VIII

1226 Words
Genç adam Serra'nın keskin bir parlaklıkla göz kamaştıran açık yeşil gözlerine daha fazla dayanamayacağını hissederek önüne döndü ve bakışlarını yola çevirdiğinde Serra da kendine gelmek ister gibi silkelenip ekrana baktı. "Şey, buradan sağa..." Mete muzip bir sesle, "Pekala," diyerek direksiyonu çevirdi ve ardından, "Sağ ya da sol, bizim için fark etmez zaten," dediğinde tekrar gülüşmeye başladılar. Serra'nın 'ufak dil sürçmesi' diye adlandırdığı, hemen fark edip telaşla düzelttiği kelime hatalarına rağmen tarif edilen yere varmışlardı. Bulundukları yer yeni yeni gelişmeye ve yapılanmaya başlıyor gibiydi. Baktıkları ev iki katlı minik bir villaydı ve çevresi de aynı tip villalarla doluydu. İkişerli sıra halinde tek tip villalar geniş bir arsaya arka arkaya sıralanmıştı ve arsanın boş kısmı da zamanla dolacağa benziyordu. Arabayı durdurup çevreyi inceledikleri sırada Serra telefonunun ekranını Mete'ye çevirerek, "Şimdi aramamız gerekiyor sanırım," dedi. "Hangisi olduğunu bulmamız imkansız." Mete kafasını sallayıp, "Arayalım," dediğinde Serra telefonu kendine çevirmişti ki genç adam tek eliyle bunun işaretini yaparak, "Bana ver," dedi rica eder gibi. Genç kız telefonunu Mete'ye verdi ve Mete de numaraya tıklayıp telefonu arkasına yaslanırken kulağına götürdü. Birkaç çalıştan sonra arama cevaplandığında genç adam durumu kısaca izah etti ve ev sahibi de evinin dördüncü sütundaki boş villa olduğunu, anahtarının da yan villadaki komşuda bulunduğunu, komşunun onlarla ilgileneceğini söyledi. Mete teşekkür ettikten sonra telefonu kapayıp Serra'ya verirken, "Komşu ilgilenecekmiş..." dedi sıkıntıyla. Serra genç adamın sesindeki tereddüdü hemen fark etti ve "İçine sinmedi mi?" diye sordu. Genç adam kaşlarını kaldırınca alnı sıkıntıyla kırıştı. "Çok sapa bir yer, belli ki bir müddet daha çevredeki inşaatlar sürecek... Tamamen yerleşik hal alması yıllar sürer." Serra bir de bu açıdan bakmak istiyormuş gibi kafasını camdan tarafa çevirdi ve etrafı süzdükten sonra, "Haklısın," diyerek genç adama döndü. "Sen de gürültü çekmek istemiyorsun tabi?" Mete olağan bir tavırla kafasını sallayınca, "Ne yapacağız?" diye sordu. Genç adam umursamaz bir ifadeyle, "Basıp gidebiliriz," dediğinde; Serra, "Aradık artık," diye cevap verdi. "Ya adam komşuyu arayıp haber verdiyse?" Mete, "Ayıp olur diyorsun?" diyerek sorar gibi konuştuğunda Serra tabii bir ifadeyle kafa sallayınca Mete araziye girmek üzere arabasını tekrar çalıştırdı. Dördüncü sütuna geldiklerinde arabadan aşağı indiler ve hepsi kavuniçi renginde olan villalardan komşuya ait olanına gözlerini diktiler. Serra, "Zile basmak gerekiyor sanırım," diye mırıldandığında Mete de onu içinden onayladı ve ağır adımlarla villanın sokak kapısına doğru yürümeye başladı. Çok da büyük olmayan bahçenin kapısının kenarında bulunan zile bastıktan sonra sessizce beklemeye başladılar. Bir süre kıpırtısız bir bekleyiş geçirdikten sonra bir adam elinde anahtar tutarak villadan çıktı ve bahçe kapısına doğru ilerlemeye başladı. Kapıyı açtığında ise karşısında dikilen bir Serra'ya bir Mete'ye bakıp gülümsedi ve "Merhaba," dedi neşeli bir sesle. Adam ağır ağır ilerlemeye başladığında onlar da peşinden gitmeye başladılar ve "Merhaba," dedi Mete de. "Sizi de rahatsız ediyoruz..." Genç komşu gülerek, "Yok canım," diye cevap verdi. "Ben istedim ilgilenmeyi. Evin sahibi ta nerede oturuyor, her müşteride buraya gelemezdi ya..." Serra, "İyi düşünmüşsünüz..." diye mırıldandığında adam yan villanın bahçe kapısını açıyordu. İçeri girdiklerinde ilk gözlerini alan şey orta boy, masmavi, yan villadaki gibi bir havuzdu. Duvar dipleri çam ağaçlarıyla doluydu ve yerler çimenle kaplıydı. Bahçe yolunda ilerledikçe ilk katın bahçeye bakan cam duvarları olduğunu ayrımsadılar ve içeri girer girmez geniş bir salonla karşılaştılar. Evin yeni olduğu her halinden belliydi, her yer bakımlıydı ve çok kısa sürede yerleşilebilirdi. Geniş salon gündelik olarak kullanılacak bir oturma odası mahiyetindeydi ve kat bir de geniş mutfağa yer veriyordu. Banyo ve lavabo haricinde başka bir odası yoktu. Üst katta ise yine banyo ve lavabo, geniş denilebilecek bir yatak odası, harici bir oda daha ve büyük sayılabilecek bir balkonu vardı. En son balkona çıktıklarında komşunun telefonu çaldı ve izin isteyerek onları balkonda yalnız bıraktı. ikisi de balkon duvarına yaslanarak karşıyı izledikleri sırada, "Her şey iyi hoş, ama..." diyerek tek eliyle karşılarındaki iki dımdızlak villayı ve yan tarafında uzanan bomboş arazileri işaret etti genç adam. "Çok biçimsiz bir yer. Şekil alması çok uzun sürer ve o süreçte çekeceğim sıkıntılar cabası..." Serra da etrafı süzerken, "Tek seçenek değil sonuçta," diye cevap verdi. "İçine sinmiyorsa boş ver gitsin." Komşu genç adam balkon kapısını aralayıp, "Ne düşünüyorsunuz?" diye sorduğunda Mete ağır adımlarla balkon kapısından içeri girdi ve onu da Serra takip etti. "Açıkçası ev güzel ama etrafın toparlanması uzun sürecek gibi abi," dedi Mete içten bir tavırla. "Öğrenciyim, gürültü çekecek durumum yok. Sonradan pişman olmaktansa başka yer bakayım..." Adam anlayışla kafasını salladıktan sonra ellerini iki yana açtı ve "Ona verebileceğim garantim yok, ne olur ben de bilmiyorum," dedi kaşlarını kaldırarak. Mete gülümseyerek tek elini uzattı ve "Eyvallah," dedikten sonra adam da elini uzatınca el sıkışıp ayrıldılar. Serra da tebessüm ederek, "Hoşça kalın," dediğinde ağır ağır önce merdivenleri, ardından bahçe yolunu aşıp kısaca bir kez daha vedalaştılar ve komşu adam bahçesinden içeri girerken Serra tam arabanın kapısını açacaktı ki aniden aklına gelmiş gibi eli kulpta kasılıp kaldığında gözleri de tek hareketle, gülümseyen dudaklarının üstünden Mete'yi buldu. Mete zaten onu seyrettiğinden yüzünde şapşal bir ifade halihazırda bekliyordu ve arabanın etrafını dolaşırken, "Öğreniyorsun," diye mırıldandı. Arabanın kapağını açarak geri çekildiğinde gülerek, "Buyrunuz," dedi ve Serra da buna karşılık dizlerini hafifçe bükerek, "Mersi," dedi gülümseyerek. Mete arabanın kapağını kapatıp etrafını tekrar dolanarak sürücü koltuğuna geçti ve kendi kapısını da çektiğinde arabasını çalıştırıp araziden geri geri çıkmaya başladı. Serra emniyet kemerini bağladıktan sonra telefonunu tekrar eline aldı ve "Pekala, demek ki artık evin çevresine de dikkat ediyoruz," dedi muzip bir tavırla. Mete gülerek, "Biraz," dedikten sonra, "Çölün ortasına gökten evler düşmüş gibi hissettirmesin yeter," diyerek devam etti. Anayola çıktıklarında Mete'nin arabaya bağlı olan telefonu çalmaya başladı ve ekrana baktığında Eray'ın aradığını gördü. Aldırış etmeden yola devam ediyordu ki Serra'nın şüpheci sesi, "Siz tartıştınız mı?" diye sorduğunda, Mete'nin ağzından "Yo," kelimesi kaçmış bulundu ve ardından elini telefona atarken buldu. Eray, "Alo?" dediğinde Mete sıkılgan bir sesle, "Efendim?" dedi. "Yemeğe gelmiyor musun? Benim karnım acıkmaya başladı da haber vereyim dedim." "Yok," dedi Mete. "Söylemiştim sana, ye sen. İşim daha bitmedi." Eray, "Tek misin?" diye sorduğunda aslında Mete'nin içinden açık yüreklilikle Serra ile olduğunu söylemek ve bu konudaki alamadığı hırsını tartışarak almak geliyordu fakat Serra'nın Eray'ın diyeceklerinin tek kelimesini duyması ihtimali dahi onu korkuttu ve kendini, "Tekim," derken buldu. Genç kızın bakışlarının yüzüne kaydığını hissederken olabildiğince yüz ifadesini sabit tutmaya çalıştı ve Eray, "Tamam o zaman, kolay gelsin," dedikten sonra telefonu kapadı. Birkaç saniye süren ama çok daha fazla hissettiren sessizliğin ardından Mete, "Sabah o da gelmek istedi de... onu istemedim... Şimdi senin geldiğini duyup kıskanmasın..." diyerek ortamı yumuşatmak adına güldüğünde Serra da güldü ve Mete "Sonra sebepsiz düşmanlık besler falan..." diye devam etti. "Hem biz ne anlarız evden? İki sap adam..." Serra her şeye kanmaya müsait o saflığın verdiği çocuksu mutlulukla, "Sorun değil," dedi gülerek. "Sır tutabilirim." Mete de genç kızın o hipnoz eden ve baktıkça içinde bir şeyler yeşerten yüzüne bakarken gülümsüyordu ancak bu gülümseme içtenlikten çok uzaktı.  Bundan olsa gerek ki çabucak önüne döndü ve o yolu izlerken Serra telefonunu çıkarıp yeni evlere bakmaya başladı. Genç adam arabayı kullanırken ona bakmadığı halde arabanın içini enerjisiyle ısıttığını ve yüzünden yansıyan o berraklıkla etrafı ışıldattığını hissettiği genç kızın hakkında dönenleri düşünüyordu. Eray gibi Ceyda da aynı fikirdeydi büyük ihtimalle ve bu zamana kadar Serra'nın hep arkasından konuşulmuş, kaş göz işaretleriyle aşağılanmış, aptal yerine mi konmuştu? Genç kızın iyi niyetinden istifade ederek düşüncelerini hep gizlemişler ama kendi aralarında da onu hor görmekten geri kalmamışlar mıydı? Bu nasıl olabilirdi? Dost bildiği ve kuşkusuz onlardan katbekat fazla değer verdiği arkadaşları nasıl olur da Serra'ya bu bakış açısıyla bir imaj çizer, bu imajı onda sabitler ve ona o imajdan sıyrılması için hiç şans vermezlerdi?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD