailesine bakmak için bunu yaptığını ve ne kadar iyi yürekli olduğunu bilir. Kızla tanışır, görüşmeye başlarlar. Bu sırada adamın kız kardeşi nişanlanmıştır ve kız kardeşinin nişanlısı..." Serra sıkıntıyla yüzünü buruşturdu ve kitabı yaşıyormuş gibi olan yüz ifadesi Mete'nin canını yakıyordu. Genç kızın kitabın bu yanını yaşarmış gibi anlatması... Mete'ye feci bir ızdırap vermeye başlamıştı. "...erkeğin kadından maddi manada üstün olmasını ve böylece kadının erkeğe velinimeti gibi davranmasını savunan bir tip. Raskolnikov'la tamamen zıt düşerler ve..." Mete Serra'nın başta ipucu vermemek adına başkarakter dediği roman kahramanını adıyla anmasını ve bunun üzerinde zerre durmamasını artık oyundan geçip tamamen Raskolnikov'un görüşünü coşkuyla savunmaya başlayacak olmasına yordu ve bu da genç kızın Mete'nin sandığı kadar hakkında konuşulanlardan habersiz olmadığını gösteriyordu, bir yarası vardı ve bu oldukça belliydi. "...ve kardeşinin nişanlısı bir tartışma esnasında şöyle der, 'kız kardeşinizle o kızı -Sonya'yı- bir araya getirebilir misiniz, getirmezsiniz' diyerek Raskolnikov'un savunduğu düşünceye aslında içten içe onun da uyamayacağını kastetmek ister ve Sonya'yı ya da onun gibi kadınları aslında herkesin bir noktada ötekileştirdiğini savunur. Bunun üzerine Raskolnikov bir gün annesini, kız kardeşini, onun nişanlısını ve Sonya'yı bir araya getirir. Sonya'ya kız kardeşinin yanında yer açar ve onun nişanlısına şöyle der..."
Mete nefesini farkında olmadan tuttu ve yine farkında olmadan bütün vücudu gerilmişti. Bütün kitap boyunca altını çizdiği tek bir cümle vardı ve okurken etkilendiği bu cümleyi yıllar sonra bir kadının kendinde derin yara açmış olarak telaffuz edeceğini görmekten, duymaktan ve bunu kalbinin kaldıramamasından korkuyordu. Serra irileşmiş gözleri ve güçlenmiş heyecanıyla malum cümleyi seslendirdi. "Bana sorarsanız; sözde erdemlerinizin tümüyle birlikte, karaladığınız o mutsuz kızın küçük parmağı bile etmezsiniz siz..."
Mete duymaktan korktuğu cümleyi işitince sıkıntıdan buruş buruş olan yüzünü saklamak adına gözlerini yumarak tek eliyle yüzünü sıvazlamaya başlamıştı; bu sırada kalbinin de kanını her zamanki gibi değil, daha ağır ve sert vuruşlarla pompalamaya başladığını hissetti. Serra Mete'nin tavrının altında yatan duyguyu sezemeyecek kadar coşkuya kapıldığından duraksamadan devam etti. "Raskolnikov suçunu ve aşkını Sonya'ya itiraf ettiğinde Sonya onu suçunu bildirmesi konusunda ikna eder ve Raskolnikov'u büyük bir azaptan kurtarır. Ceza olarak sürgüne, kürek çekme cezasına gönderilir ve Sonya cezası bitene dek onu bekleyecektir..."
Mete dolduğunu hissettiği gözlerini açamayacağından yüzünü eliyle gizlemeye devam etti ancak kısık bir aralıktan Serra'nın kitabı arkasından çıkarıp sarılırcasına göğsüne bastırdığını gördü. Aynı zamanda, "Çok seviyorum bu kitabı..." diye mırıldandığında ve Suç ve Ceza yazan kapağı zerre sakınmadığında Mete kendinden geçecek ve oyunu unutacak kadar etkilendiğinden emin olmuştu.
Serra kitapla ayrılmak daha zor olmasın diye rafa döndü ve aldığı yere kitabı usulca yerleştirdi. Mete'ye döndüğünde genç adamın şakaklarını sıkan parmaklarını yeni görmüşçesine yanına yanaştı ve "Başın mı ağrıyor?" diye sordu kaygılı bir sesle, genç adamın yüzündeki eline hafifçe dokunurken.
Mete yavaşça elini aşağı indirirken yüzünün buruşukluğunu çözmek için uğraşmayıp, "Arada bir ağrı saplanıyor," diyerek genç kızın ona açtığı yoldan en uygun yalanı savurdu. Ardından kısık gözlerini kitapçıda ileri bir noktaya sabitleyip gözündeki yaşların dağılmasını ve yüz ifadesinin toparlanmasını bekledikten sonra kafasını eğerek Serra'nın kaygıyla kırışmış alnını ve buna uygun yüz ifadesini görünce şefkatle gülümseyerek, "Şimdi geçti," diye devam etti.
Serra'nın kasılan yüz ifadesi gözle görülür cinsten gevşedikten sonra dudakları içten bir mutlulukla kıvrıldı ve hemen ardından yüzüne düşen çekingen ifadeyi, Mete'nin yorumlamasına gerek kalmadan elinin içine geçen küçük ve narin eli hissetmişti. Genç adamın gülümsemesi derin ve geniş bir hal aldığında genç kızın okyanus yeşili gözlerinin içine daha da daldığını fark etti ancak genç kızda bundan ziyade utancından peyda olan sıkıntılı bir hal vardı ki Mete bunu daha fazla uzatamayacağını fark edip genç kızın elini sıkıca kavrayarak kitapçının çıkışına yönelen bedeninin peşine genç kızınkini de düşürdü. Ağır adımlarla peş peşe kitap mağazasından dışarı çıktıklarında yürüdükleri süre zarfında ikisinin de amacı olan, yüzlerindeki şapşal sırıtmayı kontrol altına alma çabasında gayet başarılı olmuşlardı. İnsanların içine karıştıklarında Mete kafasını arkaya çevirerek ve eğerek Serra'ya, "Acıktın mı?" diye sordu.
Serra çekingen bir tebessümle kafasını salladı ve "Sanırım evet," diye mırıldandı.
Mete genç kıza ortaklık etmek için, "Ben de," dediyse de aslında o da hafiften acıkıyordu ama yaşadığı duyguları açlığını hissetmesine fırsat vermemişti. Ayaküstü birkaç fikir alışverişinde bulunduktan sonra pizza ve kola ikilisinde karar kılarak restorandan içeri girdiler ve pizzaları beklerken de geldikten sonra da gelişen konuların hepsinde genç adamın bir yanı mevcut ortam ve konuda olsa da diğer yanı genç kıza dalmadan dalmaya madden bulunduğu yerden çok daha uzaklaşıyor; kendini Eray'ı ve Ceyda'yı irdeler bir tavırla tenkit ederken buluyor ve kendisi burada yokken aralarındaki arkadaşlık ilişkisinde neler yaşandığını görebilmek yahut herhangi bir ipucu bulabilmek uğruna çırpınıyordu. Genç kızın bir şeylerden haberi varsa, önceden problem yaşanmış ve bu mazur görülmüşse Mete her şeyi tekrardan eşelemeye ve Serra'yı kendiyle beraber onlarla ilişkisini kesme konusunda cesaretlendirebilirdi ancak... ancak hiçbir şeyden haberi olmaması ya da bazı şeyler gözüne sokarak yapılsa ve söylense dahi genç kızdaki iyi niyetin bunu idrak edememe ihtimali o kadar yüksekti ki... Böyle olduğu takdirde Mete bildiklerini kıza anlatabilir miydi, onun gibi naif yapıda birinin bu çirkin ithamlarla yüzleşmesini bir başına sağlayabilir miydi bilmiyordu.