İlk Yüzleşme

1902 Words
Lior’un Anlatımı Günaydın yıldızlar, bugün gönlümde düğün var. Günaydın çiçekler, bugün hüznümün sevinci var. Gözlerimi açtığımda hayalimdeki gerçeklikle yan yanaydım. İpek’le uyuyup onunla uyanmak... Ne kadar da güzeldi. Bu huzuru soludum bir süre. Ciğerlerimi doldururcasına çektim içime; nefese susamış hasta gibi, uykuya hasret kalmış gözler gibi. Bir bebeğin annesine özlemi gibi sarıldım ona. Öyle masum, öyle güzel uyuyordu ki... Kıyamadım uyandırmaya. Yataktan kalkmak, bu huzuru bırakmak istemiyordum. Sanki kalkınca bunların hepsi rüyaymış da ben uyandığımda yine bomboş yatakla karşılaşacakmışım gibi geliyordu. Kalkmadım. Uyanıkken de bu mutluluğu yaşamak istedim. Sonra hemen o kötü düşünceler sardı zihnimi. “O senin değil,” dedi o ses. Biliyorum... Biliyorum o benim değil. Ama sevmeme engel mi? Bu anları unutma Lior. Bu anları hafızanın en kutsal satırlarına yaz. Bu anıları en derinlerde sakla, hiç kimseler bulamasın. Daha sıkı sarıldım İpeğime. Boynunun kokusuyla doldu ruhum. Zaman şahit olsun: Lior’un kalbi huzurla doldu. Lior’un kalbi sevdiğini buldu. Artık onu bırakamam. Diri diri mezara gömseler, daha az acıtır canımı onsuzluk. Seni kaybetmemek için elimden gelmeyenleri de yapacağım, İpeğim. Yeter ki sen hep benimle, yanımda kal. Ne kadar süre izledim o güzel yüzünü, ne kadar süre sarıldım sımsıkı, bilmiyorum. İpek gözlerini açmaya başladığında yanında olmalıydım. Sabah ilk uyandığında beni görsün ve kendini yalnız hissetmesin istiyordum. Bir yanım da onu sonsuza kadar, en güzel filmi defalarca izlemek ister gibi izlemek istiyordu. Sonra aklıma, o en sevdiğim şair olan Mahmoud Darwish’in şiiri geldi: Seni seviyorum, sanki seni soluyormuşum gibi, Reddetmeye zamanım yok, Sanki sen benim havamsın, Ve yokluğun, boğulmak gibi… Evet, artık İpek benim nefesimdi. Onsuz ciğerlerim havasız, gönlüm yetim ve öksüz kalırdı. Gözlerini açmaya başladığında, en güzel gülümsememi takındım çehreme. Sanki onu her gördüğümde yüzüme kendiliğinden yerleşen gülümsemem yokmuş gibi. – Günaydın canım, dedi uyku mamuru gözleriyle. Bir yandan gerinmeye çalışıyordu. Bu sahne benim en sevdiğim sahne olabilir mi? O kadar doğal ve narin ki... – Günaydın, günümün aydınlığı. Günaydın, kalbime sevda düşüren çiğ tanesi. Bu sözlerimin ardından yüzüne kocaman bir gülümseme yerleşti. Uzun uzun gözlerime baktı ve sarıldı. Onu çok özlemişim gibi ben de sarıldım. Bir süre sessizce böylece kaldık. Sonra aklıma bugün yapmam gerekenler geldi. O kadar huzurluydum ki bu tamamen çıkmış aklımdan. Bir an önce gidip o işi de halletmem gerekiyordu. İpeğime dokunan elleri kökünden koparmalıydım. – Lior, ben çok mu çirkinim? Saçlarım yok... Ondan mı? Bana sorduğu soruyla istemeden kahkaha attım. İpek, bende dünyadaki tüm kadınlardan güzel olduğu gibi, kalbime sorsanız huriler bile onu kıskanırdı. Ben gülünce kaşları çatıldı. – Benim gönlümün huzuru... Bendeki yerini bir bilsen. Güzelliğin ayrı güzel, gülüşün ayrı bir matem. Sen bende sadece güzel değilsin. Sen bende kutsal bir emanet gibisin. Seni kalbimde öyle taşıyorum. – Bana bu güzel sözleri, sana daha da âşık olayım diye mi söylüyorsun? – Keşke, ruhum... Keşke beni gerçekten sevebilseydin. Ama hatırladığında, bu yaşadıkların için çok pişman olacaksın ve ben sana o anları yaşatmamak için kendimle savaşıyorum. – O yüzden mi dün akşam kaçtın benden? – Evet, sevdiğim, evet. Ben gerçekten kalbinde olduğumu hissettiğimde ve helalim olduğunda o anları seninle yaşamak istiyorum. Sen hatırlamıyorsun ama Cihat hatırlıyor sizin aşkınızı. Bunu ona yapamam. Bunu sana da yapamam. Ben seni senden koruyacak kadar çok seviyorum. Dediğimde ağlamaya başladı. – Beni anlamıyorsun... Ben onu sevmiyorum. Ben tüm kalbimle seni seviyorum. Sen de beni severken neden böyle olmak zorunda? – İpeğim, lütfen üzülme. Gözlerindeki çiğ tanelerini dökme, n’olur. Ben biliyorum, bir gün her şey düzelecek. Senin için ettiğim dualar gerçek olacak. Bu sınavı da birlikte atlatırız, merak etme. – Ben senin bu sevgini nasıl görmedim, Lior? Ben aptal mıydım? – Ben sana geç kaldım, sevdiğim. Bunda senin suçun yok. Kalbinde Cihat varken, benim sevgimi kabul etmeni zaten bekleyemezdim. Sevgimi gördün. Ama bir dost olarak. Cihat’ın söylediği gibi kader bağı oluştuğunda sen beni yakın bir dost gibi gördün. Çünkü kalbin Cihat’la doluydu. Bunun için sana kızmadım ya da kırılmadım. Dedim ya, ben sana geç kaldım. – Peki, ben şimdi ne yapacağım? – Sabredeceksin, gül yüzlüm. Sabredince her şey düzelecek. Sana söz veriyorum. Hadi şimdi kalkalım. Benim çıkmam gerekiyor. Ufak bir işim var, sonra hemen senin yanına geri geleceğim. – Ne işin var? Ben de seninle geleceğim. – Olmaz, ruhum. Bu defa olmaz. Sen gelemezsin. – O zaman sen de gidemezsin! O kadar tatlıydı ki... Küçük bir kız çocuğuyla kavga ediyormuşum gibi geliyordu. Dayanamadım bu duruma ve gülmeye başladım. – Gülme Lior. Gülünce seni öpmek geliyor içimden. İşte bana bunu söylemeyecektin, İpeğim. Benim içimden gelenleri bir bilsen... Tam da bu anda dayanamadım. Bu defa ben öptüm onu. Suya hasret kurak topraklar gibi. Bülbülün gülün gülümsemesini beklemesi gibi. Daha sonra İpek’in odasına geçtik. Onun için kıyafetler aldırmıştım. Bedenini ve tarzını bildiğim için, onun seveceği kıyafetlerle dolu bir dolap vardı. – Ruhum, kıyafetlerin burada. Sen hazırlan, ben de hazırlanıp gelirim yanına. – Tamam canım. Ama bak, sakın bensiz bir yere gitme. Sen nereye, ben oraya. – Keşke bugün gelmeseydin ama tamam. Söz, sensiz gitmeyeceğim. Dediğimde yüzünde gülümseme ve şirinlikle: – Anlaştık. Şeyy Lior… Bana saç bulabilir miyiz? Bu şekilde kendimi çok çirkin hissediyorum. – Olur, sevdiğim. Sen her hâlinle güzelsin. Madem böyle istiyorsun, ben hemen adamları göndereyim, alsınlar. Sen hazırlanana kadar gelmiş olur. Nasıl bir saç istersin, hangi renk olsun? – Senin sevdiğin şekilde olsun. Eskisi gibi... Ben nasıldı bilmiyorum ama sen biliyorsun. – Anladım ruhum. Ben hallediyorum hemen. Hadi görüşürüz. Alnından öpüp odadan çıktım. Odama geçtim ve adamları aradım. Açık kahverengi, dalgalı ve uzun peruk almalarını ve acele etmelerini söyledim. Sonra da kendimi duşa attım. Yaşadığım bu mutluluk ve sonrasında bürüneceğim kişiliği biliyordum. O adamın yanına İpeğimi götürmek istemiyorum. Ama onu kıramıyorum da. Beni o hâlde görmesini istemiyorum. Sanırım benim yerime başkaları yapacak ona yapmak istediklerimi. Kafamda düşüncelerle duştan çıktım. Üzerime rahat spor kıyafetler giydim. Çalan telefonumla, İpek için istediğim peruğun geldiğini öğrendim. Odama getirdiler ve ben de alıp İpek’in odasına geçtim. Yine kuğu gibi görünüyordu. Ona aldığım beyaz elbiseyi giymişti. Her gün ve her saniye ona daha da âşık oluyorum. Peruğu takmasına yardım ettim. Sonra boy aynası ilişti gözüne. Beni aynanın önüne çekti ve önümde durdu. Sonra gülümseyerek aynaya baktı. Arkasındayken belinden sarıldım ve daha da sokuldu bana. Bu manzara çok güzeldi. Umarım bu, bizim geleceğimizin manzarası olur. Birlikte güzel bir kahvaltı yaptık. Sonrasında da beni bekleyen hesap sorma zamanına doğru ilerledik. Yol boyunca hareketli şarkılar açtırdı ve eşlik ederek söyledi. İpek’ten sonra Türk müzikleri dinlemeye başlamıştım. Hem Türkçeyi daha iyi öğrenmek hem de duygusal anlamları bozmadan konuşabilmek için şarkı çok önemliydi. Bazen ritmini beğendiğim şarkıları özellikle inceler, duyguyu anlamaya çalışırdım. İpek için Türk şarkılar açmıştım. Bu yüzden de kendini hiç yabancı hissetmiyordu. Bu kadın hayat dolu. Yaşadığı onca olaya rağmen hâlâ güçlü duruyor ve hâlâ eğlenebiliyordu. Bu yanı da bana benziyor. Çok normal. Kader ikizleri birbirlerine zevk, tarz, meslek olarak bile benzerler. Adamı getirdikleri yere geldiğimizde, İpek’e arabada kalmasını söyledim. Kabul etmeyeceğini bile bile... Tabii ki kabul etmedi. Benimle o da içeriye geldi. Bir yandan da etrafı inceliyor, elimi hiç bırakmıyordu. Kapı açıldı. Soğuk bir hava süzüldü dışarıya; sanki biri karanlığı içeri saldı. Ayak sesleri yoktu. Ama o buradaydı. Karşımda oturuyordu. Sandalyeye bağlanmış gibi görünüyordu ama... gözleri serbestti. Ve o gözler bana değil, doğrudan içime bakıyordu. İşte tam oradaydı. Ashan Zariel… Yahudi kökenli. Oldukça zengin ve tanınmış soylu bir aileden geliyor. İsrail’de yaşıyor görünse de asıl yaşadığı yer Amerika’nın Boston eyaleti. 27 yaşında. Uzun boylu, siyah saçlı, beyaz tenli, koyu mavi renk gözleri var. Bakışları bile ürkütücü. Yönettiği ve ortak olduğu bir sürü şirketin yanı sıra, karanlık ortaklıkları da var. Bu adam İpek’i nereden buldu, anlamıyorum. Ben Türk biri olur diye bekliyordum. Bakalım şimdi anlarız derdini. İpek, etrafın ürkütücülüğü ile benim elimi daha da sıkıyor ve ürkek bir şekilde davranıyordu. Hem adamın Türkçe bilmediğini düşünerek hem de İpek anlamasın diye Arapça konuşmaya başladık. “أهلاً وسهلاً يا آشان... من دواعي سرورنا أن نراك بيننا.” “Hoş geldin Ashan, seni aramızda görmek ne güzel.” “علمتُ أنك كنتَ تبحث عني... فقلتُ لنفسي: لمَ لا أُجيب دعوتك؟” “Beni aradığını öğrendim. Davetine icabet edeyim dedim.” "أهكذا؟ إذًا لا بدّ أنك تعرف لماذا أحضرتك." “Öyle mi? O halde seni neden buraya getirdiğimi de biliyor olmalısın.” "أولاً، لم تحضرني إلى هنا... بل أنا من قرر المجيء. مجرد اعتقادك أن رجالك يمكنهم الإمساك بي يُضحكني. جئتُ لأستعيد ما هو لي." "Öncelikle beni buraya sen getirmedin... Gelmeye karar veren bendim. Adamlarının beni yakalayabileceğine inanman bile güldürüyor beni. Buraya bana ait olanı geri almak için geldim." Dediğinde güldüm. İpek ise bana döndü. – Beni kaçıran adam bu mu? dedi. Ben de o anda İpek’in Arapça bildiğini anlamıştım. Geç olsa da... Bunu neden bilmiyordum ki? Şimdi ona ne diyecektim? – Sen endişelenme ruhum. Hesap sorma sırası bizde. – Beni neden kaçırmış ki? Ben ona ne yapmış olabilirim? Bir şey yaptıysam da özür dilerdim. Bana bunları yapmasına gerek yoktu, dedi. O sırada Ashan pür dikkat İpek’e bakıyordu. – Bana evli ve bebekleri var dediklerinde, bu kadar narin bir çiçek olduğunu düşünmemiştim. Bilseydim, incitmelerine izin vermezdim, dedi. Ashan Türkçe mi biliyordu? Daha ne kadar şaşırabilirim acaba? – Ben size ne yaptım? Neden beni kaçırdınız ki? dedi İpek. – Sen bana ne yapabilirsin ki... Güzelliğinle aklımı başımdan almak dışında? Ama çok direnmişsin, çiçeğim. Onlar da saksını değiştirmek zorunda kalmışlar. Keşke benim için çalışma teklifini hemen kabul etseydin. Seni incitmek zorunda kalmazlardı. Ama şimdi aynı hataya düşmez ve benimle gelirsin diye düşünüyorum, dedi. Bakışları, hasta ruh hâlini o kadar net sunuyordu ki, İpek’in tedirgin olmasına şaşırmıyordum. – Lior, gidelim. Korkuyorum, dedi İpek, Ashan’a cevap vermeden. – Bence benimle gelmelisin. Seninle çok daha güçlü olabiliriz, güzellik. Sen de kraliçem olarak benim yanımda olursun. Uzun zamandır hiçbir kadın beni böyle etkilememişti. Sakin olmaya çalışıyorum, İpek ürkmesin diye. Ama bu sözlerden sonra kendimi tutmam mümkün olmadı. Ashan’ın yüzüne iki yumruk indirdim. Ama içim hâlâ soğumamıştı. – Belli ki sen de bu çiçeği seviyorsun. Üzgünüm, ben istediğim her şeyi alırım. Ama madem bu çiçek narin ve kırılgan... O zaman ona narin davranmak yakışır, dedi ve ellerini tek hareketle çözdü. Bunu yaparken gözleri bir an buz rengine dönüp geri geldi. Bu neydi şimdi? Bu adam da mı yetenekliydi? Sakince ellerini ovalarken gözü hep İpek’teydi. – Evet, sohbetine doyum olmuyor Lior. Ama şimdi sıra bende, dedi ve suratıma bir yumruk indirdi. Tabii ki aynı anda İpek de yanağını tutup ağlamaya başladı. Bunu gören Ashan ise şaşkınlıkla İpek’e bakıyordu. Hemen İpek’in yanına gittim, onu sakinleştirmeye çalışırken bir yandan da Ashan’a döndüm. – Sen de yeteneklisin. Neden kendin gibi olanlara zarar veriyorsun? dedim. Ashan, kıyafetlerini itinayla düzeltip bana cevap verdi: – Ben kimseye zarar vermiyorum. İkna yöntemlerim farklı, diyelim. Sizin aranızda ne gibi bir şey var da sana vurduğumda o da aynısını hissetti? – Bu seni hiç ilgilendirmez. Bu yaptıklarının bir bedeli olacak, Ashan. – Bedel ödemekten çok, ödetmeyi severim Lior. Yumruğunun bedelini elbet alacaksın. Ama bu çiçek dikkatimi çekti. İlk kez cihazlar veri çıkaramadı. Hafızası bomboştu. Öncesinde kocası için ağlayan kadın, birden bomboş hafıza ile karşımıza çıktı. İlginç... – Nasıl yani, sizin yüzünüzden kaybetmedi mi hafızasını? – Hayır. Onu ikna edemedikleri için cihaza bağladılar. Sürekli “Onu nasıl öldürdünüz? Beni de öldürün! Sizin istediğinizi size vermeyeceğim!” diyordu. Bilmiyor ki onu öldüren biz değil, eski kocasıydı. Yoksa ben, benim yeteneğimden olan birini kaybetmezdim. Adamın kıskançlıktan gözü nasıl döndüyse artık... Gerçi bu çiçeği görünce neden bu kadar kıskandığını anladım. – Tekrar görüşeceğiz, Lior. O zamana kadar çiçeğime iyi bak, dedi. Adamlar bana bakıyordu müdahale etmek için ama ben izin vermedim. Eğer müdahale ederlerse kalkanı kullanıp İpek’e zarar verebilirdi. Benim bu adamı ince bir şekilde araştırmam lazım. Belli ki artık başımıza bela olacak. Düşmanını iyi tanımak seni bir adım öne geçirir. Şimdi yapacağım şey belli: Ashan’ın tüm hayatını öğrenmek.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD