Ozan’ın villaya giriş anı adeta bir sessizlikle yankılandı. Kalabalık misafir grubu, onun gelişine saygı gösterircesine bir anlık duraksama yaşadı. Boylu poslu, kendinden emin bir şekilde yürüyordu. Üzerinde pahalı bir koyu lacivert takım elbise, göğsünde ise kimsenin yanlış anlamaya cesaret edemeyeceği bir rozet vardı. Yüzü ifadesizdi, ama gözlerindeki sertlik, onun burada sadece bir misafir değil, aynı zamanda bir güç simgesi olduğunu hissettiriyordu.
Burak, elindeki tepsiyle salonun kenarında beklerken Ozan’ı izliyordu. Her adımında ayakkabılarının villanın mermer zeminine vuruşu, odada yankılanıyormuş gibi geliyordu. Ozan, villanın geniş salonunun tam ortasına yerleştirilmiş büyük kristal avizenin altında durup çevresine baktı. Ona eşlik eden iki iri yapılı adam ise hemen arkasında, gölgeleri gibi dikildi.
Burak, içgüdüsel bir hareketle gözlerini yere indirdi. Ozan’ı bu kadar yakından görmek, yıllardır içini kemiren öfkenin bir an için yüzeye çıkmasına neden olmuştu. Yumruklarını sıkarak kendini sakinleştirdi. Şimdi zamanı değildi. Gözde’ye kısa bir süre önce söylediği gibi, planın her aşamasının mükemmel bir şekilde işlemesi gerekiyordu.
Tepsisini tekrar doldurarak misafirlerin arasında dolaşmaya devam etti. Ozan’ın yanında duran adamlar, salonun köşesindeki bir masaya yerleşti. Ozan, bir garsona işaret ederek bir içki istedi. Burak, fırsatın geldiğini anlamıştı. Ozan’ın dikkatini çekmeden yaklaşması gerekiyordu.
Eldivenine gizlenmiş cihazı hafifçe dokunarak aktif hale getirdi. “Gözde,” diye fısıldadı. Sesi sakin ama kararlıydı. “Hedef içeri girdi. Drone’u hazırlamaya başla. Zehri taşımaya hazır ol.”
Gözde’nin sesi, kulaklığından duyuldu. “Anladım. Drone’u harekete geçiriyorum. Ne zaman lazım?”
“Birazdan haber vereceğim. Şimdilik bekle.”
Burak, iletişimi sonlandırdı ve elindeki tepsiyi bırakıp mutfak bölümüne doğru ilerledi. Ozan’a hizmet etme sırasının kendisine gelmesini bekliyordu. Bu sırada, diğer garsonların hareketlerini dikkatle izledi. Kimsenin bir şeyden şüphelenmemesi gerekiyordu.
Burak, mutfaktan salonun geniş ve gösterişli kısmına doğru ilerlerken, göz ucuyla pencereden yaklaşan drone’u fark etti. Gözde, planın bu aşamasını neredeyse kusursuz bir şekilde yürütüyordu. Drone, sessizce villanın arkasındaki bahçeye yaklaştı ve taşıdığı küçük kapsülle dikkatlice Burak’ın erişebileceği bir noktaya geldi. Gözde’nin kontrolündeki bu an, onların kararlılığını ve senkronizasyonunu ortaya koyuyordu.
Burak, mutfağa geçmeden önce çevresini hızlıca kontrol etti. Kimsenin dikkatini çekmediğinden emin olduktan sonra pencereye doğru yaklaştı. Drone, neredeyse görünmez bir şekilde ağaçların arasından süzülerek geldi ve pencerenin hemen dışında durdu. Burak elini uzatıp kapsülü aldı, hafif bir baş hareketiyle teşekkür edercesine drone’a baktı. Ardından pencereden uzaklaştı ve mutfak tezgâhının arkasına geçti.
Kapsül, avucunun içinde soğuk bir metal hissiyle yatıyordu. Küçük ama ölümcül, tam da gerektiği gibi. Burak, bir an için kapsüle baktı, sonra eldivenini çıkarıp kapsülü dikkatlice açtı. İçindeki berrak sıvı, neredeyse görünmezdi. Zehrin kokusuz ve tatsız olduğunu biliyordu; bu, onun Ozan’ın fark etmeyeceği kadar mükemmel bir plan olduğunu doğruluyordu.
Burak, mutfakta durduğu yerden salonu izliyordu. Ozan, masasında oturmuş, yanında iki adamıyla konuşuyordu. Gözleri sert ve şüphe doluydu, ama Burak, kendisine güveniyordu. İlk kez böyle bir görev yapmıyordu. İçkiler, Ozan’a ulaşmadan önce bir an için mutfaktaki tezgâhta duruyordu. Bu, Burak’ın zehri içkisine eklemesi için mükemmel bir fırsattı.
Tepsiyi dikkatlice yerleştirdi ve Ozan için seçtiği kadehi eline aldı. Zehri, neredeyse bir sanatçı titizliğiyle kadehin içine boşalttı. Sıvı, şarabın kırmızı tonlarıyla hemen karıştı, hiçbir iz bırakmadan. Burak, kadehi yerine koyduktan sonra derin bir nefes aldı. Her şey yolundaydı.
Elinde tepsiyle salona doğru ilerledi. Ozan’ın masasına her adım attığında, kalbinin ritmi hızlanıyordu, ama yüzündeki sakin ve profesyonel ifade bir an olsun değişmedi. Masaya vardığında, tepsiyi dikkatlice yerleştirdi.
“Buyurun, efendim,” dedi, kibar ve ölçülü bir ses tonuyla.
Ozan, başını kaldırıp Burak’a kısa bir bakış attı. Gözleri, Burak’ın yüzünde birkaç saniye durdu, ama hiçbir şey söylemedi. Ardından, masadaki diğer iki adamla konuşmaya devam etti. Burak, tepsiden Ozan’ın kadehini aldı ve ona doğru uzattı.
Ozan, elini uzatıp kadehi aldı. “Teşekkürler,” dedi, sesi alçak ama otoriterdi.
Burak, bir adım geri çekildi ve tepsiyi tutmaya devam etti. Şimdi, Ozan’ın içkisini yudumlamasını bekliyordu. Salondaki ışıklar, Ozan’ın yüzüne vuruyor, onun her hareketini daha belirgin hale getiriyordu. Ozan, kadehi dudaklarına götürdü ve bir yudum aldı.
Burak, bu anı izlerken içindeki gerilim bir an için zirve yaptı, ama yüzündeki ifadeyi kontrol etmeyi başardı. Plan tıkır tıkır işliyordu. Zehrin etkisini göstermesi sadece bir zaman meselesiydi. Ozan içkisini yavaşça yudumlarken, Burak tepsisini alıp yavaşça mutfağa doğru geri çekildi. Şimdi yapılması gereken tek şey, Ozan’ın düşüşünü izlemek ve bir sonraki adımı planlamaktı.
Burak, villanın mutfağından sessizce dışarı süzüldü. Servisini tamamlamış, görevini yerine getirmişti. Kimse, mutfağa girip çıkan garsonun aslında Ozan’ın ölüm fermanını hazırlayan kişi olduğundan şüphelenmiyordu. Ormanın loş örtüsüne doğru ilerlerken, her adımı planlı ve sessizdi. Elindeki beyaz eldivenleri, işini tamamlar tamamlamaz bir çöp kutusuna atmıştı. Şimdi geriye yalnızca Gözde’nin yanına ulaşmak kalmıştı.
Villanın arkasındaki ormanlık alandan geçerek Gözde’nin beklediği noktaya geldi. Gözde, çimenlerin üzerinde oturmuş, çantasından çıkardığı dürbünü temizliyordu. Burak’ı görünce yüzünde bir gülümseme belirdi.
“Zehir işledi mi?” diye sordu, sesi merak doluydu ama bir o kadar da sakindi.
“İçti,” dedi Burak, güven dolu bir ifadeyle. “Şimdi şov zamanı.”
İkili, villanın biraz uzağındaki bir tepeye tırmandılar. Tepe, villanın bahçesini ve büyük yüzme havuzunu kusursuz bir şekilde görebilecekleri bir konumdaydı. Burak çantasından dürbününü çıkardı, Gözde de hemen yanına uzandı.
“Hazır mısın?” diye sordu Burak, gözlerini hâlâ dürbünden ayırmadan.
Gözde, bir kahkaha attı. “Bunun için bekliyordum.”
Villanın bahçesinde, Ozan ve adamları hâlâ sohbet ediyordu. Ancak bir süre sonra Ozan, sandalyesinde garip bir şekilde kıpırdanmaya başladı. Ellerini boğazına götürdü, önce hafif bir öksürük sesi duyuldu. Ardından, ses giderek şiddetlendi. Ozan, masadan kalktı ve bahçenin ortasına doğru sendeleyerek yürüdü.
Ozan’ın öksürükleri artık çığlıkları andırıyordu. Boğazını tutuyor, nefes almak için çaresizce çırpınıyordu. Bahçedeki diğer insanlar paniğe kapılmış bir şekilde etrafına toplandı. Biri telefonunu çıkardı, diğeri yardım çağırmak için villaya koştu. Ancak Ozan’ın durumu gittikçe kötüleşiyordu.
Kan, aniden Ozan’ın ağzından fışkırdı. Havuzun yanına kadar sendeledi ve sonunda dizlerinin üzerine çöktü. Bir sonraki nefes çabasıyla birlikte daha fazla kan kustu ve yüzüstü havuzun içine düştü. Kan, havuzun berrak suyunu hızla kırmızıya boyadı. Bahçedeki çığlıklar ve panik, gecenin sessizliğini keskin bir şekilde delip geçti.
Burak dürbününü biraz indirip Gözde’ye baktı. “Biliyor musun, bu adam hayatında ilk defa temiz bir şey yaptı. Havuzu temizlemeye karar verdi,” dedi, alaycı bir gülümsemeyle.
Gözde, dürbününden gözlerini ayırmadan kıkırdadı. “Evet, ama kanıyla boyamak biraz fazla yaratıcı oldu. Belki sanat ödülü alabilir.”
Villadan gelen çığlıklar, Ozan’ın boğuk öksürükleriyle birleşiyordu. Gözde yeniden dürbününe baktı. “Bak, şu kadına dikkat et. Resmen ne yapacağını şaşırmış. Telefonu elinden düşürdü.”
Burak başını salladı. “Hepsi aynı. Yıllarca bu adamın emirlerini yerine getirdiler. Şimdi onun çaresizce ölüşünü izliyorlar.”
Bir anlık sessizlik oldu. İkisi de dürbünlerine odaklanmıştı. Ozan, havuzun kenarında çırpınmayı bırakmıştı. Kanla kaplanmış bedeni hareketsiz bir şekilde yüzeye çıkmıştı.
Gözde derin bir nefes aldı ve Burak’a döndü. “Bunu hak etti. Tüm o hayatları mahvettiği için. Ama sence... biz gerçekten adalet dağıtıyor muyuz? Yoksa sadece kendi intikamımızı mı alıyoruz?”
Burak, dürbününü çantasına koydu ve Gözde’ye döndü. “Adalet ve intikam arasındaki çizgi bazen bulanıklaşır. Ama şunu unutma, biz bu işi sadece kendimiz için yapmıyoruz. Bu dünyayı biraz daha temiz hale getiriyoruz.”
Gözde, Burak’ın sözlerini düşündü ve hafifçe gülümsedi. “Sanırım haklısın.”
İkili, tepeden yavaşça uzaklaşırken villadan gelen panik sesleri hâlâ kulaklarında yankılanıyordu. Ozan’ın çöküşü, onların adalet yolculuğunda bir başka kilometre taşı olmuştu.