Şimal
Güzel giden hiçbir şeye hakkım yok gibi hissediyorum bazen. Bir şeyleri düzene soktukça aslında öyle sandığımı anlıyorum. Hâlbuki şu geçirdiğim bir aylık zaman dilimi bana çok net olarak kendi başına da yapabilirsin demişti. Şimdi böylesi.. Nasıl desem yine mi savrulacağım ordan oraya dedirtiyor bana.
Hiç düşünmediğim, aklıma dahi gelmeyen bir zaman diliminde hem de beni sil baştan aynı şeyleri yaşamaya çağırıyor insanlar, daha ilgincini söyleyim buna kendilerinde hak görüyorlar. Az evvel telefonum çaldı. Bu hattım yeni ve Nefes Hayat adına kayıtlı bir numara. Bir ben biliyorum bir Kenan abi, yani ben öyle sanıyordum ama çalan telefonu cevapladığımda karşıdaki ses durumun pek de öyle olmadığını söylemiş oldu.
"Şimal merhaba, Pars ben."
Ne ses tonum değişti ne titredim bu defa. Pars Bey güvenebileceğim biri.
"Merhaba Pars Bey.."
"Nasılsın?"
"Biliyorsunuzdur bence cevabı, numarama kadar bildiğinize göre"
"Ben iz bırakan her şeyi bulurum Şimal, ama duygular iz bırakmaz nasıl olduğunu bilemem"
"Peki o halde izini bırakayım, harikayım Pars Bey."
"Senin adına çok sevindim"
"Teşekkür ederim, bir sorun mu var neden aramıştınız?"
"Şimal bak senden bunu sadece rica ettiğimi unutma tamam mı? Konu Kenan Kurt"
İçimde yanan bir şeyler var ama söndürmem de zor değil!
"Sizi dinliyorum"
"Kenan Kurt hastanede ve durumu maalesef iyi değil. Kısacası yardımına ihtiyacımız var"
"Geçmiş olsun Pars Bey üzüldüm gerçekten ama benimle ne ilgisi var"
"Şimal Kenan Kurt sürekli seni sayıklıyor, gerçekten durumu iyi değil. Gelsen onunla konuşsan belki daha iyi olabilir"
"Hmm.. Demek kardeşiniz kötü durumda ve beni sayıkladığı için gelip onunla benim konuşmamı istiyorsunuz."
Cevap vermedi, bu cümlenin devamı olduğunu anlayabilecek kadar zeki bir adam çünkü.
"Öncelikle şunu anlamama izin verin Pars Bey. 1 ay öncesine kadar bana her gün fahişe muamelesi yapan, önüne gelen her adamla yatan kadın yaftası yapıştıran, bulduğu her fırsatta beni rezil eden, bir an evvel hayatınızdan çıkayım diye para teklif eden. Hepsinin üstüne de onunla yatmışken bir de kardeşiyle yattığımı ima eden bir adam hasta ve Allah'ın işine bakın ki beni sayıklıyor. Şimdi yerime kız kardeşlerinizden birini koyun ve bu istediği her şeye bir parmak şıklatmasıyla sahip omuş, istediği olmadığında şımarık bir olan çocuğu gibi ama ben onu istiyorum o gelsin demiş bu uğurda herkesi pervane etmiş bir adama kardeşinizi yollar mıydınız?"
"Yollamazdım Şimal"
"Elbette yollamazdınız. Ama Kurt Beyin de dediği gibi sizin kardeşleriniz saç teli yere düşse saçını düşüreni boğacağınız insanlar ama ben sadece bir jokerim. Ne zaman nerde bana ihtiyaç varsa orada olmalıyım. Neden sizler kadar güçlü değilim çünkü.. Zengin, karanlık ya da nüfuzlu da değilim. Bu sebeple o çok kıymetli kardeşiniz uf oldu diye hemen koşmalı ve bir an evvel onu iyileştirmeliyim değil mi?"
Ne tamam ya deyip sözümü kesti ne aksi bir laf etti. Sadece dinledi..
"Peki diyelim ki siz haklısınız.. Ona can borcum var.. Ona da amenna.. Ben ölümün ucundayken o haldeki bir kadını kendisiyle yatması karşılığında kurtaran bir insan sizce gerçekten kahraman mıdır? Umutlarımın hayallerimin, geleceğimin katili olması onu suçlu yapmaz mı? Daha da merak ettiğim soru şu.. Kardeşinizle konuştum ve gerçekten de iyi geldi diyelim.. Kardeşinizin yeniden oyuncağı olmam mutlu mu edecek sizi. Bizim sana biçtiğimiz misyon Kurt'a stres topu olman mı diyorsunuz."
"Şimal hiçbir kadın bir adamın oyuncağı olmaz ben de buna müsaade etmem ama Kurt'un durumu gerçekten kötü. Ben bir insan şımarıklık mı yapıyor yoksa gerçekten mi o duyguyu yaşıyor bunu anlarım.. Kardeşim ölüyor Şimal"
Son cümle ağır geldi. Halbuki koca koca cümleler kurmuştum ben, haklıydım da.. Ama Kurt ölüyor dedi.. Nasıl ölür ya o baştan ayağa ego dolu adam.. Ölüm kötü, hiçbir anne evladının acısıyla sınanmasa keşke.. Kurt için değilse bile bana bunca iyiliği yapmış bu insanlar için bir şeyler yapmalıyım sanırım.
"Peki Pars Bey.. Geliyorum"
"Hayatımın sonuna kadar bu iyiliğini unutmayacağım Şimal. Sen kaliteli bir insansın"
"Sadece vefa borcu olan bir insanın Pars Bey. Daha fazlası değil."
Bu konuşmadan sonra hemen çıktım cuma gecesi ama Kenan abinin koruma bıraktığını biliyorum onlar bana yardımcı olur. Küçük bir sırt çantası hazırlayıp indim aşağı çok geçmeden iki takım elbiseli adam geliverdi yanıma.
"Nefes Hanım, sorun mu var?"
"İstanbul'a gitmem lazım hemen"
"Kenan Beye bilgi vermemiz lazım bir dakika"
Onların aramasını bekledim karşıdan gelen sesi duymadım ama görüşme sonlanınca koruma eliyle yolu gösterdi.
"Buyrun Nefes Hanım biz eşlik edelim size."
"Teşekkürler" dedim. Onlar yolda uçak biletini falan hemen halletti. Gider gitmez çok beklememe gerek kalmadan bindim uçağa.
Evden çıktığımdan bu yana aynı sorular dönüp duruyor zihnimde, ben üzüldüm mü ona, acıdım mı ya da farklı bir şey hissettim mi.. Bu korkunç belki ama hayır, kısa bir süre üzüldüm sadece ama fazlası olmadı. Sanırım onun gibi bir adamın ölüyor bitiyor dedikleri halin bizim grip olduğumuz zamanlardaki halimiz gibi olduğuna emin olduğumdan..
Kenan Kurt Yiğiter en fazla ne kadar kötü olabilir ki.. Bu düşüncelerle geçti yolculuğum indiğimde havaalanında Pars Bey karşıladı beni.
"Şimal çok teşekkür ederim. Minnettarım"
"Rica ederim Pars Bey, benim için çok şey yaptınız. Dediğim gibi bu vefa borcu benim için.."
Burukça gülümsedi, daha fazla oyalanmadan çıktık havaalanından hemen hastaneye geçtik. Kapıda Gülce Hanım ve Zemheri Bey vardı. Beni görünce Gülce Hanım ayağa kalktı ama ben onu ilk defa bu kadar perişan halde görüyorum.
"Şimal hoş geldin canım"
"Hoş buldum Gülce Hanım çok geçmiş olsun"
"Sağ ol bitanem."
"Şey ben Kurt Beyi de görebilir miyim müsaadeniz olursa"
"Elbette görebilirsin canım ama kimseyle konuşmuyor" dedi yeniden hıçkırarak ağlamaya başladı. Şu kadının şu perişan haline sebep olduğu için bile o şımarık herife sinir oluyorum. Ondan müsaade aldıktan sonra Pars Beyle beraber girdik içeri.
Ama ama...
Bu ne? Bu adama ne olmuş böyle.. Elimi ağzıma kapattım gayriihtiyari. Böyle bir manzara beklemiyordum kesinlikle. Yüzü çökmüş saçı sakalı birbirine girmiş, aşırı zayıflamış, solgun bir adam ama kesinlikle beni Korunda yakan o adam değil bu. Kafamı çevirip Pars Beye baktım gözlerim dolu dolu, o sadece kollarını bağlamış berbat halde kardeşine bakıyordu.
"Pars Bey" dedim fısıltı şeklinde.
"Ona ne oldu yani ben bu kadarını beklemiyordum"
"Malesef Şimal, ölüyor derken ironi yapmıyordum. Yani hastaneye yattığı günden bu yana serumlarla besleniyor zar zor bildiğin zorlayarak çorba ve su içiriyoruz o da birkaç yudumu geçmiyor."
Daha fazla da zaten tutamadım kendimi akmaya başladı yaşlarım. Ben buraya gelirken, istediği olmadı diye şımarıklık yapan bir adam beklemiştim ama bu adam gerçekten ölüme gidiyor gibi.. biz fısıltı şeklinde konuşuyoruz uyanmasın diye ama bir süre sonra Kurt gözlerini açtı yavaşça. O yan yatmış durumda ben arkasında kalıyorum, karşısında Pars Bey var.
"Kurt bir şey mi istiyorsun?"
"Susadım"
"Dur hemen vereyim"
"Hayır içmeyeceğim"
"Saçmalama lan, susamışsın işte"
"İçmeyeceğim dedim Pars!"
Çantamdaki pet şişeyi çıkardım ben içmiştim ama sorun etmez herhalde. Ederse de eder, o suyu içsin sonra istiyorsa ağzını dezenfekte edebilir.
"Buyrun Kurt Bey, bundan için" dedim ama asla beklemediğim bir şey oldu bir anda kalktı yataktan arkasını döndü.. Gözleri kocaman olmuş, beyazı kıpkırmızı. Bir bana baktı sonra Pars Beye döndü arkasından yine bana baktı. Gözlerini sıkıca kapatıp açtı, ellerini yumruk yapıp gözlerini ovuşturdu yeniden baktı ama ağlamaya başlayınca elim ayağıma dolaştı.
"Pars" dedi hem bana bakıyor hem ağlıyor
"Efendim Kurt"
"Şimal.. Yine burda gibi biliyor musun?"
Pars Beye baktım, kapıyı açıp çıktı dışarı. İki adımda Kurt'un yanına gittim.
"Gibi değil Kurt Bey, buradayım ama önce şu sudan biraz içer misiniz?" deyip pet şişeyi ağzına yaklaştırdım. Gözlerimden gözlerini bir an bile ayırmadan suyun hepsini içti..
"Ne bu ab-ı hayat mı?"
"Hayır zıkkımın kökü beğendiniz mi?"
Gülümsedi..
"Bayıldım, hep isterim bundan"
"Bencilliğinizden hiçbir şey kaybetmemişsiniz Kurt Bey"
"Bencil miyim sence"
"Bencil kelimesi anlatmaya yetmiyor da ben kenar mahalle dilberi olduğum için daha asortik bir laf bilmiyorum.."
"Gerçeksin, anladım şimdi"
Ben de güldüm istemsiz, çocuk gibi gerçekten..
"Ne bu haliniz Kurt Bey"
"Bence hala giderim var, profilden bak"
"Ya yakıyorsunuz maşallah. Neyse uzun uzun konuşuruz önce bir şeyler yemeniz lazım"
"Taş getir senin elinden dünyanın en güzel yemeği gibi yerim"
Gözlerimi devirdim..
"Hayır neyi merak ediyorum biliyor musunuz?"
"Neyi?"
"Madem bu versiyonunuz da vardı ne demeye ben direkt hödük yanınızla muhatap oldum"
"Hödük olduğum için"
Adamla tartışılmıyor bile. Onu orada bırakıp kapıya çıktım. Pars Bey bekliyordu tabi diğerleri de.
"Şey Pars Bey yiyecek bir şeyler alabilir miyiz?"
"Ciddi misin sen Şimal."
"Evet evet çorba alalım yanında da bir parça ekmek başlangıç için"
"Hemen getiriyorum hemen"
"Tamam"
"Şimal konuştu mu?"
"Konuştu Gülce Hanım merak etmeyin su da içti şimdi de yemek yiyecek. Gelin isterseniz"
"Ah canım benim çok ama çok teşekkür ederim" deyip sarıldı bana, perişan olmuş kadın ya . Hemen içeri girdiler hem Gülce Hanım hem Zemheri Bey. Ben kenara çekildim. İkisi yanına kadar gitti.
"Kurt annecim nasılsın"
Güldü Kurt Bey annesini görünce.
"Muhteşemim anne daha önce olmadığım kadar iyiyim."
"Allahım sana şükürler olsun" diyerek sarıldı oğluna. Ardından Zemheri Beyle de benzer bir seremoni yaşandı. Sonra Pars Bey koca bir kase çorbayla geldi. Gülce Hanım yedirmek istesede istemedi paşazade.
"Şimal sen yedirir misin?"
"Hayır Kurt Bey elleriniz son derce iyi durumda, çorbanızı içebilirsiniz"
Diğerleri bana şaşkınlıkla bakıyor kusura bakmayın sizin el bebek gül bebeğiniz olabilir ama benim değil.. Bir tek Pars Bey genişçe güldü ama oyunculuk deyince Kurt Beyin maşallahı var. Eline kaşığı aldı ama ellerini mahsus sallıyor.
"Bak titriyor ellerim kaşık tutamıyorum ki" deyince bu defa annesi de güldü bu oskarlık performansa. Yanaştım artık yanına. Çorbanın içine ekmek doğradım Gülce hanım girdi hemen araya.
"Şimal o öyle hiç sevmez."
"Sever" dedim tek kelimeyle Kurt'a bakarak. O da bana bakarak yanıtladı
"Bayılırım"
Ben ona çorbasını içirirken de Pars Bey Gülce hanımı dışarı çıkardı.
"Hadi anne biraz dinlen bak gayet iyi" diyerek. O da gördüğünden memnun çıktı dışarı. Tüm çorbayı bitirene kadar içirdim, başlangıç için gayet iyiydi. Yemeği bitince uzandı yeniden. Ben de çantamı toplamaya başladım.
"Şimal?"
"Efendim?"
"Ne yapıyorsun?"
"Toparlanıyorum Kurt Bey, gideceğim artık"
"Şimal gitme nolur" dedi yerinden kalkmaya çalışarak, onun sesine Pars Bey girdi içeri ama ona aldırmadan üzerine eğildim Kurt'un.
"Yok öyle ağladım zırladım aç susuz kaldım da istediğimi aldım. Madem bir şeyi istiyorsun ne yapabilirsin bir görelim.. Kor!"
Tekrar ona dönmeden kapıya yöneldim.
"Pars Bey, bu herif benzer bir şey yaparsa sadece cenazesine gelirim. Bundan sonra çabasını görelim bakalım, neyi ne kadar istiyormuş"
Gülümseyerek kafasını salladı.
"Mesaj alındı Şimal merak etme e hadi ben bırakayım seni"
"Teşekkür ederim" deyip arkamı döndüm kıstığı gözleriyle bana bakan Kurt'a baktım..
"Benim yerim yurdum belli. Kendinize yakıştırabilirseniz kenar mahalleme beklerim..."