Genç kız bahçe kapısına yaklaştıkça yüzündeki gülümsemeyi genişletti ve genç adam onun bastığı yeri incitmekten korkarcasına attığı narin adımları, buna tamamen zıt olarak da dik yürüyüşünü itina ile süzdü; arabasının önünü dolaşırken olabildiğince yüzüne bakmaya çalıştı çünkü genç kız öyle yapıyor, ona içten ve büyükçe gülümsüyordu. Arabanın kapısı açıldığında genç adam soğukkanlı olabilmeyi umuyordu, Serra koltuğa yerleşmeden önce bir göz attı ve eliyle eğilip bir şeyi kavradığında genç adam da ne olduğunu anlayabilmek için aşağı baktı. Genç kız Mete'nin o fukara mahallede bulduğu kitabı tutuyordu. Genç adam onun tamamen aklından çıktığını anlatan ifadesiyle kızın uzattığı kitabı elinden alıp arka koltuğa yavaşça fırlattı ve Serra koltuğa yerleşir yerleşmez genç adama dönüp, "Merhaba," dedi cıvıl cıvıl çıkan sesiyle ve ikisi de tokalaşma konusunda kararsızca kıpırdandıktan sonra genç adam tereddüde düşmüş bir şeyin yapılmasa da olacağını düşünerek arabayı çalıştırdı, bu bedensel samimiyetleri kendilerinden emin olduklarında aralarında oturtmaları daha iyiydi.
Yolu kolaçan ederek tekrar arabayı asfalta sürerken o da, "Merhaba," diye karşılık verdi mutlu bir sesle. "Nasılsın?"
Serra kucağındaki ellerini hafifçe açarak, "İyiyim," dedi dünden beri sıradan zamanlar geçirdiğine işaret eden bayağı bir tonla. "Sen nasılsın?"
Mete yolu izlerken dudaklarını kısaca birbirine bastırdı ve "Ben de iyiyim," dedi ancak sesi bu defa hafiften sıkıntılı çıkmıştı. "Ev bulursam daha iyi olacağım..."
Serra kısa bir süre sessiz kaldıktan sonra, "Bu öyle pek aceleye gelecek bir iş değil sanki?" diye mırıldandı nazikçe. "Neden bu kadar istiyorsun?"
Genç adam yola dikkatini vermiş gibi yaparak kızın gözlerinden iyice kaçındı, çünkü aklına hemen dün olanlar ve bunların bıraktığı kallavi utanç geliyordu. Bilse ne düşünürdü acaba? Ahlak namına kendilerine hiçbir ağırlık yapmadıklarını mı yoksa kendilerini çağın dışında tutmayı başarmış iki yobaz adam olduklarını mı? Bu can sıkıcı düşüncelerin tesiriyle genç adamın yüzü farkında olmadan sıkıntıyla buruştuğunda Serra bunu yanlış yorumlamış olacak ki, "Çok özür dilerim," dedi kaygılı bir tonla. "Özel miydi?" Çocuksu bir utançla tek eliyle ağzına kapar gibi dokundu ve "Nasıl bu kadar düşüncesizce konuşabilirim!" diye hiddetle mırıldandı hayıflanır gibi.
Genç adam yoldan aldığı bakışlarını kafasını hafifçe çevirerek kıza verdi ve şaşkınlığını gizlemeye çaba sarf etti. Nasıl bu kadar hassas ve duyarlı kalabilmeyi başarmıştı? Nasıl bu duyguları zerre yapmacıklık olmadan tüm telaş ve samimiyetiyle hissedebiliyordu? Genç adam kızı tanıdıkça hakkında konuşulanlar ve arkadaşı adına bir kez daha utandı çünkü demek ki kimse onun bu tepkilerinin altında yatan yücelik derecesindeki insani duyguları fark edememiş, ona hak ettiği değeri vermemişti. Genç kız da büyük ihtimalle kendi duygularının hassaslığı içerisinde kimsenin hakkında ileri geri konuşurken bu kadar alçalabileceğini tahmin etmemişti.
Genç adam kendini düşüncelerinden sıyrılmaya zorladıktan sonra genç kıza şefkatle gülümseyip, "Rahat ol lütfen," dedi rica edercesine. "İstesen de düşüncesizlik edemeyecek birine benziyorsun."
Serra ilk başta afallasa da o ufak şaşkınlık kısa sürede yerini minnettar bir gülümsemeye bıraktı ve genç adam da bu gülüşe karşılık gülümsemesinin keyfini çıkardıktan sonra önüne döndü. Yolu kontrol ederken seslice iç geçirdi ve ardından, "Dün yeni tanışmıştık, yanlış anlaşılır diye söyleyemedim ama bugün seni neredeyse tamamen tanıyor gibiyim. En azından temiz niyetli biri olduğun konusunda..." diyerek açıklamaya koyuldu. Tabi ki dünkü olayı anlatamazdı ama yalan da söylemeyecekti. "Açıkçası Eray'la o kadar yakın değiliz. Lise zamanı aynı ortamlara çok kez girdik ancak bu sadece yüzeysel bir tanışma münasebetiyleydi. Hem daha fazla rahatsızlık vermek istemem, hem de dediğim gibi bundan çekinmeyecek kadar yakın gördüğüm biri değil. Kafamız da pek uyuşmuyor... Tatsız ayrılmak da hiç huyum değildir, bu noktaya gelmek istemiyorum."
Serra düşünceli bir sessizlikle kısa süre sessiz kalmış ve sonrasında kafasını onaylarcasına sallayarak, "Anlıyorum..." diye mırıldanmıştı.
İşlek bir caddeye yanaştıklarında, "Ee, yeni evimi nerede bulabilirim?" diye sordu Mete, gülerek.
Serra da kibar bir ifadeyle karşılık verdi ve çantasından telefonunu çıkardı. Bu sırada Mete sesini olabildiğince inandırıcı tutmaya çalışarak, "Buralarda olsun yine de," diye ekleme yaptı. "Bir arkadaşının olması hiç yoktan iyidir."
Serra genç adamın yüzüne telefondan aldığı gözleriyle kaçamak bir bakış atarken, "Tabi..." diye mırıldandı ve yine hemen telefonuna döndü.
Sözde Eray'a yakın, ancak içten içe ve dolayısıyla Serra'ya yakın olan bu civardaki evlerin internet üzerindeki ilanlarına bakmaya başladılar. Serra ilk gözüne kestirdiği evi Mete'ye de gösterdikten sonra oraya gitmeye karar verdiler ve Serra konuma bakarak Mete'ye yolu tarif etmeye başladı. Bir ara Serra'nın sol yerine sağ demesiyle yol biraz uzamıştı ve Serra bu yüzden olağanüstü mahcup ifadeyle onlarca kez özür dilemişti. Genç adam onun o herkeste bulunmayacak nezaketini özür dilerken ve yanlış bir şeye sebebiyet verdiği için kızarırken bir kez daha gördü ve onu izlerken yapısında bulundurduğu yoğun naifliğin başını döndürmesine ve o özür diledikçe gülümsemesine engel olamadı. Dahası hastalıklı bir şekilde birkaç kez daha yanlışlıklara sebep olmasını diliyordu... Çünkü Mete ne kadar önemi olmadığını söylediyse de kız çocuksu bir çekingenlik ve gereksiz utançla kendine kızıyor ve bu zamanlarda Mete için ciddi anlamda eşi bulunmaz biri oluyordu. Ancak Serra bununla bile yerin dibine girdiğinden sonrasında çok daha dikkatli davranarak arabayı doğruca evin önüne götürdü.
Birlikte arabadan aşağı inip Mete arabanın önünü dolaşarak kaldırıma, Serra'nın yanına geldiğinde evi de alıcı gözüyle süzüyorlardı. Serra gözlerini evin dışından ayırmadan, "Sitede sahibinin numarası yazıyor, aramamı ister misin?" diye sordu.
Ev, koyu pembemsi bir boyası olan, iki katlı, ikinci katında ise kocaman ve bahçeden demirliklerine gül sarmaşığı uzanan balkona sahip, orta halli bir yapıya benziyordu ve üst katın perdeleri olmadığına göre ev sahibi ilk katta oturuyordur diyerekten, "Gerek yok," dedi Mete. "İlk katın ziline basarız."
Bahçenin pek de sağlam olmayan demir oymalı kapısının demir tokmağını kaldırarak ilk olarak Mete içeriye ayak bastığında birkaç adım sonra Serra da onun peşine takıldı. Beton yolun iki yanı da çimendi ve duvar dipleri çeşitli çiçeklerle dolu olan küçük bir bahçeydi burası. Mete'nin geniş sırtını taçlandıran iki dik omzu ileri geri gittikçe Serra genç adamın yürüyüşünün neredeyse bir bahçeyi hakimiyeti altına aldığını düşündü ve kafasını görebilmek için yüzünü ne kadar kaldırması gerektiğini ayrımsadı. Heybetli ancak hantal olmayan, dinç vücudunun hasıl olduğu heybetli bir yürüyüşü vardı elbette, ancak... ancak bu sert görünüşün zıddı olan ince beyefendiliği acaba gerçek miydi? Serra kötü düşüncelere içinde yer vermek istemese de -çünkü bunlar gamdan büyüye büyüye vahim bir hal alabiliyordu- bunları aklına getirmeden emin olamıyordu. Ya ileride temkinli davranmadığı için pişmanlık duyarsa ne olacaktı? Bu saygılı görüntünün ne kadar esaslı olduğunu nasıl görebilirdi? İçindeki sesten cevap gecikmedi: vakit geçirerek... Tabi bu vakitlerde kendinden sağlanacak herhangi bir menfaate geçit vermeyerek.
Mete hem zile basıp hem de pencereyi tıklattı ve gözleriyle içeriyi yoklasa da bir şey seçemedi. Sessizlik içinde beklemeye mecbur kaldıklarında göz göze geldiler ve kızın ürkek gözleri buna daha fazla dayanamamış gibi kararsızca gülümsedi. Genç adam ise kızın her hareketinde biraz bulunan masumluğa binaen afallayarak gülümsedi, birkaç saniye göz göze kalmaktan çekinen bu kız nasıl dünkü tutumu hak eder, Eray'ın anlattığı gibi biri olabilirdi? Veyahut olsa kaç yazardı?
Mete emin bakışlarla kızı göz hapsine almışken kızın titrek gözleri sanki Mete'ye saygısızlık olmasın ya da incinmesin diye bakmayı kendini zorlayarak devam ettiriyor gibiydi. Neyse ki ev sahibi olan, hafif kamburu çıkmış ihtiyar kapıyı çok geçmeden açarak gençlerle karşılaştı ve Serra'nın da yanaklarının daha da kızarmasına son verdi. İhtiyar, "Merhaba gençler, kime bakmıştınız?" diye sorduğunda Mete işaret parmağını kaldırarak üst katı işaret etti. "Eve. İnternette ilanınızı gördük, hala satılıksa gezmek istiyoruz."
Adam bahçeye uzanan basamağın üstündeki ayakkabılarına aceleyle hamle yaparken, "Tabi tabii," dedi müşteriye gösterilen özel alakanın verdiği ses tonuna geçiş yaparken sesi. "Hemen bakalım!"
Adamın hevesli telaşı karşısında tepki vermeyip onu takip ettiler ve dar merdivenleri peş peşe çıktıktan sonra kendilerini evin salonunda buldular. Dış kapı evin kare şeklindeki salonuna açılıyordu; tam karşısı küçük bir mutfaktı ve ev sağda iki solda iki olmak üzere dört tane orta boy odaya sahipti. Mete için açıkçası oda sayısı ve odaların genişliği tek başına kalacağından çok da önemli değildi ancak parkeler ve duvarlar incelendiğinde buranın bakımdan geçmesi gerektiği aşikardı ve genç adam bu tarz ıvır zıvırlarla uğraşmak istemiyordu. Hem ev ve evin bulunduğu mahalle gücünün yetebileceğinden çok daha aşağıdaydı, durum böyleyken sonradan pişmanlık duyacağı bir şey yapmak istemiyordu.
Ev sahibi, Serra ve Mete ağır ağır odaları gezdiler ve nihayetinde merdivenlere yöneldiklerinde adam para konusunu açtı ancak Mete kulak kabartmamıştı bile. Usulen birkaç ev daha baktıktan sonra içine sinen başka yer olmazsa ona ulaşacağını söyledi ve merdivenlerden indikten sonra küçük bahçenin kısa yolunu kısa sürede aşıp asfalta çıktılar.
Mete ilk olarak genç kızdan önce ulaşıp ona yol verme münasebetiyle bahçe kapısını, ardındansa arabanın kapısını tutarak geriye çekilmiş ve Serra'nın teşekkür mahiyetindeki, minnet dolu çekingen gülümsemesini izlemişti. Serra arabanın koltuğuna yerleştiğinde, "Zahmet etmene hiç gerek yok," diye mırıldanıyordu ki "Başından beri nasıl akıl edemediğime hayret ediyorum," diyerek genç adam lafı ağzına tıkadı ve arabanın kapısının etrafını dolanarak bir dirseğini arabanın tavanına, diğerini ise kapısının üstüne yaslayarak Serra'ya doğru başını eğip "Bundan sonra benden hızlı davranmak yok, tamam?" diye sorar gibi konuştu.
Serra'nın her defasında mahcup bir ifadeyle kızarıp bozaracağını ve bunu zerre istemese de sırf itiraz etmenin kabalık kaçacağını düşündüğünden kabul edeceğini biliyordu. Kız kararsız ve kırılgan bakışlarıyla Mete'ye bakmasını sürdürdükten sonra belli belirsiz bir ifadeyle kafasını sallayınca Mete gülümseyip "Güzel," diye mırıldandı ve usulca genç kızın kapısını kapatıp arabanın çevresini dolanarak sürücü koltuğuna geçti.
Anahtarı çevirip arabayı çalıştırdığında Serra emniyet kemerini bağlamış ve tekrar telefonunu eline almıştı. Genç adam mahallenin çıkışına doğru arabayı sürerken, "Bu civarın en fakir kesimine denk geldik galiba," dedi güler gibi.
Genç kız da gülerek, "Galiba..." diye mırıldandı ve sonra devam etti. "Ama çok lüks bir ev ister misin ki? Var mı öyle takıntın?"
Mete yolu izlerken kafasını kararsızlıkla eğerek, "Yok..." dedi sıkıntıyla. "Yine de hiç bu tip evlerde oturmadım, ondan da önemlisi evin orasını burasını düzeltmekle uğraşamam. Direkt yerleşmek istiyorum. Bu evin de ilgiye ihtiyacı var gibi."
Genç kız ekranı aşağı kaydırırken, " Anladım," diye mırıldandı. "O zaman çıtayı biraz yükseltelim..."
Genç adam yoldan gözlerini kısa süreliğine alıp genç kıza baktı ve yarım bir gülümsemeyle, "Yükselttik yükselteceğimiz kadar," diye kendi kendine mırıldandı.
Genç kız "Efendim?" diye sorduğunda, "Hiç," dedi genç adam. "Vaktimiz bol nasılsa."
Birkaç dakika sonra Serra genç adama doğru eğilerek uygun bulduğu başka evin odalarını sayfaları kaydırarak gösterdi ve Mete de, "Fena durmuyor," diyerek fikrini belirtti.
Serra adresi konumda açarken bu defa yolu tarif eden sistem sesini yükselttiğinde Mete, "Yo, yo..." dedi gülerek. "Senin tarif etmeni tercih ederim."
Serra da gülerek, "Ama..." diye söze başlamıştı ki Mete tek elini teslim olur gibi kaldırarak, "Bütün sorumluluğu üstleniyorum," deyince kıkırdayarak sustu. Ardından, "Pekala..." diye gülümseyerek mırıldandı telefonun sesini bir eliyle kısarken.
Genç adam ona ve onun meydana getirdiği hallerine bakarken içinin tuhaf bir güç tarafından sıcacık kesildiğini hissetti. Hiç olmadığı kadar umutlu ve yine sanki hiç olmadığı kadar merhamet dolu oluyordu ona bakarken. Nasıl bir çocukla konuşurken onun masumluğuna imrenir ve onu bilinçsizce sarf ettiği masum cümlelerinden ötürü sevmekten veya merhamet etmekten kendinizi alıkoyamazdınız, genç adam aynılarını Serra'ya karşı hissediyordu ve bunun farkındaydı. Serra telefonun sesini kıstıktan sonra dudaklarındaki huzurlu tebessüm solmadan genç adama baktığında onun sevinç dolu bakışlarıyla karşılaştı ve bu bakışları yakalamak ondan genç adama katlanarak giden yoğun ve ender enerjinin karşılıklı olduğundan emin olmaya yetti.