XII

2188 Words
Ertesi gün kahvaltı sofrasının bunaltıcı havasından başlayarak her şey dünün aynısı şeklinde gelişmeye başlamıştı. Genç adam elinde olmadan arkadaşından gözlerini kaçırıyor, yüzüne bakmıyor ve lokmalarını çabuk çabuk yutuyordu. Kahvaltı masasına oturmadan önce ise Serra ile mesajlaşmış, bir saate çıkma konusunda anlaşmışlardı. Mete'nin gözü sürekli telefonun ekranına kayarken vakit yarım saati geçtiğinde daha fazla dayanamayarak ayağa kalkmıştı çünkü genç kızın Eray'ın yanında aramasını istemiyordu. Eray arkadaşının aceleci tavrını alaycı bir halde garipseyerek, "Neden sokağa atılmış gibi hareket ediyorsun?" diye sormuştu yarı ciddi yarı eğlenir gibi yaparak. Genç adam içinden sokağa atılmayı yeğleyeceğini geçirse de arkadaşına soğukkanlı olmaya çalışarak ev sahipleriyle saat konusunda anlaştığını söylemiş, "Hem merak etme, yakın evlere bakıyordum; yine bir arada olacağız," diyerek geçiştirmeye çalışmıştı. Bunun üzerine arkadaşının bakışları biraz daha normalleşmiş, fakat şimdi de üstünü süzmeye başlayarak, "Pek de şıksın, inşaata jilet gibi olmadan almıyorlar mı?" diye iğneleyici bir üslupla yeni bir soru yöneltmişti. Mete tuttuğu nefesini verirken göz kapaklarını bunalmışçasına yumdu ve tekrar araladığında, "Birincisi, evlerin hiçbiri inşaat değil ve hepsi tamamlanmış; ikincisi, her zamanki halim," diyerek sandalyenin sırtlığından ceketini aldığı gibi kendini kapıya atmıştı. Asansöre bindiğinde aynadan kendine baktığında içten içe çok mu belli oluyor, diye düşünüyordu. Siyah süet ceketinin altında oldukça koyu lacivert şık bir gömleği vardı ve altına da her zamanki koyu kotlarından birini geçirmişti. Sabah kalkar kalkmaz sakal şeklinin bir kez daha üzerinden geçmiş ve saçlarını da ayrıca özen göstererek şekillendirmişti ancak yine de her zamanki haliydi. Yoksa değil miydi? Cevabı genç adam da bilmiyordu ancak pek de umrunda olduğu söylenemezdi. Arabasını görevliden devralarak sitenin bahçesinden çıktığında bir eliyle genç kıza, "Ben geliyorum," diye mesaj atmıştı. Kızdan ilk mesaja cevap gelmese de Mete kapısının önünde durup, "Geldim," yazdığında bu defa hemen, "Ben de," diye cevap gelmiş ve genç kız sitenin kapısında gözükmüştü. Mete telefonu bakmadan kilitlerken gözlerini Serra'nın bahçe yolunu adımlayan ve dans eder gibi ahenkli, büyüleyici olduğunu düşündüğü yürüyüşünden bir an bile kaçırmamaya dikkat ediyordu. Belki de bu denli zevkine uygun düşecek ve bakmalara doyamayacağı bir kızı böylesine kolay hayatına çekmesine, dahası hayatlarının kesişmesine ve bu biçim basit bir tesadüf vasıtasıyla, tesadüfle mümkün olamayacak kadar sevinç ve heyecan salan birinin varlığına içten içe inanamıyordu ve bundandır ki kendini kaptırmayı bir türlü engelleyemiyordu. Bu kız günlerce peşinden koşmayı, defalarca reddetmeyi yahut platonik olunmayı hak eden bir kızdı ve her şeyin bu kadar kolay gelişmesine hayret etmeden duramıyordu genç adam. Gerçi bu saydıkları kendi hayatında hiç başına gelmemiş ve ona uygun olmayan şeylerdi, başına gelse yapar mıydı bilmiyordu fakat kızın güzelliğiyle bütünleşen karakter yapısı Mete'yi bunları düşünmeye sevk ediyordu. Hiç bu kadar büyük cinsten hayranlık beslediği ve her şeyin yakıştığını düşündüğü bir kadınla karşılaşmamıştı. Sanki bir peri kızı gibi fantastik bir karakterdi, nur gibi parlayan güzelliği ve her hareketinden akan hassasiyet bunu düşündürüyordu. Genç kız bugün kırmızı, ince bir badi ve üstüne siyah, iç kısmı tüylü kumaştan salaş ve şık bir mont giymişti. Altında ise siyah dar pantolonu ve siyah topuklu botları vardı. Genç adamın arabaya yerleştiğinde daha iyi gördüğü üzere okyanus yeşili, açık renk gözlerin aydınlattığı çehresinde dudaklarına çok da koyu olmayacak kırmızı ruj sürmüştü ve kıvrık kirpiklerini tel tel ayıran rimeli mevcuttu. Küçük bir konuşma faslından sonra araba tekrar çalışmaya başladığında, bu defa internetten bakarak değil de arabayla civarı ağır ağır gezerek ev bakmaya karar vermişlerdi. Böylelikle hem buralardan çok uzaklaşmamış olacaklar ve hem de en azından dışını canlı canlı gördükten sonra eve bakmaya karar vereceklerdi. Serra'nın sitesinin çevresi, hatta bu civar sürekli olarak gökdeleni andıran uzunlukta, lüks sitelerle doluydu ve ilk olarak iki sokak kadar bile etmeyecek bir mesafede, yine böyle bir siteye bakma kararı alarak arabadan inmişlerdi. Güvenlik görevlisi en az iki üç dairenin boş olduğunu söyleyerek başka bir görevliye onlarla ilgilenmesi için telefon etmişti ve bahsi geçen adam bahçenin diğer ucundan geldiğinde daireye doğru yol almışlardı. Dairenin içi sitenin dış görüntüsüyle paralel bir vaziyette oldukça kaliteli ve kullanışlı bir mimariye sahipti. İyice gezdikten sonra bulunacak bir kusur olmadığı ikisi için de aşikardı ve oradan çıkıp diğer tercihlerini de çok yakındaki sitelerden yana kullandıklarında hepsinin de bu ölçüde şık ve gösterişli olduğunu görmüş oldular. Birbirlerine yakın oldukları için hiç farkında olmadan beş ayrı daire gezmişlerdi ve Mete görevlilerden bütün dairelerin ev sahiplerinin numarasını almıştı. Günün sonunda -beş daireden sonra- daha fazla yorulmanın manasız olduğunu düşündüler, Serra'ya en yakın ve en güzel daireler gezilmişti; genç adam en yakın zamanda yakının da yakını olan evi tespit ederek bir an önce taşınmaya başlayacaktı. Arabaya bindiklerinde hangi site olursa olsun boş olan en yüksek daireyi tutma konusunda anlaştılar çünkü manzaraların aralarında ilk günden beri ayrı bir yeri olmuştu ve bunu bile isteye sürdüreceklerdi. Mete arabayı çalıştırmadan önce durdu ve genç kıza dönüp, "Şimdi nereye peki?" diye sordu. Genç kız da yeni dank etmiş gibi duraksayıp dudaklarını geriye doğru büktü ve "Bilmem," dedi kararsızlıkla. "Ben pek acıkmadım." Düne göre saat daha erkendi ve genç adam da acıkmamıştı. Yola bakarak, "Ben de," diye katıldı. Kısa bir süre sessiz kaldıktan sonra Serra, "Eğer vaktin varsa alışveriş merkezine gidelim, orada vakit çabuk geçiyor, güzel bir yer bulur acıktıktan sonra yeriz," diye fikir sunmuştu. Genç adam ılımlı bir sesle, "Olur," dedikten sonra arabayı çalıştırdı ve "Bir sorunumuz daha var ama acelesi yok tabii, evi tuttuktan sonrası için," dedi sıkıntıyla, yolu izlerken. "Eski evimdeki eşyaları yeni almıştım ama alırken kendim seçmiştim, pek zevkli seçimler değillerdi ve açıkçası... evim berbat bir uyum içerisindeydi," dediğinde gülerek, Serra da anlamış bir ifadeyle kafasını sallarken gülüyordu. "İki yılda nerdeyse hiç eskimediler ama burada da gözlerim kanasın istemediğimden... ve tabii taşımacı şirketlerle uğraşmak istemeyişim de var; ihtiyaç sahiplerine yollamıştım. Şimdi giysilerim hariç dımdızlağım ve zevk benim olduğu sürece aynı çukura düşmek çok olası olduğundan..." Serra, "Hallederiz," diyerek onu daha fazla yormak istemedi anlayışlı çıkan sesiyle. "İstersen mağaza gezeriz, istersen internetten bakarız her şeye," diye sürdürdüğünde konuşmasını, genç adam, "Çok rahatladım şu an," dedi gülerek, içten çıkan sesiyle. Serra'nın ve Eray'ın evinin bulunduğu bölge, şehrin göbeklerinden biri olduğundan büyük alışveriş merkezlerinden biri de çok yakınlarındaydı ve yarım saatten daha az bir zamanda arabayı otoparka park edip alışveriş merkezine doğru ilerlemeye başlamışlardı. Yan yana katları gezerken ve mağazalarda göz gezdirirken ikisinin de aklından beraber ne yapabilecekleri geçiyordu ve bunun verdiği boğucu telaşla hızla etrafı süzüyorlardı. Giyim mağazalarının çoğunlukta olduğu katı kısa sürede gezdikten sonra yürüyen merdivende aynı basamakta üst kata çıktılar ve ikisi de aynı arayıştayken gözlerine kitap mağazası çarpınca bakıştılar. Mete tek elini fark etmez der gibi açarken, "Girebiliriz," diyerek de bu hareketini tasdikledi. Serra gülümseyerek kafasını sallarken "Olur," dedi ve birlikte mağazanın içine girdiler. Giriş kısmındaki aksesuarların ve dijital aletlerin bulunduğu bölümü geçtikten sonra kitapların arasına rastgele daldılar ve biraz ilerleyince sadece dünya klasiklerinin bulunduğu rafların arasına gelişigüzel giriş yaptılar. Serra ilerlerken aynı zamanda yanındaki rafı süzüyordu ve kısık sesle, "Çoğunu okudum," diye mırıldanınca Mete genç kıza şaşarcasına baktı çünkü her zaman sesinde bulunan naifliğin ve tevazunun yerini ilk defa bariz bir özgüvenin ve bilmişliğin aldığını görüyordu ancak genç kızın bu hali de çok hoşuna gitmişti. Yine de ona onun gibi karşılık vermek ve sohbeti biraz kızıştırmak için, sırıtarak ve tek kaşını hafifçe kaldırarak, "Benim kadar okumuş olamazsın," dedi sesindeki meydan okuyan tavrı hafifçe sezdirerek. Genç kız son dediğinin üzerine bakışlarını kitaplardan alarak Mete'ye verdi ve gülüşünün arkasından, "Neden olmasın?" diye sordu açıktan bir kafa tutmayla. Genç adamın sırıtışının genişlemesi Serra'daki bu tavrın fevkalade hoşuna gitmesindendi. Genç kızın bahsettiği kadar kitabı okuduğuna inanıyordu ancak inanmamış tavrıyla kızla inatlaşmak daha çok hoşuna gideceğinden yüzündeki meydan okuyan tavrı sürdürerek yanındaki raftan bir kitap kapıp arkasına sakladı. Şimdi ikisi de iki rafın arasında karşılıklı durmuş ve ilerlemeyi kesmişlerdi. Genç adam tek yanı yukarı kıvrılan dudağıyla, "Madem çoğunu okudun bunu da bilirsin herhalde?" dedi sorar gibi. Genç kız bunun üzerine ağırlığını bir ayağından diğerine verir gibi yaparken gülerek etrafta göz gezdirdi ve sonrasında bakışları Mete'nin gözlerini bulduğunda, "Benimle uğraşmaktan keyif aldığını görebiliyorum ama seni bozmak istemem," diye çekingen ama aynı zamanda da dediğinin aksini dileyen bir ses tonuyla konuştu. Mete dudaklarını geriye kıvırarak, "Bozulabilirim," diye cevap verdi. "Sıkıntı değil." Serra'nın gülüşü genişlerken durduğu yerde dikleşti ve kollarını göğsünde kavuşturduktan sonra, "Pekala," dedi dudaklarını yalayarak. "Başla." Mete de istediğini elde etmenin verdiği sabırsızlıkla dudaklarını yaladı ve engel olamadığı sırıtışıyla çevresinde göz gezdirirken, "Im..." diye mırıldandı. "Düşüneyim...." Kısa bir süreden sonra, "Pekala," diyerek kıza döndü ve anlatmaya başladı. "İki erkek arkadaş yaşadıkları şehirden ailelerinin yanına dönmek için yola çıkarlar... ve bu iki arkadaş nihilizmi benimsemişlerdir..." diyerek devam ediyordu ki Serra genç adamı, "Babalar ve Oğullar," diyerek yüzündeki bilmiş gülümsemeyle susturdu. Mete afallayarak baktığı kızın suratındaki bilmiş gülümsemeye ve belki de ilk kez gördüğü kibir kırıntılarına hayranlıkla bakakaldı; kızın üzerinde hiç de yapay durmayan ve belli ki yeri geldiğinde ortaya çıkan dişli tavra aralanan dudakları ve başka bir -ona çok yakışan- yönünü görmenin verdiği afallamayla bakmayı sürdürürken genç kız önceden gözüne kestirdiği kitabı arkasındaki raftan bir çırpıda alarak gerisine saklayınca Mete ağzını toplayarak kendine geldi. Bu kez kızın suratında yaramaz bir ifade belirince genç adam ne yaptığını anlayarak arkasında tuttuğu kitabı aşağı indirdi ve kapağı Serra'ya gösterdikten sonra tekrar rafa yerleştirmek için arkasına döndü. Kitabı aldığı yere sıkıştırırken, "Pekala, kolaydı," dedi sesinde beliren hafif yenik tonla. Tekrar önüne döndüğünde Serra'nın yüzünde ve bakışlarında aynı yaramaz ifade vardı. Kaşlarını kaldırarak, "Sıra bende," dedikten sonra Mete düşmüş göz kapaklarının ardından ona sevecenlikle bakarak dudaklarını birbirine bastırıp beklemeye başladı. Serra kısa sürede, "Bu bir yasak aşk hikayesi..." diye mırıldandı kafasında hala diyeceklerini tasarlıyormuş gibi çıkan duraksamalı bir sesle. "Adam gittiği kentte evli bir kadına aşık oluyor ve hatta... hatta onu önceden de bir baloda görmüştü aslında. Bir şekilde kendini kadına, çocuklarına ve kocasına sevdirerek evlerine gidip gelmeye başlıyor ve kadın zamanla agresif kocasından ziyade genç adamla konuşmaktan, vakit geçirmekten keyif aldığını fark ediyor ancak kocasına aşık olmasa dahi onu aldatmayacak kadar şerefli, gururlu bir kadın... Genç adama bir süre sonra mevkisini kullanarak iş hayatında yer buluyor ve onu yanından gönderiyor... ancak yokluğuyla hasta oluyor, yataklara düşüyor. Genç adam ise bu sırada kendi yaşıtı bir kızla tanışıyor..." Mete çoktan tahmin ettiği ancak Serra'nın anlatım kabiliyetini gözlemleyebilmek adına sustuğu sessizliğini, "Sonunda hepsi adamın başka bir kadına, üçüncü bir kadına yazdığı mektup çıkıyor ve kadın da okuduklarından sonra başka bir mektupla adamı reddediyor," diyerek kitabın sonu ile bildiğini kanıtladı ve aynı onun yaptığı gibi bilmiş bir tavırla gülümsedikten sonra, "Vadideki Zambak," diyerek devam etti. Serra'nın çarpık bir gülümseme eşliğinde omuzları hafifçe düştü ve geriye dönüp kitabı yerine yerleştirdi. Önüne döndüğünde bir süre sessizce bakıştıktan sonra Mete, "Bakmaya devam etmeyeceksin herhalde?" dedi gülerek ancak Serra şaşkınca, "Ne?" diye sordu. "Sabaha kadar burada oyun mu oynayacağız?" Mete onun dediği gibi, "Neden olmasın?" dedikten sonra, "Korktun mu yoksa?" diye devam etti. "Kimse bir kitabı bilmekle çoğunu okumuş sayılmaz." Serra toparlayamadığı gülümsemesiyle kafasını yan tarafa çevirip kısa süre sessiz kaldı ancak sonra genç adama döndüğünde, "Tamam," dedi inatlaşmayı sürdüren bir ifadeyle. "Sor." Mete kızın bu hallerini keyifle incelerken Serra, kollarını hafif hırs sezdiği bir hareketle önünde bağlayarak yönünü başka tarafa dönünce Mete arkasındaki raftan bir kitap seçerek gerisine sakladı ve "Tamam," dedi neşeli bir sesle, sonrasında. Genç kız ona döndüğünde gözlerinde sabırsız parıltılar vardı. Mete, "Bu kitabı okumayı senin bünyenin kaldıracağını hiç sanmıyorum ama... belki yarıda falan bırakmışsındır," diye tahmin yürüterek anlatmaya başladığında, Serra gözlerini kısarak, "O kadar emin olma," diye cevap verince Mete onda tatlı bir hırs körüklemeyi başardığını fark ederek gülmeden edemedi. Dediğini duymazdan gelerek anlatmaya devam ettiğinde kısmen ciddileşmişti. "Kitap ergenliğe yeni girmiş yaşta sayılan erkek çocukların oluşturduğu çetenin suçlarını anlatmakla başlıyor. Bu suçlar hırsızlık, gasp, tecavüz... yaşlarından beklenmeyecek kadar büyük suçlar. Bir gün bir evi soymaya giriyorlar ve evdeki adamın yazdığı romanın -çete liderinin gözüne ismi çarpmıştı- adı bu kitabın da adı. Evi soyup adamın karısına tecavüz ettikten sonra başka bir yaşlı kadının evini soyarken polise yakalanıyorlar. Devlet bunları yeniden topluma kazandırmak adına farklı bir uygulamaya tabi tutuyor ve çete lideri günlerce, haftalarca; kötü, korkunç filmlerden başka şey göremeyeceği ekrana maruz kalıyor. Tedavi sayılan şey bittiğinde suçların her birine karşı hassasiyeti oluşmuş olan çete lideri artık bu suçların düşüncesine dahi katlanamaz ve istem dışı olarak tepki vermeye başlar hale geliyor. Ancak bir süre sonra iş çığrından çıkıyor ve izletilen filmlerin arkasında çalan şarkıları bile duymaya başladığında çıldıracak gibi olmaya başlıyor..." Serra tebessümlü yüz ifadesinin ardından, "Tekrar okuyasım geldi..." diyerek Mete'nin sözünü kestiğinde Mete de aralık ağzını kapatarak gülümsedi ve Serra devam etti. "Alex tedaviden sonra ailesinin onun yerine başka bir gence odasını kiraladığını görünce avare avare dolaşmaya başlar ve kendini bir evin önünde bulur. O ev Otomatik Portakal'ın yazarının evidir. İçeri girdiğinde yazarın gözü onu bir yerden ısırsa da tam çıkaramaz. Karısının geçmişteki haydut olayından sonra dayanamayıp öldüğünü anlatır... Alex her şeyi hatırlar... Yazar ve arkadaşları devletin bu uygulamasına karşı olduğundan, hatta devlete karşı bir siyasetçi olduklarından bu uygulamanın yanlış olduğunu herkese göstermek için Alex'e yüksek sesle müzik dinletirler ve Alex dayanamayıp pencereden aşağı atlar. Ölmemişti ama birkaç yeri kırılmıştı... Hastanede bu olaydan sonra artık şiddete karşı duyarlı olmadığını fark edince yeni bir hayat kurabileceği umuduna kapılır." Serra bu noktada gözlerini kısarak, "Nasıl bitiyordu?" diye sordu Mete'ye. Mete gülümsedikten sonra, "Kendine eş aramaya karar veriyordu," diye cevap verdi ve kitabı arkasından çıkarıp rafa koyarken, Serra, "Ha... evet. Hatta devamını okumayı çok istemiştim," diye mırıldandı. Mete, "Bu kitabı okuyabildiğine şaşkınım... Ben bile çok etkilenmiştim," diyerek arkasına döndüğünde Serra'nın bir kitabı sırtının arkasında tuttuğunu fark etti ancak genç kız hiç bozuntuya vermeden omuz silkti. "Etkilendiğimiz her şeyi yarıda bırakamıyoruz, değil mi?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD