Sakin Bir Yaşam

1171 Words
Okula dönüş, bir cenaze alayının sessizliği içinde gerçekleşti. Yatakhaneye ilk adımını attığında Ahmet, havada asılı duran o ağır, bastırılmış gerilimi hemen hissetti. Yasin ve İsmail'in ranzaları boştu, eşyaları çoktan toplanmış, sanki hiç var olmamışlardı. Ama yoklukları, her köşede daha gürültülü bir şekilde varlığını sürdürüyordu. Diğer öğrenciler, Ahmet, Celil ve Halil'i görünce konuşmalarını kesiyor, bakışlarını kaçırıyorlardı. Artık sadece "cinli çocuklar" değil, bir nevi "ölüm meleği" temasına sahip, lanetlenmiş üçlüydüler. Ancak yeni dönemde açık bir musallat olayı olmadı. O ürkütücü sessizlik, okulun ilk ayı boyunca sürdü. Gençler, boynunlarındaki deri keseleri asla çıkarmıyor, sık sık dokunup kontrol ediyorlardı. Halil bu bile yeterli gelmemiş olacak ki, dolabına sakladığı Kur'an'ı Kerim'i fırsat buldukça gizli gizli eline alıyor dili döndüğünce okuyordu. Bu gözle görülür sakinlik, iki yıl boyunca devam etti. Zaman, kabusun keskin kenarlarını biraz olsun köreltti, ama asla unutturmadı. Travma, üç gencin kişiliklerine işledi. Ahmet eskisi gibi sorgulayıcı, meydan okuyan biri değildi. Kendini derslerine ve SAT Komandosu seçmeleri hazırlıklarına vermişti. Daha içine kapanık, gözlemci ve konuşmadan önce derinlemesine düşünen biri haline geldi. Her an tetikteydi, gölgelerdeki en ufak bir hareket, rüzgarın anlamsız bir fısıltıya dönüşmesi, elektrik ampulünün en ufak bir titremesi onu tüm dikkatini çekmeye yetiyordu. Mantığının kaleleri yıkılmış, yerine hiçbir şeye tam olarak güvenememe duvarı örülmüştü. Celil, bir hayalet gibiydi. Sürekli tetikte, sürekli yorgun. Gözlerinin altındaki morluklar kalıcı birer dövme gibiydi. Selin'den sadece bir kez, uykusunda mırıldanırken bahsetti: "Hâlâ orada. Uzakta. Bekliyor." Hayatta kalmayı, görünmez olmayı öğrenmişti. Dikkat çekmemek, en küçük, en silik öğrenci olmak onun yeni felsefesiydi. Halil ise tam tersine, askeri disipline daha da sıkı sarıldı. Mükemmel bir öğrenci, kusursuz bir nefer oldu. Fiziksel eğitimlerde sınırlarını zorluyor, gece nöbetlerinde kuş uçurtmuyordu. Sanki bedenini ve zihnini demirden bir zırhla kaplamaya, içindeki korkuyu ter ve disiplinle dışarı atmaya çalışıyordu. Ama bazen, derin bir gürültüde veya aniden sönen bir ışıkta, o demir maskenin altındaki çatlağı görmek mümkündü - bir anlık donakalma, gözlerinde şimşek gibi çakıp geçen saf korku. Üst sınıfların tavrı karışıktı. Çoğu, üçüne acıyor, onları zorlamıyor, hatta korumaya çalışıyordu. Yasin ve İsmail'in travmatik "kazaları" resmi kayıtlara geçmiş olsa da, yatakhane folklorunda gerçek hikaye yaşamaya devam etmişti. Bazı dördüncü sınıflar, özellikle de eskiden onlarla dalga geçenler, şimdi mesafeli bir saygı gösteriyordu. Ancak her toplulukta olduğu gibi, zalimlikten zevk alan bir azınlık da vardı. Geçen senenin koruyucu dördüncü sınıfları mezun olup gidince, bu zalim azınlık fırsat buldu. Özellikle Murat isimli iri yarı, kabadayı ruhlu bir dördüncü sınıf öğrencisi, üçlüyü hedef seçti. Başlangıçta sözlü sataşmalardı: "Hadi anlatın bakalım, üç harfli arkadaşlarınızla ne hakkında konuşuyorsunuz?" veya "Tuvalete tek başınıza gidebiliyor musunuz, yanınıza... üç harfli bir refakatçi mi lazım?" Ahmet ve Celil bunları görmezden gelmeye çalıştı. Halil ise Murat'a öyle bir bakış attı ki, adam bir süre geri adım attı. Ancak Murat'ın sataşmaları, bir gece yatakhane nöbeti sırasında fiziksel bir boyuta tırmandı. Celil nöbetçiydi ve tuvalete gitmek zorunda kaldı. Murat ve iki arkadaşı, onu köşeye sıkıştırdı. "Hadi küçük korkak," diye güldü Murat. "Bize doğruyu söyle. İsmail pencereden atlarken gerçekten bir şey mi kovalıyordu onu?" Celil, sırtını duvara dayamış, nefesi sıkışmıştı. Boynundaki keseye dokundu. Murat onu fark etti. "O da ne? Büyü mü? Cin mi çağırıyorsun?" diyerek ani bir hamleyle keseyi çekip koparmaya çalıştı. O anda, tuvaletteki tüm lavabo muslukları aynı anda hışımla açıldı. Sular, buz gibi ve anormal bir basınçla fışkırdı, yerlere, duvarlara aktı. Tek bir ışık titreyip söndü. Murat ve arkadaşları şaşkınlıkla etrafa bakındı. Soğuk bir esinti, kapalı koridorda dolaştı. Ve Celil'in arkasındaki aynaya yapışmış su buharında, bir an için, üç tane uzun çizgi beliriverdi. Murat'ın yüzündeki kabadayı ifade silinmiş, yerini ham, ilkel bir korku almıştı. Çığlık bile atamadan, tuvaletten kaçtılar. Celil, titreyen elleriyle kesesini düzeltti, muslukları kapattı. O geceden sonra Murat da değişti. İlk zamanlar onları gördüğünde öfkeyle bakarken sonraki günlerde bu öfke önce acımaya, sonra anlamsız, boş bakışlara dönüştü. Birkaç hafta sonra sadece bu üçlüye değil kimseye bakamıyordu. Anlamsız kelimeler söylüyor, anlamsız kelimeleriyle cümleler kuruyordu. Zaman zaman kendine vuruyor, kendi kulağını ve saçını çekiyordu. Öyle ki saçlarında yer yer boşluklar oluşmaya başlamıştı. Bu olay, üçlünün etrafındaki görünmez duvarı daha da kalınlaştırdı. Artık onlarla alay etmek, sadece sosyal risk değil, doğaüstü bir risk olarak görülüyordu. Murat'ın olayı son olay olmuştu. Dördüncü sınıfa başladıklarında başarıları da arttı. Yaşadıkları korkunç deneyim, onları hayata daha ciddi, daha odaklı bağlamıştı. Ahmet, okulun en yüksek not ortalamasına sahipti. Örnek bir öğrenci olmuştu. SAT Komando seçmeleri için çalışmaları iyice sıklaşmıştı. Parkuru son on yılın en iyi dereceleri ile bitiriyor, kendi rekorunu tekrar tekrar kırıyordu. Bir SAT Komandosu olarak soğuk, karanlık, baskı altında çalışma fikri ona garip bir huzur veriyordu. Belki de orada, dünyanın sessiz derinliklerinde, yukarıdaki gölgelerden uzakta olabileceğini düşlüyordu. Fiziksel ve zihinsel olarak kendini bu amaca adadı. Beden eğitimi öğretmeni Kıdemli Başçavuş Hakkı'nın zorlu eğitimlerden geçti, kendi sınırlarını aştı. Hakkı Başçavuş, emekliliği gelmiş olmasına rağmen çocuklarım başına bela olmaktan vaz geçememişti, Okulda üç tane Kıdemli Başçavuş vardı. Osman Kıdemli Başçavuş daha yeni, bu sene kıdemli başçavuş olmuştu. Ali Başçavuşun, kıdemli başçavuşlukta 3. yılıydı. Önümüzdeki sene o da Kademe alacaktı ama devam etmeyip emekli olmayı düşünüyordu. Hakkı Başçavuş ise okulun tek Kademeli Kıdemli Başçavuşuydu. Hatta öyle ki kıdemli başçavuşlukta 13. yılıydı. Öğrenciler onun hakkında konuşurken Katmerli Kıdemli Kademeli diye dalga geçiyorlardı. -Tabi yakınlarda olmadığından emin olduklarında.- Hakkı Başçavuş okulun en disiplinli en sert karakteriydi. Ondan çok daha yüksek rütbeliler olmasına rağmen öğrenciler en çok ondan korkuyor, biraz kızsa üst rütbelileri bile dize getirebileceğinden bahsediyorlardı. Fakat Hakkı Başçavuş'un bileğini kessen kan değil kural akardı. Kendisi 60lı yaşlarda olmasına rağmen 28 yaşındaki Şafak Teğmen'e sonsuz saygı ve disiplinle davranıyordu. İlk dönemin sonunda, Ahmet'in Su Altı Taarruz (SAT) Komandosu için yapılan parkur seçmelerini kazandığı açıklandı. Bu, okuldaki en prestijli ve zorlu pozisyonlardan biriydi. Başarısı, geçmişinin üzerine örtülmek istenen karanlık perdeyi hafifçe aralayan bir ışık huzmesi gibiydi. Nisan ayında da yazılı sınava başvurup Mayısta yapılan sınavı ikincilikle kazandı. Halil, mezuniyetinden sonra TCG Barbaros fırkateynine, Celil ise TCG Oruçreis fırkateynine atandılar. İlk görevleri, Akdeniz'de bir NATO tatbikatına katılmaktı. Hemen sonrasında ise farklı yurt dışı görevleri olacaktı. Ahmet ise SAT eğitim kampına gidecekti. Mezuniyet töreni, güneşli bir haziran günüydü. Üniformaları parlarken ailelerin gözleri gurur ve hüzünle doluydu. Ahmet, Celil ve Halil, başarı belgelerini alay komutanından aldılar. Tören bittiğinde, tören alanının bir köşesinde son kez bir araya geldiler. Aralarında, yılların yükünü taşıyan bir sessizlik vardı. "Gemide dikkatli olun," dedi Ahmet, sesi alışılmadık derecede yumuşaktı. "Sen de" diye karşılık verdi Celil. Halil sadece başını salladı, başını biraz sağa eğerek. Omzuna vurdu. Konuşmaya gerek yoktu... O an, Ahmet'in içine, o iki yıllık "sakin" dönemin aslında ne kadar kırılgan bir ateşkes olduğuna dair bir his çöktü. Sanki karanlık, sadece nefes alıyor, güç topluyor ve onların hayatlarına yeni kök saldıkları, başarıya ulaştıkları bu anı bekliyordu. Ama bunu dışarı vurmadı. Sadece, "Görüşürüz," dedi. "Görüşürüz." Üçü, aynı yöne doğru -ama birlikte değil- yürüdü. Yatakhaneye giderek önceki geceden hazırladıkları bavullarını aldılar. Kapıdan çıkarken içeriye ayrı ayrı, son bir kez baktılar. Celil, ailesinin yanına giderken, boynundaki keseyi okşadı. Halil ise üniformasının düğmelerini son bir kez kontrol etti. Gerçek dünya onları bekliyordu. Ahmet için ise tatil yoktu. Ailesiyle geçireceği bir gün ve gecenin ardından SAT çalışmaları başlayacaktı. Ahmet, diğerleri ile aynı rahatlamayı hissedemiyordu. Çünkü derinlerde, gerçek dünyanın onları beklediğinden çok daha fazlasının, sabırla pusuda beklediğini biliyordu. Ateşkes sona ermek üzereydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD