ALPER Ertesi gün, sabah kahvaltısından sonra Sidra’yı salonda kanepeye uzanmış halde buldum. Bir süre salonun kapısından onu izledim. Gözlerini kapatmış, karnına hafifçe dokunuyordu, sanki içindeki mucizeyi hissetmeye çalışır gibiydi. Karnını okşarken yüzünde tatlı bir gülümseme vardı. Çok huzurlu görünüyordu. Onu daha önce hiç böyle görmediğimi fark ettirdi. İçimden ona yaklaşıp yanına oturmak geçiyordu, ama bu anın ona ait olduğunu hissettiğimden bir adım dahi atamadım. Sonra varlığımı hissetmiş gibi birden gözlerini araladı ve beni fark etti. Gülümseyerek, yanına ilerledim. “Pansuman zamanı geldi,” dedim, Yanlış bir şey yapıyormuş gibi elini hemen karnından indirdi. Hafif gülüşüyle “Tamam,” dedi. Yavaşça oturarak başını bana çevirdi. Başındaki dikişleri ilk gördüğümde içimde hissett

