Öpüşme

1093 Words
Annem uzun zaman önce demişti ki; karakterde değişir, gerçeklerde baki kalan daima duygulardır demişti. Ben o zaman doğru söylediğini düşünmüştüm. Hatta oldukça hak vermiştim ona. Ama şu anda o kadar yanıldığını anlıyordum ki; Bir kişinin karakterinin özünü duyguları oluştururdu. Ve duygularda değişirdi hislerde. Baki kalan tek bir şey varsa o da elle tutulan gerçeklerdi. Mesela şu an... Şu anda bir rüyanın içinde olmak isterdim. Ama bu rüyanın baki olmasını ister miydim? Orası meçhuldü. Ben Cengiz'i hiçbir zaman bu gözle görmemiştim. O her zaman evimiz yandığı için bize yardım eden komşumuzun oğluydu. Hatta evimiz yapılana kadar ev sahibimiz olmasalardı Cengiz'i tanımazdım bile. Sima olarak bilirdim, ismen de bilirdim ama tanımazdım. Gerçi şu anda da çok tanıdığım söylenemezdi. Bu hep hayal ettiğim anlardan biriydi; Gecenin karanlığında parıldayan yıldızlar ve üzerimize vuran ayın şavkı eşliğinde dudaklarımı sevdiğim adamın dudakları ile birleştirmek... İşte bu benim yıllardır hayalimi süsleyen bir andı. Ama bu şekilde değildi. Çünkü Cengiz benim sevdiğim adam değildi. Biz onunla olmazdık... Çok farklıydık! Gece ile gündüz, ay ve güneş gibiydik. Onlar birbirini tamamlıyor ama... İçimde bir yerlerde konuşan o ses meydana çıktığında ne yapacağımı daha da bilemedim. Şu anda ardıma bakmadan kaçmak istediğim bir an yaşıyordum. Ama aynı zamanda da kalıp anı yaşamak istiyordum. Hani olmazdınız? Diyen ve bir kere daha beynimde yankılanan ses ile titredim. Doğru! Hani olmazdık? Niye kendine çelişiyorsun Müjgan? Bir kere daha titrerken açık gözlerimin usulca kapandığını hissettim. Gözlerim artık karanlığa kendisini teslim etmişti. Bedenim ise ona esir oluyor gibiydi. O ise dudaklarımı talan edercesine öperken ne yapacağımı bilememeye devam ettim. İçten içe kendime kızarken bir yandan da mutluydum. Öylece kalakalırken allak bullak olmuştum. İlk öpücüğümü komşumuzun oğlu bir park kenarından benden almıştı resmen. Ona bunun yüzünden öfkelenirken içimde garip bir his de vardı. Cengiz'in dudakları dudaklarımı üstelerken ne yapacağımı bilemiyordum. Onu hem itmek istiyordum hem de garip bir şekilde çekmek. Şaşkınlıkla olduğum yerde kalakalırken Cengiz'in dudakları tutku ile dudaklarımı aralamam için talepte bulunuyordu. Elleri belimi kavrayıp beni daha da fazla kendisine çekerken yutkunmaya çalıştım. Nefesim kesiliyordu... Karnıma tekme, yumruk Allah ne verdiyse yemiş gibi hissediyordum ve bu histen tiksinmiyordum. Dudaklarımın üzerindeki dudakların bıraktığı ıslaklık beni tiksindirmiyordu. Tam tersine farkına varmamı sağlıyordu. Biz acaba olur muyduk ki? Aniden beynimin içinde şimşek gibi çakan düşünce ile Cengiz'i hızla ittim. Kafam allak bullak olurken, "Sen..." dedim "Ne yaptın?" diye devam ettim. Bedenim hala kollarının arasındaydı ve deli gibi titriyordum. Bütün bunlara ek olarak ise içimde uçuşan kelebekleri öldürmek istiyordum. Ama ben onları öldürmek istedikçe onlar içinde daha da fazla hareketleniyordu... Kafamı sağa sola salladım ve aklımda ki düşüncelerden kurtulmak isterken Cengiz'in sesini duydum. "Ben ne yaptım?" dedi "Bilmem ben ne yaptım?" diye sorduğunda ters bir şekilde bakışlarımı ona çevirdim. Bakışları yüzümü talan ederken, "Çok güzelsin be vicdansızın kızı." dediğinde sesli bir yutkunma geçirdim. O kadar içten, o kadar, o kadar söylemişti ki ne diyeceğimi bilemedim. "Etraf dönüyor anasını satayım." dediğinde kaşlarımı çattım. "Cengiz," dedim "İyi misin?" diye devam ettiğimde Cengiz güldü. "Değilim." dediğinde ne diyeceğimi bilemedim. Adam saatlerdir ilanı aşk ediyordu ve ben ona hiçbir şekilde dönüt vermemiştim. Derin bir nefes aldım. Cengiz olsa ya... dedi içimden, ta derinlerimden bir ses. Evleneceksin madem o Cengiz olsa ya... diye devam ettiğinde gülümsedim. "Cengiz." dediğimde üzerime yığılına Cengiz ile dengemi kaybedecek gibi olduysam da kendimi tuttum ve kafamı sağa sola salladım. "Seninle olur muyuz biz acaba?" dedim meraklı bir şekilde kendi kendime sorarak, "Olurumuz var gibi." diye devam ettim kendimle konuşmaya devam ederek. Gülümsüyordum. Ama Cengiz'in salaklığına gülümsüyordum. O kadar tatlı davranmıştı ki... Kafamı sağa sola salladım. "Kendine gel kızım," dedim "Kendine gel Müjgan." diye devam ettim ve artık Cengiz'i ayakta tutamayacağımı fark ederek az önce oturduğu yere baktım. Herhangi bir eşyası kalmamıştı, yani gidebilirdik. "Cengiz." dediğim zaman, "hmmm?" gibi bir homurtu aldım. Üzerime ağırlığını verdikçe veriyordu ve ben birazdan dengemi kaybedip düşebilirdim. "Biraz dirayetli dur ya." dedim "Düşeceğiz ikimiz de..." dediğimde an derin bir nefes çekti ciğerlerine. "Düşelim." dedi "Hatta yanalım." diye devam etti. "İzin versen ya birbirimizde yansak?" dediğinde sesli bir yutkunma geçirdim. Bunu ayık kafa ile onunla konuşmalıydım. O bu kadar sarhoşken bunları konuşmak için ne doğru zamandı ne de doğru yerdi. Birlikte adam gibi gidip bir kafede oturup konuşabilirdik bunları. "Hadi yürü." dedim "Annenler merak edecek." dediğimde kafasını salladı ve benim yerime o beni sürüklemeye başladı. "Cengiz." dedim o beni çimlere doğru sürüklerken "Ya Cengiz." dedim ama beni dinleyen kimdi ki? Üzerinde ki ceketi çıkardı ve gelişigüzel bir şekilde çimlerin üzerine attı ardından da benimle birlikte kendisini çimlerin üzerine bıraktı. "Cengiz." dedim "Bak biri görecek." diye devam ettiğimde Cengiz, "Görsün." dedi "Ne güzel benim olursun." diye devam etti. Bıkkın bir nefes verdim. Zaten aşırı yorulmuştum ve şimdi bir de Cengiz'le ve bende yarattığı duygularla uğraşıyordum. Bedenim soğuk çimlerin etkisi ile üşürken, "Birkaç dakika..." dedi "Birkaç dakika ver bana." dedikten hemen sonra beni kollarının arasına hapsetti. Üşüyen bedenim onun kollarının arasına sığınmam ile bir nebze ısınsa da hala üşüyordum. Titremeye başladım. "Üşüyor musun?" sorusu ile kafamı salladım usulca. Konuşmaya takatim kalmamıştı... Kilometrelerce koşmuş kadar yorulmuştum. Birden beni üzerine çıkardığında gözlerim sonuna kadar açıldı. "Ne..." dedim "Ne yapıyorsun?" diye devam ederken Cengiz, "Sus." dedi ama hemen peşinden tekrar konuşmaya başladı. "Eğer ısınmaktan ileri gitmek istiyorsan da devam et..." dedi "Konuş." diye eklediğinde sesli bir yutkunma geçirdim bir yanım konuş Müjgan derken diğer yanım onu hemen susturdu ve bir kedi gibi kafamı göğsüne sığdırdım. Tam kalbinin üzerine denk gelen kulağım düzensiz ritmini duyarken sesli bir yutkunma geçirdim. Onun kadar benimde kalbim düzensiz atıyordu. Ve ben bunu anlamıyordum! Daha düne kadar farkında bile olmadığım adam şu anda bana ilanı aşk etmişti. Bu da yetmemiş gibi beni öpmüştü ve o da yetmemiş olmalı ki şu anda kollarının arasında kalbinin ritmini dinliyordum. "Şu an..." dedi "Rüya gibi." diye devam ettiğinde suratında ki gülümsemeyi tahmin edebiliyordum çünkü farkında olmadan aynı gülümseme beni de kaplamıştı. Ne diyeceğimi yine ve yine bilmediğim için sustum. Sustum ve sadece kalp atışlarını dinledim. Onun kalp atışlarını dinlerken fark ettim. Nabızlarımız bile aynı atıyordu adeta... Onun nabzı benimkisine karışıyordu! Suratımda ki gülümsemenin ve başımda ki dönmenin bilincindeydim. Bütün bedenim onun sıcaklığı ile yanıyordu. Ve bu durum saniyeler içinde olmuştu. Neden böyleydi, niye böyleydi bilmiyordum. Tek bildiğim şu anda o kadar huzurlu hissettiğimdi ki bunu anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalırdı. "Senin beni fark ettiğin an," konuşmasını hiç beklemediğim bir anda konuşması ile kafamı hafifçe kaldırdım ve ona baktım. Kafamı kaldırmamla devam etti. "Dünyanın benim olduğu an olacak." Bu sözle titredim. Uzun zamandır mı bana aşıktı yani? Ama neden hiç belli etmemişti? Ya da etmişti de ben mi fark etmemiştim? Kafam iyiden iyiye allak bullak olmuştu. "Cengiz," dedim "Gitmemiz lazım." diye devam ettiğimde Cengiz, "Hı hı." diye bir ses çıkardı ve hemen ardından ekledi. "Bunu bende biliyorum."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD