▶Onu Seviyorsun◀

1655 Words
Büyük salonda derin bir sessizlik vardı. Şahman ailesi koltuklara dağılmış, kimse ne diyeceğini tam kestiremediği için birbirinin gözünün içine bakıyordu. Meryem, Avşin’in hemen yanına tünemiş, sanki karşısında canlı bir bebek varmış gibi onu inceliyordu. Avşin ise başını kaldırmaya cesaret edemiyor, bakışlarını dizlerinin üzerindeki ellerine kenetliyordu. Melek, kocası Behram’ın yanındaydı. Behram’ın gerilen omuzlarını, dişlerini sıktığını fark edince elini uzatıp adamın elini tuttu. Parmaklarıyla avucunun içini hafifçe okşadı. Bu, aralarındaki sessiz bir "sakin ol" deme şekliydi. Ardil ise tüm bu gerginliğin ortasında rahat duruyordu. Sırtını koltuğa yaslamış, tek odak noktası yanındaki karısıymış gibi sadece Avşin’e bakıyordu. Behram, karşısındaki çifte dikti gözlerini. Kardeşine bakınca içinden bin tane küfür geçiyordu ama Avşin’e bakınca duraksıyordu. Kızın küçüklüğü, ürkekliği ve Ardil’in yanındaki o emanet duruşu Behram’ın içindeki öfkeyi biraz garip bir sızıya bıraktı. Korhanlar kapıya dayanıp "Gelinimizi kaçırdı," dedikleri anı hatırlayınca burnundan sert bir nefes verdi. "Anlat," dedi Behram. Sesi alçaktı ama salonun her köşesinde duyuldu. Daha fazla konuşmak istemiyordu çünkü ağzını açarsa Ardil’e karşı geri dönülmez sözler söyleyeceğini biliyordu. "Neyi abi?" Ardil’in bu umursamaz hali Behram’ı çileden çıkarıyordu. Yıllarca onun arkasını toplamış, deliliklerini örtbas etmişti ama bu seferki başkaydı. Behram, kardeşinin o aşırı sakin suratına bakınca bir an yerinden kalkıp onu öldürmek istedi. "Melek, vallah billah kardeşim demem, öldürürüm bunu," dedi Behram, bakışlarını Ardil’den kaçırıp karısına dönerek. Sesi titriyordu sinirden. Melek, adının hakkını veren o yumuşak gülümsemesiyle kocasına baktı. "Sinirlenme aşkım, başın ağrıyacak," dedi. Sonra kaşlarını çatarak Ardil’e döndü. "Sen de uzatma artık Ardil. Açık açık anlat." Ardil derin bir nefes aldı. Bakışları yumuşadı, elini Avşin’in omzuna koyup onu kendine biraz daha çekti. "Şahman ailesi, bu Avşin," dedi Ardil. Basit bir gerçeklikten bahseder gibiydi ama gözlerindeki ifade çok başkaydı. "Benim resmi, dini, her türlü nikahlı karım." Avşin, ismini duyunca hafifçe yerinde kıpırdandı ama başını yine kaldırmadı. Ardil parmağıyla Behram’ı gösterdi. "Orman gülü, bak bu abim Behram. Yanındaki de adıyla pek alakası olmayan, yengem Melek. Bu tepemizde biten deli de büyük yeğenim Meryem." Meryem, yengesinin omzuna dokunup kıkırdadı. "Hoş geldin yenge, valla çok güzelsin. Amcam haklıymış kaçırmakta." Behram, Ardil’in tanıştırma merasimine göz devirdi. Elini alnına götürüp ovdu. "Resmi nikah dedin... Sen ne ara yaptın o işi Ardil? Yangından mal mı kaçırıyorsun?" Ardil sadece omuz silkti. "Vakit yoktu abi." "Oğlum kafayı yedirteceksin bana!" Behram oturduğu yerden öne doğru eğildi. "Korhanların gelinini kaçırmak ne demek lan? Başka kız mı yoktu koca memlekette?" Ardil’in çenesi kasıldı. Avşin’in omzundaki eli hafifçe gerildi ama çekmedi. "Kaçırmadım, ayrı-" "Hala mı?" Behram hışımla ayağa kalktı. Ardil’in üstüne doğru iki sert adım attığında Melek arkadan ceketinin ucunu tuttu ama Behram çoktan kardeşinin dibinde bitmişti. Ardil yerinden kıpırdamadı, sadece bakışlarını dikleştirdi. Avşin, Behram’ın gölgesi üzerlerine çökünce yerinde duramadı. Ardil’in koruyucu elinden sıyrılıp bir hamlede ayağa kalktı. Ardil daha ne olduğunu anlamadan, Avşin onun önüne geçip Behram’ın karşısında durmuştu. Küçücüktü adamın karşısında. Elleri yanlarında yumruk olmuş, parmak boğumları beyazlamıştı. Titriyordu ama geri adım atmadı. "Ben kaçtım Behram Bey," dedi Avşin. Kelimeler ağzından bir çırpıda dökülüverdi. "Beni o kaçırmadı. Ben kendi isteğimle kapısına gittim." Odada çıt çıkmadı. Meryem’in kıkırdaması bıçak gibi kesildi. Ardil, önünde siper olan bu incecik omuzlara bakarken yüzünde tarif edemediği bir şaşkınlık belirdi. Avşin’in kendisini böyle bir ateşin ortasına atacağını hiç düşünmemişti. Behram duraksadı. Kıza yukardan bakarken çatık kaşları biraz gevşedi, yüzünde 'sen kimsin de bana kafa tutuyorsun' der gibi bir ifade oluştu. "Ne dedin sen?" Avşin yutkundu, boğazındaki o düğümü zorla itti. "Zorla gelmedim. Beni kurtarmasını ben istedim. Onun bir suçu yok. Eğer birine kızacaksanız bana kızın." Behram’ın havaya kalkan eli havada asılı kaldı. Siniri geçmemişti ama bu zayıf görünen kızın bir anda ortaya çıkıp göğsünü germesi onu afallatmıştı. Ardil yavaşça ayağa kalktı. Avşin’in omuzlarından tutup onu nazikçe kendi arkasına, güvenli alana çekti. "Kimin kime kaçtığı çok da önemli değil abi," dedi Ardil, sesini yükseltmeden. "Karım artık o benim." Behram hışımla arkasını döndü, elini ensesine attı. "Tamam siktir tamam. Neden kaçtın?" Avşine sormuştu soruyu. "Abi ben..." Ardil söze girecek oldu ama Behram parmağını sallayarak kesti önünü. "Sen sus konuşma, belanı sikerim senin." Odada bir anda ağır bir sessizlik oldu. Melek ve Meryem, duydukları küfürle rahatsızca kıpırdanıp bakışlarını yere indirdiler. Ardil’in yüzündeki kaslar gerildi ama susmadı. "Lafımı bölüp durma. Geliyorlar bana, anlıyorsun değil mi abi? Geliyorlar üzerime." Behram, Ardil’in ne demek istediğini, o içindeki sıkışmışlığı fark edince derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştı. Koltuğun kenarına tutundu. "Geçip oturun. Şu olayı bana anlatın da, yarın millet kapıma dayandığında ağızlarının payını vereyim. Öylece kalmayayım karşılarında." Herkes oturduğunda Avşin elleriyle oynamaya başladı. "Ben," dedi titreyen bir sesle. "On altı yaşındayken Korhanların gelini oldum. Ama hiç istemiyordum. İstemediğim için kaçtım Ardil’e." Hepsi bu kadardı. Daha fazlasını, o karanlık detayları anlatmaya mecali yoktu. Behram’ın gözleri kısıldı. "Bu mu? Bu mudur yani? Karı koca benimle dalga mı geçiyorsunuz siz?" Sesi yeniden yükselmeye başladığında Avşin omuzlarını içine çekti, zangır zangır titremeye başladı. Ardil, yanındaki kızın bu halini görünce dayanamadı. Aniden yerinden kalkıp abisinin kolunu sıkıca tuttu. Behram durdu. Kolundaki ele baktı, sonra Ardil’in gözlerine. Kardeşi ona ilk defa böyle el kaldırıyordu, ilk defa bu kadar doğrudan bir saygısızlık yapıyordu. Ardil’in gözlerinde ise korkudan eser yoktu, sadece koruma içgüdüsü vardı. "Dışarıda konuşalım mı lütfen abi?" Behram şaşkınlıktan bir şey diyemedi. Ardil rica etmişti. "Lütfen" demişti. Melek ve Meryem de aynı şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Behram, kardeşinin kolundaki elini sertçe silkeledi ama itiraz etmedi. "Yürü," dedi sadece. İkili salondan çıkıp terasa geçtiler. Gece serinliği yüzlerine çarptı. "Ardilim, kardeşim... Bu güne kadar ne yaptıysan arkanda durdum, affettim. Ama namus bu, şakası yok. Bu çok başka bir şey." Ardil cebinden sigarasını çıkarıp bir tane yaktı, dumanı içine çekip boşluğa üfledi. "Abi, Avşin bana kaçtı çünkü Şervan denilen o şerefsiz onu taciz ediyordu. Bu konu hakkındaki tutumumu biliyorsun." Ardil, Avşin’in başına gelenleri, o kızın nasıl köşeye sıkıştırıldığını ayrıntıya isim vermeden anlattı. Anlattıkça Behram’ın yüzü asıldı, yumrukları sıkıldı. Pencereden içeride, Melek’in yanında süklüm püklüm oturan o küçük kıza baktı. İçindeki öfke yerini ağır bir acımaya bıraktı. "Şerefsiz," diye mırıldandı Behram. "Bir de utanmadan gelip kızı istediler bizden." Ardil sigarasını parmaklarının arasında ezdi. "Bırakmazdım abi. Öleceğimi bilsem yine bırakmazdım o leşlerin eline." Behram kardeşinin omzuna elini koydu, ağır ağır sıktı. "Tamam," dedi sesi artık daha yumuşak çıkıyordu. "Madem bu iş böyle... O zaman biz de gerekeni yaparız. Kimse geline elini uzatamaz." Ardil başını hafifçe eğdi. "Teşekkür ederim." Behram, kardeşini şöyle bir süzdü. Ardil'in duruşundaki o hırçınlık gitmiş, ağırbaşlılık gelmişti. "Görüşmeyeli insan olmuşsun," dedi Behram, hafif bir gülümsemeyle. "Kızın üstündeki etkisi mi bu?" Ardil, terasın camından içeriye, koltukta büzülmüş oturan karısına baktı. İnkar etmedi. Avşin içeride öylece dururken, Ardil dışarıda onun için her şeyi yakmaya hazırdı. Konuşma şeklini bile o korkmasın diye törpülemişti. "Mecburum. Korkuyor abi," dedi Ardil, sesi neredeyse bir fısıltı gibi çıktı. "Ona vuracağımı düşündü." Ardil'in yüzünden bir anlığına çok derin bir üzüntü geçti. Kendi sertliğinin, sevdiği kadını bu kadar korkutması canını sıkıyordu. Behram, kardeşinin yüzündeki o daha önce hiç görmediği kederi yakaladı. "Buna takılmış gibisin sen," dedi Behram, elini kardeşinin omzundan çekmeden. "Normalde kimin nasıl hissettiğiyle pek ilgilenmezsin sen. Dünya yansa umursamazdın." Ardil, bakışlarını camdaki yansımasından çekip abisine döndü. "Karım o benim," dedi sadece. Bu üç kelime, onun için dünyadaki bütün savunmaları bitiriyordu. Behram, kardeşinin gözlerindeki o tuhaf ışıltıyı gördüğünde duraksadı. Ardil’in bu kadar sahiplenici olması, sesindeki o titreyen ama yıkılmaz ton... Behram yeni fark ettiği şeyi şaşkınlıkla dile getirdi. "Seviyorsun sen onu. Hatta sevmek az kalır senin bu haline." Ardil bir süre sustu. Rüzgar saçlarını hafifçe dağıttı. Sonra derin bir nefes alıp abisinin gözlerinin içine baktı. "Seviyorum," dedi. Hiç dolandırmadan, en yalın haliyle. "Tıpkı yengemi ilk gördüğünde sevdiğin gibi. Hatta belki daha fazla." Behram duyduklarıyla öylece kalakaldı. Ardil gibi bir adamdan böyle bir itiraf duymak, çölde yağmura denk gelmek gibiydi. Kardeşinin gözlerindeki o çaresiz ama güçlü aşka baktı. İçerideki o zayıf kızın, bu koca adamı nasıl dize getirdiğini şimdi daha iyi anlıyordu. "Yandın desene," dedi Behram, bu sefer sesi gerçekten samimiydi. Ardil hafifçe gülümsedi, bakışları tekrar içeriye, Avşin’e döndü. "Yandım abi. Hem de çoktan." Behram’ın içindeki o az önceki fırtına dinmişti. Kardeşinin gözlerindeki o samimiyet, her şeyi yerli yerine oturtuyordu. Kendi kendine, "Demek kalbin tamamen kararmamış kardeşim," diye geçirdi içinden. Sessizce, birlikte içeriye, kadınların yanına yürüdüler. İkili salona geçtiğinde herkes bir an duraksadı. Melek, kocası ve kayınbiraderinin yüzündeki o dinginliği görünce hafifçe gözlerini devirdi. Ortamın yumuşadığını anlamıştı. Hemen Avşin’in yanından kalktı, Ardil’in oturması için yer açtı. "Hadi, oturun artık," dedi Melek, her zamanki anaç tavrıyla. Avşin, Ardil yanına oturur oturmaz ona doğru eğildi. Gözlerinde korkmuş çocuk bakışı vardı. "Bir şey yaptı mı? Çok mu kızdı?" diye fısıldadı. Behram, kızın bu ürkek halini duyduğunda hafifçe güldü. "Poposuna vurdum," dedi Behram birden, araya girerek. Ardil, çiftlik evinde Avşin’e söylediği aynı cümleyi abisinden duyunca kendini tutamadı, içten bir kahkaha attı. Avşin ise duyduğuyla öyle bir kızardı ki, hemen yanındaki eşine biraz daha sokuldu. Utanmıştı ama Ardil’in güldüğünü görmek içindeki o koca kayayı biraz olsun hafifletmişti. "Yemedik kocanı," dedi Behram, Melek’in elini tutup masaya doğru çekerken. "Karı koca manyaksınız valla. Kalkın hadi, kahvaltı yapalım. Sizinle konuşacağım diye aç kaldım." Çocuklar da masaya doluşunca bir anda gergin hava dağıldı. Tabak sesleri, çay kaşıklarının tıkırtısı odayı doldurdu. Avşin ise olan bitene anlam veremiyordu. Az önce kıyamet kopuyor gibiydi, şimdi ise herkes sanki hiçbir şey olmamış gibi peynir zeytin derdindeydi. "Ne oldu şimdi?" diye düşündü içinden. Ardil, karısının bu şaşkın bakışlarını hemen fark etti. Sandalyesini ona biraz daha yaklaştırıp kulağına doğru eğildi. Sıcak nefesi Avşin’in yanağına değdiğinde genç kız hafifçe irkildi ama kaçmadı. "Abim sadece haber vermediğim için köpürdü," dedi Ardil, sesi sadece onun duyabileceği kadar alçaktı. "Evliliğimize ya da sana kızgın değil. Rahat ol orman gülü." Avşin duyduklarıyla omuzlarını serbest bıraktı. Ardil’in ailesiyle arasının açılmasına sebep olmak en büyük korkusuydu. Başını kaldırıp Behram’a baktı. Az önce öfkeyle bağıran adam gitmiş, yerine karısının anlattığı bir şeye neşeyle gülen, çocuklarının tabağına bir şeyler koyan o adam gelmişti. Ardil, karısının bu izleme halini bölmek ister gibi tabağına peynir ve reçel koydu. "Bakma öyle, hadi karnını doyur," dedi. "Dün akşam da doğru düzgün bir şey yemedin zaten." Çatalını eline alırken masadaki bu garip ama sıcak kalabalığın bir parçası olduğunu ilk kez hissetti. Ardil ise tabağını doldurmaya devam ederken, arada bir kaçamak bakışlarla karısını süzüyor, onun biraz olsun rahatlamış olmasına sessizce şükrediyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD