Neyse, Annesi mutfaktan içerisinde birkaç bisküvi olan iki tabakla geldi. Selin’in yaklaşan sınavlara çok çalışmaktan dolayı psikolojisinin bozulduğunu; psikolojik destek aldığını ama sıklıkla kendine ve çevresindekilere zarar verdiğini ama bu durumun geçici olduğunu söylerken gözleriyle de kapıyı işaret edip gitmemizi istiyordu.
O sırada Selin’in “Anne!” diyen sesini duydum. Sesi değişmiş, sesindeki hırıltı gitmiş, sanki yorgunluğu yok olmuştu. Kafamı kaldırdığımda o yorgunluktan kararmış göz yuvalarının içindeki gözlerindeki bakışın çılgınlığından korkmuştum. “Misafirlerimize böyle sıkıcı şeyler anlatıp huzurlarını kaçırmasan diyorum” diye devam etti. Sonra bir kahkaha attı. Kahkahayla birlikte sanki bir el ayasını enseme, parmaklarını kafamın arka kısmına koydu ve kafamı aşağı doğru bastırdı. Odadaki diğer insanlar da benimle aynı durumdaydı. Herkes bakıyor ama kımıldayamıyordu.
Selin kahkahasına devam ederek elindeki bağları çıkardı ve koltukların ve hatta çevresinde oturan o iri yarı beş adamın üstünde zıplamaya başladı. Tam olarak ne kadar sürdü bilmiyorum çünkü o süreçte zaman durmuş gibiydi. Sadece yaşadığım korkuyu ve endişeyi hatırlıyorum. Vücudumun kontrolü bende olsa belki altıma işerdim.
Bir süre sonra “Biz misafirleri çok severiz.”
Celil yaşadığı anıyı anlatırken yatakhane kapısının sesini duydular. Fark etmeden saat sabaha karşı üç olmuştu ve bu saatlerde yatakhane nöbetçi subayı yanında 4. Sınıflardan bir yatakhane nöbetçi öğrencisi ve 1. Sınıflardan kat nöbetçi öğrencisi ile birlikte kontrol yapardı.
Sesi duydukları gibi sessizce yataklarına yattılar ve çarşaflarını üstlerine çektiler. Ahmet ve Halil en baştaki ranzada, Yasin ve Celil ikinci ranzada yatıyorlardı. İsmail ise onlardan üç ranza ileride yatıyordu.
Celil uzun zamandır bu yaşadıklarını düşünmemişti. Bugün tekrar düşünmek, anlatmak ona bir hayli zor gelmişti. Kendini o anları tekrar yaşıyormuş gibi hissetmişti.
Halil ve Yasin korkularından çarşafları yarı bellerine kadar çekmiş, daha fazla çekemiyorlar; hatta yakalanma pahasına gözlerini bile kapatamıyorlardı.
İsmail’in durumu daha da beterdi. Celil konuşurken çişi gelmiş fakat korkudan tuvalete bile gidememişti.
Ahmet, Celil’in anlattıklarını kafasında mantık çerçevesine sokmaya çalışıyor ama sokamıyordu. Fakat itiraz edebileceği mantıksız bir şey de bulamıyordu. Dahası olayın devamını da merak ediyordu.
Yatakhane nöbetçisinin elindeki fenerin ışığı koridoru aydınlattığında hepsi uyuma numarası yaparak tehlikeyi def ettiler.
Yatakhanenin kapısı kapandıktan sonra iki-üç dakika daha bekleyip tekrar Ahmet’in yatağına tırmandılar. “Bir şey soracağım” dedi Ahmet. Tam sorusunu sormaya hazırlanıyordu ki Celil “Sorma. Önce bitireyim.” dedi.
Anısının neresine kaldığını biraz düşündükten sonra devam etti. Selin, “Biz misafirleri çok severiz. Onları üzmeyelim ki tekrar gelsinler!” dedi ve tekrar koltuğuna geçip oturdu. Ellerini tekrar bağların içine soktu ve ağlamaya başladı. Selin ağladığı an bağımdaki baskı kayboldu. Bütün herkes serbest kalmıştı.
Selin yine hırıltı gibi çıkan sesiyle “Rahat bırakın.” dedi. Yüzünü bize dönerek “Siz de gidin. dedi. Orada bir saniye daha bile durmayı istemiyordum ama ayaklarım tutmuyordu. Zorla yerimden kalktım. Kız arkadaşımın elinden tutup onu da kaldırdım. Kapıya doğru yürümeye başladık. Arkamızdan Selin in yine hırıltıyla “Çok üzgünüm” dediğini duydum.
Kapıya geldiğimizde annesi ayakkabılarımızı düzeltmek için eğildi. Düzelttiği ayakkabıları giyerken annesi sessizce “Onu Eceleri seçtiler.” diyebildi.
Apartmandan çıktığımda kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Kız arkadaşımla birbirimize bile bakamıyorduk. Zaten sonrasında da o olayı atlatamadık. Birbirimizle konuşamadık ve üç gün sonra da ayrıldık
Yatakhanenin kapısı tekrar açıldı. Kapı açıldığı gibi herkes yatağına yatıp çarşaflarını çektiler ama bu sefer adımlar hızlı, sert ve direkt olarak onların bulunduğu tarafa doğruydu. Yakalandıklarını anlamışlardı. Neyse ki gelen sadece yatakhane nöbetçi öğrencisiydi. O gün nöbetçi olan 4. Sınıf öğrencisi aynı zamanda kendi sınıflarından sorumlu olan öğrenciydi.
“Akıllanmadınız mı oğlum siz?” dedi. “Sesiniz yatakhane kapısına kadar geliyordu. Subay uyanık olduğunuzu biliyordu. Eğer tüm okul tatilde olmasaydı size sabaha kadar şınav çektirir hafta sonu çarşı izninizi de yakardı!”
“Komutanım” dedi Celil. “Biz tatilde bile ailemize gidemiyoruz. Hafta sonu iznine çıkamasak ne olur?”