Seni bulmaktan önce aramak isterim.
Seni sevmekten önce anlamak isterim.
Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de,
Sana hep, hep yeniden başlamak isterim.
### Özdemir Asaf ###
İpek’in Anlatımı
Bir koku var burnumun ucunda. Çok tanıdık bir koku... Huzur kokuyor sanki. Yağmur sonrası ıslanmış toprak kokusunun verdiği huzur gibi.
Kokunun nereden geldiğini bulmak için gözlerimi açacaktım ki dudaklarımda bir baskı hissettim. Sanırım biri beni öpüyordu. Lior diye düşündüm. Gülümseyerek gözlerimi açtım. O siyah kömür gözlerle göz göze geldim. Bu Lior değildi. Beni başka biri öpüyordu.
Hızla doğruldum ve çığlık atarak kapıya doğru koşmaya başladım. O ise bu hareketimle şok olmuş bir şekilde donup kalmıştı. Kapıyı arkamdan kapatıp hızla merdivenlerden inmeye çalıştım. Tüm vücudum titriyordu. Merdivenden inerken dikkatsizliğim ve aceleciliğim yüzünden yere kapaklandım. Diz kapağımı soğuk mermer zemine çarpmıştım ve canım yanıyordu.
Lior hemen yanıma geldi ve sarıldı.
— Ruhum, ne oldu sana? İyi misin?
— İyi değilim! O adam beni öpmeye çalıştı. Odadan kaçıp seni ararken merdivenden düştüm. Off... dizim çok acıyor!
— Tamam ruhum, hemen iyileştireceğiz. Merak etme, sakin ol. Senin canın acıdığında ben de aynı acıları hissediyorum. O yüzden kendine dikkat et olur mu? Ben senin için kendime çok dikkat ediyorum.
— Benimle aynı acıları hissedecek kadar seviyorsun yani... Bir de bana arkadaşız diyordun. Hafızamı kaybetmiş olabilirim ama aptal değilim.
Yine gülümsedi. Gülme Lior... Sen gülünce seni öpmemek için kendimi zor tutuyorum.
— Hadi gel, dizini iyileştirelim, dedi ve beni kucağına aldı. Az önce kaçtığım odaya geri getirdi.
Beni öpen adam aynı yerde hâlâ donup kalmıştı. Lior beni nazikçe yatağa bıraktı. Dizim çok fena sızlıyordu. Utanmasam ağlayacaktım.
— Cihat, iyi misin? dedi Lior, bir yandan da omzuna dokunarak. Onun dokunuşuyla adam kendine geldi.
— Lior, o çıksın. Korkuyorum. Ben uyurken beni öpmeye çalıştı. Lütfen çıksın, istemiyorum, dedim.
— İpeğim... Ne olur hatırla beni. Sen benim karımsın. Ne olur böyle yapma. Üzme beni, dedi o adam. İsmi... neydi... Cihat.
— Seni tanımıyorum. Ben sadece Lior’u seviyorum. Sakın bir daha beni öpmeye çalışma. Ben senin kocam olduğuna inanmıyorum, dedim.
— Öldür beni sevgilim... Öldür de bana bunları söyleme. Keşke orada ölseydim de şu duyduklarımı duymasaydım, dedi ve ağlamaya başladı.
Ellerimi tutmaya çalıştı ama ellerimi çektim. Olduğu yere yığıldı. O koskoca adam bağıra bağıra ağlamaya başladı.
Benim yüzümden ağladığını görünce çok üzüldüm. Dizimin izin verdiği kadar yanına gitmeye çalıştım.
— Özür dilerim. Seni üzmek istememiştim. Ama ne olur anla beni. Ben seni tanımıyorum. Ben Lior’u da tanımıyordum. Ama Lior’u kalbim tanıdı. Eğer sen benim kocam olsaydın ve seni seviyor olsaydım, kalbimin onu değil seni tanıması gerekmez miydi?
— İpeğim, benim ay yüzlü sevgilim... Bebeklerimizi hatırlıyor musun?
— Benim... bebeğim mi var? dedim şaşkın bir halde.
— Evet sevgilim. Bizim ikizlerimiz var: Hamza ve Zühre.
— Hatırlamıyorum... Ben anne miyim? Eğer anneysem bunu nasıl hatırlamam?
— Evet, İpeğim. Sen dünyanın en iyi annesisin. Ama bebeklerini bile unutacak kadar kötü bir durumdasın. Hafızanı, anılarını tamamen kaybettin. Başına çok kötü bir olay geldi. O yüzden seni çok seven kocanı da bebeklerini de hatırlamıyorsun.
— Ama Lior’u tanıyorum. Beynimden tanımıyorum ama kalbim onu tanıyor.
— Çünkü Lior ile senin aranda farklı bir bağ var: kader bağı. Bu bağ nedeniyle siz birbirinizi kalpten tanıyorsunuz. Birbirinizin acılarını hissediyorsunuz, dedi Cihat.
— Bu... nasıl olur! dedim, kafam çok karışmıştı. Sonra aklıma gelen bir şeyle Lior’a döndüm. Yatağın ucuna oturmuş, beni izliyordu.
— Lior, bebeklerim nerede? Onları görebilir miyim?
— Bu sorunun cevabını sana Cihat verebilir, dedi. Ben bu defa soran gözlerle Cihat’a baktım.
— Bebekler şu an burada değiller, sevgilim. Ama merak etme, onları sana getirmek için yola çıkıyorum. Seni son kez görmek için gelmiştim yanına...
Benim bebeklerim varmış. Hem de ikiz bebeklerim... İnsan, kendi dünyaya getirdiği bebekleri nasıl hatırlamaz? Ben kötü bir anne miydim? Biraz durdum, düşündüm. Bebekleri hatırlamaya çalıştım. Ama beynimi zorladıkça başım ağrıyor, özellikle sağ tarafıma bir bıçak saplanıyor gibiydi.
— Ruhum, düşünme tamam mı? Başın ağrıyor, düşündükçe yapma. Zorlama kendini. Zamanla her şeyi hatırlayacaksın.
— Lior, bebeklerimin resmi var mı? En azından resimlerini görmek istiyorum.
— Bekle, annende olması gerekiyordu. Telefonunu alıp geleyim. Ya da annen ve dayın aşağıda. Onlarla da tanışmak ister misin? Hem resimlere birlikte bakarız.
Bir an durdum. Buna hazır mıydım? Ama Lior yanımdayken kimse bana zarar veremezmiş gibi geliyordu. Bebeklerimi unutacak kadar kötü bir durumdaysam, yeniden tanışmak onları hatırlamamı sağlayabilir.
— Tamam... ama dizim... hâlâ çok acıyor.
— Aa, evet, unuttum ruhum. Önce dizini iyileştirelim, dedi ve avuç içlerini dizime yakın şekilde konumlandırdı. Eli havadaydı, dizime dokunmuyordu. Onu dikkatle izlerken, birkaç dakika içinde dizimdeki acı tamamen geçmişti. Hayranlıkla ona baktım.
— Lior... Dizim nasıl bu kadar çabuk iyileşti? Senin üstün yeteneklerin mi var?
Yine gülümsedi. Kalbimin içine ılık bir su aktı sanki. Yan tarafta kocam olduğunu söyledikleri Cihat vardı ama benim kalbim Lior’a koşuyordu. Onu özlüyordu. Ben kötü biri miydim? Neden böyle hissediyordum?
— Senin de böyle yeteneklerin var ruhum. Biz seninle biriz. Bende ne varsa sende de aynı yetenek var. Biz yeteneklileriz. Cihat’ın da yeteneği var, annenin ve dayının da.
— Nasıl yani? Benim de mi yara iyileştirme gücüm var? Bu normal mi?
— Evet ruhum. Hatta zihin okuyabiliyorsun da. Birinin beynine girip onun tüm anılarında gezinebiliyorsun.
— Gerçekten mi? O zaman sen benim anılarımda ne görüyorsun? Anlatsana bana. Ben hatırlamıyorum ama onlar oradadır, değil mi? Silinmezler?
— Maalesef ruhum. Şu an zihninde sadece uyandıktan sonra yaşadığın anılar var. Onları da zaten sen hatırlıyorsun.
Benim beynim tamamen bomboş muydu? Hiçbir anım yok muydu benim?
— Ama bu nasıl olur? Lütfen anlat bana Lior. Ben neden kaçırıldım? Bana ne yaptılar? Benim hafızam kaçırıldıktan sonra mı silindi? Yoksa öncesinde de böyle miydim?
Lior tam konuşacaktı ki Cihat söze girdi. Yanıma oturdu, ellerimi tuttu. Bu defa izin verdim. Duyacaklarımın zor olacağını tahmin ediyordum. Birinin desteği iyi gelecekti.
— Sevgilim... Sana en baştan anlatayım. Eğer duydukların seni zorlarsa, söyle, başka zaman devam ederim. Tamam mı?
Bu adam da bana aşkla bakıyordu. Gözlerinden bunu net bir şekilde görebiliyordum. Aynı Lior gibi beni incitmekten çok korkuyordu.
Başımla onay verdim. Dikkatle onu dinlemeye başladım. Elleri hâlâ elimdeydi, göz göze geldik.
— Biz seninle üniversite yıllarında İzmir’de tanıştık. Birbirimizi çok sevdik. Sonra bir yanlış anlaşılma oldu ve ayrıldık. Ben seni hiç unutmadım ve senden sonra da kimseyle bir şey yaşamadım. Sen İstanbul’a döndün, ben de senin izini kaybettim.
Sonra kendimi tamamen işe verdim ve çok iyi bir avukat oldum. İki yıl önce de İstanbul’a taşındım. Yaklaşık üç ay önce kardeşim Savaş rahatsızlandı. Ameliyat olması gerekiyordu ama doktor ameliyatı bir gün geciktirmişti. Ameliyat başarılı geçti ama ben bu ihmali kabul edemedim. Doktoru dava etmeye karar verdim.
Duruşma günü seni gördüm. Ameliyatı yapan doktor senin kocanmış. Sen ikizlere 37 haftalık hamileyken trafik kazası geçirmişsin. O yüzden de doktor ameliyata girememiş. Bunu duyduğumda çok kötü olmuştum. Evli olduğunu görmek beni yıkmıştı ama yine de senden vazgeçemedim.
Üniversitede bana güvenmeni sağlayan o özel yeteneğini hatırladım. Kahve falı bakabiliyordun. Evinize kendimi zorla davet ettirdim. Niyetim sana masumiyetimi ispatlamaktı. Sen fal bakacaktın ve benim masum olduğumu görecektin. Öyle de oldu. Ama yine de senin bana karşı tutumun değişmedi.
Bu defa seni uzaktan izledim. Bir yandan da kocanı araştırıyordum. Eğer güvenilir biri olsaydı tamamen hayatından çıkıp seni rahatsız etmeyecektim. Seni ona emanet edip hayatından sonsuza dek kaybolacaktım. Benim için çok zor olsa da senin mutlu ve huzurlu olman benim için her şeyden önemliydi.
Ama adam seninle tanıştığında sözlüymüş ve bunu sana söylememiş. Sen ise bunu öğrendiğin gibi ondan boşandın.
— Yani bu durumda bebeklerin babası sen değilsin. Ama az önce “bebeklerimiz” dedin.
— Evet, çünkü onları hiçbir zaman başkasının çocukları gibi görmedim. Hep kendi bebeklerim gibi sevdim.
— Peki o adamın ismi ne? Yani bebeklerin babasının?
— Gökhan.
Bu ismi duyduğumda gözlerimde şimşek çakar gibi bir ışık patladı. Birkaç saniye gözlerim açıktı ama hiçbir şey göremedim.
— Ruhum, iyi misin? Eğer kötü hissediyorsan devam etmesin... dedi Lior
— Hayır, iyiyim. Lütfen devam edin. Bilmek istiyorum...
— Sonra biz seninle tekrar birlikte olduk. Evlendik. Artık bebekler, sen ve ben çok mutluyduk. Bir gece evimize baskın düzenlendi. Sen beni korumaya çalışırken vuruldun. Aynı anda ben de vuruldum.
Annen ve dayın bizi kurtardı. Şifa enerjisiyle tedavi edip kısa sürede iyileştirdiler. Sonradan öğrendik ki bu baskını Gökhan yaptırmış. Amacı sana ve bebeklere kavuşmak, beni ise öldürmekmiş.
— Nasıl yani? Ben nasıl öyle bir adamla evli kalmışım?
— İnsanlar değişir, sevgilim. Ben de onu ilk tanıdığımda kusursuz biri sanmıştım ama öyle değilmiş. O olaydan sonra Kahire’ye, yani buraya geldik. Annenler başımıza bir şey gelmesin diye bizi buraya kaçırdılar. Sonra sen de ben de yeteneklerimizi öğrenip geliştirmeye başladık. Benim de kalkan yeteneğim var. Bu yetenekle belirlediğim alanları koruyabiliyor, o alan dışına enerji patlaması gönderebiliyorum. Bu alanı ayarlamak ve kontrol etmek başta beni çok zorladı. Sen de bu süreçte şifa yeteneğini geliştirip usta bir şifacı olmuştun. Zaten zihin yeteneğini çok iyi kullanabiliyordun.
Dayın ve annen bir gün bizi bu eve getirdi. Bizim diğer insanlardan neden farklı olduğumuzu ve asıl amacımızı öğrenmemiz için. Sonra Lior’a dönerek:
— Buradan sonrasına sen devam et, dedi.
Lior konuşmaya başladı:
— Sen iki yeteneğini de çok iyi bir şekilde kullanabiliyordun. Artık görevi alman için hiçbir engel kalmamıştı. Kader bağının, yani seninle benim aramdaki bağın aktif olması için yeteneklerini tam kapasiteyle kullanabiliyor olman gerekiyordu.
İşte buraya geldiğiniz gün seninle karşılaştık ruhum. Kader bağımız aktif oldu. İlk görüşte birbirimizi yıllardır tanıyor gibiydik. O günden sonra birbirimizin acılarını bile hissetmeye başladık.
— Peki Lior, sen bana bu bağdan dolayı mı aşkla bakıyorsun? Bu bağ aynı zamanda bir aşk bağı mı? diye sordum. Cihat, Lior’a sert bir bakış attı.
— Hayır ruhum. Evet, bu bağ zamanla o yönde evrilebilir ve sen bu yüzden bana âşık olduğunu düşünebilirsin. Ama benim sana duyduğum aşk, kader bağımız aktif olmadan çok önce başladı. Babam bir gün gelip, “Kader ikizin olan kişiyi bulduk,” dediğinde seni çok merak etmiştim. Ama seni görmeme izin yoktu, çünkü henüz yeteneklerini bilmiyordun. Babam, seni korumak için Sude ve Ege’yi görevlendirdi. Onlar da her gün bana senin resimlerini gönderiyorlardı.
Ben seni ilk o resimlerde gördüm ve o anda âşık oldum. Yani kader bağımız aktif olmadan önce. O zaman hayatında kimse yoktu. Ben seni sensiz sevdim. Yıllardır tek başıma büyüttüğüm bir aşktı bu. Evlendiğini de bana söylemediler. Sen buraya geldiğinde evli olduğunu öğrendim.
— Sevgilim, sen Lior’u kader bağın aktif olduğunda arkadaş gibi görüyordun...
— Durun bir dakika! Ben asıl meseleyi öğrenmeye çalışıyorum. Beni kim kaçırdı?
— Tamam sevgilim, ona da geliyorum. Biz burada mutlu mesut yaşarken Gökhan senin burada olduğunu öğrenmiş ve bebekleri görme bahanesiyle gelmişti. Birkaç gün bebekleri görme bahanesiyle Kahire’de kaldı. Ama asıl amacı seni ve bebekleri kaçırtıp beni öldürtmekmiş. Onun da bilmediği şey, tuttuğu adamların patronunun senin yetenekli olduğunu öğrenmesiydi. Bu yüzden seni kendi çıkarları için kullanmak istemiş. Bebekleri Gökhan’a teslim etmişler, Gökhan’a da seni sonra getireceklerini söylemişler. Bunu nereden biliyoruz. Lior seni kurtarmaya gittiğinde adamlardan birinin zihnine bakmış. Yani bebekler Gökhan’da.
Bu sırada Lior söze girdi:
— Olay yerine gittiğimde sen ve bebekler yoktunuz. Cihat vurulmuştu. Annen ve dayın baygındı. Cihat’ın tedavisini yaptıktan sonra seni kurtarmak için yola çıktım.
Seni bulduğumda çok kötü durumdaydın. Saçların kazınmış, başına onlarca kablo yerleştirilmişti. Vücudun işkence izleriyle doluydu. En kötüsü ise hafızan silinmişti. Yani sen öncesinde böyle değildin. Kaçırılmandan sonra bu hale geldin.
Duyduklarım karşısında vücudum titremeye başladı. Hem korkudan hem şoktan tüm bedenim kasıldı. Kendi vücuduma hükmedemez durumdaydım.
Bebeklerim dedim içimden. Benim bebeklerim böyle bir adamın yanında mı? Beni bu hale getiren adamı şu an ellerimle boğmak istiyorum.
Vücudum benden izinsiz kasılmaya devam ederken, başıma saplanan büyük bir acıyla gözlerim kapandı.