VI

1029 Words
Ertesi sabah genç adam öğle saatlerine doğru gözlerini açtığı ilk andan itibaren dün sabahtan farklı olarak içinde bu eve karşı bir soğuma meydana geldiğini hissetmişti. Bu eve geldiğinden beri hiç hissetmediği kadar misafirlikte hissedilen o rahatsızlık verici duyguları hissederek apar topar yataktan kalkmış ve üstünü giyindikten sonra salona çıkmıştı. Arkadaşının dün geceyi tamamen yaşanmamış sayan tavrı ve salonun ortasındaki masaya hazırlanmış kahvaltıyla karşılaştığında ilk başta ne yapacağına karar verememişti çünkü dünkü yaşananların peşini bırakmaya niyeti yoktu ancak birden, anlatacağı laflara değmeyeceğini düşünerek vazgeçti ve zoraki bir tavırla masada yerini aldı. Arkadaşı sohbet kurmaya çalışırken Mete artık Eray'ı ciddiye alamaz ya da konuştuklarında mana bulmanın imkansız olduğunu düşünen biri gibi kayıtsız bir haldeydi. Dünkü rezil hareketi sergileyen rezil birinin yine aynı rezil zihninden çıkan veya çıkacak hangi cümleye ya da hangi konuya kulak asabilir, onu artık ne derece ciddiye alabilirdi ki? Hiç kitap okumamış gibi cahil, hiç medeniyet görmemiş gibi sığ davranan birine şu saatten sonra ne anlatılabilirdi? Çünkü genç adam arkadaşının yaptığının kendini en ufak çapta dahi geliştirebilmiş olan birinin yapabileceği bir hareket olduğunu düşünmüyordu. O an, o durumda nasıl hemen aşağılık zekasını çalıştırmaya başlayıp aklındaki pis düşünceleri gözden geçirerek bir çırpıda genç bir kızı hiçe sayabilmişti? Düşündüklerini bunun için nasıl bir sebep sayabilirdi, bir kızı olası bir tehlike durumunda gözünü dahi kırpmadan gözden çıkarmanın bir izahı, mazereti, sebebi olabilir miydi? Açıkçası Mete artık arkadaşının zor bir durum karşısında kızların bir kısmının yardımına koşacağından eminken diğer kısmından o kadar emin olamıyordu ve bu keyfi bir insan, hatta kadın ayrımıydı. Bahsi geçen ayrımdan doğan bağnaz düşüncenin ise ilerlemesi dahilinde çok daha kötü şeyler meydana gelebilirdi, geliyordu. Mete bu şehre gelmeden önce kim bilir ne kadar zamandan beri Eray ve Serra arkadaştı ve yine kim bilir ne zamandır kızın yüzüne gülerken içinden aşağılık düşünceleriyle ona ikinci sınıf muamele gösteriyordu? Bu ne çeşit bir ikiyüzlülük ve alçalma biçimiydi? Arkadaşından son derece uzaklaştığını ve bunun tiksinmeye kadar uzanacağını hissederken Eray'ın sesinin kulaklarına dolmaya devam etmesiyle tahammülünün dolduğunu bedeninde meydana gelen ince bir titreme sayesinde fark edip "Bugün ev bakmaya çıkacağım," dedi sert çıkan sesiyle, arkadaşının dedikleriyle tamamen alakasız olacağını bilse de. Arkadaşı bir anlığına donakalsa da sonradan kendini hızlıca toparlayıp "Neden?" diye sordu. "Ne güzel takılıyoruz işte..." diyerek devam ediyordu ki Mete, "Lüzumu yok," diyerek lafı ağzına tıkadı. "Misafirperverliğin için sağ ol ama bir an önce kendime ev bulsam iyi olacak... çirkinleşmeden...." Eray gözlerinde dünü hatırladığını ifşa eden bir bakışa yer verdikten sonra onları genç adamdan kaçırarak örtbas etmeye ve sessiz kalarak konunun açılmasından kaçınmaya çalıştı. Mete de bunu düşmanlaşan bakışlarının altından fark etmişti, diyeceği çok şey vardı ama eh, şu an dahi yaptığından utanması içinde hala insani kırıntıların mevcudiyetine delalet ediyordu. Kendini çayını bitirmeye zorladıktan sonra ikisi için de geçerli olan huzursuzluk verici sessizlikten kaçarcasına telefonunu masanın üstünden kavrayarak bir çırpıda ayağa kalktı. Arkadaşının gözleri yüzüne çevrilirken o özellikle göz göze gelmekten kaçınarak, "Ne zaman geleceğim belli olmaz, beni bekleme, takıl kafana göre," dedi soğuk bir tavırla. Ev bakma işinin çok uzayacağını düşünmüyordu ancak o sonrasında da oyalanabildiği kadar dışarıda oyalanıp eve geldiğinde de yorgunluk bahanesiyle hemen yatağa geçmeyi planlıyordu. Arkadaşı keyfi kaçmış gibi görünüyordu, "Yine de çok acele etme," diye geveledi ev konusunda, pürüzlü çıkan sesiyle ve Mete kafasını eğerek, "Eyvallah," dedikten sonra daire kapısından dışarı çıktı. Asansöre bindiğinde aklına Serra'yı araması gerektiği geldi. Acaba onunla gelir miydi yoksa sadece satılık evlerin bulunduğu civarları mı tarif ederdi? Pekala, tarif etmesi çok olasıydı ancak genç adam onun yanında gelmesini istiyordu. Rehberine girdikten sonra kısa sürede Serra'nın numarasını buldu ama aramadan önce tereddüt etti, sonra ise tamamen vazgeçti. Dünkü kontrolünü şu an kendinde hissedemiyordu ve sesinde ve tavrında soğukkanlı olabilmeyi başarabileceğinden emin değildi. Onun yerine mesaj kutusuna girdi ve dünkü mesajlaşmalara kısa bir göz attıktan sonra, kısaca düşünüp "Ben çıktım... Uygunsan seni de alayım, değilsen internetten ilanlara bakarak halledebilirim," yazarak yolladı. Titrek nefesi dudaklarından süzüldükten sonra omuzlarını serbest bırakıp asansörün aynasına göz attı. Siyah deri ceketinin yakalarını düzelttikten sonra saçlarını da bir el hareketiyle tertip etti ve asansörün kapısı açıldığında arkasını dönüp ağır olmaya zorladığı ancak mizacı gereği hızlı olmaya çabalayan adımlarıyla ilerlemeye başladı. Sitenin kapısından çıktıktan sonra uzaktaki görevlilerden birine el hareketiyle arabasını getirmelerini istediğini işaret edip bahçe kapısına doğru ilerlemeye başladı. Kapıya ulaşmak üzereydi ki elindeki telefon titreyince farkında olmadan olduğu yerde dikilip telefona baktı. "Boşum bugün, gelebilirim. Aşağı geldiğinde haber ver :)"  Bilinçsizce mesajı birkaç defa daha gözden geçirdiğini fark etti, dahası mesajdaki gülümsemeyi kızın suratında da kibar bir tebessüm halinde istemeden hayal etmişti. Kendini toparlayarak telefonunu ceketinin cebine attığında yere sabitlenmiş gibi dikildiğini ayrımsayarak hızlı adımlarla yoluna devam etti çünkü arabası otoparkın kapısında görünmüştü. Her zaman atik olan arabası dahi sanki bugün asfalta karşı daha atılgan, daha istekliydi. Genç adamın içindeki bir şeylerin yeri değişiyormuş gibi hissettiren kıpırtılardan arabasında da mevcut olduğunu düşünecekti neredeyse, bu hissiyatla arabasını devraldığında yollar sanki onun için bir kaydırak misali kolay kat edilebilirdi, zaten evi aynı civarda olduğundan genç adam kendini birkaç saniyede kızın evinin önünde bulmuştu. Kafasını eğerek sitenin pencerelerini kontrol etmişti ancak doğal olarak genç kızı görememişti, arkasına yaslanarak telefonu eline aldı ve "Geldim," yazdıktan sonra yolladı. Kızın geldiği anı düşündükçe içinde peyderpey peyda olan ve her seferinde dozunu arttıran heyecana anlam bulmaya çalışıyordu bu sırada. Neydi bu? Neye bu kadar çabuk kapılmıştı? Bu iç hareketlenmelerine genç adam hiç alışkın değildi, yanı sıra bu kadar hızlı meydana gelmesi de ayrı tuhaftı... Yalnız, kendine itiraf etmeye korksa da bir gerçek vardı ki kızın tabiatında bulunan naiflik, çocuksu masumiyet ve en basit hareketinde dahi bulunan zariflik hoşa gitmeyecek türden değildi. Hatta şu her hareketine sirayet eden çekingenlikle karışmış asaleti görebilmek için bir an önce genç kızın arabadan içeri girmesini diledi genç adam. Bu içindeki duyguları ve kız hakkındaki hayranlık dolu düşüncelerini pekiştirmesine de sebebiyet verecekti ancak genç adam ağır ağır alevlenen bu yangına korku duymuyordu. Tek eliyle çenesini sıvazlayarak düşüncelere daldığı sırada yan taraftan onun gözlerine çağrıda bulunan adeta bir ışık silueti gördüğünü zannederek kafasını çevirmişti ki genç kızı site kapısından çıkarken gördü. Ay gibi beyaz teni ve genç adama sanki bulunduğu yerden de parıltı saçan açık yeşil gözleri onun ışıltılı bir elmasa benzemesine sebep olmasın da ne yapsındı? Genç kız kelimenin tam anlamıyla göz alıcıydı ve bu göz kamaştıran güzellik insanı kendine çektiği anda kafayı sıyırttıracak kadar tehlikeli olabilirdi, diye düşündü genç adam.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD