BÖLÜM 5

1548 Words
Şu hayatta İstanbul'un gece boşalan sokaklarını sevdiğim kadar az şey seviyorumdur. Araba hızla yol alırken sessizliğimize radyoda çalan Senorita eşlik ediyordu. Sessiz sakin hayatıma hızlı bir geri dönüş yaparken yanımda , sessizliğime gelen adamı fark etmemiştim. Karşılaşmamız tesadüftü, burada olmak seçimimdi. Fark etmeden büyük bir sınavın içine çekiliyordum. Sırtımı koltuğa yaslamış dışarıda akan dünyanın büyüklüğünü şaşkınca izliyordum. Ben o masum çocuktum hep. Herkesi kendi gibi saf sanan o masum. Aklımda dolaşan isim resim resim camdan yansıyan dünyanın üzerine saçılırken ruhum müziğin ritmiyle içimin en soğuk kısmına kıvrıldı. Araba sarsılıp durduğunda kendime geldim. Kemerimi çözüp bir daha hiç görüşmeyeceğimi düşündüğüm adama veda cümlelerimi sıralamak için başımı kaldırdım. Beni izliyordu. Her hareketimi büyük bir hassasiyetle takip ediyordu. "Haftasonu müsait misin ?" Bir an boş bulunup kafa salladım. O da kafasını bir kez aşağı yukarı sallayıp dudaklarını birbirine bastırdı. "O zaman iyi geceler." Sahi iyi miydi geceler? "Belki işim olabilir." Haftasonumu neden bir yabancıyla harcayayım. Yüzünde kınayan bir gülüş belirdi. "Olsun , bitmesini beklerim." Belki artık yabancı değildik birbirimize ama onu şu sıralar en çok ihtiyaç duyduğum yalnızlığıma alamazdım. Ciddiyetini sorgulayan bakışlarımı bir süre yüzünde dolaştırdım. Neden bekleyeceksin , demedim. Ona bundan sonra birçok neden soracak olmanın bilincinde miydim? Hayatıma hızlı bir giriş yapan bu adam bu gece son defa yeniden gülümsedi. Garipti , insanı gülmeye zorlayan bir yanı vardı. Sessizliğimi ceplerime doldurup indim araçtan. Kapının kolunu tutup başımı yerden kaldırdım. "İyi geceler." Kafasını aşağı yukarı salladığında kapıyı örtüp eve doğru yürümeye başladım. Gitmiyordu. Eve girmemi beklerken bir kez olsun dönmemi ve onun orada olduğunu görmemi bekliyordu. Hissediyordum. Dönmedim. O bekledi. Soğuk çökmüş sokağın ortasında çabuk adımlarıma eşlik eden yorgun bedenim cayır cayır yanıyordu. Kaynağı kalbimden tüm uzuvlarıma yayılırken dönmedim arkaya. Gözlerimden süzülen yaşları saklayarak büyümedim mi ? Birine güvendiğim gün ihaneti tatmadım mı ? Hayatımda yalnız bir kez sevmiştim. Sadece bir kez. Apartmanın buz tutmuş kapısını titreyen parmaklarımla açıp kendimi içeri attım. Sırtımı demir kapıya yasladığımda fısıltı halinde dudaklarımın arasından fırlayan hıçkırığımı ellerimle bastırdım. Koşarak merdivenleri tırmanırken akan yaşlarımdan görüş açım buğulanıyordu. Sağ elimin tersiyle gözlerimi silerken evin kapısına varmıştım. Beynimin içinde gezinen dikenli kurtlar , tüm kıvrımları kemirirken sırtındaki dikenleri açtıkları yaraya değdirerek ilerlerken ellerime hükmüm azalıyordu. Çektiğim acı nefes boruma şiddetli bir baskı olarak geri dönüş yapıyordu. Hıçkıra hıçkıra ağlarken zar zor anahtarı bulmuş kapıyı açabilmiştim. Içeriye girip kapıyı çarptım. Sırtımı kapıya yaslayıp yere doğru kaydım. En büyük korkum bugün gözlerimin önünde gülerek oturmuşken nefes almak haram olmuştu. Ben ondan başkasını ne evime , ne kalbime , ne hayatıma almamıştım. Yıllardır sabırla dönmesini beklediğim adam bugün sevdiği kadının elinden tutarak geldi. Bir kez daha. Yine. Gözlerine aşkla bakarken onları uzaktan izledim. Avuç içlerimi sessiz isyanımı çığlık çığlığa bağıran gözyaşlarıma bastırdım. Bu gece uyku haramdı. Öyle de olmuştu. Sabah uyanır uyanmaz soluğu Zeliş'in yanında almıştım. Yüzümde her zaman ki durgun ifadeyle aynaya bakıyordum. Benim sırrım buydu. Bir çeşit savunma yöntemi gibiydi aslında. Ne zaman üzülsem saçlarımın rengini değiştiriyordum. Bukle bukle omuzlarımdan dökülen turkuaz rengindeki saçlarımı yavaşça ellerimle taradım. Derin içli bir nefesi beraberinde bırakırken Zeliş diğer koltuktaki müşterisine fön çekmek için makinesini hazırlıyordu. Parayı kasada duran kıza verip çıktım. Yine ağzımı bıçak açmıyordu. Zeliş arkamdan görüşürüz diye sitemli bir bağırış yolladı. Elimi kaldırıp sallarken önüme bakıyordum. Kuaförden çıkıp durağa doğru yürüdüm , neyse ki araba erken ve birkaç koltuk boş geldi. Gözlerim dün gecenin intikamını alırcasına ısrarla kapanıyordu. Kulaklığımı takıp şirkete gelene kadar uyuyabilmiştim. Şirkete girdiğimde birkaç çift göz hemen beni bulmuştu. Önemsemedim. Onlar da artık alışmışlardı bu duruma. Asansörün kalabalığına karışıp ofisime yaklaşan rakamları gördükçe içim daralıyordu. Ziya Bey'e beni geri alması için yalvarsam mı ? Ziya Bey'in çözüm olmayacağı bilinciyle ofisime girdim. Masama yerleşmiş laptoptan haftalık programı düzenleyip gelen tüm mailleri hızlıca okudum. Ne çok toplantısı vardı , insanın düzenlerken kafası karışıyordu. "Günaydın." İşime o kadar kapanmıştım ki geldiğini bile duymamıştım. Bir an korkuyla kendime gelsem de tepkisizliğimle herhangi bir açık vermemiştim. Lacivert , büyük beyaz kareli takımının içinde karizmatik bir şekilde gülen adama. Dudaklarım zoraki kıvrılırken o , zaman kaybetmeden kendi odasının kapısına yönelmişti. "Hadi programımı anlat bana." Gözlerinde okula başlamış beş yaşındaki çocuğun heyecanı vardı. Keyfi yerindeydi , bense azap içinde kıvranıyordum. İşini gerçekten seviyordu. Istemsiz bir gülüş dudaklarıma yer edindiğinde sekreter dosyamı alıp odasına girdim. Barlas çoktan masasına yerleşmiş dosyalarını önüne çekmişti bile. Gözleri tempolu bir şekilde satırları takip ederken elimdeki dosyaya eğildim. Saat saat programını açıklarken bana dönmüş, dikkatle beni dinliyordu. Gözleri üzerimdeyken bir şeyler anlatmak oldukça zordu. İtinayla bakışlarımı kaçırırken nihayet bitirebilmiştim. "Tamamdır." Tek kelimeyle beni onayladığında bunu git emri olarak algılamış ona göre hareketlerimin şekillenmesine izin vermiştim. Elim kapının koluna uzanmıştı ki bir anda sesiyle durdum. "Dün gece neden apar topar çıktın ?" Fark etmiş miydi yokluğumu? Bağlanacağım bu küçücük umudu çürüten yine ben olmuştum , lila saçlı biri salondan kaçarken kim olduğunu anlamaması için aptal olması gerekti. "Hastaneye gittim." Endişeyle göz bebekleri büyüdü , bunun üzerine tüm varlığımı bahse girerim. Afallayan ruhum kendine tutunacak yer ararken beynim sessiz sessiz saçmaladığımı tekrarlıyordu. Kime hastaneye gittim desem merak etmezdi ki ? "Bir yerine mi bir şey oldu ? Neden bana söylemedin?" Yanınızda getirdiğiniz kadının içine düşerken mi ? Eksik kalsın. Azarlayan cümleleri peş peşe geliyordu. "Yalnız başına mı gittin ?" Sessiz kalmaya devam ettiğimde burnundan solumaya başlamıştı. Madem merak ettin arasaydın o vakit. "Hâlâ kimseyi yanına yaklaştırmıyor musun Lila ?" Adım dudaklarından güzel bir melodi gibi dökülürken sorusunun altında iğneleyici bir ima yoktu. Daha çok beni düşündüğü içindi ama bu hali ona daha çok tutulmama neden oluyordu. "Bir arkadaşım için gittim." Barlas şaşkınlığını gizleyememiş , söyleyeceği cümleleri teker teker yutarken sustum. Ne diyecektim arkadaş bana zorla chek up yaptırdı mı ? Birkaç saniye bakışları yüzümde oyalandı. "Aceleyle çıktığına göre önemli biri olmalı." Sesindeki ton rahatsız olmuş gibi miydi ? Büyük ihtimalle uyduruyordum. Barlas yeniden dosyalarına kapandığında konunun onun için sonlandığını anlamıştım. İşine odaklandığında dünya alev alev yansa duymazdı. "Öyle olmalı." Ne saçmalıyordum ben ? "İzninizle." Diyerek odadan kendimi dışarı attım. Derin nefesler alıp verirken zar zor sakinleşmeyi başarabilmiştim. Kendimi masama atmış dosyaları sırasıyla düzenlemeye koyulmuşken bir telefon geldi. Saat onu on geçiyordu. Haluk Alahan toplantının boğazdaki otelinin restaurantında olmasını rica etmişti. Bu isteğini Barlas'a ilettiğimde asla daha önceden belirlenmiş bir şeyin değişmesinden hoşlanmayan adam tek seferde kabul etti. Toplantıyı iptal eder tezim böylelikle son bulmuştu. On dakika sonra Barlas'la beraber şirketten ayrılmıştık. Buna alışmam gerekecekti. Belki de alışmam gerekmeden giderdim. Kim bilir. Arka koltukta Barlas'la seyahat ederken ritmini değiştiren kalbime söz geçirmem olanaksızdı. Daha dün gece o kırıldığı için hüngür hüngür ağlamamışım gibi hızla çarpıyordu vicdansız. "Saçların." Gözlerimi yoldan alıp koyu kahvelerine diktiğimde içim titredi. Rahat rahat yayıldığı koltukta yüzünü bana doğru dönmüştü. Sakin kalmasına mücadele ettiğim nefes alışverişlerim hızlanmak için an kolluyordu. "Farklılar." Onun cümlesini tamamladığımda güldü. Gülüşü öyle büyüleyiciydi ki beş saniyeden fazla bakamıyordum. Onun cazibesine kapılıp gitmem belki de hayatımdaki en büyük hatam olurdu. Onu kayetme uğruna susmamış mıydım bunca sene ? Hiç gerçekleşmeyecek bir hayali yaşamamış mıydım ? "Güzel olmuş." Yalan söylediğini düşünsem de üstelemedim. Bugün dilsiz sultan buzlar kraliçesi rolüne dönüyordu. "Nasılsın ?" Onun susmaya hiç niyeti yokmuş gibiydi. Omuz silktim. "Bildiğiniz gibi." Bıraktığın gibi. Kafasını aşağı yukarı salladı. "Ailen'le görüşüyor musun?" Buna bir kez yeltenmiş ve ağzımın payını almıştım. Annemi gerimde , o adamın vicdanına bırakmak zorunda kalmanın acısı hala kalbimdeydi. Başımı sağa sola sallayarak aşağı eğdim. "Beni görmek istemiyor." Annemin beni kovuşu gözlerimin önünden gitmiyordu. Evlenmeme karşı çıkmış , babamın kemeri gece sırtına inmişti. Ben gittikten sonra daha da gaddarlaşan adamı terk etmek istemedi. Bunu neden yapmıştı? Aşk böyle bir şey miydi ? "Ama onu ikna edeceğim. Orada kalamaz." Başımı kaldırıp umutla titreyen göz bebeklerimi kahvelerine çıkardım. Bana yardım edemez misin ? Sıkıntıyla burun kemerini sıkıp dışarıya döndü. "Zarar görmeni istemiyorum Lila." Gözlerini benden kaçırırken ben çoktan beş yıl öncesinde ki o zavallıya dönmüştüm. 'Zarar görmeni istemiyorum Lila. Gitme.' Ellerimi sıkıca tutup gözlerimin içine bakarken nasıl gidebilirdim? Gitmemiştim peki ama şimdi ne yapmam gerekiyordu ? Nasıl kalırdım ? Çocuk değildim artık. Derin bir nefes alıp ben de camdan tarafa döndüm. Sessiz yolculuğumuz uzun sürmedi. Toplantının yapılacağı restauranta girdiğimizde Haluk Bey'i bizi beklerken bulduk. Bizim için özel olarak ayrılan masaya oturduk. Yarım saat süren toplantı boyunca önemli kısımları kısa notlar halinde kahve eşliğinde not alıyordum. Bu toplantıya gelmesem de olurdu ama Barlas en azından buradaki düzene alışana kadar beni peşinden sürükleyeceğe benziyordu. İki taraf da memnun bir şekilde masadan kalkarken el tokalaşıp otelden ayrıldık. Arabaya geçerken Barlas şoförün açtığı kapıya yönelmek yerine diğerini tercih etmişti. Şaşkınca bir anlığına duraksasam da şoförün tuttuğu kapıya ilerleyip içeri girdim. Şoför kapımı yavaşça kapatıp kendi koltuğuna geçerken notlarımı toparlayıp çantama koydum. Barlas çalan telefonuyla ilgisini üzerimden çekmişken arabanın motor sesi yükseldi. Barlas'ın telefon konuşması nihayet sonlandığında şirkete varmamıza az kalmıştı. Barlas cebinden çıkardığı siyah bir kutuyu bana uzattı. "Neredeyse unutuyordum." Şaşkınca kutuya bakakaldım. Başımı kaldırıp gözlerine baktığımda kaşlarıyla almamı işaret etti. Kutuyu alıp açarken içindeki sürpriz kalbimi kırık mutlulukla doldurdu. Ben şaşkınca kutunun içindeki altın kolyeye bakarken araba süratli yolculuğuna başlamıştı. Beyaz gonca bir gül, iki küçük yaprak detayıyla zincirin ucunda uzanıyordu. Beyazdı. Ayrılık diyordu herkes ona. Hayır, o terk edilmişlerin masumiyetiydi. Umuttu. İnançtı. Benim için aşkın rengi kırmızı değil beyazdı. En sevdiğim çiçek, beyaz güldü. Unutmamıştı. Gözlerime dolan yaşları saklamaya çalışırken derince yutkundum. Gözlerimi ellerimin arasında duran kutudan ayıramıyordum. "Bu çok güzel." Güldü. Böyle güzel güldükçe canımın nasıl yandığını görmüyor muydu ? "Gecikmiş mezuniyet hediyen." Telefonum cebimde titreştiğinde silkinip kendime geldim. Telefonumu elime aldığımda yabancı bir numaradan mesaj geldiğini gördüm. Kimdi bu şimdi ? 'Öğlen yemeği yedin mi ?'
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD