IX

1057 Words
Genç adam ürkek bir sesle, "Mete," diye sesleniş duyduğunda irkilerek genç kıza baktı. "İyi misin?" diye sordu Serra tedirginlikle. "Bir ev buldum da..." Genç adam gülümsemeye çalışarak, "İyiyim," dedi. "Yolu izlerken arada olur bana öyle..." Hafifçe eğildikten sonra, "Bakayım," dedi sahici olmaya çalışarak ve kızın çevirdiği ekranı inceledi. Yine bir villaydı fakat bu defa göründüğü kadarıyla belirli aralıklarla civarı da villalarla doluydu. Genç adam, "Güzel," dedi yerinde dikleşirken. "Çok büyük de değil. Bakalım." Serra da arkasına yaslandığında konuma tıklayıp muzip bir tavırla tek elini ağzına götürerek boğazını temizleyince ikisi de gülmeye başladılar ve Mete, "Disleksi rehberimiz mikrofon ister mi acaba?" diye sordu. Serra ağzından kaçan kahkahaya engel olamadı ve "Disleksi değilim..." diyerek itiraz etti. "Heyecanlandığım için böyle oluyor." İkisine de vuran şok etkisi yüzlerindeki sırıtkan ifadeyi sarstı ve tuhaf bir sessizlik meydana geldiğinde Mete hafifçe kafasını çevirip göz ucuyla genç kıza baktı. Genç kız da onun için çok zor olsa da utangaç bakışları ve kızaran yanaklarıyla Mete'nin gözleriyle kontak kurmayı başardı ve aralarında geçen sessiz bakışma onlar için her şeyi ifade eden manalarla doluydu. En sonunda Mete'nin kafasını yola çevirmesi gerekti ve "Merak etme," dedi bu sırada. "Bende de oluyor." Genç kızın heyecanını itiraf ettiğinden olsa gerek, kelimelerini seçerken daha fazla itina göstermeye çalışmasıyla aksi gibi daha fazla dil sürçmesi yaşadı ancak kızar sandığı her defasında Mete gülmekten kendini alamayınca hem utanıyor, hem rahatlıyordu ve farkında olmadan kendini de gülerken buluyordu. Nihayetinde varmak istedikleri villanın önünde durduklarında yol hepsinden uzun gelmişti ve arabadan indiklerinde karanlık çökmeye başlamıştı. Serra zarif adımlarla Mete'ye yanaştı ve ev sahibini arayan telefonunu Mete'nin kulağına yerleştirdi. Mete tek eliyle telefonu devraldığında Serra bir adım geri çıkarak yanında dikilmeye başladı ve genç adam aramanın cevaplanmasını beklerken Serra'ya baktığında göz göze geldiler.  Genç adam her bakmasında bu okyanus yeşili gözlerden hayranlığını alamıyordu ve o rengin elması andıran şık parıltısını incelerken genç kızın pür dikkat bakışlarını yanlış yorumlamasından korkuyordu. Bunun üzerine kendini tutamadı ve "Sen gözlerini başka tarafa çevirdiğinde her şeyin renginin iki kat koyulaşacağına eminim," dedi düşünmeden. Genç kızın gözlerindeki afallamayı ve aralanan dudaklarını fark ettiğinde telefonun diğer ucundan şu anki atmosfere taban tabana zıt bir adamın sesi, "Buyur hemşehrim?" dedi yayık bir sesle. Sesi duyan Serra da genç adam gibi gülmeye benzer bir sesle homurdandı ve Mete sırtını genç kıza yarım bir vaziyette dönerek konuşmaya başladı. "İnternette satılık bir villa ilanı gördük de... bakmaya geldik. Sütlü kahve renginde, doğru mudur?" Adam aynı yayık sesle, "Doğrudur, doğrudur," diye cevap verdi ve "Şimdi sizinle ilgilenmesi için birini yollayacağım, siz bakın; kafanıza yatarsa fiyat konusunda pazarlığı sonra benle halledersiniz," diye durumu izah etti. Mete, "Tamam abi, sağ olasın," dedikten sonra telefonu kapattı ve Serra'ya dönüp, "Birini yollayacakmış," diye açıklama yaparak telefonu ona uzattı. Serra etrafına bakarak "Kimi yollayabilir ki?" diye sorduğunda genç adam da bir fikri olmadığını belli etmek için dudaklarını kararsızlıkla geriye büktü. Aradan birkaç dakika geçtikten sonra başka bir villada çalıştığı aşikar olan bir güvenlik aşağı sokağın sonundan onlara doğru gelmeye başlayınca bakıştılar ve Mete gülerek, "Hala insanlık ölmemiş anlaşılan," deyince Serra da gülerek başıyla onayladı. Adam yanlarına vardığında, "Hoş gelmişsiniz," dedi gülümseyerek ve anahtarı villanın bahçe kapısına taktı. "Bu villayla da ben ilgileniyorum," dediğinde bahçe kapısı açılmıştı ve peş peşe içeri girdiler. Önceki villaya kıyasla bu yapı da bahçe de daha görkemliydi ve içeri girer girmez gençleri etkilemeye yetmişti; daha geniş olan havuzun şekli bu defa yuvarlaktı, yerdeki çimenler son derece canlı gözüküyordu ve yeni dikilmiş fidanlar yahut saksılardaki renkli çiçekler büyük bahçeyi bakımlı kılıyordu. Eve girdiklerinde evin duvarlarının, parkelerinin ve ayrı ayrı bütün odalarının da o biçim bakımlı olduğunu gördüler. Alt katın neredeyse iki geniş oda boyutunda kocaman bir salonu ve mutfağı vardı,  üst katta ise orta boyutta üç oda ve geniş denebilecek bir teras bulunuyordu ve teras kapısını güvenlik görevlisi ittirdiğinde gençler hayranlıkla mırıldanmadan edemediler. Güneşin batışa geçerken acı acı yaydığı kızıl tonlar gökyüzüne usul usul yayılıyor ve bu eşsiz görüntü terasın tamamına tavan görevini üstleniyordu. İkisinin de kafası hala kapıya eğik bir vaziyetteyken Serra, "Aynı dünkü gibi," diye mırıldandı hayranlıkla. Mete kısa bir süre daha gökyüzüne bakıp güvenliğe döndü ve tek eliyle terası işaret ederek, "Biz bir bakabilir miyiz?" diye sordu. Güvenlik kafasını sallarken, "Tabi tabi," diye yanıtlayınca genç adam Serra'ya kafasıyla işaret etti. "Hadi." Terasa ayak basar basmaz hafif hafif esen rüzgarlar saçlarına karışmaya başlamıştı. Yan yana bir süre konuşmadan ilerlediler ve terasın gevşetici etkisine kendilerini bıraktılar. Sonuna varıp tırabzanlara dirseklerini dayayarak manzaraya eğildiklerinde görüntü hiç de fena değildi. Çeşit çeşit renkte kutu gibi villalar ve bu villaların havuzlarının kattığı ufak mavilikler düzenli bir görüntüye sahipti, biraz ileride işlek bir cadde vardı ve arabalar hızla, hiç durmadan ilerliyordu. Daha güzel yanı ise her şey toplanıp kulaklarına gelene kadar kısık bir uğultuya dönüşüyordu ve bu uğultu da insanı gevşetmekten öteye gidemiyordu. Serra hala aynı vaziyetteyken, "Burada durmaktan insan hiç sıkılmaz," diye mırıldandı. Ardından tek eliyle geriyi gösterip, "Şuraya da bir salıncak koltuk koyduk mu, tüm gün gökyüzünü izleyerek uyuyabilirim," dedi gülerek ve genç adam onun çekingen gülümsemesine gülümseyerek daldığında Serra sessizliği yanlış yorumlamış olacak ki tekrar manzaraya döndükten sonra, "Tabii davet edersen," diye cümlesine ekleme yapmıştı. Mete de tekrar manzaraya yüzünü dönüp "Tabi ki edeceğim," diye mırıldandı ve kısa bir sessizlikten sonra gülerek, "E o zaman alayım ben burayı?" diye sorar gibi konuştuğunda Serra ona bakarak gülerek kafasını salladı. Yüzlerindeki sırıtmayla önlerine döndüklerinde ikisinin de aklına peş peşe buranın Serra'nın evine oldukça uzak olduğu geldi. Farkında olmadan onların civardan epeyce uzaklaşmışlardı ve şamatadan pek ayrımsayamasalar da yol oldukça uzun sürmüştü... Mete kısa bir süre neden ona yakın olmak istediğini düşündü; arabası vardı ve görüşmek istedikleri taktirde rahatça gidebilir ya da kızı evden almaktan gocunmazdı. Ancak... ancak istediği bu değildi. Kızın o okyanus yeşili gözlerinin aydınlattığı yüzündeki yaşam sevinci veren her detayı çok kısa bir sürede acil ihtiyaç halinde hissedeceğini seziyordu genç adam. Genç kız da kafası estiğinde, kötü bir haber aldığında yahut canı genç adamı görmek istediğinde saati, yolları ve vereceği zahmeti düşünmeden yanına gelebilsin istiyordu ve bu herhangi bir evin manzarasından da lüks tasarımından da önemliydi. Genç adam bunları nasıl ifade edeceğini bilememenin verdiği sıkıntılı yüz ifadesiyle Serra'ya döndüğünde onun da aynı balyoz darbesi yemiş gibi duran suratıyla ona baktığını görünce aynı şeyi akıl ettiklerini anlayarak rahatladı ve gülümseyerek, "Ama bu ev biraz şey..." dediğinde dilinden değişik bir telaffuzla çıkan şey kelimesi her şeyi açıklıyordu aslında. Serra da bilmiş bir tavırla gülümseyerek kafasını salladı ve genç adamın gözlerine ışıldayan gözlerle bakıp, "Bu ev biraz şey..."  dedi kıkırdamasına engel olamadan.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD