En güzel Sabah

1599 Words
Sabahın ilk ışıkları İstanbul’u yavaşça aydınlatırken, şehrin üzerinde ince bir sis tabakası asılıydı. Boğazın masmavi suları, parlayan güneş ışıklarıyla dans edercesine dalgalanıyordu. Bu huzurlu manzaranın bir parçası olan Burak, erkenden uyanmış ve her zamanki sabah rutinine başlamıştı. Spor odasında, geniş pencereden dışarıya bakarken, şehrin ritmine uyum sağlayan bedeniyle disiplinli bir şekilde çalışıyordu. Koşu bandında, çıplak üstü terden hafifçe parlamıştı. Karın kasları, her adımda gerilip gevşerken, kusursuz bir şekilde belirginleşiyordu. Adonis kasları, ince bir nehir gibi vücudunun altına doğru zarafetle uzanıyordu. Gözleri, bir yandan pencereden dışarıdaki manzaraya odaklanırken, diğer yandan günün planlarını düşünüyordu. Sabah egzersizinin sonunda kahvaltıyı hazırlayıp Gözde’yi şımartmayı planlıyordu. Ama ne yaparsa yapsın, kafasının bir köşesinde hep karanlık geçmişi ve intikam planları dolanıyordu. Bu sırada, Gözde yatağında hafif bir esneme ile uyandı. Odanın tül perdelerinden süzülen güneş ışıkları, onun yüzüne nazikçe dokunuyordu. Saten geceliği, vücudunun hatlarını zarif bir şekilde sarıyordu. Gece boyu hissettiği yorgunluk, yerini tatlı bir huzura bırakmıştı. Ancak Burak’ın olmadığı boş yatağı fark ettiğinde, içini tatlı bir özlem kapladı. Gözde, yalın ayak odadan çıkıp Burak’ın olduğu spor odasına yöneldi. Kapının eşiğine geldiğinde gördüğü manzara, nefesini kesmişti. Burak, koşu bandının üzerinde, adımlarını kusursuz bir ritimle atıyordu. Her hareketi, Gözde’nin gözünde adeta bir sanat eseri gibiydi. Gözde’nin bakışları, istemsizce Burak’ın terden hafifçe ıslanmış geniş omuzlarından adonis kaslarına doğru kaydı. Şimdiye kadar gördüğü hiçbir adamın böylesine çekici olmadığını düşündü. Kalbi, her adımda biraz daha hızlı çarpmaya başladı. Burak, Gözde’nin varlığını hissettiğinde yavaşça koşmayı bıraktı. Yüzünü ona çevirdiğinde, Gözde’nin hâlâ saten geceliği içinde, hafif dağınık saçları ve uykulu gözleriyle ona baktığını gördü. Burak’ın bakışları, istemsizce Gözde’nin zarif boynundan omuzlarına, oradan da geceliğin ince kumaşının altındaki vücuduna doğru kaydı. Ancak hemen kendini toparladı. Gözlerini hızla başka bir yere çevirerek koşu bandından indi. “Günaydın,” dedi Burak, sesi her zamanki gibi sakin ama biraz çekingen bir tondaydı. Gözde’nin gözlerindeki hayranlık, onun üzerinde bir ağırlık yaratıyordu. Gözde, hafifçe gülümsedi ve saçlarını eliyle geriye doğru attı. “Günaydın. Kahvaltı hazırlamadan önce bu kadar çalışmana gerek yoktu. Kahvaltıyı beraber yaparız,” dedi yavaşça. Ama içinden geçenler bambaşkaydı. Bu adamın yanında durmak bile onu hem heyecanlandırıyor hem de rahatlatıyordu. Burak, cevap vermek yerine başını salladı ve terini silmek için bir havluya uzandı. Gözde’nin bakışlarını üzerinde hissetmeye devam ediyordu, ama bu yoğun ilginin altında ne yapacağını bilemiyordu. Spor odasından çıkıp duş almak için odasına doğru ilerledi, ama aklında Gözde’nin o zarif ve hayranlık dolu bakışları vardı. Gözde ise onun ardından bakarken, içinde yükselen duyguları anlamlandırmaya çalışıyordu. Bu adam, sadece onun hayatını kurtarmamış, aynı zamanda kalbini de ele geçirmişti. Burak, duşunu alıp saçlarını aceleyle kuruladıktan sonra mutfağa doğru yöneldi. Spor ve duşun ardından üstündeki yorgunluğu atmış, kendini tazelenmiş hissediyordu. Üzerine sade bir tişört ve kot pantolon geçirmişti. Gözde’nin mutfakta olduğunu duyduğu çıtırtılardan anlamıştı. Mutfağın kapısına geldiğinde, Gözde’nin ocak başında menemen karıştırdığını gördü. Üzerindeki sabahlık, onu saran saten gecelikle birleşmiş ve sade bir zarafet yaratmıştı. Saçlarını gelişigüzel bir tokayla toplamıştı, ama bu haliyle bile Burak’ın gözünde büyüleyici görünüyordu. Gözde, menemeni son bir kez karıştırdıktan sonra üzerine kaşar peyniri rendelemeye başladı. Sıcak peynirin eriyip menemene karıştığını izlerken keyifli bir şekilde mırıldanıyordu. Burak, sessizce mutfağa girip masaya oturdu. Gözde’nin kahvaltıyı hazırlarkenki haline baktı ve bir an duraksadı. Onun bu kadar sıradan bir şekilde, sanki hiçbir şey olmamış gibi davranması, Burak’ı hem şaşırtıyor hem de derinden etkiliyordu. Dün gece olanlar, başka birinin üzerinde ağır bir gölge bırakabilirdi, ama Gözde bugün, dünkü olayların hiç yaşanmamış gibi davranıyordu. Gözde, Burak’ın varlığını fark edince hafifçe gülümsedi. Masanın üzerindeki taze ekmeği aldı ve ucundan bir parça kopardı. Ekmeği menemene daldırıp sıcak sos ve erimiş kaşarla buladıktan sonra, elindeki lokmayı Burak’a uzattı. “Bunu tatmalısın,” dedi, sesi neşeliydi. Burak, onun bu doğal hareketine kayıtsız kalamadı. Gözde’nin uzattığı ekmeği alıp gözlerini ondan ayırmadan yedi. Menemenin sıcaklığı damağında yayılırken, hafif baharatlı tadı ve kaşarın eriyik dokusu mükemmel bir uyum yaratıyordu. “Gerçekten çok güzel olmuş,” dedi Burak içten bir gülümsemeyle. Gözde, masayı toparladıktan sonra elinde çay bardaklarıyla masaya oturdu. İkisi de kahvaltının keyfini çıkarırken, masanın karşısındaki televizyonu açtılar. Sabah haberleri, güncel olayları sıradan bir şekilde sıralıyordu. İkisi de dikkatle dünkü işin haberlere yansıyıp yansımadığını kontrol ediyordu. Ama ekranda buna dair hiçbir şey yoktu. Bu, Burak’ın içini bir nebze rahatlatmıştı. Planlarının sorunsuz işlediği anlamına geliyordu. Gözde, birdenbire televizyon kumandasını eline aldı ve kanal değiştirmeye başladı. Burak, onun bu hareketini izlerken gözlerini kısmıştı. Gözde’nin seçtiği hiçbir kanal ilgisini çekmiyordu. Sonunda, rastgele bir çizgi film kanalında durdu. Çizgi film karakterlerinin neşeli sesleri mutfağı doldururken, Gözde’nin yüzünde bir çocukluk heyecanı belirmişti. Kumandayı sıkıca kavramış, sanki ekranda ne olduğunu anlamaya çalışıyormuş gibi dikkatle izliyordu. Burak, bu manzarayı izlerken derin bir düşünceye daldı. Gözde’nin, dünkü kaosun içindeki acımasız tavrından bugün, masum bir çocuk gibi çizgi film izleyen bu haline geçişi, onun içinde karmaşık duygular uyandırıyordu. Dün gece, Gözde’nin gözlerinde gördüğü kararlılık ve soğukluk yerini, şimdi saf ve masum bir heyecana bırakmıştı. Bu, Gözde’nin içinde hala yarım kalmış bir çocukluk olduğunu hatırlatıyordu. O çocuğun elinden her şey alınmış, hayatı karanlık ve acıyla dolmuştu. Şimdi ise, o çocuğun izlerini hala taşıyordu. Kumandayla kanal değiştiren bu eller, dün gece bıçak tutmuştu. Burak, bu farkındalıkla içini bir suçluluk hissi kapladığını fark etti. Kendi kendine bir karar aldı. Bundan sonra Gözde’ye böyle görevler vermeyecekti. Onun içinde yarım kalmış çocuğu korumak, ona kaybettiği çocukluğunu geri vermek Burak’ın sorumluluğuydu. Artık Gözde’nin elleri kanla değil, sadece sevgiyle dolmalıydı. Adaleti sağlamak onun görevi olacaktı, ama Gözde’nin değil. Burak, bu düşüncelerle derin bir nefes alıp çayından bir yudum aldı. Gözde ise ekrana dalmış, kahkahalar atan çizgi film karakterlerini izliyordu. Onun masumiyetini izlemek, Burak için en büyük motivasyondu. Bu kadının yaralarını sarmak, onu yeniden hayata döndürmek ve ona kaybettiklerini geri vermek için elinden geleni yapacaktı. O an, Burak’ın içinde bir söz yankılandı: "Onu ne pahasına olursa olsun koruyacağım." Burak, çay bardağını elinde tutarken Gözde’nin yüzüne bakıyordu. Onun masum ve neşeli hali, içinde derin bir boşluğu kapatıyor gibiydi. Ancak bu neşe, Burak’ın içinde aynı anda hem huzur hem de acı uyandırıyordu. Gözde’nin ona duyduğu hayranlık ve güven, Burak’a sorumluluklarını bir kez daha hatırlatıyordu. Gözde, çocukluğunda hiçbir sevgi görmemişti; Burak ise eşini ve kızını kaybettiği o karanlık günden beri sevginin ne olduğunu unutmuştu. Şimdi birbirlerine tutunmuşlardı, ama bu bağın gerçek bir aşktan mı yoksa hayatlarındaki eksiklikleri doldurma arzusundan mı kaynaklandığını henüz bilmiyorlardı. Kahvaltı sona erdiğinde, Burak sessizce masadan kalktı ve Gözde’ye bakarak, “Hadi, konuşmamız gereken şeyler var,” dedi. Bu sözlerin ardındaki kararlılık, Gözde’nin de ciddileşmesine neden oldu. Gözde, Burak’ı takip ederek evin en karanlık odasına geçti. Penceresi kapalı olan bu oda, dış dünyadan tamamen izoleydi. İçeride sadece bir masa, iki sandalye ve duvara asılı bir mantar pano vardı. Panoda, Abdullah Zengin ve onun çevresindekilerin fotoğrafları, isimleri ve bağlantıları yer alıyordu. Burak, odaya girer girmez masanın başına geçip oturdu. Gözde de karşısına geçti ve dikkat kesildi. Burak, panodaki fotoğraflardan birine işaret etti. “Sıradaki hedefimiz Ozan,” dedi, sesi derin ve kararlıydı. Gözde, Burak’ın gösterdiği fotoğrafa odaklandı. Ozan, Abdullah Zengin’in çocukluk arkadaşıydı. Ancak onunla olan dostluğu, sıradan bir arkadaşlık değildi. Ozan, Abdullah’ın en güvendiği adamlarından biriydi. Terörist gruplarla iş birliği yaparak Türkiye’ye büyük miktarlarda uyuşturucu sokuyor ve bu kirli parayla hem kendi ağını genişletiyor hem de Abdullah’ın işlerini yürütüyordu. Burak, Ozan’ın detaylı bir profilini çıkarmıştı. “Ozan, sadece uyuşturucu ticareti yapmakla kalmıyor,” dedi Burak, gözlerini panodaki fotoğraftan ayırmadan. “Aynı zamanda devletin içindeki bazı memurları kontrol ediyor. Polis teşkilatındaki bazı kişileri satın almış ve gümrükte de güçlü bağlantıları var. Bu sayede uyuşturucuyu istediği gibi ülkeye sokabiliyor. Bu adam, Abdullah’ın en büyük silahlarından biri.” Gözde, Burak’ın söylediklerini dikkatle dinledi. Onun bu kadar detaylı ve planlı çalışması, Gözde’yi her seferinde etkiliyordu. “Peki, onu nasıl durduracağız?” diye sordu. Bu soru, Gözde’nin Burak’a duyduğu güveni bir kez daha ortaya koyuyordu. Burak, bir süre düşündükten sonra planını açıkladı. “Ozan, her ayın son haftasında bir toplantı düzenliyor,” dedi Burak. “Bu toplantıya, onunla çalışan bütün kilit isimler katılıyor. Toplantı, genellikle şehir dışında, gizli bir villada yapılıyor. Amacımız, bu toplantıya sızmak ve Ozan’ı etkisiz hale getirmek. Ama bu sefer, işi sessiz halledeceğiz. Onun ortadan kalktığını kimse anlamamalı.” Gözde, Burak’ın sözlerini dinlerken bir yandan da içindeki heyecanı kontrol etmeye çalışıyordu. Onunla birlikte bu planın bir parçası olmak, kendini güçlü ve önemli hissettiriyordu. Ancak Burak, Gözde’nin bu işte aktif bir rol almasına izin vermemekte kararlıydı. Onu korumak istiyordu, çünkü Gözde’nin daha fazla karanlığa çekilmesine gönlü razı değildi. Burak, masanın üzerine bir harita yayarak Ozan’ın toplantı yapacağı villanın konumunu gösterdi. “Burası, yoğun bir ormanın içinde,” dedi. “Etrafı kameralarla dolu, ama biz bir yolunu bulacağız. İlk adım, Ozan’a yakın olan birini kullanarak içeri sızmak.” Gözde, Burak’ın planını dinlerken bir yandan da onun yüzündeki ciddi ifadeyi izliyordu. Burak’ın kararlılığı ve soğukkanlılığı, Gözde’nin ona olan hayranlığını daha da artırıyordu. İçinde, Burak’a duyduğu bu hislerin sadece eksikliklerden kaynaklı olmadığını, onun gerçek bir kahraman olduğunu düşündüğünü fark etti. Ancak bu aşkın gerçekten bir karşılığı var mıydı, bunu ilerleyen günlerde öğreneceklerdi. Planlarını detaylandırdıktan sonra Burak, Gözde’ye dönerek, “Bu iş bittiğinde, her şey daha kolay olacak,” dedi. Ama bu sözlerin ardında hem umut hem de büyük bir risk vardı. Çünkü Ozan, sıradan bir hedef değildi. Onu indirmek, Abdullah Zengin’in gücünü ciddi şekilde sarsacak, ancak aynı zamanda büyük bir tepki çekmelerine neden olacaktı. Gözde, Burak’ın bu planı başarılı bir şekilde yürüteceğinden emindi. “Ne yapmamı istersen, buradayım,” dedi. Ama Burak, onun gözlerine bakarak hafifçe başını iki yana salladı. “Bu kez değil, Gözde,” dedi yumuşak bir sesle. “Senin daha önemli bir görevin var: Hayatta kalmak ve mutlu olmak.” Bu sözler, Gözde’yi hem şaşırttı hem de derin bir şekilde etkiledi. Burak’ın onu böylesine korumaya çalışması, ona olan sevgisinin bir göstergesiydi. Ama aynı zamanda, bu yolun ne kadar tehlikeli olduğunu da hatırlatıyordu. Burak, hem Gözde’yi hem de adalet duygusunu korumak için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD