Burak, planını kafasında hızlıca netleştirdikten sonra derin bir nefes aldı ve Gözde’ye dönerek konuşmaya başladı. Gözleri, kararlılıkla doluydu.
“Bu işi ben halledeceğim,” dedi, sesi sakin ama netti. “Şimdi düşünüyorum da, garson kılığına girip Ozan’ın içeceğine zehir atacağım. Ama bunun için senin desteğine ihtiyacım var. Sana bir görev vereceğim: Drone kullanmayı öğrenmen gerekiyor. Zehri bana ulaştıracaksın. İçeri girdikten sonra her şeyin planlandığı gibi gitmesi için sana güveniyorum.”
Gözde, Burak’ın bu planını duyduğunda hem heyecanlandı hem de tedirgin oldu. Ozan gibi bir adamla oyun oynamanın risklerini biliyordu. Ama Burak’ın kararlılığına olan hayranlığı ve ona yardım etme isteği, korkusunu bastırdı. “Peki,” dedi Gözde, gözlerini Burak’tan ayırmadan. “Bunu yapabilirim. Ama önce o drone’u almamız gerekiyor.”
Burak ve Gözde, hemen bir elektronik mağazasına gitmek üzere dışarı çıktılar. İstanbul’un kalabalık caddelerinde ilerlerken, etraflarında akan hayata rağmen ikisi de tamamen plana odaklanmıştı. Mağazaya girdiklerinde, Burak dikkatlice drone’ları incelemeye başladı. Her zamanki gibi detaylara takılıyor, en iyi modeli seçmek istiyordu. Gözde ise onun bu ciddi haline gülümseyerek bakıyordu. “Hangisi? Şunun görünüşü güzel,” dedi, renkli bir drone’u işaret ederek.
Burak, hafifçe gülümseyip başını iki yana salladı. “Bu iş için görünüş değil, işlevsellik önemli,” dedi. Ardından görev için mükemmel olduğunu düşündüğü bir modeli seçti. Drone, hem hafif hem de hızlıydı; ayrıca küçük bir taşıma haznesine sahipti, bu da zehri taşımak için idealdi. Satışı tamamladıktan sonra, ikili eve döndü.
Eve geldiklerinde, Burak drone’u kutusundan çıkararak Gözde’ye nasıl kullanacağını öğretmeye başladı. Gözde, daha önce böyle bir teknolojiyi kullanmamış olmasına rağmen oldukça çabuk öğreniyordu. Burak, her adımı dikkatlice gösteriyor, her detayı açıklıyordu. “Bak,” dedi, drone’un kontrol cihazını eline alarak. “Bu, yükselmek için. Şu, ileri gitmek için. Ve buradaki tuşa bastığında, taşıma haznesini açıp kapatabilirsin.”
Gözde, Burak’ın gösterdiği şekilde drone’u kontrol etmeye başladı. İlk birkaç denemede biraz zorlandı, ama birkaç saat içinde hareketleri kusursuz hale gelmişti. Drone’u pencerenin dışına çıkarıp balkona indiriyor, ardından tekrar yukarı kaldırıyordu. Her başarılı hareketinde Burak, ona onaylayan bir bakış atıyordu. Gözde, bu bakışların onu ne kadar mutlu ettiğini fark edince, daha da fazla çaba göstermeye başladı.
“Harikasın,” dedi Burak, Gözde’nin bir denemeyi daha başarıyla tamamlamasının ardından. “Artık hazırsın. Tek yapman gereken, zehri taşıyıp bana ulaştırmak.”
Planın Detayları
Gözde, kontrol cihazını bir kenara bırakıp Burak’ın yanına oturdu. “Peki, içeride ne yapacaksın?” diye sordu.
Burak, derin bir nefes alarak planının detaylarını anlattı. “Ozan’ın bir toplantısı var,” dedi. “Toplantı sırasında ona yaklaşmam gerekecek. Garson kılığına girip içkisini servis edeceğim. Ama zehri içeri sokmam imkânsız. Bu yüzden senin drone’la bana zehri ulaştırman gerekiyor. Toplantı villanın açık terasında olacak, bir yandan da içinde büyüyen heyecanı kontrol etmeye çalışıyordu. “Bunu yapabiliriz,” dedi, kararlılıkla. “Ama çok dikkatli olman lazım. Ozan gibi bir adam kolay kolay kandırılmaz.”
Burak, Gözde’ye güven dolu bir bakış attı. “Biliyorum,” dedi. “Ama sen yanımdayken bu işin altından kalkabileceğime eminim.”
İkili, planın her detayını bir kez daha gözden geçirdikten sonra hazırlanmak için ayrıldı. Burak, garson kılığına girmek için klasik siyah bir takım elbise ve beyaz bir gömlek giydi. Gözde ise drone’u ve zehri hazır hale getirdi. Zehir, küçük bir şişe içinde, dikkatlice saklanmıştı. Her şey hazır olduğunda, Burak ve Gözde birbirlerine bir anlığına baktılar.
“Hazır mısın?” diye sordu Burak. Gözde, derin bir nefes alıp başını salladı.
“Hazırım. Seninle birlikteyken her şeye hazırım.”
Gece, sessizliğiyle adeta bir suç ortağı gibi Burak’a eşlik ediyordu. Arka ormanın içinden villaya doğru ilerlerken, etrafını saran ağaçların gölgeleri ay ışığında şekil değiştiriyor, Burak'ın zihninde birer tehdit gibi yankılanıyordu. Üzerinde sade bir siyah pantolon, beyaz gömlek ve siyah yelekten oluşan garson kıyafeti vardı. Ellerine geçirdiği beyaz eldivenler, hem görünüşünü tamamlıyor hem de herhangi bir iz bırakmamasını sağlıyordu.
Villaya yaklaştıkça, içeriden gelen loş ışıklar ve hafif bir müzik sesi duyulmaya başladı. Bahçeye atlamak için uygun bir yer aradı. Arka tarafta, yüksek duvarların bir kısmının üzerine yerleştirilmiş güvenlik kameralarını fark etti. Kameraların dönüş açılarını dikkatlice izledi ve tam doğru anda, sessiz bir hareketle duvarın üzerinden bahçeye atladı. Ayakları yere değdiğinde, çimenlerin nemli kokusu burnuna doldu. Gözleri etrafı tararken, kalbi sakin ama odaklanmış bir ritimle atıyordu.
Villanın Bahçesinde
Villanın arka bahçesi, lüks bir dergide görmeye alışık olunan türden bir manzaraydı. Şık bir şekilde düzenlenmiş çalılar, fıskiyeli bir havuz ve geniş bir teras... Bahçenin köşesindeki hizmet girişine doğru ilerledi. Burada başka garsonlar ve hizmetliler hararetle çalışıyor, son hazırlıkları tamamlıyorlardı. Burak, soğukkanlı bir şekilde karıştı kalabalığın arasına. Kimse, onun oraya ait olmadığını fark etmedi.
Villanın içine girdiğinde, misafirlerin bir kısmının erken gelmiş olduğunu gördü. Lüks takımlar giymiş, pahalı mücevherlerle süslenmiş kadınlar ve koyu renkli smokinleriyle erkekler... Konuşmaları, hafif bir uğultu gibi Burak’ın kulaklarında yankılanıyordu. İlk göreviyse bu erken gelenlere içecek servisi yapmaktı.
Burak, tepsisine birkaç kristal şarap kadehi yerleştirdi. Elleri sakin ve titizdi, ama içten içe gerilimi hissediyordu. Erkeklerden biri, Burak’ın yanına yaklaşıp bir şampanya istedi. Burak, profesyonel bir garson gibi hafifçe gülümsedi, başını eğerek şampanya şişesini açtı. Kadehi doldurup misafire uzattıktan sonra sessizce uzaklaştı. Onun rolüne bu kadar kolay adapte olması, planın işleyişi açısından büyük bir avantajdı.
Zaman geçtikçe daha fazla misafir gelmeye başladı. Salon dolup taşarken Burak, onları uzaktan izliyordu. Ozan henüz ortalıkta görünmemişti, ama toplantının başlamasına bir saatten az kalmıştı. Burak, bu sırada terastan bahçeye çıkan geniş cam kapılardan birinin kenarına geçti ve Gözde ile iletişime geçmek için eldivenine gizlenmiş iletişim cihazını hafifçe dokunarak aktif hale getirdi.
“Gözde, beni duyuyor musun?” diye fısıldadı Burak. Sesi, kulaklık aracılığıyla Gözde’nin kulağına ulaştı. Gözde, dışarıda park edilmiş bir arabanın içinde, drone’u hazır halde tutuyordu.
“Duyuyorum,” dedi Gözde, sesi tedirgin ama bir o kadar da kararlıydı. “Her şey yolunda mı? İçeri girebildin mi?”
“Evet, içeri girdim. Şu an garson gibi davranıyorum. Ozan henüz gelmedi ama misafirler gelmeye devam ediyor. Şimdi dikkatlice dinle: Zehri göndermek için doğru anı bekleyeceğiz. Toplantı başlayana kadar acele etmiyoruz. Drone hazır mı?”
“Drone hazır,” dedi Gözde. “Zehir de taşıma haznesinde. Sadece işaretini bekliyorum.”
Burak, pencereden dışarıya doğru bakarak bir an duraksadı. Bahçenin karanlık bir köşesinde, Gözde’nin olduğu yerden gelen hafif bir ışık huzmesi fark etti. Bu, drone’un bekleme modundaki göstergesiydi. “Tamam,” dedi Burak. “Doğru zaman geldiğinde sana haber vereceğim. Şimdilik beklemede kal.”
Burak, cihazı kapattıktan sonra tekrar tepsisini eline aldı ve misafirlerin arasında dolaşmaya başladı. Her bir yüzü dikkatlice inceleyerek Ozan’ı arıyordu. Ama aynı zamanda sakinliğini korumak zorundaydı. İçerideki hiçbir hareketi kaçırmamaya çalışırken, bir yandan da etraftaki diğer garsonların ritmine uyum sağlaması gerekiyordu.
Misafirlerden biri, Burak’ın dikkatini çekti. Uzun boylu, orta yaşlı bir adam, siyah bir smokin giymişti ve elinde bir kadeh viski tutuyordu. Ozan’ın yakın arkadaşlarından biri olduğunu tahmin etti. Burak, adama içten bir profesyonellik maskesiyle yaklaşıp kadehini tazeleyip uzaklaştı. Bu, Ozan’ın gelişini işaret eden dolaylı bir mesaj gibi hissettirdi.
Bekleyiş
Zaman ilerledikçe, Burak’ın zihninde iki düşünce arasında bir savaş vardı: Görevin ciddiyeti ve Gözde’nin güvenliği. İçinde bulunduğu tehlikeli durum, ona kendi geçmişini ve kayıplarını hatırlatıyordu. Ama aynı zamanda, Gözde’ye olan sevgisi ve onu koruma isteği, onu bu yolda kararlılıkla tutuyordu.
Toplantının başlamasına yalnızca yarım saat kalmıştı. Burak, bir köşede beklerken Gözde’nin sesi tekrar cihazdan duyuldu. “Her şey yolunda mı?” diye sordu.
“Yolunda,” dedi Burak, fısıldayarak. “Harekete geçmek için bekliyoruz. Hazır ol.”
Gözde, sesindeki kararlılığı duyunca derin bir nefes aldı. “Tamam,” dedi. “Buradayım.”
Burak, başını eğip bir an gözlerini kapattı. Plan işlemeye devam ediyordu, ama asıl zorluk henüz başlamamıştı.