olabilir mi?

1479 Words
İsmet hak ettiği sonu bulmuştu, ama onun hikâyesi bu karanlık intikam planının sadece bir parçasıydı. Abdullah Zengin’in kirli işlerini yapan, onun gölgesinde kalan, ama en az onun kadar acımasız biri olan İsmet, Gözde’nin hayatını mahvedenlerden biriydi. Abdullah’ın Gözde’yi ailesinden satın almasına aracılık eden İsmet, bu işten büyük bir pay almıştı. Yıllar sonra Burak ve Gözde, onun izini sürüp onu kendi oyununda alt etmek için zekice bir plan hazırlamışlardı. Plan basitti, ama riskliydi. Burak ve Gözde, bir aile rolüne bürünerek İsmet’e yaklaştılar. Gözde, masum bir eş; Burak ise iş bitirici bir baba rolündeydi. İsmet’in en zayıf noktasını biliyorlardı: genç kızlara olan sapkın ilgisi. Bu planın tuzağı ise 15 yaşında bir kız ayarladıklarını söylemekti. İsmet, bu sözlere hemen kanmıştı. Onu oltaya çekmek fazla uzun sürmedi; Gözde’nin ustaca oynadığı rol, Burak’ın soğukkanlı tavırlarıyla birleşince, İsmet için her şey tamamen inandırıcı olmuştu. “Anlaştık mı o zaman?” demişti Burak, derin bir sesle, sigarasını yavaşça kül tablasında ezerek. "Güzel bir kız... Tam senin aradığın gibi. Kaçırılma riski falan yok. Ailesiyle zaten işimiz bitti." İsmet, bu sözleri duyduğunda gözleri parlamış, yüzüne alaycı bir gülümseme yerleşmişti. “Tamamdır, Burak Bey. Dediğiniz saatte orada olurum. Ama unutmayın, bu işin sonunda beni mutlu etmezseniz, kimse mutlu olmaz,” demişti. Kendi üstünlüğüne o kadar güveniyordu ki, karşısındakilerin gerçek niyetini sorgulamaya bile ihtiyaç duymamıştı. O akşam, İsmet önceden belirlenen yerde, yağmurun altında bekliyordu. Lüks arabasına bindiğinde Burak ve Gözde, planlarının her detayını işlemişti. Gözde, arka koltukta otururken masum bir gülümsemeyle konuşuyor, Burak ise direksiyonda rolüne sadık bir şekilde sürüyordu. İsmet, arabada oturup çantasına sık sık bakıyordu. Elindeki paranın miktarını kontrol ederken, yüzündeki tatmin ifadesi onun gerçek yüzünü ortaya koyuyordu. “Peki, küçük hanım nerede?” diye sordu İsmet, şüpheci bir gülümsemeyle. Burak, dikiz aynasından ona baktı ve soğukkanlı bir şekilde cevap verdi. “Merak etme. Yakında tanışırsın. Ama önce seninle bir işi halletmemiz gerekiyor.” Bu, Burak’ın planının son adımını harekete geçirdiği andı. Yağmur dinmiş, gece şehrin sokaklarına usulca sessizlik bırakmıştı. Burak ve Gözde, İsmet’in işini bitirdikten sonra sahile yakın, İstanbul’un sıradan bir kahvesine oturmuşlardı. Küçük, samimi bir yerdi burası; ahşap masalar, duvarlarda yerel sanatçıların tabloları ve dışarıdan gelen hafif deniz kokusuyla huzurlu bir atmosfer yaratıyordu. Kahvehanenin arka planında çalan klasik bir caz melodisi, ortamın dinginliğini tamamlıyordu. Gözde, ellerini ince porselen fincanın etrafında birleştirerek ısınmaya çalışıyordu. Yağmurdan ıslanmış saçları omuzlarına dökülmüş, ıslak kırmızı elbisesi hafifçe tenine yapışmıştı. Burak, tam karşısındaki sandalyeye oturmuş, gözlerini Gözde’ye dikmişti. Onun yüzündeki yorgun ama huzurlu ifadeyi izliyordu. Yorgunluklarına rağmen ikisi de kendilerini garip bir şekilde rahat hissediyordu. Burak, kahvesinden bir yudum aldıktan sonra derin bir nefes verdi. Gözlerini masadaki desenlere kaydırarak konuşmaya başladı: “Bir kişi daha eksildi, ama yolumuz uzun. Abdullah’a ulaşmamız için daha çok iş var, Gözde.” Ses tonu sakin ama kararlıydı. Burak’ın cümleleri, her zamanki gibi planlı ve netti. Ancak, bu netliğin ardında derin bir korku saklanıyordu; Gözde’ye bakarken, onun bu hayatta güvende olmasını istediğini düşünüyordu. Ama bu istek, aynı zamanda onu daha da savunmasız hale getiriyordu. Gözde, fincanı yavaşça masaya bırakarak Burak’ın yüzüne baktı. Gözlerindeki bakış, hem hayranlık hem de derin bir minnettarlık taşıyordu. “Burak,” dedi yavaşça, sesi yumuşak ama biraz titrek. “Bütün bu karmaşanın içinde, senin yanımda olman... Beni hayatta tutan tek şey bu. Ama bazen düşünüyorum da, acaba her şey bittiğinde... Biz ne yapacağız?” Bu soru, Burak’ı bir anlığına afallattı. Kaşlarını çatarak Gözde’ye baktı. Onun bu tür sorular sorması nadirdi. Genelde planlara odaklanır, intikamın adımlarını tartışırlardı. Ama şimdi, bu soru Burak’ın uzun zamandır kaçtığı bir gerçekle yüzleşmesine neden olmuştu. “Her şey bittiğinde…” diye tekrarladı Burak, gözlerini sahilin karanlık sularına doğru çevirdi. “Bilmiyorum, Gözde. Belki de hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Biz… Biz normal insanlar değiliz artık.” Sözcükler ağzından dökülürken, içinde bir ağırlık hissetti. Burak, Gözde’ye bir yuva sunma fikrinin ne kadar korkutucu olduğunu düşünüyordu. Abdullah Zengin, sevdiklerini hedef alan bir adamdı. Daha önce bir ailesini kaybetmişti; aynı acıyı tekrar yaşamak, onun için ölümden beterdi. Gözde, Burak’ın yüzündeki huzursuzluğu fark etti. Elini yavaşça uzatarak onun eline dokundu. Dokunuşu yumuşak ve teselli ediciydi. “Biliyorum, Burak,” dedi hafif bir gülümsemeyle. “Ben de korkuyorum. Ama biliyor musun? Seninle olmak... Her ne kadar korkutucu bir yolculukta olsak da, bana bir umut veriyor. Belki de her şey bittiğinde, yeni bir başlangıç yapabiliriz. Hayat bize bir şans daha verir mi, dersin?” Burak, Gözde’nin eline baktı. Onun küçük, narin elleri kendi büyük ve sert ellerinin içinde kayboluyordu. Kalbinde bir sıcaklık hissetti, ama aynı zamanda derin bir suçluluk. Gözde’ye bir gelecek sunamayacağını biliyordu. Onu sevdiğini itiraf etmek, bu dünyada ona daha fazla yük bindirmek gibi geliyordu. Ama yine de, bu anın büyüsünü bozmak istemedi. “Belki,” dedi Burak, sesi alçak ama samimiydi. “Belki de bu savaşı kazandıktan sonra, her şeyi geride bırakabiliriz. Ama o zamana kadar... Sana bir söz veremem, Gözde. Seni koruyacağıma söz verebilirim, ama daha fazlası… Bilmiyorum.” Gözde, Burak’ın cevaplarından tatmin olmamıştı, ama onu anlayabiliyordu. Kendisini Burak’ın hayranlık uyandıran güçlü ama kırılgan yanlarına daha da yakın hissediyordu. Onunla bir hayat kurma hayalini kurarken, aynı zamanda bu hayalin ne kadar uzak olduğunu da fark ediyordu. İkisi de bir süre sessiz kaldı. Masanın üzerindeki kahve fincanlarından yükselen buhar, aralarındaki sessizliği dolduruyordu. Dışarıda, sahil boyunca hafif bir rüzgar esiyor, deniz dalgaları sahile vuruyordu. Bu sessizlik, ikisinin de zihninde farklı düşünceleri yankılıyordu. Burak, Gözde’yi nasıl koruyacağını düşünürken, Gözde tüm bu kaosun içinde Burak’la yeni bir hayatın mümkün olup olmadığını sorguluyordu. Gece geç saatte eve geldiklerinde, sessizlik tüm apartmanı sarmıştı. Yağmurun hafifçe dinmiş olmasına rağmen, ikisinin de üzerlerinde hala yağmurun izleri vardı. Burak, anahtarı cebinden çıkararak kapının kilidine doğru uzandı. Elinin titremesi, bir anlık heyecan ya da Gözde’nin gözlerinin ona nasıl baktığını bilmenin yarattığı tedirginlikten mi kaynaklanıyordu, emin değildi. Kilidi açmaya çalışırken, arkasında Gözde’nin varlığını hissediyor, onun nefesinin ensesinde hafifçe dokunduğunu duyabiliyordu. Gözde, Burak’ın her hareketini dikkatle izliyordu. Karanlık koridorda, onun geniş omuzları bir güven duygusu yaratıyordu. Burak’ın güçlü, ama bir o kadar da naif tavırları, Gözde’nin içinde bir fırtına koparıyordu. Bugün olan her şey, yaşanan kaos, tehlike ve intikam planı… Bunların hepsi, Gözde’nin içinde Burak’a duyduğu sevgiyi daha da yoğunlaştırmıştı. Artık duygularını bastırmak için bir neden bulamıyordu. Onunla aynı evde kalmak, aynı havayı solumak, ama sevgisini dile getirememek, Gözde için dayanılmaz bir hal almıştı. Burak nihayet kapıyı açtığında, içeriye ilk adımı attı. Bir an dönüp Gözde’ye bakmayı düşündü, ama cesaret edemedi. Gözde’nin bu akşam kendisine neden bu kadar farklı bir şekilde baktığını sorguluyor, ama cevabını bulamıyordu. Tam kapıyı kapatmak üzereyken, Gözde aniden elini Burak’ın omzuna koydu. Bu dokunuş sert değildi, ama kesinlikle kararlıydı. Burak, durup bir anlığına nefesini tuttu. Onun ne yapacağını tahmin edemiyordu. Gözde, Burak’ı yavaşça kendisine çevirdi. Gözleri Burak’ın derin, karanlık bakışlarıyla buluştuğunda, içinde bir cesaret dalgası yükseldi. Burak’ın yüzündeki hafif şaşkınlık ve tereddüt, Gözde’nin kalbini daha hızlı çarptırıyordu. Gözde, bir an için durakladı. Onunla daha önce hiç bu kadar yakın olmamıştı. Ama bu gece, duygularını daha fazla saklayamayacağını biliyordu. “Burak…” diye fısıldadı Gözde, sesi yumuşak ama kararlıydı. Burak, onun adını bu şekilde söylemesine alışık değildi. Gözde’nin sesi, bir sevginin ve bir davetin yankısı gibiydi. Gözde, hafifçe Burak’ın yakasına dokundu, sonra parmaklarını onun sert çenesine doğru kaydırdı. Burak, bir an için donup kaldı. Onun bu kadar yakın olması, Gözde’nin dokunuşları, kalbinin hızla çarpmasına neden oluyordu. Gözde, gözlerini Burak’ın gözlerinden bir an olsun ayırmadı. Onun bu kararsızlığını ve çekingenliğini anlamıştı, ama bu gece her şeyi değiştirmeye kararlıydı. Yavaşça yükseldi, Burak’ın yüzüne daha da yaklaştı. Dudakları, Burak’ın dudaklarına hafifçe dokunduğunda, dünya bir anlığına durmuş gibiydi. Bu öpücük, ne bir acele ne de bir tereddüt barındırıyordu; tam anlamıyla saf bir sevginin ve yılların bastırılmış duygularının dışa vurumuydu. Burak’ın gözleri bir an kapandı. Gözde’nin dudaklarındaki sıcaklık, onun içinde bir kıvılcım yarattı. Kalbindeki duvarlar bir bir yıkılırken, elleri kontrolsüz bir şekilde Gözde’nin beline doğru kaydı. Onu yavaşça kendisine çekti, aralarındaki mesafeyi tamamen yok etti. Öpücük, sadece bir başlangıçtı. İkisinin de içinde biriken tüm duygular, bu anda açığa çıkıyordu. Gözde, Burak’ın güçlü kollarında kendini güvende hissediyordu. Onun sıcaklığı, yıllardır aradığı huzuru ona sunuyordu. Dudaklarını yavaşça Burak’ın dudaklarından çektiğinde, gözlerini tekrar onun gözlerine dikti. Burak’ın yüzünde, karışık bir ifade vardı; hem şaşkınlık, hem sevgi, hem de derin bir korku. Gözde, bunu fark etti ve hafifçe gülümsedi. “Burak,” dedi Gözde, nefes nefese kalmış bir şekilde. “Korkma. Sadece bu gece, her şeyi unutup kendimizi hissedelim. Yarın ne olacağını bilmiyoruz, ama bugün sadece sen ve ben varız.” Burak, onun bu sözlerine cevap vermedi. Onun gözlerine bakarak, bu anın gerçek olduğunu kabullenmeye çalışıyordu. Gözde, Burak’ın ellerini sımsıkı tutarak onu biraz daha kendine çekti. Onunla sadece burada, bu anın içinde olmanın huzurunu yaşamak istiyordu. Burak ise tüm korkularına rağmen, Gözde’nin yanında olmanın verdiği güvenle, kendini ilk kez bu kadar serbest bırakıyordu. O an, hiçbir şey söylemeden göz göze geldiler. İkisi de bu anın, birbirlerine duydukları bağlılığın sessiz bir ifadesi olduğunu biliyordu. Belki de bu savaş, onları daha da yakınlaştıracaktı. Belki de bu savaşın sonunda, her şeyi geride bırakıp yeni bir hayatın kapılarını aralayacaklardı. Ama şu an için, sadece birbirlerinin varlığıyla teselli buluyor ve geleceğin belirsizliğine birlikte bakıyorlardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD