bc

Rüzgarın Sessiz Haritası

book_age12+
0
FOLLOW
1K
READ
adventure
friends to lovers
drama
serious
kicking
mythology
another world
secrets
like
intro-logo
Blurb

Elara için haritalar hiçbir zaman yalnızca yolları gösteren çizgiler olmadı. Onlar, kaybolan insanların, yarım bırakılan yolculukların ve kimsenin artık hatırlamadığı yerlerin sessiz izleriydi.

Annesinden kalan eksik haritaların peşinden giderken yolu Kael’le ve yıllar önce ortadan kaybolmuş bir araştırmanın izleriyle kesişir. Kael’in annesi Aveline’in bıraktığı yarım notlar, anlaşılmayan semboller ve birbirinden kopuk ölçümler onları kuzeye, haritalarda bulunmayan bir rotaya sürükler.

Gökyel’in güvertesinde ilerledikleri her mil, yeni bir sırrı açığa çıkarırken Elara ve Kael arasındaki mesafe de sessizce değişmeye başlar. Fakat onları bekleyen şey yalnızca kayıp bir yer değildir. Eski kayıt istasyonları, denizin altında saklanan bir merkez ve oradan geri dönen insanların geride bıraktığı eksik anılar, yolculuğun gerçek bedelini ortaya çıkarır.

Bazı yollar insanı kaybolduğu yere götürür.

Bazıları ise geri döndüğünde kim olduğunu sorgulatır.

Ve bazen en tehlikeli haritalar, üzerinde eksik bırakılan yerleri gösterenlerdir.

chap-preview
Free preview
Bölüm 1 — Haritacı
Elara, haritadaki geçidin üstüne bir çizgi çekti. “Oradan geçemeyiz.” Kaptan Bren, ağzına götürdüğü bardağı indirdi. Pruvanın ilerisinde, bulutları yaran iki kaya çıkıntısı vardı. Gökyel geçen ay onların arasından geçmişti; direkleriyle taş arasında bir gemi boyundan fazla açıklık kalmıştı. “Ne kadar kaymış?” “Üç derece. Ama mesele yalnızca o değil.” Elara masanın kenarına sıkıştırdığı ölçüm cetvelini çekti. Güverte ayaklarının altında yükselip alçalırken cetveli ufukla hizaladı. Soldaki kayanın dibinde bulutlar parçalanıyor, açılan yarık birkaç nefes sonra yeniden kapanıyordu. Geçen sefer rüzgâr orada yukarı dönüyordu. Şimdi aşağı çekiyordu. “Alt akıntı değişmiş. İçeri girersek çıkmak için yeterli açıklığımız kalmayacak.” Bren kayalıklara baktı, sonra kıç tarafta dümeni tutan Sera’ya seslendi. “Genişten alıyoruz. Toma, ön yelkeni yarıya indir!” Genç tayfa elindeki ip yumağını bıraktı. Gökyel dönüşe yatarken Elara mürekkep hokkasını yakaladı; pergeliyse masanın kenarına çarpıp yere düştü. Eğilip almadı. Bakışını kayanın dibindeki beyaz yarıktan ayırmadan bekledi. Gövdenin altından kalın bir uğultu geçti. Omurgaya yerleştirilmiş kaldırma taşları gemiyi havada tutardı, fakat hangi yöne sürükleneceğini yelkenler ve rüzgâr belirlerdi. Taşların kaldırabileceği yükün, geminin karşı koyabileceği akıntının bir sınırı vardı. Bren bu sınırları bilirdi. Elara da yanlış hesaplandıklarında ne olduğunu. İki çıkıntı sancak tarafında geride kalınca masaya yeniden eğildi. Az önce çizdiği iptal işaretinin yanına tarihi ve ölçümünü yazdı. “Biraz daha erken söyleseydin,” dedi Bren, “çayımı sıcak içebilirdim.” “Üçüncü ölçümü bekledim.” “İlk ikisi yetmedi mi?” “Yetmedi.” Bren, yere düşmüş pergeli alıp önüne bıraktı. Sonra bardağıyla dümen tarafına yürüdü. Elara, arkasından bakarken adamın çayını yine de içtiğini gördü. Talis Limanı’na öğleye doğru vardılar. Adanın batı yamacından dışarı uzanan iskeleler, aşağıdaki beyazlığın üzerine atılmış dar köprüler gibi görünüyordu. Demir kancalar kayaya gömülü halkalara geçirildi; halatlar gerilince geminin salınımı azaldı. Ambar kapağı açıldı. Tuzlanmış balık kokusu, kumaş balyalarının tozu ve kıyıdaki fırından gelen sıcak ekmek kokusu birbirine karıştı. Elara, ilk yükçü gemiye çıkmadan önce düzelttiği rotayı liman memuruna verdi. “Kuzey yaklaşımını kapatın. Kemerin içinden geçilmesin.” Memur kâğıdı aldı, fakat üzerindeki ölçümlere bakmadan defterinin arasına koydu. “Sonra işlerim.” İskelenin öbür ucunda, yelken açmaya hazırlanan küçük posta gemisini gösterdi Elara. “O gemi ayrılmadan.” Adamın eli defterin kapağında kaldı. Ardından kâğıdı yeniden çıkardı ve yanındaki çırağı çağırdı. Elara, çocuğun koşarak uzaklaştığını görmeden masasına dönmedi. On bir yıldır Gökyel’deydi. Bir zamanlar kâğıtlarını kaptana gösterip doğru olup olmadıklarını soran on beş yaşındaki kızdan, çizdiği çizgiler yüzünden başka gemilerin yön değiştirdiği birine dönüşmüştü. Yine de her limanda, uyarısının gerçekten yerine ulaştığını görmek isterdi. Bir defterin arasında kalmış doğru bilginin kimseye faydası yoktu. Masasının çekmecesini açıp temiz kâğıt çıkardı. Arkada duran kırık pusula, gemi hafifçe kıpırdayınca tahtaya vurdu. Üstüne katlanmış bir bez koydu; sesi kesildi. Annesinin pusulasıydı. Giderken yanında götürmemişti çünkü iğnesi takılıyordu. Elara, dönüşüne kadar tamir edeceğini söylemiş, sonra kapağı açarken ince camı kırmıştı. Annesi döndüğünde bunu nasıl anlatacağını düşünerek geçirdiği ilk gecenin ardından on bir yıl geçmişti. Arama gemileri hiçbir şey bulamamıştı. Son görüldüğü yer, fırtınanın içinde aşağıya inen küçük bir keşif teknesinden ibaretti. Elara’nın elinde bir konum bile yoktu; birbirini tutmayan üç tanıklık, evde bırakılmış haritalar ve zamanla sorulmamaya başlanan sorular vardı. Çekmeceyi kapattı. Öğleden sonra çoğaltacağı iki harita, akşama kadar teslim etmesi gereken bir yük listesi bulunuyordu. Bren’in sesi ambarın oradan yükseldi; fıçıları yanlış tarafa istifliyorlardı. Elara temiz kâğıdı önüne çekti. Yeni yolcuyu önce kitabının sesiyle fark etti. Adam iskeleden güverteye geçerken kemerindeki zincir küpeştenin demirine çarpmıştı. Durup zinciri kurtardı, kitabı pelerininin altına aldı. Yükçülere yol vermek için yana çekildiğinde Elara yüzünü gördü: rüzgârdan çatlamış dudaklar, birkaç günlük sakal, gözlerinin altında uykusuzluk izleri. Omzundaki çantanın askısı başka renkte bir deriyle onarılmıştı. Liman memuru, “Adınız?” diye sordu. “Kael.” “Nereye?” “Sirenora.” “Batı seferinin ikinci durağı. Hava izin verirse on gün.” Kael parayı saydı. Memur iki sikkeyi geri itti. “Bu kadarını alırım. Kalanını kaptana verirsiniz.” Adam sikkeleri kesesine koymadan önce yeniden saydı. Elara çalışmasına döndü; ama biraz sonra masasına düşen gölgeye bakmak zorunda kaldı. “Haritaları sen mi çiziyorsun?” “Evet.” “Bir işarete bakmanı istiyorum.” “Şimdi çalışıyorum.” Kael masadaki iki kâğıdı, birinin üzerindeki henüz kurumamış mürekkebi inceledi. “Ne zaman bitirirsin?” Elara, yolcuların çoğunda bulunmayan bu sabır karşısında kalemini durdurdu. “Akşamüstü. Bir yer arıyorsan önce liman bürosuna sor. Eski haritaları da var.” “Sordum.” “Bulamadılar mı?” “Öyle bir yer olmadığını söylediler.” Elara sandalyesinde arkasına yaslandı. Kael, onu ikna etmek için acele etmiyordu. Bir elini masanın kenarına koymuştu; tırnaklarının dibinde, yıkamakla çıkmayan koyu lekeler vardı. “Ne tür bir yer?” “Haritalardan çıkarılmış bir yer.” “Batan adaları söylüyorsan eski konumları kayıtlarda tutulur.” “Her zaman mı?” Elara cevap vermeden önce düşündü. Üç ay önce bir tüccar, satın alacağı haritadan kullanılmayan limanları silmesini istemişti. Kâğıtta yer kapladıklarını söylemişti. Bir başka haritacı da silmişti; Elara daha sonra o haritanın bir kopyasını görmüştü. “Ben tutarım,” dedi. Kael elini masadan çekti. “O zaman akşamüstü gelirim.” Arkasını dönüp yolculara ayrılmış merdivene yöneldi. Elara, adamın yürürken geminin hareketine alışkın biçimde ağırlığını değiştirdiğini gördü. Gözleri aşağıdaki bulutlara gitmiyordu. İlk kez yolculuk edenlerin aksine tutunacak yer aramıyor, önünden geçen tayfaları da durdurmuyordu. Öğleden sonra boyunca yeniden görünmedi. Elara iki haritayı tamamladı. Birinin köşesine teslim tarihini yazarken liman memurunun çırağı geri geldi; kuzey yaklaşımına kırmızı bayrak asıldığını haber verdi. Posta gemisi güneyden ayrılmıştı. Elara başını salladı, çocuğa masadaki elmayı uzattı. Çocuk teşekkürünü ağzı doluyken söyleyip koşarak gitti. Kael geldiğinde son kâğıdın mürekkebi de kurumuştu. “Şimdi olur mu?” Elara karşısındaki boş tabureyi ayağıyla dışarı itti. Adam oturdu. Kitabını kemerinden ayırmadı; zinciri gevşetip masanın üzerine koydu. Cildi neredeyse siyahtı, köşeleri elle dikilmişti. İçinden ikiye katlanmış ince bir kâğıt çıkardı. Önce kendi önünde açtı, sonra Elara’ya çevirdi. Tam bir harita değildi. Kıyı çizgisine benzeyen birkaç kıvrım, kenara sıkıştırılmış sayılar, yarıda kesilen bir rota. Elara kâğıdı çevirmek için uzandığında Kael’in parmakları kenarında kaldı. “Yırtık yerinden tutma,” dedi. Elara elini başka tarafa kaydırdı. İşaret sol alt köşedeydi. Kapanmamış bir çember, altından çıkan üç kısa çizgi. Çizgilerden ortadaki, kâğıda fazla bastırılmış kalemin ucuyla sağa kıvrılmıştı. Elara başparmağını masanın kenarına bastırdı. Annesi, varlığını duyduğu ama henüz ölçemediği yerleri böyle işaretlerdi. Çemberi açık bırakırdı; Elara çocukken bunları tamamlamaya kalktığında kalemi elinden almıştı. Kızmamıştı. Sadece silgiyi vermiş, gidip görmedikleri bir kıyıyı çizmemeleri gerektiğini söylemişti. Kael’in önündeki kâğıtta, aynı küçük kıvrım vardı. Tek başına hiçbir şeyi kanıtlamazdı. Elara bunu biliyordu. Yıllar içinde annesininkine benzeyen el yazıları görmüş, yanlış kişilere gereğinden fazla soru sormuştu. Yine de kâğıdı bırakmadı. “Bu aslı mı, kopyası mı?” “Kopyası.” “Aslı nerede?” Kael’in eli kitabın kapağına kapandı. “Önce işaretin ne olduğunu söyle.” Elara, öğle vakti üstüne bez örttüğü pusulayı düşündü. Çekmece dizinin hemen yanındaydı. Kael’den gözünü ayırmadan açtı; pusulanın altındaki katlı haritayı çıkardı. Kenarları yıpranmış kâğıdı açarken eski kat yerlerinden biri biraz daha ayrıldı. Haritayı onun kopyasının yanına koydu. Aynı çember. Aynı üç çizgi. Birbirinden farklı iki kâğıtta, aynı küçük kıvrım. Kael öne eğildi. Bu kez soruyu o sordu. “Bu haritayı nereden aldın?” “Annem çizdi.” Elara, adamın kitabın üzerindeki elinin gevşediğini gördü. “On bir yıl önce kayboldu. Şimdi bana o kitabı aç.”

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

İlk İYE; Sare

read
4.2K
bc

Taht Uğruna

read
1.7K
bc

İDÂL (BERDEL)

read
50.6K
bc

ÖLÜMÜN NİŞANLISI

read
1.5K
bc

ŞEHVETLİ İNTİKAM [+18]

read
18.3K
bc

Karanlığın Mirası +18

read
5.7K
bc

MEZAPOTAMYA'NIN GELİNİ

read
12.6K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook