bc

KARANLIĞIN İLMEĞİ

book_age18+
12
FOLLOW
1K
READ
dark
forbidden
love after marriage
forced
curse
playboy
kickass heroine
mafia
bxg
bold
campus
cheating
lies
secrets
love at the first sight
addiction
assistant
seductive
like
intro-logo
Blurb

Karanlığın İlmeği, bir yanda kendi tırnaklarıyla kazıyarak kurduğu sade, huzurlu ve bağımsız hayatına her şeyden çok değer veren Derin Deniz’in; diğer yanda ise gündüzleri saygın bir iş adamı, geceleri ise yeraltı dünyasının diz çöktüğü acımasız bir mafya patronu olan Aras Soykan’ın fırtınalı hikayesini konu alıyor. Yarışmanın en çarpıcı temalarından biri olan "güç ve zarafetin çatışması", bu romanda okuyucuyu ilk sayfadan itibaren derin bir girdabın içine çekiyor. Her şey, Soykan Holding’in asansöründe yaşanan ve zamanın akışını değiştiren o ilk karşılaşmayla başlar. Aras, hayatında ilk kez kontrolünün sarsıldığını hisseder; çünkü karşısında duran kadın, karanlık dünyasına bir güneş gibi doğan, canlı ve zeki yeşil gözleriyle ona meydan okuyan Derin’den başkası değildir. Aras için bu sıradan bir arzu değil, karanlığın ışığa duyduğu kaçınılmaz bir açlıktır. Güçle, parayla ya da ihtişamla etkilenmeyecek kadar gururlu olan bu kadını elde etmek için önce masum yolları dener; şirket içinde fırsatlar yaratır, onu görünmez bir kalkan gibi korur. Ancak özgürlüğüne düşkün olan Derin, bu gizemli ve tehlikeli adamın açtığı tüm kapıları cesurca geri çevirir. "Hayır" cevabını bir seçenek olarak kabul etmeyen Aras Soykan için artık oyunun kuralları değişmiştir. Masum hamlelerin tükendiği yerde, Aras’ın emriyle yeraltının acımasız dişlileri dönmeye başlar. Derin, sadece yirmi dört saat içinde siber bir iftirayla işini, itibarını ve ardından sığındığı evini kaybederek yapayalnız kalır. Aras, onun sığınabileceği tüm limanları tek tek yerle bir ederek genç kadını tam anlamıyla köşeye sıkıştırır. Derin’in darmadağın olmuş evinde karşı karşıya geldikleri o kırılma anında, Aras ona hem cehennemi yaşatır hem de tek kurtuluş olarak kendi ellerini uzatır. Karanlığın İlmeği, bir teslimiyetin değil, hayatta kalmak ve doğru zamanda intikamını almak için boyun eğmiş gibi görünen dik başlı bir kadının gizli direniş öyküsüdür. Aras’ın mutlak gücü ve karanlık aurası, Derin’in sarsılmaz gururu ve yeşil gözlerinin hükmüyle çarpışırken; okuyucu her satırda şu sorunun cevabını arayacak: Bir fırtına, esir aldığı çiçeği ezmeden ona sahip olabilir mi, yoksa o çiçek fırtınanın yönünü değiştirecek kadar güçlü müdür? Kitabın kapağında da ilan edildiği gibi; bu hikaye, **"Bir Aşkın ve Gücün Karanlık Dansı"**dır.

chap-preview
Free preview
Bölüm 1: Gözlerin Yeşil Hükmü
Bölüm 1: İstanbul’un silueti, batan güneşin kızıllığı altında devasa bir gölge oyununa dönerken, Aras Soykan otuz ikinci kattaki ofisinin camından şehre bakıyordu. Üzerindeki kusursuz kesim İtalyan takım elbise, dışarıdan bakıldığında onu ülkenin en başarılı, en saygın genç iş adamlarından biri olarak gösteriyordu. Finans sektöründe elde ettiği başarılar, gazetelerin ekonomi sayfalarını süslüyor, hayır kurumlarına yaptığı bağışlar takdir topluyordu. Ancak bu ışıltılı vitrinin arkasında, gecenin karanlığı çöktüğünde adı fısıltıyla anılan, yeraltı dünyasının diz çöktüğü bir lider yatıyordu. Aras, sert hatları, koyu renk gözleri ve çevresine ördüğü aşılmaz soğuk duvarlarla tanınırdı. Onun için hayat, planlanmış hamleler ve mutlak kontrol üzerine kuruluydu. Ta ki o güne kadar. Hemen iki kat aşağıda, Soykan Holding’in İnsan Kaynakları departmanında ise bambaşka bir enerji hakimdi. Derin Deniz, masasının üzerindeki evrak yığınını düzenlerken derin bir nefes aldı. Orta boylu, zarif yapısıyla ilk bakışta kırılgan bir izlenim bıraksa da, dik duruşu ve o her şeye meydan okuyan zeki, canlı yeşil gözleri onun ne kadar güçlü bir karakter olduğunu hemen ele veriyordu. Derin, hayatını kendi tırnaklarıyla kazıyarak inşa etmişti. Özgürlüğüne, bağımsızlığına ve basit, huzurlu bir hayata her şeyden çok değer veriyordu. Entrikalardan uzak, sadece işini yapan ve akşamları evine dönüp kitabını okuyan o sade düzen, onun en büyük sığınağıydı. Kaderin onlar için hazırladığı ilk karşılaşma, tamamen bir tesadüften ibaretti. Şirketin yıllık strateji toplantısı için yönetim kurulu katına çağrılan Derin, elindeki sunum dosyalarıyla asansör bekliyordu. Kapı açıldığında, içerideki tek kişi Aras Soykan’dı. Derin, onun genel müdür ya da büyük ortaklardan biri olduğunu biliyordu ama daha önce hiç bu kadar yakından görmemişti. İçeri adım attığında, asansörün içindeki hava aniden ağırlaştı. Aras, telefonundaki e-postaları incelerken asansöre binen kadına gayriihtiyari bir anlık göz attı. İşte o an, zamanın akışı yön değiştirdi. Aras’ın o güne dek hiçbir kadında görmediği, canlı, zeki ve adeta içinin derinliklerine bakan yeşil gözlerle karşılaştı. Derin, saygılı bir baş selamı verip köşeye çekildi ama Aras’ın koyu renk gözlerindeki o dondurucu, aynı zamanda ruhu hapseden bakışları hissetmemek imkansızdı. Aras, hayatında ilk kez kontrolünün sarsıldığını hissetti. Bu kadının duruşunda, bakışında onu girdap gibi içine çeken bir şey vardı. Karanlık dünyasında hiç görmediği, adeta bir güneş gibi doğan bir saflık ve güç... Asansör zemin kata ulaştığında, Derin hızla dışarı çıktı. Arkasında bıraktığı adamın, zihninde nasıl bir fırtına kopardığından tamamen habersizdi. Aras ise asansörün aynasında kendine baktı. Kalbi, uzun yıllardır hiç olmadığı kadar hızlı çarpıyordu. O an, kendi kendine fısıldadı: "Onu elde etmeliyim." Bu sıradan bir arzu değildi; karanlığın ışığa duyduğu kaçınılmaz bir açlıktı. Aras, hemen ertesi gün İnsan Kaynakları müdürünü arayarak Derin Deniz hakkındaki tüm bilgileri masasına istedi. Onun nerede oturduğunu, ne sevdiğini, hayat felsefesini tek tek inceledi. Derin’in sadeliğe olan tutkusunu, büyük lükslerden kaçındığını ve özgürlüğüne ne kadar düşkün olduğunu anladığında, ona yaklaşmanın sandığı kadar kolay olmayacağını fark etti. Parayla, güçle ya da ihtişamla etkilenebilecek bir kadın değildi o. Aras önce masum yolları denemeye karar verdi. Şirket içinde Derin’in projelere dahil edilmesini sağladı, onun fikirlerini sunabileceği ortak toplantılar organize ettirdi. Amacı, sadece onu daha fazla görmek ve kendisini fark etmesini sağlamaktı. Toplantılarda Derin her konuştuğunda, Aras onu büyülenmiş gibi dinliyor, soğuk bakışlarının altındaki o hayranlığı gizlemekte zorlanıyordu. Derin ise bu ani ilgi karşısında şaşkındı. Şirketin en tepesindeki bu tehlikeli derecede çekici adamın, neden sürekli kendi projeleriyle ilgilendiğini anlamlandıramıyordu. Üstelik Aras’ın etrafındaki o karanlık aura, Derin’in içindeki alarm zillerini çalıyordu. O, huzurlu bir hayat istiyordu; Aras Soykan gibi fırtınalı adamlar onun dünyasına göre değildi. Bir akşam, şirkette herkes çıktıktan sonra Derin kalan son işleri tamamlamak için masasında kalmıştı. Dışarıda bardaktan boşanırcasına bir yağmur yağıyordu. Eşyalarını toplayıp lobiden çıkışa yöneldiğinde, kapının önünde siyah, lüks bir sedanın beklediğini gördü. Arka kapı açıldı ve Aras Soykan dışarı adım attı. Şemsiyesini Derin’in üzerine doğru uzatırken, "Bu saatte taksi bulmanız imkansız, Derin Hanım. Sizi ben bırakayım," dedi. Sesi emredici değil, şaşırtıcı derecede nazik ve davetkardı. Derin, adama baktı. Canlı yeşil gözlerinde bir tereddüt belirdi ama dik duruşundan ödün vermeden, "Teşekkür ederim Aras Bey, ama ben toplu taşımayı tercih ederim. Islanmaktan korkmam," diyerek nazikçe reddetti. Bu, Aras için alışılmadık bir durumdu. Kimse onun teklifini böyle doğrudan geri çeviremezdi. Ama Derin’in bu mesafeli ve gururlu tavrı, içindeki avcı içgüdüsünü daha da körükledi. "Sizi zorlamıyorum," dedi Aras, gözlerini onun gözlerinden ayırmadan. "Sadece güvende olmanızı istiyorum. Ama madem ısrar ediyorsunuz, en azından bu şemsiyeyi alın." Şemsiyeyi Derin’in eline tutuştururken parmakları hafifçe birbirine değdi. Derin, o an parmak uçlarından kalbine doğru akan bir elektrik dalgası hissetti. Hızla arkasını dönüp yağmurun altına doğru yürürken, arkasındaki adamın onu bir gölge gibi izleyen bakışlarını üzerinde hissetmeye devam ediyordu. Haftalar geçtikçe, Aras’ın ilgisi Derin için bir koruma kalkanına, ama aynı zamanda görünmez bir kafese dönüşmeye başladı. Derin’in başı ne zaman sıkışsa, farkında olmadan işleri birileri tarafından kolaylaştırılıyordu. En zorlandığı raporlar aniden öncelik kazanıyor, iş yerindeki küçük pürüzler kendiliğinden çözülüyordu. Derin aptal bir kadın değildi; tüm bunların arkasında Aras’ın parmağı olduğunu biliyordu. Bu durum onu minnettar etmek yerine öfkelendiriyordu. O, kendi ayakları üzerinde durmak istiyordu, bir başkasının gizli lütuflarıyla değil. Bir gün dayanamayıp Aras’ın odasına çıktı. Sekreteri geçmesine izin vermediğinde bile kapıyı kararlılıkla açıp içeri girdi. Aras, masasında oturmuş bir takım yeraltı hesaplaşmalarının raporlarını incelerken kapının hızla açılmasıyla başını kaldırdı. Karşısında, öfkeden yanakları kızarmış ama yeşil gözleri ateş saçan Derin’i gördüğünde yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. "Derin Hanım? Bu ne hoş bir sürpriz," dedi Aras, arkasına yaslanarak. "Benimle oyun oynamayı kesin, Aras Bey!" dedi Derin, sesini kontrol etmeye çalışarak ama kararlılığından ödün vermeyerek. "Şirketteki işlerime müdahale etmeyi, hayatımı benim adıma kolaylaştırmaya çalışmayı bırakın. Ben sizin korumanıza ya da imkanlarınıza muhtaç değilim. Ben sade, kendi halinde bir çalışanım ve öyle kalmak istiyorum. Lütfen benden uzak durun." Aras’ın yüzündeki tebessüm yavaşça silindi. Gözlerindeki o koyu, soğuk mafya patronu kimliği bir anlığına yüzeye çıktı. Masasından kalkıp yavaş adımlarla Derin’e doğru yürüdü. Derin geri adım atmamak için kendini zorladı. Aras aralarındaki mesafeyi tamamen kapattığında, aralarında sadece birkaç santim kalmıştı. Eğilip, sadece onun duyabileceği, tehditkar ama bir o kadar da büyüleyici bir ses tonuyla konuştu: "Bazı aşklar yanlış zamanda, yanlış yerde başlar Derin. Ama bu, o aşkın vazgeçilmez olduğu gerçeğini değiştirmez. Ben hayatta istediğim hiçbir şeyi yarım bırakmadım. Sen benim dünyama doğan tek doğrusun. Ve ben o doğruyu kaybetmemek için ne gerekiyorsa yaparım." Derin, onun bu sözleri karşısında ürperdi. Aras’ın gözlerinde gördüğü şey sadece bir iş adamının tutkusu değildi; o gözlerde dipsiz bir karanlık, her şeyi yakıp yıkabilecek bir güç vardı. Cevap vermeden, neredeyse kaçarcasına odadan çıktı. Aras, onun gidişini izlerken içindeki o karanlık canavarın uyandığını hissetti. Masum yollar, teklifler, korumacı tavırlar işe yaramıyordu. Kadın ondan, onun gücünden ısrarla kaçıyordu. Ama Aras Soykan için 'hayır' bir cevap olamazdı. Madem masum yollarla ona ulaşamıyordu, o zaman oyunun kurallarını değiştirme vakti gelmişti. Kendi amacına ulaşmak için gerekirse o çok sevdiği temiz dünyayı kirletecek, onu tamamen kendine mecbur bırakacaktı. Çünkü o vazgeçilmezdi, ve ne pahasına olursa olsun Derin, onun olacaktı. O akşam, yeraltı dünyasındaki adamlarına ilk emrini verdi: "Derin Deniz’in hayatındaki her şeyi, attığı her adımı bozmaya başlayın. Onu öyle bir köşeye sıkıştırın ki, sığınabileceği tek liman ben olayım." Karanlığın oyunu şimdi gerçekten başlıyordu.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Unscentable

read
2.0M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
770.6K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
1.9M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
995.7K
bc

A Warrior's Second Chance

read
369.0K
bc

Not just, the Beta

read
353.7K
bc

The Broken Wolf

read
1.2M

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook