Ayağıma batan camlara aldırmadan koşuyordum. Kim olduğunu bilmediğim adamın beni eve hapsetmesi bana çok fazlaydı. Arkadan gelen bağırış seslerini duydukça daha da hızlandım. O peşimdeydi ve izimden geliyordu. Lanet olsun ki ayağımdaki acı git gide daha da artmaya başlamasıyla beni yavaşlatmayı başarmıştı. Karanlık bir arazide arkama bakmadan seke seke yürümeye başladım. Arkamdan gelen hırıltılı sesle yakalanmam bir oldu. Kucağına alıp sırtına bir un çuvalı gibi beni attı.
-Aptal seni!
Sesindeki sinir vücudumu titretti. Ayağımdaki acıyla artık ağlayarak bağırmaya başladım.
-Allah belanı versin senin! Bırak beni ya canım yanıyor. Ne olursun bırak!
Sonlara doğru sesim iyice kısıldı. Hiç bir cevap vermeden koştuğum yolu geri gidiyorduk. Havanın soğukluğu vücudumu yalarken titredim. Kan kaybından üşümeye de başlamıştım.
Eve girdik beni salondaki koltuğa üstünden fırlattı. Üstünde pantolonunun cep bölümünden başlayıp her yeri benim kanımla kaplıydı. Suratıma baktı. Kıpkırmızıydı.
-Kanıyorsun.
Sesinde yumuşak bir tını vardı. Bana acıyor muydu?
-Gerçekten mi? Söylemeseydin fark etmeyecektim.
Kendimi koltukta toplayıp ayağıma bakmaya çalıştım.
-Bekle kıpırdama.
Karşımdaki dolaba yönelip içini kurcaladı. Bir kaç parça malzeme alıp yanıma yöneldi.
-Merak etme koltuklarını kirletmem.
Söylediğim cümleyle suratıma baktı.
-Sence koltuk mu derdim!
Sertçe konuştuktan sonra hiç muhattap olmadım. O da benimle muhattap olmadı. Ayağımı temizleyip cam parçalarını çıkardı. Canım yansada sesimi çıkarmadım. Öyle ki canım felaket yanıyordu. Hatta bir ara gözlerim dahi kararmıştı. Ayağımı sarıp beni yattığım odaya kadar taşıdı. İkimiz de konuşmuyorduk.
-Bu yaptığının bir bedeli olucak.
Cevap vermedim. O da cevap beklemedi. Odadan çıktı. Bütün oda onun parfümüyle dolmuştu. İstemeden içime çektim. Çok güzel kokuyordu. Yatağın içine iyice gömüldüm. Bedelmiş. Güldüm. Allah belanı verse keşke.
Sabah acıyla uyandım. Üstümü açtığımda sargıdan taşan kanlarla yüzümü buruşturdum. Gece boyu kanamışım. Ayağım şişmiş ve acıyordu. Yarım saat kadar öyle oturdum. Kapım açıldı. Suratsız yine yanıma geldi. Ayağımı görünce telefonuyla birini aramaya başladı.
-Eve gel. İşlem gerekli tüm malzemelerini al.
Duraksadı ve suratıma baktı.
-Anestezi de getir.
Telefonu kapatıp bana yöneldi. Yatağa oturdu dibime girdi. Direk yüzüne bakıyordum. Bakışlarımı kaçırmadım.
-Doktor gelicek kötü durumdasın. Bedelini biraz rafa kaldıralım.
Yüzüne tükürdüm. Gözlerini tükürdüğüm an şoka girmiş gibi kapattı.
-Allah senin belanı versin şerefsiz!
Sesim kısık bir şekilde bunu söyledim. Gözlerini açtı elini kaldırıp saçlarımı sevdi. Yine tepki vermedim. Bu günler de geçicekti ve onu mahkemelerde nasıl süründürecektim haberi yoktu. Saçlarımdan canımı yakmayacak şekilde tuttu ve kendine yanaştırdı.
-Dün gece üstümdeki kanın bekaretinin kanı olmasını çok isterdim. O gün de gelicek sabret. Beni sınama canını yakarım. Şiddetle değil emin ol! Keşke dövseydi de bunu yapmasaydı dedirtirim sana!
Yanağımı öptü ve beni saldı. Şoka uğramıştım. Keşke sağır olsaydım da duymasaydım bu konuşulanları. İğrenç birisi olduğunu bir kez daha kanıtlamıştı bana. Yanımdan kalktı ve kapıya yöneldi. Kapıyı açtığında yalan söyledim.
-Bakire değilim çok beklersin.
Yüzünü görebiliyordum gülümsüyordu. Yandan bir bakış attı.
-Hayır bakiresin ve benimsin. Sana kanıtlarım sıkıntı yok. Senelerimi verdiğim kadının en son ne yediğini biliyorum ben.
Bakakaldım. Kapıyı yavaşca kapatıp çıktı. Arkasından derin bir nefes verdim. Evet pislik, şerefsiz, psikopat, sapık ve iğrenç birinin evinde mahsurdum. Daha ne olsun? Midemi bulandıran düşüncelerden beynimi kurtarıp gelecek olan doktoru beklemeye başladım. Çekmeceyi açıp sigaramla çakmağımı aldım ve yavaşca yataktan kalktım. Sekerek cama yanaştım. Camı açıp içeriye hava dolmasını bekledim. Camda sigaramı içerken etrafa bakıyordum. Onu gördüm. Aşağıda gelecek olan doktoru beklediği belliydi. Etrafına bakarken beni gördü. Sigaramı içmeye devam ederek gözlerinin içine baktım. O da sigarasını yaktı ve içmeye başladı. Birbirimize bakınarak bir 5 dakika boyunca sigara içtik. 3. sigaramı yakarken aşağıdan resmen kükredi.
-Yeter!
Yanan sigarayı içmeye koyuldum dik dik bakarak. Elindeki bitmiş sigarayı yere atıp eve girmek için aşağıdan yöneldi. O yukarı çıkana kadar ben sigarayı bitirirdim. Odaya girdiğinde sigaram bitmişti. Camı kapattım. Arkama döndüm.
-Yeterden anlamıyor musun?
Dik dik baktım ve cevap verdim.
-Sen anlıyor musun ki?
Üstüme yürüdü ben de hiç kıpırdamadım.
-Bu bana karşı olan ukala tavırlarından sıkıldım.
Cevap vermeden yatağa doğru seke seke gittim. Yatağa oturdum. Ayakta hala bana bakıyordu bir cevap bekliyordu.
-Kolayı var. Sal beni gideyim. O zaman ne ukala tavırlarımı görürsün ne de beni. Nasıl fikir?
Yüzü daha önce görmediğim kadar karardı. Bakışları koyulaştı. Saçlarını eliyle dağıttı ve yanıma oturdu. Tekrar saçlarımı sevdi ve kendine yanaştırdı.
-5 senedir hayalinle yaşadım. Ömrümün sonuna kadar da seninle senin bedeninle yaşamayı planlıyorum. Her gece yatağımda koynumdaki olduğun düşüncesiyle bu kadar sakinim. Bana o küçük beyninle akıl verme. Gerçekten bana o geceyi sana yaşatmam için zorlama. Nasıl fikir?
Odanın kapısı tıklandı.'Gel' komutuyla bizim konuşmamız yarım kalmıştı. Zaten devam etseydi kim bilir ne kadar çirkinleşebilirdi. Doktor orta yaşlı gözlüklü cılız bir adamdı. O pisliğin her komutuna uyuyordu. Doktor ayağımı açıp inceledi.
Doktor;
-Malesef içeride cam var.
Derin bir nefes aldım biliyordum kalmıştı. Bana narkoz vereceğini söyleyip onunla beni tuttular ve verdiler. Yumuşayıp uykuya dalacağımı anladığımda kendimi saldım.
Gözlerimi açtığımda fazla bir acım yoktu. Hava kararmıştı. Yatakta doğruldum ve yanımda yemek vardı. Karan karşımda karanlıkta oturmuş elinde viski dolu bardağını yudumlayıp bana bakıyordu. Dışarıdan gelen ışık suratına yarım vuruyordu saçları dağılmış gömleğinin 3 düğmesi açıktı. İç çekip benle konuştu.
-Yemeğini ye çok güçsüzsün.
Kekeleyerek söylediği cümleyi zor bela anladım. Sarhoştu hem de baya. Konuşması bile kaymıştı. Cevap vermeden yemeğe koyuldum. Yedikçe yedim karnım şişene kadar yedim. Gerçekten de kaç gündür doğru düzgün beslenememiştim. Nihayetinde karnım doyunca tepsiyi başucumdaki komidine koydum. Yavaşca doğruldum ve ayaklarımı yere serbest bıraktım. Ayağa kalkıp yavaşca Karan'a yöneldim. Her hareketimi dikkatle gözünü kırpmadan izliyordu. Kolundan tuttum bana bakıyordu.
-Sarhoş birinin beni izlemesinden hoşlanmadım. Git başka yere.
Onu çekiştirmeye çalıştım fakat işe yaramadı. Biraz daha zorladığımda canım bi anda yandı. Otoriter ses tonuyla konuştu bu sefer.
-Gidicek başka yerim yok Damla. Senin yanından başka yok.
Yavaşca yatağa gittim. Tüm gücümü bu pislikle uğraşarak heba edemezdim daha buradan kaçacaktım.
-Başka odaya git lütfen. Seni görmek midemi bulandırıyor benim.
Dedim son çare. Belki dikine gidersem sinir olur ve odadan gider diye. Aksine elindeki bardaki tam dibime fırlattı. Ne olduğunu anlamadım ve bir çığlık kopardım. Tuzla buz olan bardağa baktım. Ne yapmaya çalışıyor bu aptal.
Yerinden kalkıp sallanarak yanıma geldi. Yatağa oturdu ve tekrar saçlarımı sevmeye başladı. Bu sefer geri çekildim o da üstüme doğru eğilip daha da yanaştı. Saçlarımı bu sefer sıkıca tutup kendine daha da yaklaştırdı. Canım yanıyordu bir kaç inildeme çıktı dudaklarımın arasından.
-Benim ol hemde şimdi!
Sessizce kekeleyerek söyledi. Gözleri kayıyordu. İktirdim ve kollarının arasından sıyrıldım. Yüzüne baktım. Gözlerimden istemsizce bir kaç yaş ardı arkasına düştü. Ağzımdan şu cümle döküldü sadece.
-Senden korkuyorum!