Bölüm 2 - Bir Şirine Meselesi

1785 Words
'Abi! Abi dur!' caddenin ortasında Yiğit'in bağırması ile birden frene basınca korna sesleri bütün semti inletmeye başlamıştı. 'Ne oldu lan!' 'Abi orada, aha vallahi orada! Sende görüyor musun?' Yiğit'in çırpına çırpına işaret ettiği yere baktığında kaldırımda ilerleyen kadını bulmuştu gözleri. 'Şu sarı mı?' 'Evet abi, ah ulan nasıl yakışmış mavilerde. Abi gidişe bak asalet akıyor yeminle' 'Yiğit sabrımı sınıyorsun oğlum, bak iyi dayanıyorum yine' diyerek arabayı tekrar hareket ettirmişti Vuslat. Yavaş yavaş ilerlemeye başladığında Yiğit'in ağzı açık kızı izlediğini görünce üst dudağı kıvrılmıştı. 'Lan belki evli, nişanlı hiç olmadı sevgilisi var belki. Sana yakışıyor mu elin karısına kızına bakmak' 'Ağzından yel alsın abi ya, parmağında yüzük falan yok, olmaz yani' 'Ha ona da baktın' 'Tabi baktım abi ya, ben milletin sevdiğine yan gözle bakacak adam mıyım? Tamam azıcık çapkın olabilirim ama-' diyerek Vuslat'ın tek kaşını kaldırmasına bakmıştı. 'Tamam biraz fazla çapkınım' Vuslat'ın tamamen dalga geçercesine bakması ile Yiğit omuzlarını düşürmüştü. 'Tamam abi ya, çapkının bayrak taşıyanım, play boyların şahıyım, tek geceliklerin adamıyım ama, abi ben nasıl bir adamım ya, bu kız azcık televizyon izliyorsa bana bakmaz' 'Baktırırız oğlum, sen şu halinden kurtul ya da benden uzak dur yeter ki' diyerek arabayı salonun önünde durdurduğunda Yiğit yavru kedi gibi bakmaya başlamıştı adama. 'İn hadi' 'Abi nasıl yapacaksın ya' 'Ben bu güne kadar hangi dediğimi yapmadım Yiğit, in arabadan işime gidiyim halledeceğim' 'Valla mı?' 'Valla' diyerek çenesi ile kapıyı işaret edince Yiğit yeniden sırıtmaya başlamıştı. 'Abim be, Beşiktaş için Pascal ne ise benim için sen osun. Yürü be abim' diyerek indiğinde Vuslat'ta göz devirmiş ve harekete geçmişti. Yavaş yavaş kullandığı araba ile bir yandan da yan ayna yardımı ile kızı izlemeye başlamıştı. Kız sağa sola bakıp hızlı adımlarla karşıya geçince adam daha da yavaşladı. Girdiği ara sokakla geri geri gitmiş sokağın başında durup izlemeye başlamıştı. 'Allah sahibine bağışlasın yoksa bizimkine' diyerek mırıldandığında kızın villa tipi kreşe girdiğini görünce gülümsemesi büyümüştü. Ufak çocuklar anında kızın etrafını sararken aklına gelen anılarla sıkıntılı nefesini havaya savurdu. Telefonunu çıkarıp arama başlattığında anında karşılık almıştı. 'Buyur abi' 'Yavuz, Florya Kreş, sahil boyunda. Burada çalışanların hepsini araştır, akşama masamda istiyorum' 'Emrin olur abi de, malum kreş diyorsun herkese bilgi vermezler' 'Sen dene, baktın olmadı o zaman kreşi satın al. Her fikride benden bekleme Yavuz' diyerek konuşmayı sonlandırdığı gibi arabayı tekrar harekete geçirmişti. Şirketin önünde durup anahtarı güvenliğe verdikten sonra sakin ama güçlü adımlarla asansöre ilerleyip son kata basmıştı. İdari kata gelmesi ile etrafa bakındığında kimsenin sesinin çıkmadığı fark ederek odasına girip bilgisayarını açtı. Kapının sesi ile bakışları o tarafa dönmüştü. 'Gel!' soğuk sesi ile sekreter içeri girdiğinde kız yavaşça yaklaşıp elindeki ince dosyayı adamın önüne bırakmıştı. 'Efendim Eymen bey, Aras bey, Derya hanım ve Ece hanım toplantı odasındalar. Günlük tespit toplantısı için sizin gelmenizi bekliyorlardı.' 'Bu dosya dünün raporu mu?' 'Evet Vuslat bey' 'Pekala, sen hepimize bir Türk kahvesi getir' diyerek ayaklandığında kız hızlı adımlarla odayı terk etmiş ardından da Vuslat çıkıp toplantı odasına yönelmişti. İçeri girdiğinde bakışlar ona dönerken koltuğuna yerleşip projeksiyon perdesindeki tabloya göz attı. 'Bir sorunumuz var mı?' 'Mal teslimatında problem olabilir abi, malum havalar, bu gün güneşli ama kar bastıracak diyorlar, deniz yolu ile yapamayız, kar olursa da kara yolu ile mal kaybımız olabilir. Ragıp beye ileri tarih vermemiz gerekebilir anlayacağın' Eymen'in cümlesi ile derin bir nefes almıştı. 'O zaman bu gün yola çıkarsınlar Eymen. Ne zaman kar gelir bilmiyoruz, bizim gemilerden biri ile göndersinler, uğraması gereken yer olmazsa üç gün içinde ulaşır sorun olmaz' 'Peki abi hemen direktifi veriyorum' aldığı olumlu cevapla başını sallayıp diğerlerine bakmıştı. Kapının açılması ile sekreter kahveleri dağıtmış daha sonra tekrar çıkmıştı. 'Valla hukuki anlamda bir sorunumuz yok' diyen Derya'dan Ece'ye dönmüştü bu kez de. 'Bir kaç şikayet var ama işimizle ilgili değil, çalışanlarla ilgili onlarında bu gün çıkışını onaylıyorum' 'Ne sorun var peki çalışanlarla' 'İşe odaklanmadıkları için çizim problemi yaşayan bir mimar ve iki yıldır bizimle çalıştığı halde müşterilerle sorunu olan bir çağrı görevlisi' 'Tamam, belgeleri gönderirsin imzalarım da tam kontrol ettin mi?' 'Evet, çağrı görevlisinin ses kayıtlarını, mimarında bir kaç projesini inceledim.' 'Peki, o zaman sorun yok. Mimar yerine aday var mı?' 'Zaten bir mimar almayı düşünmüştük, onun görüşmesi bu gün. İlan kaldırmadım o yüzden ikinciyi de kısa sürede buluruz' 'Tamamdır. Sende ne var Aras?' demesi ile adamın tedirgin halini çözmeye çalışmıştı. 'Abi, mal kontrolü yapıyordum, son gönderdiğimiz gemi için. Birilerinin konuşmasına şahit oldum Kasırga artık iş yürütemiyor vs. dediler. Sana demeden de bir şey yapmak istemedim' 'Emin misin?' 'Eminim abi, yanımda Yavuz'da vardı ona da sordum. Aynı şeyi duymuş.' 'O zaman bir dolaşalım bakalım Kasırga işleri yürütüyor mu?' diyerek kahvesinin son yudumunu alıp ayaklandığında diğerleri de onunla odadan çıkmışlardı. Aras, Eymen ve Vuslat asansöre ilerlediklerinde kızlarda odalarına dağıldılar. Erkekler arabalarına yerleşirken Vuslat kravatını çıkarıp yanındaki dizili iki arabaya bakmıştı. Pencereyi açtığında Eymen'in konuşması bir oldu. 'Nereden başlayalım abi?' 'Rıhtımdan başlayalım ilk önce' 'Tamam' Vuslat ne zamandan beri kaşınan avuçlarını rahatlatmak için çıkmıştı bu kez yola. İnsan karanlığa bir kere dalarsa çıkamazdı. Zamanı, mekanı veya kimliği önemli olmazdı siyahın. O içine en güzel mavileri, yeşilleri bile çekerek boğardı. Vuslat siyah olarak gelmişti bu dünyaya. Biraz griye çalan tonu gün geçtikçe katran karası olmuş hırslarına bulanmıştı. O koşarken yorulmayı aklına getirmeyip daha da hızlanan adamdı. Herkes adını ağzına alıp ona abi veya dost diyemezdi. Daha önce çok deneyen olmuştu ama hepsi de Kasırganın içinde parçalara ayrılmış gazabı en derinden yaşamıştı. Rıhtıma giren üç araba ile insanların bakışları onları bulurken rahat bir alana park edip aşağı indi adam. Ardından ona eşlik eden Eymen ve Aras ile el pençe divan durmaya başlayan adamlarına ve korku ile gerileyen diğerlerine bakmıştı. 'Hoş geldiniz Vuslat bey' diyen gemi koordinatörüne bakarak başını salladığında kısaca etrafa göz attı. 'Benim etkimi yitirdiğimi söyleyenler burada mı?' demesi ile adamın bakışları gözlerine kilitlenmişti. 'Kim cesaret edebilir Vuslat bey' 'Bende sana onu soruyorum! Bu rıhtımı en çok kullanan ben iken, adaleti sağlarken adamın dizlerini titretecek ben iken! Kim benim arkamdan konuşmaya cesaret etti Murat!' 'Ben-benim bilgim yok efendim, kulağıma gelse anında cezalandırırdım' 'Ben varken haddine mi senin!' bir kez daha kükremesi ile adamın sertçe yutkunuşunu izlemişti. 'Öyle demek istemedim Vuslat bey, affedersiniz' 'Yıllardır yanımda yöremde olmasan kafanı patlatırım da neyse. Buradalar mı söyle' 'Değiller Vuslat bey, akşamları gelirler' 'İyi, geldiklerinde söyle Mahzene uğrasınlar bir, muhasebe zamanları gelmiş onların' 'Emredersiniz' başını sallayıp arabasına döndüğünde geride bıraktığı adama bakmıştı. Murat zamanında az diklenmemişti adama. Ne kadar pis işlerin içinde yanında olsa da haksızlığa gelemediğini biliyordu Vuslat. Daha önce Murat tam tanımadan savunmaya geçse de artık Vuslat Kasırga'nın asla haksızlık yapmayacağını bilir hale gelmişti. O yüzden bir kelime söylese Murat'a göre kural anlamı taşırdı sözcükler. Çıktığı yol ile dar sokaklara girmeye başladıklarında her kapının önündeki korumaların nizami sıraya geçtiğini görüp keyiflenmesi büyümüştü. Arabayı durdurup korumanın birine teslim ettikten sonra merdivenlerden aşağı inip başı ile kapıyı işaret etmişti. Koruma anında kapıyı açarken Vuslat'ta sert adımlarını taş zeminle buluşturmaya başladı. Sonunda kırmızı halı ile döşenmiş, loş ortam ve sigara dumanından flulaşmış odaya girdiğinde masalardaki adamların ayaklanması ile baş selamı vermiş ve odasına ilerlemişti. Sırası üzerine güvenlik kayıtlarını kontrol etmeye başladığında Aras ve Eymen'de masanın önündeki deri koltuklara yerleştiler. Kapı açılıp içeri giren çalışanla masasına bir kadeh viski bırakılmış Vuslat'ta hemen bir yudum içmişti. İki gündür bu işlerle ilgilenmiyordu ve kumarhane 7/24 açık olunca kayıtlar da uzuyordu. Servisi yapan adam kapıda beklemeye başladığında Vuslat bu kez kadehin tamamını tepesine dikerek çocuğa uzatmıştı. Kadehi yinelenirken gözlerini bir an kayıtlardan ayırmıyordu adam. 'Sorun çıkaran var mı?' 'Dün hile yapıldığını iddia eden birisi oldu efendim ama alkolü fazla almıştı hallettik' 'Bir daha içeri almayın, diğerlerine de haber verin bu sokaktaki hiç bir kumarhaneye girmeyecek' 'Emredersiniz efendim' başını sallayarak kayıtları hızlandırdığında koşturma başladığı anda normal moda aldı kayıtları. 'Ne oluyor burada?' demesi ile adam ekrana bakıp derin bir nefes almıştı. 'Tam anlayamadık efendim, bir bayan koşarak içeri girdi daha sonra arka çıkışı sordu, daha sonra da birileri ardından koşarak gelince yardım edin diyerek bağırıp arka çıkıştan ilerledi.' 'Ne yaptınız peki?' 'Bayan çıktığı için arkasındaki adamları mekandan çıkardık.' 'Çevrede o bayanla ilgili bir olay oldu mu?' 'Cihan bey bayanın ardından kontrol etti, sorun çıkmadı.' 'İyi bakalım' diyerek kayıtları durdurmuş daha sonra saatine göz atmıştı. Saatin 12 yi bulduğunu gördüğünde bilgisayarı kapatarak ayaklandı yeniden. 'Siz evinize geçin, dinlenin' 'Abi Mahzen'e gidiyorsan gelelim' 'Yok, siz gidin Yiğit'i alacağım ben' 'Emin misin abi adam hala aşık bak, dikkatli ol' 'Kaybolun, ikiletmeyin beni' diyerek odasından çıkışa ilerlemişti. Arabasına yerleşip ilk önce Yavuz'u aramaya başladı. 'Buyur abi' 'Ne yaptın koçum?' 'Hallettim abi, biraz zor kullanarak kreşi aldım, dosya elimde.' 'Aferin, mahzene geç, giderken de Yiğit'i al getir. Ama dosyayı gösterme' 'Emrin başım üzerine abi' 'Hadi görüşürüz' diyerek aramayı sonlandırdığında hafif bir müzik açıp yine sigarasını yakmıştı. Aralık pencereden yüzüne hafif hafif vuran rüzgar ile nefesini bir yandan kirletip bir yandan temizliyordu. Girdiği ışıl ışıl sokakla barın önündeki kalabalığa gülümsemekle yetinmişti adam. Her türlü kendini kurtaracağını ve büyük yatırımlar yaptığını biliyordu ama soğuk metalden de eli kopmuyordu. Her zaman yaptığı gibi arabayı badigarta teslim edip kenardan içeri girdiğinde ardında kalan kızların bakışlarını da üzerinde hissediyordu. Üzerindeki ceketi çıkarıp beyaz gömleğin kollarını katlamaya başladığı gibi locada bulmuştu kendini. Elindeki ceketi Yavuz'a verirken mavi dosyayı da almış Yiğit'in karşısına yerleşmişti. 'Abi kafayı bulup canını sıkmayım diye mi buradayız?' Yiğit'in sorusu ile küçük bir tebessüm ile arkasına yaslandığında başını sağa sola sallamayı da ihmal etmemişti. 'İşimiz var, sabahtan beri bizimkilerleyim, onların evi barkı sevgilisi var da biz sapız oğlum' 'Sağ ol abi, teşekkürler abi, içim soğudu valla. Ne yüzüme vuruyorsan saplığımı' 'Lan ben kendimi katmadım sanki' 'Olsun sen sapsın, ben aşık bir sapım. Aynı şey mi hayır.' 'Yiğit sus, abicim bak anan seni yaparken dış görünüş için malzemeyi bol kullanmış ama kafatasın içinde olması gereken organ malzeme yetersizliğinden küçük kalmış o yüzden sus' 'Yok abi, anam babam tam tutturdular da, ebem sağ olsun kafa üstü düşürmüş beni' Vuslat çocuğun yorumuna gülerken bir yandan da dosyayı karıştırmaya başlamıştı. Yiğit'in gösterdiği kızın fotoğrafı ile karşı karşıya kalınca dikkatle inceledi bütün bilgilerini. Üniversiteden mezun olalı iki sene olmuştu, ailesi yurt dışında olduğu için kız tek başınaydı. Sevgilisi yoktu ve olmadığı gibi bu zamana kadar iki kişiyle çıkmıştı. Bir erkek kardeşi vardı ve o da lisede okuyordu. 'Senin kızı buldun mu?' 'Abi nereden bulacağım ya, ben basit bir liseli o istihbarat servisi.' Yiğit'in benzetmelerine yüz buruşturup kızın bilgilerinin olduğu sayfaları koparıp dosyayı Yavuz'a uzattıktan sonra derin bir nefes almıştı. 'Al hadi' diyerek kağıtları uzatırken Yiğit ilk önce şaşkınca baksa da hemen almış kağıtlara bakmıştı. 'Aneeeemmm. Abiiii. Doğru mu görüyorum ben, şirinem mi bu? Allah ada bak be Eylül. Ben sonbaharı severim, tam sonbahar adamıyım zaten' bilmiş bilmiş konuşurken Vuslat'ta derin bir nefes almıştı. 'Yiğit kafamı ütülemek yok, bundan gerisinde ne yapacağım abi demek yok. Kızın hangi saat ne yaptığı orada var' 'Allah razı olsun abim benim. Aslansın aslan' diyerek ayaklandığında kaşlarını çatmıştı adam. 'Otur lan oturduğun yere, işimiz var derken ciddiydim' demesi ile merdivenleri inenleri bulmuştu adamın gözleri. 'Abi, senin istediğin adamlarmış' diyen Yavuz'a kısaca bakmıştı. 'Aşağı alın'
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD