Öyle uzak ki bana gözlerin, yıldızlar bile daha yakın
Nefesim kadar da yakınsın oysaki, sadece yasaksın
Sensizlikle birlikte, kalbine kuruyorum hayallerimi
Sen hep benimlesin, sessizliğimin bağıran yanısın
###Lior Nassar###
Lior’un Anlatımı
Kalemimi, mum ışığının titreyen gölgesinin vurduğu masama bıraktım. Gözlerimdeki nemi sildim bir mendil yardımıyla. İçimdeki bu ağır yük beni çok yoruyor. Nereye koysam garip, nereye koysam yetim kalıyor duygularım. Buna rağmen sevmek yine güzel geliyor. Kalbimin yerini hatırlatıyor. Bu sahte dünyada belki tek masum olan şey, birine beslediğimiz karşılıksız sevgi.
Çok yorgunum. Ruhumuzun yorgunluğu bedenimize yansır mı? Yansıyormuş. İlk kez kendimi bu kadar yorgun hissediyorum. Yatağa uzandım. Uyumak istiyorum ama her gözlerimi kapattığımda İpek’in o hali geliyor gözlerimin önüne.
Bakmaya kıyamadığım bedeninde açılan yaralar... Hangi vicdan bu kadar acımasız olabilir? Bunu yapan kişi nasıl benimle aynı dünyada, aynı nefesi alabilir? Peki ya eski kocası? Hangi sevgi, sevdiğine bunu yaşatacak kadar hasta olabilir?
Sonra yeniden düşünüyorum. Belki ben de onunla aynı olayları yaşasaydım ben de o halde olabilirdim. Şu an onu anlayamıyorum; vicdanım buna izin vermiyor. Buna rağmen kınamak da gelmiyor içimden.
Annemin, birinden şikâyet ettiğimde, onu anlamadığımda bana verdiği öğüt geliyor aklıma:
“Bir günah, kişi onunla sınanmadan tam olarak kınanamaz.”
O yüzden de sadece aynı günahla sınanmamak için Allah’a dua ediyorum.
Gözlerim açık, boş boş tavanı izliyordum. Kafamdaki düşünceler o kadar fazla, o kadar yoğun ki... Baktığım yeri görmüyor, sadece bakıyorum. O sırada kapı tıkladı. Saate baktım, gece yarısını geçmiş.
– Gel, dedim.
Kapı açıldı ve İpek odaya girdi. Yüzünde korku vardı. Ne olmuştu ki iki saat içerisinde de bu kadar korkmuştu?
– Merhaba Lior. Çok korkuyorum. Kâbus gördüm. Şeyyy... Yanında uyuyabilir miyim?
Ürkek bir kız çocuğu gibiydi. Sarıp sarmalayasım, kendimden bile koruyasım gelmişti o an.
– Ruhum, durumları biliyorsun. Ben seni uyutayım, döneyim olur mu? dedim.
– Hayır Lior, ben seninle uyumak istiyorum. Ya tekrar görürsem aynı rü-yaları? Ya yine uyandığımda yapayalnız olursam? O siyah duman ya yine gelirse üzerime...
Bunları anlatırken o kadar tedirgin ve korkuyla bakıyordu ki... Bu bir bahane değildi. Sanki birinden kaçıyor gibi sürekli arkasına bakıyordu. Hemen İpek’e bir tarama yapmalıydım. Bu gördüğü şey basit bir kâbus değildi.
– Ruhum benim... Güzel yüzlüm... Hadi sen uzan, ben bir bakayım sana.
– Tamam ama burada uyurum, anlaştık mı?
– Anlaştık. Söz, seninle uyuyacağız.
Bu sözü verdim ama heyecandan kalp atışlarımın sol yanımda değil de ağzımda attığını hissediyordum. Avuç içlerim terlemeye başladı. Az önce yorgun olan bedenim yerinde duramıyordu. Yıllardır sadece hayalini koyduğum yastığımda şimdi nefesi vardı. Gerçek, rüyanın kıyısında yatıyordu. Ama… İşte kocaman bir “ama” vardı aramızda.
İpek yatağa uzandı. Tüm enerjimi ve odağımı, zor olsa da toparladım. Yaşadığı bu korkunun ve gördüğünü söylediği o siyah dumanın nedenini bulmam gerekiyordu.
Beynine odaklandım ve taramaya başladım. Bu işlemi yaptıktan sonra da zihnine bakmayı düşünüyordum. Acaba şu an ne hissediyor? Kalbimin hızlı atışlarıyla devam ettim.
Tahmin ettiğim gibi İpek yalan söylemiyordu. Ona her ne yapıldıysa, beynine çok hasar vermişti.
İpek’in beynine uygulanan invaziv nörolojik uyarım sonrası, özellikle temporo-parietal bölgedeki nörotransmitter dengesi bozulmuştu. Bu durum, zihinsel sınırların bulanıklaşmasına, dış gerçeklikle içsel algının birleşmesine ve sonunda halüsinojenik sanrılara yol açmıştı.
Şimdi yapmam gereken ise, elimden geldiğince o bölgeye yoğunlaşıp hasarı en aza indirmekti. Yaklaşık 15 dakika boyunca tam bir konsantrasyonla o bölgeye odaklandım. Her işlem sonrası tekrar tarama yapıp ne ölçüde düzeldiğini kontrol ettim. Maalesef tamamen iyileştiremiyordum. Bu konuda Yakup abiden destek almam gerek ama o da İstanbul’a gitti.
Yakup abi gelene kadar bu iyileşme bile onun daha rahat uyumasını ve eskisi kadar kötü olmamasını sağlayacak. İhmal etmemeli ve bu durumu tekrar düzeltmeliyim.
Sonra zihnine baktım. Gördüklerini merak ediyordum. Rüyasında bir kuyunun içinde sıkışmış ve çıkmaya çalışıyordu. Her hareketinde kuyu daha da aşağı çöküyor ve İpek, çabalarına rağmen kuyudan çıkamıyordu. Bir yandan bebek ağlama sesleri geliyor ve kulaklarını kapatıyordu.
“Yeter, susun!” diye ağlamaya başlıyor ve uyanıyordu. Uyandığında da bahsettiği gibi siyah bir duman etrafını sarıyor ve nefes alamıyordu. Çırpınarak uyanıyor, sonra da benim yanıma geliyordu. Korkması o kadar normaldi ki… Bunları kim yaşasa korkardı.
Beynindeki o bölge... artık kendi sınırlarını tanımıyor. Gerçekle hayal birbirine karışmış. Gördükleri birer kâbus değil; onun beynine yapılanlar, zihnine bir sis perdesi indirmiş.
İşim bittiğinde, tüm tarama boyunca beni izleyen İpek’e çevirdim gözlerimi.
– Bitti mi? Neyim varmış doktor bey? dediğinde, bu durumda bile beni gülümsetmeyi başarmıştı.
– Turp gibisin, hiçbir şeyin yok. Sadece beni özlemişsin, dedim çapkın bakışlarla.
– Hayır... yani evet, seni özlediğim doğru ama gerçekten gördüm. Yalan söylemiyorum. O siyah duman her yanımı sardı ve beni boğmaya çalıştı.
– Artık bir sorun kalmadı ruhum. İçin rahat olsun. Bir daha kâbus görmeyeceksin. Söz veriyorum.
– Tamam... ama emin olana kadar burada uyurum. Gerçekten çok korktum Lior. İnan bana.
– Ben sana hep inanıyorum ruhum. Kolay şeyler yaşamadın. Sen çok güçlüsün. O yüzden hadi bakalım, kapat gözlerini de uyuyalım. Benim çok uykum var.
Tabii ki yalan söylüyordum. İpek yanımda yatarken ben nasıl uyurum ki? Gözlerimi kapatsam kendiliğinden geri açılır. Ama onun bunu bilmesine gerek yok.
Yatağa uzandığım gibi sarılıp göğsüme başını koydu. “Allah’ım, bu nasıl bir sınav?” dedim iç sesimle. Umarım kalp atışlarımı duymuyordur. Çünkü dışarıdan bile duyulabilecek kadar yüksek bir sesle atıyor. Tüm hücrelerim yanıyor desem inanır mısınız?
Ben de ona sarıldım ve uyumasını bekledim. Şu an robot gibi kıpırdamadan duruyordum. Tüm vücudum kas katı kesilmişti. Sanırım arada nefesimi tutuyor, nefes almayı bile unutuyordum. Bir yandan da kokusunun bana bu kadar yakın olması, birlikte yatıyor olmamız içime anlamsız bir huzur veriyordu.
“Allah’ım… Onu bu hâliyle değil, helalim olarak nasip et.”
“Lior,” dedi İpek kısık bir sesle.
– Efendim ruhum.
– Seni öpebilir miyim?
Bu söz üzerine ne diyebilirdim ki? Ben söyleyemediğim neler istiyorum ama “seni üzmekten korkuyorum” mu diyeyim? “Ben de seninle öpüşmek istiyorum ama her şeyi hatırladığında, bir de bunun için pişman olacaksın” mı? diyeyim. Seni o kadar seviyorum ki... seni senden bile korumak bana düşüyor, mu diyeyim?
– Ruhum benim… Bunu senden çok ben istiyorum. Ama bunu konuştuk seninle, dediğimde doğruldu ve gözlerime baktı. Şu an nefesini yüzümde hissedebiliyordum. Bir süre gözlerime baktıktan sonra birden öptü beni.
Artık bu kısımdan sonra bende film koptu. Dudaklarım istemsiz karşılık verdi. Onun aşkıyla yanıp tutuşan tarafımı daha fazla dizginleyemedim. En azından daha ilerisi için kendimi tutmam gerekiyordu.
Bir süre, yani nefessiz kalana kadar öpüştük. İşte tam bu sırada benim kaçmam gerekiyordu. İpek’in dudaklarından ayrıldığımda bir süre kendime gelememiştim. Aptal gibi olmak, sersemleşmek tam da şu anki durumumun tanımıydı. Aşk sarhoşu olmak da bu tanımlar arasında. Yanaklarını avuçlarımın arasına aldım.
– Seni çok seviyorum, güzel gözlü sevdiğim. Bu yaşadığım anları ömrümün sonuna kadar unutmayacağıma emin olabilirsin. Hayatımın en güzel dakikalarıydı. Bunun için sana minnettarım, dedim ama İpek tekrar dudaklarıma yapıştı.
Yapma İpeğim, yapma… Ben de insanım. Bu kadar eziyet bir erkeğe yapılmaz.
Bir yandan kıyafetlerini çıkarmaya çalışıyordu ki durdurdum. Ama bir de bana sorun... Bunu yaparken ne kadar zorlandığımı size anlatamam. İçimde alev alev yanan bir yangın var. İçimdeki bu yangına o odun atarken, ben su dökemedim... Sadece yanmayı yavaşlattım. Köz olup sessizce içimde yaşadım onu tüm hücrelerimle isteyen yanımı.
– İpeğim, benim banyoya gitmem lazım. Sen uyu olur mu? dedim ve arkama bile bakmadan banyoyu kilitleyip kendimi soğuk duşa attım.
Sanırım bu zamana kadar verdiğim en büyük sınavdı bu. İpek’le şu dakika bir şeyler yaşasak ruhumuz kirlenecek gibi geliyordu bana. Bunu her ne kadar tüm benliğimle istesem de yapamazdım. Bu şekilde olamazdı.
Şu an beni sevdiğini sanıyor. Hatırladığında, Cihat’ı aldattığı için ruhunda açılacak yaraları şifa enerjisiyle tamir edemeyiz. Beni her şeyi hatırladığında da gerçekten severse... işte o zaman beni ondan kimse ayıramaz.
Beni durduran tek şey, İpek’le yaşayacağımız her yakınlaşmanın onda yaratacağı acı ve üzüntü. Bunları yaşamasın diye tutuyorum kendimi. Oysaki ne kadar hayal ettim bu sahneyi. Her gece rüyalarım onunla sabahladı. Gerçeğini yaşamak için nelerimi vermezdim… Bilemezdim. Bu hayalleri kurarken kaçanın ben olacağımı... Söyleseler güler geçerdim. Gerçekliğin bu kadar keskin ve soğuk olacağı hiç aklıma gelmezdi.
Yaklaşık bir saat banyoda kalıp kendimi sakinleştirdikten sonra odama geri döndüm. İpek uyumuştu. Sessizce kıyafetleri alıp banyoya geri döndüm. Üzerimi giyinip yanına uzandım. Onu uyurken izlemek bana ödül gibiydi. Yavaşça eğilip boynunu kokladım. En sevdiğim kokuydu bu… İpeğimin çiçek bahçesi kokusu.
O sırada telefonuma bildirim sesi geldi. “Bu saatte kim ki?” dedim ve hemen telefonuma baktım.
İşte beklediğim cevap…
İpeğime bu eziyetleri yapan adamı yakalamışlar. Şimdi benim diğer yüzümü görebilirsiniz. İçinde vicdan olmayan birine vicdanlı olmam da beklenemez.
Başlıyoruz.
Ama bu sabahı bekleyebilir. Şu an tek istediğim, İpeğime sarılıp uyumak. Onun kokusu sinmiş yatağım artık daha sıcak ve huzurlu.
O kokuyu bir gün kaybedersem ben de dağılırım...
Sanki varlığım onun tenine asılı.