Kahvaltı bitmişti. Çocuklar masadan kalkar kalkmaz tabletlerine gömülüp odalarına kaçtılar. Meryem, "Test çözmem lazım," diyerek sandalyeyi geriye itti ve yanlarından ayrıldı. Konak bir anda sessizleşti.
Şimdi terastaydılar. Melek, yanlarında dikilen Ayşenur’a baktı. "Bize kahve yapar mısın canım?" dedi sadece.
Ama Ayşenur orada değildi. Gözlerini Ardil’in yanındaki Avşin’e dikmişti. Kaşları çatıktı, bakışlarında gizleyemediği bir hırs vardı. Melek durumu fark edince oturduğu yerde dikleşti. Kızın kolunu tutup hafifçe sıktı. Ayşenur irkilince herkes kafasını onlara çevirdi.
"Mutfakta bir işim vardı, halledip geliyorum," diyen Melek, kızı peşinden sürükleyerek içeri soktu.
Mutfağa girdiklerinde kapıyı arkasından kapattı. Melek, karşısındaki kıza böceğe bakar baktı. Aralarındaki mesafe azdı ama Melek’in duruşu kızı iyice küçülttü.
"Bir daha eltime o şekilde baktığını görmeyeceğim Ayşenur."
Melek, kızın gözlerinin içine baktı. "Ardil’e nasıl baktığını, ne düşlediğini biliyorum. Ben sustum ama Ardil başka. Karısının rahatsız olduğunu hissettiği an ortada senden bir şey kalmaz."
Ayşenur’un dudakları titredi, bir şeyler diyecek oldu ama Melek elini kaldırdı. "Eşyalarını topla ve git. Hakkından fazlasını alacaksın. Bir daha da bu kapıya gelme."
Ağlayan kıza arkasını döndü. "Terasa dört kahve, biri şekerli üçü sade."
Terasa geri döndüğünde hiçbir şey olmamış gibi yerine yerleşti. Avşin hala huzursuzdu, elleriyle dizindeki kumaşı çekiştirip duruyordu. Ardil, elini uzatıp Avşin’in titreyen elinin üzerine koydu. Sadece tuttu. O büyük, sıcak el Avşin’in parmaklarını tamamen örttü. Avşin derin bir nefes aldı, omuzları biraz olsun gevşedi.
Behram, karısının yüzündeki o ifadeyi tanıyordu. "Mutfaktaki iş uzun sürdü?" diye sordu.
Melek, kocasının elini tutup hafifçe sıktı. "Temizlikle alakalı bir sorun vardı," dedi sadece. "Halledebildiğim kadarını hallettim."
Kahveler gelince ortam biraz yumuşadı. Melek, Avşin’i gerginlikten çekip çıkarmak ister gibi sürekli bir şeyler anlatmaya başladı. Avşin için durum çok garipti. Hiç görmediği bir samimiyet vardı burada. Şahmanlar o kadar rahattı ki, Avşin içindeki o yabancılık hissinin yavaş yavaş kaybolmasına engel olamıyordu.
Akşama kadar sürdü bu sohbet. Yemekler yendi, çaylar içildi. Melek o kadar çok konuşuyordu ki Avşin bir yerden sonra kadının hızına yetişememeye başladı. Birinden bahsederken hop diye başka birine geçiyor, sürekli gülüyordu. Avşin, şaşkınlıkla onu izlerken buluyordu kendini.
Melek bir ara hamilelik hikayesine daldı, heyecanla anlatıyordu. "Öyle işte bir anda, oturuyordum bir anda, sonra dedim ben hamileyim, ben hamileyim dedim ya."
Avşin dalıp gitmişti, cümlenin sonunu duyunca birden toparlanamadı. Yüzündeki boş ifadeyi görünce Melek kahkahayı bastı, eline hafifçe vurdu. "Aman Avşin! Baktım dinlemiyorsun, ortaya attım işte lafı."
"Öyle mi? Ben aslında dinliyordum da..." diyebildi Avşin. Melek’in ne kadar çok konuştuğunu yüzüne söyleyemedi ama Melek zaten anlamıştı. Gülümseyerek sandalyesini biraz daha yaklaştırdı.
"Takılıyorum sana, boşver. Eee, anlat bakalım... Mirşad’la nasıl aranız?" Avşin, biraz uzağında Behram’la alçak sesle bir şeyler konuşan Ardil’e baktı.
Ardil, bakışları üzerinde hissetmiş gibi başını çevirdi. Göz göze geldiklerinde yüzünde belli belirsiz kıvrılma oldu. Avşin hemen önüne döndü, parmaklarıyla oynamaya başladı.
"Çok iyi biri," dedi sesi hafifçe titreyerek. "Allah’a şükrediyorum, iyi ki karşıma çıkmış."
Melek’in yüzündeki neşeli ifade biraz duruldu. "İyi davranıyor mu sana?"
"Evet. Bazen onu hak etmediğimi düşünüyorum."
"Sus, o nasıl laf öyle?" Melek’in sesi bu kez daha ciddiydi. "Ne oldu, ne bitti bilmem ama o adam seni seviyor. Kendine de ona da böyle şeyler söyleme."
"Neden ki? Kırılır mı?"
"Kırılır tabii. Bakma öyle sert durduğuna, duvar gibi göründüğüne. O da insan. Sevdiği kadından böyle bir şey duyarsa içi sızlar."
Avşin, Ardil’in içinde hassas bir yer olduğunu düşünmemişti hiç. "Kırmam ben onu," dedi fısıltı gibi.
"Yapmazsın zaten. İsmi Melek olan benim ama asıl melek sensin." Melek, Avşin’in alçılı eline uzandı, parmak uçlarıyla yavaşça dokundu. "Bu ne zamandır orada?"
"Birkaç gün oldu. Çıkar bir iki güne."
"Geçmiş olsun." Melek bir an durdu, gözlerini kıstı. Az önceki duygusal havayı dağıtmak ister gibi muzhip bir ifadeyle sordu: "Eee? Ne oldu?"
Avşin anlamadı. "Ne, ne oldu abla?"
"Kız diyorum, anlasana... Siz diyorum, Mirşad’la diyorum, çiftlikte... Yani, aynı yatak... Oldu mu bir şeyler?"
Avşin’in boğazına bir şey düğümlendi. Soru o kadar çıplak, o kadar doğrudan gelmişti ki nefesi kesildi. Gözleri istem dışı tekrar Ardil’e kaydı. Onunla aynı yatakta yatmamıştı ki.
Ardil, o korkuyor diye temas ederken bile gözlerine uzun uzun bakıyor, bir adım sonrasını hep ona bırakıyordu.
"Bu bakışları bilirim ben, olmadı değil mi?"
Avşin’in esmer teni, mahrem bir şeyin bu kadar rahat konuşulmasından dolayı kızardı. Başını önüne eğdi, sağlam eliyle elbisesinin kumaşını sıktı.
Melek gülerek devam etti. "Helal olsun size. Ateşle barut yan yana ama tık yok ha?"
"Abla ne diyorsun..."
"Siz diyorum bu gidişle düz duvara tırmanırsınız. Aranızdaki şu çekimi ezelin kör annesi bile görür."
Avşin yutkundu. Boğazındaki o kuruluk geçmiyordu. "Ben biraz korkuyorum da," diyebildi kısık bir sesle. Konu kapanır sanmıştı ama Melek’in bakışlarındaki merak yerini bir tür çözme isteğine bırakmıştı.
"Neyden korkuyorsun söyle, ben yardımcı olurum. Psikoloğum ben."
Avşin kaçışının olmadığını anlayınca omuzlarını düşürdü. Bakışlarını Ardil'den kaçırıp yere dikti. "Bir erkeğin bana dokunma fikri beni korkutuyor. Yapamam, olmaz gibi geliyor."
Melek’in yüzündeki o neşeli ifade bir anda silindi. Avşin’in omuzlarındaki çöküşü, ellerindeki titremeyi görünce meseleyi anladı. Bu duruşu, bu çekingenliği daha önce de görmüştü.
Bir kadının bedenine ördüğü o görünmez duvarları tanıyordu. Bakışları şefkate döndü, uzanıp Avşin’in sağlam elini sıkıca tuttu.
"Anlıyorum seni. Bu durum kolay değil, zaman ister... Özür dilerim, üstüne geldiğim için."
Avşin sadece başını salladı. "Estafurullah abla."
Melek biraz daha yaklaştı, sesini sadece ikisinin duyabileceği bir seviyeye indirdi. "Ama yine de bir şey sormak istiyorum. Mirşad sana temas ediyor ve gördüğüm kadarıyla rahatsız olmuyorsun. Hiç ilerisini düşündün mü? Yani onun yanındayken bu korkun... Aynı mı?"
Avşin duraksadı. Ardil’in büyük, nasırlı elinin kendi elini kavrayışını düşündü. O temas ettiğinde korkmuyordu, aksine daha güvenli bir yer haline geliyordu. Onun dizinin dibinde uyuduğu o anları hatırladı.
Başını kaldırıp Ardil’e baktı. Ardil o sırada Behram’la konuşmasını bitirmiş, ceketini düzeltiyordu. Bakışları bir anlığına karısına değdi. Avşin yakalanmış olmanın verdiği o tuhaf hisle hızla başını çevirdi. Kalbi, yerinden çıkacakmış gibi göğüs kafesine vurmaya başladı.
Avşın yutkundu. Boğazı kurumuştu, sesi neredeyse fısıltı gibi çıktı.
“Ardil... rahatsız etmiyor beni. Ama ilerisini düşünmedim. Düşünemiyorum bile. Ondan korkmuyorum, diğerleri gibi değil. Sanki o dokunduğunda bedenim ‘tehlike yok’ diyor. Diğerlerinde ise hâlâ ‘kaç’ diyor.”
Başını hafifçe eğdi, elleriyle oynamaya başladı. "Bu normal mi? Yani... Ardil dışında bir erkeğin dokunuşu canımı yakacakmış gibi gelirken, ondan korkmamam ama yine de ilerisini istememem... normal mi?"
Melek nazikçe gülümsedi. Eliyle Avşın’ın omzuna dokunacak gibi oldu ama bir an duraksadı. İzin istemeden dokunmanın onu ürkütebileceğini hatırlayıp elini yavaşça geri çekti.
“Bu çok önemli bir farkındalık Avşın. Kocan senin için ‘güvenli liman’ olmuş. Travma genelde herkesi aynı kefeye koyar ama bazen bir kişi o zinciri kırar. Bu, iyileşmenin başladığının işareti. İstersen birlikte o güvenli teması biraz daha genişletebiliriz... Ama acele yok. Sen hazır olana kadar. İzin her zaman sende.”
Avşin, bu anlayışlı tavrıyla biraz olsun gevşedi. "Ben... hiç böyle düşünmemiştim."
"Düşün. Kendini kapatma hemen. Kimse senden bir şey beklemiyor ama eğer Ardil’e güveniyorsan, o küçük temasların büyümesine izin verebilirsin..."
Avşin’in yüzünde bir endişe bulutu dolandı. "Ya kriz geçirirsem? Ya yine o anlara dönersem?"
Melek sesini daha da yumuşattı. "Zorlama kendini. Sadece hazır olduğunda. Vücudun sana ne zaman 'tamam' diyeceğini söyler zaten."
"Teşekkür ederim abla."
"Rica ederim, ne zaman istersen konuşabiliriz."
O sırada Ardil, karısının yanına gelip durdu. Elini cebine attı, bir süre Avşin’in yüzündeki o dalgın ifadeyi inceledi. Bir şeylerin konuşulduğunu, Avşin'in zihninin karışık olduğunu fark etmişti.
Ardil, Behram’a kısa bir bakış atıp Melek’e döndü. “Yenge biz gidelim artık.”
Melek hemen itiraz edercesine elini kaldırdı. "Olmaz öyle şey. Odayı hazırlattım bile. Avşin yorgun, bir de gece gece yol çekmeyin."
Ardil duraksadı. Bakışları karısına kaydı, onun ne diyeceğini bekledi. Avşin sessizce yere bakıyordu ama Melek’in teklifine bir tepki vermedi. Ardil, yengesine dönüp hafifçe başını salladı. Tamam anlamındaydı bu.
Behram, Melek’in beline sarılıp karısını kendine çekti. İkiliye bakarken yüzünde samimi bir ifade vardı.
"Tamam yenge, odayı gösterir misin?"
Melek, bu onayı alınca çocuksu bir sevinçle elini çırptı. Behram, karısının bu haline dayanamayıp saçlarının arasına ufak bir öpücük bıraktı. Ardından ikiliye bakıp "İyi geceler," dedi Behram.
Ardil sadece başını sallamakla yetindi. Avşin ise parmaklarıyla oynarken cılız bir ses çıkardı. "İyi geceler Behram Bey."
Behram bu hitabı duyunca durdu, kaşlarını hafifçe çattı. Ama bu kızgınlıktan değil, samimiyettendi. "Abi desen kafi. Gelinimizsin artık, ne o bey falan? Küfür gibi."
Avşin mahcup bir tavırla başını daha da eğdi. "Tamam... İyi geceler abi."
Melek, ikiliye odaya kadar eşlik etti. Ardil kapıdan içeri adımını attığında, Melek son bir hamleyle Avşin’in kolunu tuttu. Hafifçe kendine çekip fısıldadı. "Dediklerimi düşün. İyi geceler."
Kapı kapandığında, oda bir anda daralmış gibi geldi Avşin’e. Ardil, üzerindekileri çıkarmaya başladığında Avşin arkasını döndü.
Ardil yatağın üzerindeki pijamanın altını alıp giydi ama üstünü açık bıraktı. Her zamanki haliydi bu, sıcağı sevmez, kısıtlanmaya gelemezdi. Gidip pencerenin önündeki koltuğa oturdu.
"Orman gülü, dönebilirsin."
Avşin yavaşça omuzlarının üzerinden baktı, sonra tamamen döndü. Alıştığı o çıplak omuzlar, geniş göğüs kafesi karşısındaydı ama bu gece bir şeyler farklıydı. Melek’in sözleri zihninde birer kanca gibi asılı kalmıştı.
Bakışları ister istemez Ardil’in kollarında, karın kaslarında gezindi. Adamın vücudundaki o sert hatlar, teninin rengi... Melek haklıydı. Korkuyordu ama bu korku, sadece kaçma isteğiyle ilgili değildi.
Ardil, karısının bu alışılmadık incelemesini fark ettiğinde yerinde kıpırdandı. Boğazı kurudu bir an. Avşin’in gözleri üzerinde dolaştıkça, içten içe yanan bir şeylerin kıpırdandığını hissetti.
Kendine kızdı hemen. Henüz erken diyordu içindeki ses, ona böyle bakmaya hakkın yok. Boğazını temizleyip bakışlarını kaçırdı.
Avşin, yakalandığını fark edince utançla başını çevirdi. Gözleri odanın köşesinde, halıda gezindi. Ardil, onun giyinmesi için bu sefer arkasını dönen taraf oldu.
Yatağın üzerindeki pijama takımı, kısa bir şort ve düğmeli bir üstten ibaretti. Avşin, trikosunu çıkarıp şortu giydi. Ama sıra o düğmeli üste gelince durdu. Alçıdaki eli, bir engel gibi yanındaydı.
Kumaşı tutmaya çalıştı, düğmeleri hizaladı ama parmakları birbirine dolandı. Çaresizce Ardil’in geniş, çıplak sırtına baktı.
"Ardil?"
Ardil, ismini duyunca oturduğu yerden kalkmadan sadece başını hafifçe yana çevirdi "Yardımcı olur musun?"
Ardil ayağa kalktı. Adımları aradaki mesafeyi çabucak kapattı. Avşin’in tam önünde durduğunda, odadaki hava bir anda tükendi.
Avşin başını kaldırmadı, bakışları Ardil’in göğüs kafesindeki o hafif iniş kalkışlara takılı kaldı. Ardil’in büyük elleri, pijamanın ince kumaşına dokundu.
Ardil, ilikleyip ellerini yavaşça çekti. Parmak uçlarındaki o karıncalanma hissi geçmiyordu. Hemen arkasını dönüp koltuğa gitmek yerine, olduğu yerde bir an duraksadı. Avşin’in başının üzerinden odaya, boş köşelere baktı.
"Yer yatağı yok," dedi Ardil, bakışlarını hala halının desenlerinden ayırmadan. "Elini tutamam. Korkmazsın, değil mi?"
Avşin, adamın bu sorusuyla birlikte yatağın boş tarafına baktı. Zihninde Melek’in sözleri, kalbinde ise tarif edemediği bir sızı vardı. Parmaklarıyla oynamayı bıraktı, derin bir nefes aldı.
"Beraber uyuyalım," dedi Avşin. Kendi sesi bile kulağına yabancı gelmişti.
Ardil duyduklarını sindirmek ister gibi bekledi. Kaşları hafifçe havalandı, gövdesiyle yavaşça ona doğru döndü. Gözlerindeki şaşkınlık, duvarın çatlamasına neden olmuştu.
"Orman gülü, ne diyorsun sen?"
Sesi pürüzsüzdü ama kelimelerin altındaki o sarsıntı hissediliyordu. Avşin geri adım atmadı. Aksine, bir adım daha yaklaştı ona. Gözlerini Ardil’in gözlerine dikti, kaçırmadı bu kez.
"Seninle uyumak istiyorum bu gece. Aynı yatakta."
Ardil bir süre hiçbir şey demedi. Sadece baktı. Karşısında duran bu ufak tefek kadının hem bu kadar savunmasız hem de bu kadar inatçı olması içinden bir yerleri söküp aldı. Elini kaldırıp ensesini sertçe kaşıdı, bakışlarını tavana dikip derin bir nefes verdi.
"Olmaz," dedi Ardil. "Hazır değilsin daha."
"Hazırım," diye fısıldadı Avşin. "İstiyorum. Sadece uyuyalım ama."
"Emin misin?"
"Evet."
Ardil sessizce başını sallayıp yatağın sol tarafına geçti. Avşin, göğsünde gümbürdeyen kalbinin sesini Ardil duyacak diye öd koptu ama geri durmadı. Yatağın sağ tarafına uzandı. Karanlıkta yüz yüze geldiler.
Ardil, karısının gözlerinin içine baktı. En ufak bir korku, bir tereddüt görse o an kalkıp gidecekti ama Avşin’in bakışları dürüsttü. Gerçekten gitmesini istemiyordu. Avşin, o an nereden geldiğini bilmediği bir cesaretle sırtını Ardil’e döndü ve yatağın ortasındaki boşluğu kapatarak ona doğru iyice yanaştı.
"Kolunu bana sarar mısın?"
Ardil sanki bir an nefes almayı unuttu. Avşin ona art arda şoklar yaşatıyordu. Elini yavaşça kaldırdı, karısının bir tepki verip vermeyeceğini ölçmek ister gibi bekledi ve sonra kolunu yavaşça beline doladı.
Avşin’in kalbi o kadar hızlıydı ki, sırtına değen o sıcak göğüs kafesinde atışlarını hissetmemesi imkansızdı. Ama bu kez korkudan değildi bu hız, heyecandandı.
Vücudu kaskatı kesilmemişti, aksine Ardil’in kolları arasına öyle bir yerleşti ki, sanki bu anı bekliyordu. Kendi teni, Ardil’in sıcaklığını kabul ediyor, ona yer açıyordu.
Ardil, burnunu Avşin’in saçlarına yaklaştırdı. Dokunmadı ama o kokuyu içine çekti. Kolunu biraz daha sıkılaştırdı, Avşin’i kendi güvenli gölgesine hapsetti.
"Kalbin çok hızlı atıyor," dedi Ardil sessizce. "Korkuyor musun?"
Avşin, belindeki elin üzerine kendi elini koydu. "Hayır," diye fısıldadı. Korku değildi bu, vücudunu ele geçiren tuhaf bir uyuşmaydı.
Ardil hafifçe yutkundu. "Ah orman gülü... Bana neler yaşattığından haberin yok."
Avşin, sırtındaki o yakıcı sıcaklığa rağmen daha fazlasını arzuladı. "Bir şey denemek istiyorum," dedi.
Ardil duraksadı, elini hafifçe gevşetip bekledi. "Söyle."
"Tamamen yaklaşır mısın? Aramızda hiç mesafe kalmasın."
Ardil bir an duyduklarını sindiremedi. Karısının yaşadıklarından sonra böyle bir şeyi talep etmesi, Ardil için bile beklenmedikti. İçindeki koruma içgüdüsüyle ona olan arzusu birbirine girdi. Ama onu geri çeviremedi.
Yatakta hafifçe kayarak Avşin’e iyice sokuldu. Ayaklarını, Avşin’in buz gibi kalmış çıplak ayaklarına doladı; onları kendi sıcaklığıyla sarmaladı. Çıplak göğsü, Avşin’in ince pijamasının üzerinden sırtına mühürlendi.
Ardil, kasıklarıyla kalçası arasında küçük bir boşluk bıraktı, kendini dizginlemek zorundaydı, "bu kadarı yeter" dedi içinden.
Avşin, sırtındaki o çıplak ve sert göğsü hissedince nefesini tuttu. Ardil'in kalbi de en az kendisininki kadar hızlı vurmaya başlamıştı.
Adamın sıcaklığı öyle yoğundu ki, Avşin güvende hissetti.
Ardil, çenesini karısının omzuna yasladı. Kolunu belinden çekmedi, aksine parmak uçlarıyla Avşin’in karnının üzerinde küçük, belirsiz daireler çizdi. Bu dokunuş ne bir zorlamaydı ne de bir talep, sadece "buradayım" demenin en sessiz yoluydu.
"İyi misin böyle?" diye sordu Ardil. Sesi, hemen kulağının dibinde, uykulu ama dikkatliydi.
Avşin, başını hafifçe geriye atıp Ardil’in boyun boşluğuna yerleşti. "İyiyim," dedi. "Çok iyiyim."
Ardil, Avşin’in bu teslimiyetine karşı gözlerini kapattı. Burnunu boynuna sürttü, teninin kokusunu bir kez daha ezberledi.
Ardil, bir elini Avşin'in saçlarına daldırıp parmaklarını ağır ağır gezdirmeye başladı. Avşin ise o huzurla gözlerini karanlığa teslim etti.
DÜZENLENECEK