Yeni boyattığım lila saçlarımı ellerimle tarayarak sırtıma attım. Üzerime giydiğim petrol rengi , sıfır kol tulumu gözlerimin rengini ortaya çıkarmıştı. Maşayı prizden çekip mermerin ucuna koyduğumda artık hazır sayılırdım. Gül kurusu pembe rengindeki likit ruju dudaklarıma dikkatle sürdüm.
İçim bugün her zamankinden farklı , cıvıl cıvıldı. Dün gece aldığım haber beni dünyanın en mutlu insanı yapmıştı.
Beni kanatları altına alan merhametli adamın , kalbime bıraktığı izlerden haberi yoktu. Barlas'ı tanıyalı henüz altı ay olmuşken onun Fransa'ya gideceği haberiyle sarsılmıştım. 6 ay da yaşadıklarımız , ona veda etmeye gidemeyişim , ona bir hoşçakal diyemeyişim hâlâ kalbime batan bir yaradır.
Derin bir nefes alıp bütün keşkelerimi simamdan temizledim. Beş senelik özlem artık son buluyordu.
İş arkadaşlarımın kurduğu şirket çalışanları grubuna zorla dahil edilmiş , yaklaşık bir yıldır herhangi bir mesaj yazmamış olsam da nihayetinde işe yaramasına sevinmiştim.
İdarî katları alarma geçiren bu durum bizlere de yansımıştı. Barlas Özbilen , namı diğer Varis Özbilen an itibariyle Istanbul'daydı. Demek oluyordu ki her an şirkete gelebilir ve işleri devralabilirdi.
Heyecanla atan kalbim tırmanarak boğazıma yerleşti. Güçsüz ciğerlerim nefes almakta zorluk çekiyordu.
Daha iki gün önce Eyfel'den fotoğraf atan adamı özlemle saatlerce izlememiş miydi? Şimdi aynı şehirde olmanın sevinciyle içindeki çocukların haylaz kahkahalarına katılıyordu.
Siyah deri ceketini giyinip eşyalarını atarcasına siyah, küçük bir çantaya tıkıştırdı. Saatine baktığında otobüsünün beş dakika önce geçmiş olduğunu gördü. Küçük bir “hay aksi !” döküldü dudaklarından.
Ayakkabılarını ayağına geçirip evden çıkarken istikametini taksi durağına çevirmişti. Soğuk havaya rağmen sıcak basmıştı. Onu gördüğü zaman ne diyeceğini kendi kendine konuşadalmıştı. Sahi bugün gelir miydi şirkete ? Kendi kendine gülümsedi ve o an yanakları al al oldu. Gelirdi , Barlas işine aşık bir adamdı.
"Nasılsın Barlas ?" Kafasını hızla sağa sola salladı. "Barlas mı ? Ona ne zaman böyle hitap ettim ki ? Beş yıl önce ona abi diyordum." Kendi kendimi sesli bir şekilde azarlarken etrafta kimsenin olmaması şansım ve sabahın erken saatindendi. Allah’ım bugün onu görebilecek miyim sahiden !
"Beni tanıdın mı Barlas ?" Görür görmez birine bu mu denilir ? Kaşlarımı yukarı kaldırıp indirdim. Beni hatırlıyor musun ? Bebecik nerde !
"Beş yıldır bu ânı bekliyorum ama hiç hazırlık yapmadım." Başımı sağa sola salladım. Ona kendimi hatırlatmalıydım.
Ayaklarımı yere vura vura yürürken başımı da eğmiştim. Ona ne demeliydim. Merhaba ben Lila Aydemir Genel Müdür Ziya Atacan'ın ikinci sekreteriyim mi ? Belki ismimden hatırlar beni. Ya da içimi acıtan , beni zayıf hissettiren geçmişe atıfta bulunarak kaldırımdan gökdelenlere çıkardığın o zavallı mı demeliyim ?
Hatırlamaz mı ? Beş yılda büyümüş , adeta serpilmiştim. Bazen aynalara baktığımda ben bile şaşırıyordum halime. Sonra alayla güldüm kendime. Beni gören herkes de şaşırıyordu. Turuncu , mavi , yeşil , mor , pembe , turkuaz , mürdüm rengine , her rengin farklı tonlarına boyadığım saçlarıma herkes bakmıyor muydu ? En az iki kere dönüp kim bu uçuk zeka demiyorlar mı içlerinden ?
