bc

BEKARET +18

book_age18+
93.5K
FOLLOW
823.9K
READ
HE
opposites attract
boss
sweet
bxg
brilliant
actor
seductive
like
intro-logo
Blurb

🏆2024 YILI İKİNCİ ŞANSIM YARIŞMA BİRİNCİSİ🏆

Düğün günü terk edilen Alper aşka olan inancını kaybeder. Bir daha evlenmeye tövbe eder. Bunalımla, hayal kırıklığıyla geçen altı ayın sonunda Mardin'de yaşayan arkadaşı arar. Onu kız kardeşinin düğününe davet eder. Arkadaşını kıramadığı için kendisi içinde değişiklik olacağını düşündüğünden İstanbul'dan Mardin'e düğüne gider. Fakat düğünün ertesi sabahı damat intihar eder. Beklenmeyen ölüm haberiyle gelişen olaylar çığırından çıkarken Alper eşi ölen gelinle evlenmek zorunda kalır.

chap-preview
Free preview
1.BÖLÜM "MEZOPOTAMYA"
ALPER Damatlıkla sap gibi ortada kalışımın üzerinden dile kolay koskoca altı ay geçmişti. Aldığım yara iyileşmesi gerekirken azalmak yerine neden ilk gün ki gibi canımı yakmaya devam ediyordu. Evleneceğim kızın beni sevmediğini ifade eden sözleri neden hala kulaklarımda çınlıyordu. Onun başka bir adamı seçmiş olması, şu an o adamın kollarında hayatını devam ediyor olması… Allah’ım ben bu acıya nasıl alışacaktım. Elimdeki kış kreasyonumuzun eskizlerine boş boş bakarak geçmişe dalmışken asistanım Nur çok yorgun göründüğümü söyledi. “Alper bey acaba kendinizi küçük bir tatille ödüllendirseniz mi.” Dedi. “Çok yoruldunuz. Biraz mola vermek size iyi gelecek.” Eskizleri masanın üzerine fırlatıp sırtımı koltuğa yasladım. Kız haklıydı. Özellikle son üç ay benim için çok yoğun ve yorucu geçmişti. Kalbimin sesini duymamak için deli gibi çalışmış, bedenimi fazlasıyla yormuştum. İşlerden biraz uzaklaşmak belki de iyi gelecekti. Ama nereye gidecektim. Deniz ve güneşi baştan eledim. Denize girmek istemiyordum. Artık keyif vermiyordu. Sezondan dolayı kayak yapacak bir yere de gidemezdim. En azından sevdiğim ülkelerde kar yoktu şu an. Kendi kendime bu sefer bir değişiklik yapıp Fas’a gitmeyi düşünürken telefonum çaldı. Ekranda üniversiteden yakın arkadaşım Asaf’ın ismi yazıyordu. Asistanıma çıkabileceğini söyledim. “Hayırdır oğlum sabah sabah beni rüyanda mı gördün” diye cevap verdim. Gülerek “Evet “dedi. “Rüyamda kız kardeşimin düğünü için Mardin’e geliyordun” “Rüyanın zamanlaması çok yanlış olmuş” dedim ve esprilerle süslediği düğün davetine gitmemek için bir sürü bahane sıraladım. Buna rağmen ısrar etti. “Oğlum mezun olurken söz verdin bana.” Dedi. “Mardin’e gelecektin. Düğün bahane” Tasarladığım elbiselerin eskizlerine bakarak düşündüm. Asaf benim iptal olan düğünüm için Mardin’den Adana’ya gelmişti. Hayatımın en mutlu günü olacağını sandığımız o gün beni yalnız bırakmamıştı. Karar vermeye çalışırken aklıma rahmetli dedemin sözleri geldi. “Dünyanın neresine gidersen git, Mezopotamya’yı görmeden ölme” demişti. Neden doğu olmasındı. Hem gezinti hem de yakın arkadaşımı kırmamış olurdum. Asaf’a “Tamam. Geliyorum” dedim. “Hiç pişman olmayacaksın” dedi. Görüşmem bitip telefonu kapattığımda çocukluk arkadaşım Ilgaz’ı da yanımda götürebileceğim geldi aklıma. Bayılırdı gezmeye. Kafa çocuktu. Ama tabii evlenmemiş olsaydı. Karısının kıskançlıkları aklıma geldiğinde vazgeçtim. En iyisi tek gitmekti. Her an her dakika karısına konum bildiren, görüntülü görüşen, her attığı adımın hesabını veren bir yol arkadaşı bana ayak bağı olurdu. En iyisi tek gitmekti. **** Bir hafta sonra Mardin’e gitmek için erkenden kalktım. Dört yaşındaki pug cins köpeğim Kurt etrafımda dolaşırken kendime küçük bir bavul hazırladım. Uçak yolculuğundan ise arabamla gitmeye karar vermiştim. Böylece konaklayarak yavaş yavaş ilerlerim diye düşündüm. Durduğum yerlerde bol bol fotoğraf çekmekte bana iyi gelecekti. Arkamda Kurt, elimde bavulla odamdan çıktığımda düğün için hazırlattığım yatak odasının önünden geçiyordum. Eğer Nisan ile evlenebilseydik o oda bizim olacaktı. Son altı aydır kapısını hiç açmamıştım. Odanın önünden geçtikten sonra durdum. Ayaklarım gerileyerek beni odanın önüne götürdü. Uzun bir aradan sonra kapıyı açtım. Tavanından duvarlarına kadar ayna olan odanın içinde göz gezdirirken gözüm kırmızı led ışığın çevrelediği yatağa kaydı. Odada bulunan tek eşyaydı yatak. O yatakta sevişecektik ama bırak sevişmeyi öpüşememiştik bile. Nisan için kurduğum hayalleri düşünmek acımı katlarken Kurt yatağın üzerine atladı. İnatçı köpek yatağın tam ortasına yattı. “Kurt! Çabuk in oradan” Odayı yaptırırken kurt aynalarda kendini gördüğünde korkmuştu ama alıştığından artık tepki göstermiyordu. Miskince yataktan indi, yanıma geldi. Kapıyı hızla çektim. Kurtla vedalaşıp dışarıya çıktım. Kapıda ev işlerime ve köpeğime bakan Asuman hanımla karşılaştım. “Ev ve Kurt size emanet. En geç bir haftaya kadar dönerim” dedim. Perşembe günü Şanlıurfa’daydım. Geleli iki gün olmuştu. İki gün içinde Mardin ve çevresi başta olmak üzere bir çok tarihi yeri gezmiştim. Doğu seyahati beklediğimin aksine bana gerçekten çok iyi gelmişti. Hafiflemiştim. Dedemin dediği gibi buranın ayrı bir havası, büyüsü vardı. Sanki toprakları şifalıymış gibiydi. Bana kendimi iyi hissettirmişti. Akşamüzeri Balıklı Göl’e geçtiğimde fotoğraf çekerken duyduğum kıkırtılara döndüm. İki oğlan çocuğu gülümseyerek bana bakıyorlardı. Objektifimi onlara çevirdim. Fotoğraflarını çekeceğimi anlayınca birbirlerine sarılıp poz verdiler. O kadar saf ve masum görünüyorlardı ki, sırıtırken görünen dişleri keyfimi yerine getirdi. Sahi, onlar gibi dişleri görünerek gülmeyeli ne kadar olmuştu. Hatırlamıyordum. Çocukların fotoğrafını çekerken anneleri yanımıza geldi. İzinsiz görüntü aldığım için özür diledim. Kadın sağ olsun anlayışla karşıladı. İki çocuğun elinden tutup yanımdan uzaklaşırlarken çektiğim fotoğrafa baktım. O an yakaladığım kareye giren, çocukların hemen arkasında gölün kenarında oturan kara çarşaflı kadın dikkatimi çekti. Yüzü açıktı. Sadece sureti görünüyordu. Ekranı büyüterek kadını incelerken az önce oturduğu yere baktım. Yoktu. Gitmişti. Birkaç saniyede ortadan kaybolmuştu. Çevreme bakındım, göremedim. Tekrar fotoğraf makinama döndüm. Gür kirpiklerinin çevrelediği yeşil gözleri hüzünle göle bakıyordu. Sanki biri dokunsa ağlayacak gibi bir hali vardı. Fazlasıyla gizemliydi. Önce neşeyle birbirine sarılan iki çocuğa, sonra onların hemen arkasında, dünyadaki bütün kederleri omuzlarında taşıyormuş gibi görünen gizemli kadına baktım. Aynı kareye sıkışmış iki zıt duygu vardı. Biri hayatın kendisiydi; kahkahalar, umut ve çocukluk. Diğeri ise kayıp, özlem ve sessiz bir yas. Düğünle cenazenin aynı fotoğrafta buluşması gibi... Düğün günü Midyat’a geçtim. Erkekler için sıra gecesi hazırlığı yapılmıştı. Erkekler ayrı kadınlar ayrı yerde eğleniyordu. Bir yandan içip diğer yandan bol bol fotoğraf çektim. Seyahatimin son akşamı Asaf beni önceki günlerde olduğu gibi çok iyi ağırlamıştı. Alkolü abarttığım için düğünden erken ayrılmak zorunda kaldım. Düğünün ertesi günü sabah İstanbul’a dönme vakti gelmişti. Asaf ile veda kahvaltısı yapıyorduk. İptal olan düğünümden konu açıldı. Keyfim kaçtı. Asaf dünyanın sonu olmadığını, hayatıma başka insanlar girebileceğini, tekrar evlenebileceğimi söyledi. Hatta bana baldızından bahsetti. Şakaya getirerek bacanak olabileceğimizi dile getirdi. “Tövbeler olsun, Allah korusun” dedim. “Reddedilen bir evlenme teklifi ve iptal olan bir düğün bana yetti kardeşim. Ben o defteri kapattım. Belki de aşık olup evlenmek benim kaderimde yoktur. Zorlamamak gerek” Bakır tavada pişen tereyağlı omletten bir çatal alırken erken konuştuğumu söyledi. “Hayat sürprizlere gebe. Bak sonra bu söylediklerini hatırlatırım sana. Bence kendine son bir şans vermelisin” Benim hayal kırıklıklarıyla dolu olan aşk geçmişimi daha fazla konuşmak istemedim. Üniversite yıllarımızdan bahsederek konuyu değiştirdim. Eski anılar, saçma hatıralar, yıllar önce yaptığımız aptallıklar... Gülümseyerek o günleri konuşurken Asaf’ın masanın üstünde bulunan telefonu çaldı. Ekrana baktı. Arayan kişiyi görünce yüzündeki gülümseme bir anda silindi. “Pardon, amcam arıyor. Buna bakmam gerekiyor” dedi. Ses tonundan gerildiğini fark ettim. Telefona yanıt verdi. Amcasını dinlerken adeta yüzündeki kan çekildi. Oturduğu Sandalye gıcırdayarak geriye kaydı. Bir anda ayağa kalktı. “Nasıl yani?” dedi. Kalbime açıklayamadığım bir sıkıntı çöktü. Asaf birkaç saniye daha karşı tarafı dinledikten sonra telefonu kapattı. Eli hâlâ telefonun üzerindeydi. Yüzü bembeyazdı. Gözleri dolmuştu. Kötü bir haber aldığı her halinden belliydi. “Ne oldu?” dedim. “Acil gitmem gerekiyor.” Dedi. Ailesinden birine bir şey olduğunu düşündüm. “Ne oldu Asaf, konuşsana” dedim. “Çatlatma insanı” Söylemek istemiyormuş gibi bir hali vardı. Gözlerini sımsıkı kapattı. Sonunda kelimeler ağzından döküldü. “Bizim damat... Zinar kendini öldürmüş.” Dedi. Bir an ne dediğini anlayamadım. Dün gece kendi düğününde halay çeken, gülen, şakalaşan, çok mutlu görünen adam mı kendini öldürmüştü.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Kahpenin Kızı +18

read
6.6K
bc

CEHENNEM MAZGALI+18

read
8.7K
bc

YIRTICI EVLİLİK |+18|

read
179.3K
bc

ALFABETA (+18)

read
33.5K
bc

ATEŞLİ DADI

read
36.2K
bc

KÜÇÜK AĞA [HALEF +21][KUMA]

read
22.1K
bc

Ayrılan YOLLAR +21

read
234.2K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook