Yemeklerini yedikten sonra restorandan kalktılar ve Mete yol boyunca enerjisini bir süre daha yüksekte tutması için şarkılar açıp durmuştu. Bir ara şarkıları söylerken gerçekten eğlenmişlerdi ancak evlerin bulunduğu civara giriş yaptıklarında genç adamın tekrardan keyfi kaçmıştı. Serra'yı sitesinin önünde indirmeden önce genç kız önce tokalaşmak için genç adama hamle yapmış, sonrasında kendi yaptığını yeni fark etmiş gibi donup kalmıştı. Mete genç kızın bebeksi güzellikte ve yakınına yanaşmış şaşkın yüzüne bakarken gülümsedi ve eğilip tek yanağından öptükten sonra yerinde dikleşti. Serra'nın utancını çabucak dağıtabilmek için ise dudaklarının değdiği yumuşak tenin bıraktığı hissi daha tam anlamıyla idrak edemeden hemen konuşmaya koyuldu. "Bugün için... teşekkür ederim," dedi alçak çıkan sesiyle. "Benimle oradan oraya sürüklenip durdun..."
Serra gülümseyerek, "Tabii ki," diye cevap verdi ancak sonrasında kaşları çatıldı. "Ama halledemedik? Ne yapacağız?"
Mete rahat bir tavırla omuzlarını silkti ve aynı tavırla, "Ben yarın bakmaya devam ederim," dedi.
Serra kırılgan bir sesle, "Ben?" diye sorar gibi konuşurken gözleri farkında olmadan büyümüştü.
Genç adam gözlerini sakince yumarak, "Sen daha fazla yorulma," demişti ki Serra, "Yorulmuyorum," diye itiraz etti. "Gayet keyifliydi. Sana yardımcı olmak istiyorum."
Genç adam Serra'ya bakarak gülerek iç geçirdi ve "Pekala," dedi sonunda. "Uyumak için biraz daha gecikirsen vazgeçebilirim ama."
Mete'nin muzip tavrına karşılık Serra da gülerek kapının kolunu çekti ve o sırada Mete'nin de gözlerinin kapı koluna kaymasıyla yerinde dikleşmesi bir oldu; Serra gülerek, "Hayır!" diye karşı çıktı. "Çok yorgun görünüyorsun, eğer inersen seninle bir daha konuşmam," diyerek ciddi olsa da çocuksu gözüken ifadesiyle genç adamı tehdit ettiğinde Mete usulca geriye yaslandı ve tekrar, "Pekala," dedi dudaklarını yalayarak.
Serra kapıyı aralarken halinden memnun bir halde gülümsedi ve "Görüşürüz," dedi aşağı inmeye hazırlanırken.
Mete de, "Kendine dikkat et," dediğinde aşağı inmişti ve kapıyı ittikten sonra sitesinin bahçesine girip yolu hızlı adımlarıyla ilerlemeye başladı. Mete daireden içeri girdiğini gördükten sonra tekrar gaza bastı ve kısa sürede Eray'ın evine gelip anahtarı kilide taktı. Kilidin içinde anahtarı çevirirken arkadaşının uyumuş olmasını diliyordu ancak bu saatte uyumayacağının da bilincindeydi. İçeri girdiğinde içki masasının dibindeki koltukta arkadaşını pijama takımlarıyla playstation oynarken buldu ve kapıyı kapatmasıyla arkadaşı da onu fark etti. "Hoş geldin," der demez gözünü büyük ekrana çevirmiş ve devamında da, "N'aptın?" diye sormuştu.
Mete ağır adımlarla yanından geçerken, "İçime sinmedi ya, yarın da bakacağım," diye cevap vermiş, kısa bir duraksamadan sonra ise, "Çok yorgunum, yatacağım," demişti fakat beklediği itiraz gecikmemişti.
"Nereye? Saat çok erken," demişti Eray onu görebilmek için kafasını arkaya çevirirken.
Mete göz göze geldikleri için samimi olmasını umarak sıkıntıyla yüzünü buruşturup, "İyi değilim," diye cevap vermişti. "Çok gezdim, uyumadan toparlanamam."
Eray kısa süre genç adamın yüzünü süzse de sonunda, "İyi, bir şey olursa seslen bana," diyerek tekrar önüne dönmüştü.
Mete kendine ayrılmış odaya hızlı adımlarla ilerlerken, "Tamam!" diye cevap verdi ve odaya vardığında hemencecik soyunup duşa girmiş, ardından dişlerini fırçalamış ve kendini yatağa atmıştı; uykuya dalana dek ise elini ensesine yerleştirmiş vaziyette tavana bakarak saatlerce bugünü ve bilhassa genç kızın dünden farklı olarak aklına yer eden her detayını tekrar tekrar düşünmüştü.