Niyetim dikkat çekmek olmasa da artık rahatsız olmuyordum insanların bakışlarından. İçimden geldiği gibi saçlarımın boyuyla , rengiyle , şekliyle oynuyordum. Ben cezamı saçlarıma keserken bunun bir diğer sebebi de Barlas değil miydi? Kalbime ağır gelen duyguları taşıyamadığım zaman saç uçlarımdan akıtmıyor muydum özlemimi ?
Barlas mı , Barlas abi mi , Barlas Bey mi ?
Onsuz geçen beş yıl sonunda dönüyordu.
Lila öyle mutlu öyle heyecanlıydı ki yola kendini attığının farkında bile değildi.
Ufuk BAYIR ,
Son anda frene asılmış olsa da çarpışmayı engelleyememişti adam. Yol ayrımına adım attığımın bilincinde değilken kendimi bir anda yerde buldum. Sol tarafımdan gelen aracı fark etmemiş , çarpmanın etkisiyle kendimi yerde buluvermiştim. Yere düştüğümde dizlerime ve ellerime batan çakıl taşlarının acısıyla inledim. "Ağh !"
Çantam omzumdan bileğime doğru kayarak yola düştü. Arabanın kapısı hızla açıldı.
"Bir bu eksikti !" Başımı söylenerek arabadan inen adama çevirmiş soğukluğuna ölüm tozu ekelediğim ölümcül bakışlarımı diktim.
İLAHİ BAKIŞ AÇISIYLA YAZILMIŞTIR...
“Bir bu eksikti !”
Ufuk , Lila’nın bakışlarını fark ettiğinde cümlesini sesli söylediğini fark etmiş ve akabinde pişman olmuştu. Ufak tefek kızın bembeyaz teninde elmas gibi parlayan zümrüt yeşili gözleri büyüleyiciydi. Ufuk hemen kızın yanına gitti.
"İyi misin ?" Lila gözlerini kısarak adama bakıyordu. Çarptığı yetmiyormuş gibi , bir bu eksikti diyerek onu daha da kızdırmıştı.
"Kör müsün? Levhaları görmüyor musun burası tek yönlü !"
Ufuk , kız söyleyene kadar fark etmemişti aslında. Bir an duraksayıp kızın gösterdiği yere baktığında hatasını anlamıştı. Kısa sürede silkinip kendine gelerek Lila’dan tarafa döndü. Ufuk , Lila'nın yerden kalkması için elini uzatmıştı ki Lila ona ters ters bakmayı sürdürdü. Avuç içlerine batan taşları parmak uçlarıyla silkeleyip ayağa kendiliğinden kalktı. Sanki senden yardım dilenen oldu ,diye içinden geçirdi Lila.
"Çok özür dilerim , fark edememişim." Neyse ki aracı çok süratli kullanmıyordu da kız büyük bir darbe almamıştı.
Kadın kendi çabasıyla yerden kalkarken adam elini tutmayacağını anlayıp geriye çekildi. Barlas'tan öğrenmişti , burnu yere düşse almazdı, ona da almamasını söylemişti. Lila üzerini silkelerken konuştu.
"Hastaneye gidelim." Ufuk teklifini sunarken oldukça rahattı , nasılsa hastaneye gidecekti. Hem de kendi hatasıydı , nasıl fark edememişti ters istikamette gittiğini ?
Lila onun bu tavrından rahatsız olmuştu. Küçümser bakışlarının altında alayla gülerek devam etti.
"Senin kullandığın arabayla mı ? İstemez."
Boyu Lila’dan en az yirmi beş santim uzun olan adam çenesini kaşıyıp çapkınca gülümseyerek üzerini silkeleyen Lila'ya doğru eğildi.
"Şanslısın. Doktor ayağına geldi güzelim.”
Adam hem buraya yabancı hem kafası dalgındı. Acelesi vardı , bir an önce hastaneye gidip iş başı yapmalıydı. Çiçeği burnunda uzman göz doktoruydu kendisi. İstanbul'a henüz yeni taşınmıştı. Ufuk bunların bir bahane olmadığını biliyordu ama olmuştu bir kere.
Lila kaşlarını kaldırıp küçümseyerek karşısındaki adamı inceledi. "Ehliyetiniz gibi diplomanızı da bakkaldan aldınız galiba."
Ufuk kızın tavrına aynı alaycılıkla karşılık verdi. 32 dişini sergileyerek sinir bozucu bir ses tonuyla konuştu. "Senin alamayacağın bir bakkaldan aldım."
Lila sahte bir gülüşün ardından sinirli bir hah ! çekmişti. "Hiç prensibim değildir ama işim acil olduğu için bu seferlik görmezden gelecektim. Neyse ki öküzlüğün bana polisin numarasını hatırlattı."
Lila yapmacık gülüşüyle Ufuk'u seyrederken Ufuk ona meydan okuyan bakışlara kaşlarını çatmıştı.
Lila alaycı bir gülüşle adamı seyrederken ona meydan okuyan bakışlarına karşın Ufuk kaşlarını çatmıştı. Cebinden cüzdanını çıkarıp Lila’nın görüş açısına doğru kaldırdı.
'Ufuk Bayır , Uzman Göz Doktoru.' Lila , kimliğin üzerindeki yazıları içinden okudu. Söylediği gibi hakikaten doktordu bu adam , hemen baştaki fotoğrafa kaydı gözü. Fotoğrafta da epey yakışıklı çıkmıştı doğrusu. Başını kaldırıp hafif çatılmış kaşlarının altından ne yapmaya çalıştığını anlayamadığı adama baktı. Hiç bozuntuya vermeden devam etti.
"Ne bekliyorsun , tebrik mi edeyim ?" Ufuk , Lila’nın sert üslubuna alayla güldüğünde beyaz dişleri gözler önüne serilmişti.
"Belki sonra."
Kahverengi gözleri bir Lila’ya bir arabaya kayarken arabada karar kılmış , vicdanı dile gelmişti.
"Benden yine şikayetçi olursun ama seni böyle bırakamam." Kadının kolunu acıtmadan kavrayıp arabasına doğru sürüklerken Lila kendini bir anda arabanın başında buluverdi.
"Ne yapıyorsun sen ?" Sinirle çıkıştı kadın , Ufuk pişkince sırıttı.
"Kafandaki hasar konjenital mi yoksa sebep ben miyim onu öğreneceğiz." Kapıyı açıp nazik olmayan bir tavırla kadını arabaya doğru ittirdi.
Lila’yı sürücü koltuğunun yanındaki yolcu koltuğuna oturtup kapıyı kapattı. Ufuk hızlı adımlarla kendi yerine adeta koşarak geçti. Lila inmek için kapıyı açmıştı ki Ufuk kolundan tutarak engel oldu. Kapıları kilitleyip bal rengindeki parlak gözleri Lila’yı izlerken kemerine uzandı.
"Kemerini sen mi takarsın ben mi uzanıp takayım ?" Sabır dileyip derin bir nefes aldı kadın.
Adam kaşıyla kemeri gösterdiğinde Lila burnundan soluyarak kemere uzandı. "Bana bak doktor bozuntusu senin yüzünden işe geç kalırsam bunu yanına bırakmam."
Ufuk motoru çalıştırmış , arabayı geri vitesle olması gereken istikamete sürdü. Lila sırtını koltuğa yaslayıp kucağındaki çantaya sıkıca tutundu.
"Tamam senin için fazladan bir hafta rapor yazarım sen de şikayetçi olmazsın."
Ufuk gülüşünü büyüterek kadına doğru dönüp göz kırptığında Lila ağzı açık öylece yüzüne bakıyordu.
"Bana rüşvet olarak rapor mu teklif ediyorsun ?"
Başını aşağı yukarı sallayıp ses sistemini açtı adam, şarkının sesi oldukça kısık olsa da Sam Smith çaldığını anlayabilmişti Lila.
"Peki tamam iki hafta olsun."
Kısa süreli kadına doğru dönüp yine çapkın olduğunu düşündüğü o gülüşle baktı. Lila ise yapmacık bir gülüşle karşılık verdi.
"Bu arada saçlarını neden mora boyattın?"
Ona neyse artık , diye geçirdi içinden Lila. Hemen sonra aklına telefonu geldi. Bir yeri mi kırıldı mı korkusuyla çantasının fermuarına yöneldi.
"Mor değil lila."
Sonra alayla gülerek ekledi. "Sen gerçekten göz üzerine uzmanlık yaptığından emin misin ?"
Telefonunu çıkarıp incelerken saate baktı , daha vakit vardı ama kontrol diye tutturmuştu bu adam. O zaman yetişmesi mümkün değildi. Bugün işe geç kalamazdı. Ufuk Lila’nın iğneleyici tavrına gülüp geçmişti sadece.
Araba kırmızı ışıkta durduğunda telefonunu diğer eline alıp çantasının fermuarını kapattı. "Beni iş yerime götür , özellikle bugün geç kalamam."
Ufuk kaşlarını çatarak kadına baktı. "Sağlığından daha önemli olamaz."
Bunu bir doktora nasıl anlatabilirdi ki Lila ? ‘O , benim ailem. O , benim kimsem. O , benim kimsesizliğim. O , benim kayıp kalbim. O , benim sevdam.’ Bunları söylese anlayabilir miydi bir yabancı ?
Onu şirkette gören ilk kişi olmak istiyordu. Bu istek kalbini kafesinin içinde çırpınmaya mahkum ediyordu.
"Şirkette bulunmam gerekiyor. Ceo yerini devredecek , bugün geç kalamam. Hem iyiyim , bir şeyim yok." Lila arabanın içinde kollarını ve ayaklarını alanın izin verdiği kadarıyla katlayıp açtı.
İkna olmuşa benzemiyordu adam , sakin ve ciddi bir ses tonuyla konuştu.
"Beyin kanaması geçiriyor olman muhtemel." Ona baygın bakışlar atarak güldü kadın.
"Söz veriyorum işten çıkar çıkmaz Yaşam Hastanesi'ne gelip Doktor Ufuk Bayır'ı bulacağım." Lila’nın dikkatli hali Ufuk’un hoşuna gitmiş olacak gülerek U dönüşü yaptı.
Belki de yıl içinde arkadaşı Meral'le bile bu kadar uzun konuşmamıştı. Pek konuşmayı seven , insanlarla muhatap olan bir tip değildi Lila. Ya doktorun söylediği gibi beyin kanaması geçiriyordu ya da Barlas'ı görecek olmanın heyecanı diline vurmuştu.
"Daha karakola gidecektik." Alayla devam eden adamı duymazdan gelerek gideceği yerin adresini söyledi. Adam , kadına hoşnutsuz bir bakış attı.
"Navigasyonu açsan iyi olur , İstanbul'a yabancıyım."
Lila telefonundan navigasyonu açarken güldü adama. "Ben sürücülüğe yabancısın sanmıştım."
Onun duyacağı sessizlikte mırıldanarak navigasyonu açtı ve adresi çabucak girdi. Ufuk’un telefonu çaldığında ara bölmeden bluetooth kulaklığını alıp sol kulağına yerleştirdi. Bir yandan telefondan açık olan navigasyonu dinlerken diğer yandan kulağına taktığı tekli kulaklıktan biriyle konuşuyordu. Lila kollarını göğsünün altından bağlamış , dışarıyı seyrediyordu.
Yolculuk şirketin kapısına gelince son bulmuştu. Ufuk sayesinde Lila bilmediği bir sürü hastalık ve tanı ismi öğrenmişti. Nihayet konuşmasını bitirip ondan tarafa döndü.
"Teşekkür ederim." Kapının kulpunu kendine doğru çektiğinde açılma sesi duyuldu. Kısa bir tebessümün ardından kapıyı araladı.
"Adın ne ?" Dönüp adamdan tarafa baktığında Ufuk devam etti.
"Sen benimkini öğrendin, şartları eşitleyelim."
Lila küçümseyen bakışlarını havalanan kaşlarının altından adamın ukala sırıtışına dikti. "Şartları eşitlemeye kalkarsak senin hastanelik olman lazım."
Ufuk dudaklarını birbirine bastırıp ağır ağır başını aşağı yukarı salladı. Arabadan inip kapıyı tuttu Lila , adam beklentiyle kadını izliyordu.
Kadın gülümseyerek ismini söyledi. "Lila."
Ufuk göz devirdi. "Anladık Lila."
Lila , Ufuk’un yanlış anlamasına kendini tutamayıp kahkaha attı. Ne kadar zaman olmuştu birine böyle içten gülmeyeli ? 5 yıl mı ? Telefonu çaldığında bakışları ekrana kaydı.
"Akşam görüşürüz." Diyerek kapıyı suratına kapattı.
Arkasını dönüp şirkete doğru mutlulukla adımlarken yüzünde içten bir gülüş vardı. Lila’yı o halde gören şirket personelleri de şaşkınca ona bakıyorlardı. Buzdan yapılmış yeşim gözlü prensesin tebessümü alışılmış değildi.
İçinden omuz silkip attığı her adımla dalgalanan saçlarını sağ omzunda toparladı. Bugün hiç bir şey onu mutsuz edemezdi.
Kahramanı geri döndü.